Cumartesi, Temmuz 11, 2020

Text Size

Son Yazılarım

Ün-fa-mar: Üniversite Farkındalık Marketi” nin kısaltması.

Her ilimize açarak nicelik konusunu çözdüğümüz yükseköğretim/eğitimin niteliğine yoğunlaşmamız gereken zamanlardayız.

Üniversiteler geçmiş, şimdi ve geleceği kuşatan maziden aldığı bilgileri bugüne yorumlayıp geleceğe yön veren zaman ve mekânı aşan eğitim/öğretim kurumlarıdır.

Ün-fa-mar’lar her üniversitenin halkla bütünleşmenin vitrini olmalı ve ürettiği eserlerle topluma rehberlik yapmalı, ilham vermeli, ön açmalıdır.

Mesela: En iyi buğdayı, çavdarı, mısırı ziraat fakülteleri üretip, ıslah ettiği tohumu köylü kardeşime sunmalı, en iyi bahçe modelleri peyzaj mimarlarından yansımalı vatandaşa.

En iyi sütü, tereyağını, kaymağı, yoğurdu peyniri vetenerlik fakülteleri üretmeli.

Ürünlerin ambalajını tüketicilerin vitrine koyacağı değerde sanat tasarım fakülteleri hazırlamalı, etiketini kültürümüzü aktaracak ve yaşatacak zenginlikte edebiyat fakülteleri yazmalı…

En iyi müziği, tiyatroyu, filmi konservatuvarlar üretmeli ve Cd’ler plaklarla halkın dikkatine sunmalı…

Tıp fakülteleri asıl hekimlik olan halkı hastalıklara karşı koruyucu-önleyici çalışmaları içeren kitap ve cd’ler hazırlayıp satışa sunmalı…

Edebiyat fakülteleri dünü bugüne taşıyıp, yarını geliştiren kültürel eserlerle doldurmalı Ün-fa-mar’ın raflarını…

En etkili ve sağlıklı bulaşık/çamaşır deterjanını kimya fakülteleri üretmeli…

Kişilerin giyim ve beslenme alışkanlıklarına dokunmalı tekstil ve gastronomi bölümleri; ürettikleri ve turizm ve otelcilik öğrencilerinin halka sundukları özgün eserlerle…

En sağlıklı ve her kelimesi Kur’an ve Sünnet imbiğinden süzülmüş İslami bilgiyi İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri üretmeli ve halk başka kapılarda dolaşmadan sahih İslami bilgi için Ün-fa-mar’a müracaat etmeli.

"Vasat bir doktora tezi, kemiklerin bir mezardan diğerine taşınmasından başka bir şey değildir." Frank J. Dobie

Devamını oku...

“Aynı Göğün Altında 3 Nefes” 3 anne ve bebeğini anlatan bir Trt belgeseli.

İstanbul’da şu an birçok kadının hayali olan çok iyi ekonomik ve fiziki imkânlar içerisinde yaşayan Gizem ve bebeği Kaan Ata;

Manavgat Altınkaya köyünde zor ekonomik ve kırsalın fiziki şartlarında hayatını devam ettiren Esma ve bebeği Şeref;

Batman’da ekonomik ve fiziki olarak olağanüstü zor şartlarda hayata tutunmaya çalışan Afgan Karima ve bebeği Muhsin’in hikâyesini anlatıyor belgesel.

Aile Eğitim ve İletişim Uzmanı olarak yıllardır dile getirdiğimiz kişi ve toplumun en çok üzerinde durması gereken “annelik” makamına 3 farklı yaklaşım getiriliyor canlı anlatımla.

Belgesel, dünyanın en önemli ve belirleyici faktörü “anne”yi hepimizin gözlerinin içine sokuyor.

İnsanın kişiliği, sağlığı, psikolojisi v.b. bir ömür hayatını etkileyecek bütün değerlerin inşasında en önemli ihtiyacın annenin bebeğine yakınlığı, ona verdiği emek, zaman, değer ve sevgi olduğunu ispat ediyor belgesel.

Bir şeyler yapmak için para ve fiziki şartların en son ihtiyaç duyulan şeyler olduğunu anlıyoruz.

Gönül zenginliğini devreye koyan annelerin bebeklerine ne büyük katkıyı yaptıklarını görüyoruz.

Batı’da başlayıp virüs gibi dünyaya yayılan Modernizm ve vahşi kapitalizm kariyeri, para kazanmayı anneliğin önüne çıkartmaya çalıştı.

Bu yaratılışa aykırı yolu 200 yıldır şartları zorlamasa da başarılı olması imkânsız ama kadınlara, anneliğe ve bütün beşeriyete büyük zararlar verdi.

O zararları verirken ürettiği 3 temel sistem de 100 yıl içerisinde çöktü.

1945 de Nasyonalizm, 1987’de Komünizm, 2008’de Liberalizm ve Kapitalizm çöktüler.

Bugün insanlık yeni bir medeniyet hikâyesi yazılmasını bekliyor.

Bu görev Mezopotamya ve 25’den fazla Medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu’ya bağdaş kurmuş olan millete düşüyor.

Devamını oku...

Konuşmalar yapılıyor, yazılar yazılıyor, her şey âlemin ıslahı ve dünyanın nasıl düzeleceğine dair…

İnsan konuşurken ve yazarken “etki alanı” içerisinde kalmaya özen göstermeli.

Nedir “etki alanı”?

Konuştuğun, yazdığın veya harekete geçtiğinde değişim yapabilme alanın senin “etki alanın”

Durgun bir suya taş attığınızda oluşan halkaları düşünün.

O taş attığınızda suda oluşan halkaların tam merkezinde siz varsınız.

Ve etki alanınızın en güçlü olduğu yer tam da taşın düştüğü yer, yani merkezi.

Demek ki neymiş!

En çok kendimizi konuşacağız ve yazacağız.

En çok kendimize eleştiri balyozunu indireceğiz.

İndireceğiz ki mermerden daha sert egomuza şekil verelim.

Üflemekle o ego sadece ferahlar ve güçlenir.

Kitap okunmadığından bahseden zavallı! Sen ne en son hangi kitabı okudun?

Yazılmadığından bahseden ukala! Sen en son neyi ne kadar yazdın?

Çevredeki olumsuzluktan bahseden şovmen! Çevre için ömrü hayatında ne yaptın?

Ne ürettin, Kızılay kaç ünite kan verdin ve kaç STK’na üyesin ve destek veriyorsun?

Annemiz bir sebepti, Rabbimiz bizi “tek başına” dünya imtihanına indirdi.

Kalemleri bırak emrinden sonra yine 2. Annemiz: Kabirde “tek başına” döneceğiz imtihan dünyasından gerçek hayatın bekleme istasyonuna.

Yalın gerçek işte bu!

Gerisi hepsi masal.

Çıplak doğduk bir kundağa sardılar ve altımıza bez bağladılar.

Çıplak öleceğiz bir kefene saracaklar.

Ve dünyada giderayak daha fazla çevreyi kirletmemiz için pamuk tıkayacaklar…

Devamını oku...

İslam 5 şeyi korur: Can, mal, nesil(namus), akıl, din.

Bu 5 temel değerden en önde geleni “can” dır.

Asıl vatan cennetten imtihan için gönderildiğimiz dünyada Rabbimiz “ecel” vaktiyle “kalemleri bırak” emrini vermeden önce imtihan salonunu terk etmek yasaktır.

Bu nedenle intihar, başkasını öldürmek gibi büyük günahlar arasında sayılmıştır:

“Kim bir mü'mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” Nisa, 4/93.

Bir nefsi öldürmek te bütün insanlığı öldürmek olarak değerlendirilmiştir:

““Kim bir canı, başka bir cana ya da yeryüzünde fesat çıkarmasına karşılık olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur.” Maide, 5/32.

Aynı ayette bir insanın yaşatılmasının bütün insanlığı yaşatmak olarak değerlendirmiş Yüce Allah (c.c.): “Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur.” Maide, 5/32.

Peki bir insanı yaşatmak nasıl olabilir?

Bu soruya bir kitap olacak kadar uzun cevap verilebilir.

Ancak biz konunun bir tarafını ele alacağız yazımızda.

Ruh insan bedeninde meskun olduğu için yaşaması bedenin sağlık ve sıhhatine bağlı.

Bedenin kronik rahatsızlıklarında ve ani gelişen kazalara başlı travmalarda tedavi için en gerekli ve alternatifi olmayan ihtiyaçlardan birisi, en birincisi kandır.

Yani sağlık sisteminin insanları hastalıkların tedavisinde veya acil gelişen travmalarla oluşan rahatsızlıkta en çok ihtiyaç duyduğu taze kandır.

Bu ihtiyaç olan taze kan üretilemediği için tek temin yolu kan bağışıdır.

Bu sebeple insanlığı yaşatmaya çalışan sağlık kadrosunun elinde yeterli miktarda kan stokunu temin etmek Müslümanların bir kısmı üzerine kuvvetle farzdır.

Devamını oku...

Aile ve toplumda huzur için 3 ilke önceliğimiz olmalı.

Sohbet(iletişim), sevgi ve sabır.

Hepsini bir cümlede ifade etmek gerekirse: Her daim sohbetinize sevgi ve sabır katın.

İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliği; eşyanın isimlerinin Yüce Allah tarafından öğretilmesidir.

Yani; insan Allah tarafından “halife” misyonuyla eşyanın hakikatine vakıf olma kabiliyeti ile yaratılmıştır.

Bu misyonu ortaya koyabilmek için akıl ve kalbini, zihin ve duygularını birlikte etkin kullanmak durumundadır.

Kullanmadığı durumda ne olur?

Hayvanlar gibi hazır bir programla yaratılmadığı için kâinatın halifesi kıymetine haiz olan akıl ve kalbini etkin kullanmadığı durumda hayvanlardan daha aşağı, en aşağı durumu düşer.

“Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yol bakımından onlardan daha şaşkındırlar.” Furkan, 25/44.

“And olsun ki, birçok cini ve insanı (yaptıkları yüzünden) cehennemlik kıldık. Onların kalpleri var fakat (hakkı) anlamazlar, gözleri var fakat (gerçeği) görmezler, kulakları var fakat (doğruyu) duymazlar. Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta hayvanlardan da sapıktırlar. Onlar gaflet içindedirler.” A’raf, 7/179.

Sohbette, iletişim de sabır demek: Etkili dinlemek demektir.

Muhatabı iyi dinlemek onu anlamanın %51’ni oluşturur.

Konuşurken muhatabına bütün vücuduyla, duygularıyla yönelmek Peygamberimizin önemli sünnetlerindendir.

Yani Müslüman muhatabı konuşurken lafa omuz vermez, dikkatle, göz teması kurarak, ilgi ve alaka içerisinde dinler.

Sabırla iyi dinleyip anladıktan sonra vereceğimiz cevaba ise mutlaka sevgi katacağız.

Sözlerimiz mutlaka doğru olacak, ama bu doğru en güzel ambalaj ve süslerle birlikte sunulacak.

Bizi birbirimize bağlayan köprü dilimizdir.

Devamını oku...

“Binlerce yıl sağılmışım,

Korkunç atlılarıyla parçalamışlar

Nazlı, seher-sabah uykularımı

Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,

Haraç salmışlar üstüme.

Ne İskender takmışım,

Ne şah ne sultan

Göçüp gitmişler, gölgesiz!

Selam etmişim dostuma

Ve dayatmışım…

Görüyor musun ?”

Ahmet Arif’in böyle tasvir ettiği değerli ve zor coğrafya Anadolu’ya 1071’de Malazgirt’ten girerek ayak bastık.

İbn Haldun “coğrafya kaderdir” demişti ya.

Biz tercihimizi çoktan yapmıştık.

Dünya’nın en zor coğrafyasında İslam’ın bayraktarlığını üstlendik.

Aslında 1071’den asırlar önce Gaziyan-ı Rum, Baciyan-ı Rum, Ahiyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum ve Dervişan-ı Rum Anadolu’nun gönlünün en derinliklerine inmişler, fethe hazırlamışlardı.

1176’da ecdadımız Miryokefalon’u kazanarak Konya’ya bağdaş kurup oturdu.

Konya’ya bağdaş kurarken yanımızda; ehli beytten aldığımız İslamiyetin; İmam Maturdi, Hoca Ahmet Yesevi ve Bahaeddin Nakşibendi gibi zirve isimlerin yaşantılarıyla yoğurdukları en güzel yaşamı ve yorumunu da getirdik.

Çünkü bağdaş kurmak bütün işleri tamam ettikten sonra yapılan “biz tamamız” mesajıydı.

Devamını oku...

18-24 Mayıs tarihleri ülkemizde aile haftası olarak idrak ediliyor.

Koronavirüs (covid 19) nedeniyle ülkemizde ve dünyada yaşanan pandemi süreci “her işin başı sağlık ve aile” olduğunu tüm dünyaya ilan etti.

Sağlıklı birey ve huzurlu toplum için mutlu ailenin kilit taşı olduğunu, insan için her açıdan en güvenli mekânın aile ve ev olduğu artık herkesin ortak kabulü.

Evi yaşanılır kılmanın esası olan mutlu aile için; sohbet, sofra, seyahat, seccade, sevgi, sayfa, samimiyet, sistem ve sabır birliğine ihtiyaç olduğu yaşanan süreçte açıkça ortaya çıkmıştır.

Pandemi süreci dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını gösterdi.

Yeni dönemin şartlarını esas alarak aile kurumuzu daha da güçlü kılacak adımları hızla atmalıyız.

Aile yapımızı güçlendirirken, toplumda herkesin en güvenli sosyal kurum olan aile de, evde yaşaması için gerekli çalışmalara ara vermeden devam etmeliyiz.

Çocuk hakları evrensel beyannamesinde vurgulandığı üzere; her çocuğun aile yanında büyüme hakkı vardır.

Bu anlamda 2007-2012 yılları arasında “Aileye Aileye Yardım Projesi’ ile kurumda kalan çocukların öncelikle Sosyal Ekonomik Destekle (SED) kendi aileleri ve akrabalarına, bu mümkün değilse Evlat Edinme ve Koruyucu Aile modelleriyle uygun ailelerin yanına yerleştirilerek devasa bir adım atılmış, yurt ve yuvalar kapatılmış, kurum olarak ta sevgi ve çocuk evi modellerine geçiş sağlanmıştı.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 107

Başlangıç
Önceki
1

Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Türklerin Müslüman Olmasının N...
elinize sağlık çok işime yarayacağını düşünüyorum
Ağırlığınca duracaksın bazen ...
Tebrik eder. Hayat demek hareket demektir.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun...
çocuk koruma kanunu ile ilgili bilgi araştırıyorum bende. bu sitede de bilgiler var. ilgilenen a...
GECE GEZME EHLİYETİ
Sadece şiddet olunca değil. Kadına hiç bir şey yapmasan bile sana iftira attığı takdirde uza...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün36
mod_vvisit_counterDün198
mod_vvisit_counterBu Hafta1446
mod_vvisit_counterBu Ay2542
mod_vvisit_counterToplam632697