Pazartesi, Ekim 22, 2018
Text Size

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

Gökhan Kırlangıç kardeşimin hazırlayıp sunduğu Ribar Fm'de yayınlanan Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk.

Radyo Gençlikte 'Canefşan' programına konuk olduk...

Radyo Gençlikte Filiz Akman'ın hazırlayıp sunduğu 'Canefşan' programında 'Aile' yi konuştuk..

  • Emirgazi'de öğretmenlerimizle beraberdik...

    Pazartesi, 24 Eylül 2018 11:06
  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02
  • Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

    Perşembe, 08 Mart 2018 14:52
  • Radyo Gençlikte 'Canefşan' programına konuk olduk...

    Cuma, 02 Şubat 2018 14:02
  • Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Yüksek Lisans Öğrencileriyle Ders Yaptık...

    Çarşamba, 27 Aralık 2017 14:54

Son Yazılarım

İnsanı insan yapan en önemli vasfı yaratılıştan gelen ve fıtratına yerleştirilmiş olan özgünlüğüdür.

Bu özgünlük fiziksel ve ruhsal olarak vücudunun her zerresine yerleştirilmiştir. RNA, DNA’dan göz bebeğine, parmak izinden ses tenine, kokusundan gülümseme şekline kadar insan her şeyiyle özeldir.

Bu özgünlük davranış, düşünüş ve hayata bakışta da mevcuttur. İnsanı diğerlerinden ayıran ve kendisi kılanda bu özgünlüğünü muhafaza edebilmesidir.

Bir şarkı güftesi bu özgünlüğü ne kadar güzel ifade eder:

Benzemez kimse sana tavrına kurban olayım

Bakışından süzülen  işvene kurban olayım.

Seni diğerlerinden farksız kılmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı artık hiç bitmez.(E. E. Cummings)

‘Çift kişilik’ özellikle ebeveynlerin üzerinde hassasiyetle durmaları gereken bir konu.

Çünkü kişiliğin en önemli oluşma zamanları olan 0-6 yaşta aşırı otoriter ve aşırı ilgili ailelerde çocukta ‘çift kişilik’ oluşma ihtimali çok yüksek.

Eğer aynı şekilde 7-12 yaşta da devam ederse tedavisi imkansız bir rahatsızlık ile karşı karşıyayız demektir.

Her çocuğun doğuştan getirdiği kendine özel , kendine has birçok özellikleri vardır. Ebeveynden beklenen çocukta doğuştan gelen ,  çocuğuna özgü o kabiliyetlerin gelişmesi konusunda her türlü desteği vermeleridir. Bu konuda sabırlı olunmalı ve iyi bir gözlemle çocuğun gitmek istediği yol tespit edilmelidir. Bu gideceği yolda ki engelleri çocukla birlikte kaldırarak yaratılışın gereği verilen kabiliyetlerini en üst perdede ortaya koymasına çalışılmalıdır. En iyi anne baba veya öğretmenin vereceklerini bir an verip kendini en kısa sürede geçersiz hale getiren olduğunu unutmayalım.

Çocuk yetiştirmenin en önemli kurallarından olan bu husus , bir çok aile tarafından ihmal edilmektedir.

Devamını oku...

Saat 18.00 gibi Akdağ’a ulaştık.

Tenekede tavuk işlemlerine başladık.

Yemek ve çaydan sonra yürüyüş yaptık.

23.00 sularında, yani 5 saat sonra yoğun oksijeni kılcal damarlarımda hissettim.

Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesinde yer alan Sandıklı Akdağ Tabiat Parkı, alternatif turizm açısından çok ama çok önemli bir potansiyeli barındırıyor.

Akdağ; yemyeşil ormanları su kaynakları, uçsuz bucaksız çayırları;  zengin bitki örtüsüyle eş değerde yaban hayatıyla, (yılkı atları, geyik, domuz, tilki, kurt v.s.) insanı insanlıktan önceki doğal zamanlara kadar götürüyor.

Yılkı atları, yaban geyikleri ve doğal hayata dair her şey sizi bekliyor.

Özellikle sabah erken kalktığınızda kendinizi bir ‘’oksijen bulutu’’nun tam ortasında buluyorsunuz.

Yılkı atları etrafınızda otluyor ve onları çok yakından fotoğraflama imkanını buluyorsunuz.

Göleti güzelliğiyle doğa tutkunları için biçilmiş kaftan.

Tahmini 20 km. uzunluğunda olan Tokalı Kanyonu ve kanyondan Çivril gölüne dökülen Akçay görülmeye değerdir.

Kocayayla civarında, keşfedilmeyi bekleyen pek çok mağara vardır. Kanyon boyunca insanoğlunun ayak basmadığı mağaralar, trekking yapanların ilgisini çekecek güzergâhlar bulunmaktadır.

Devamını oku...

(Elindeki imkânları) gereksiz yere saçıp savurma! Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı nankörlük etmiştir. Kur’an-ı Kerim, İsra, 17/27

Kulun Yüce Allah’ın verdiği nimetleri O’nun istediği maksada yönelik, O’nun istediği şekilde ve O’nun istediği miktarda kullanmasına HAMD denir. Hamd şükrü ve bütün ibadetleri içine alır ve kısaca kulluğu her daim hamd halinde olmak şeklinde tarif edebiliriz.

İsraf ise hamd makamından insanı zillet çukurlarına yuvarlayan bütün kainatın hukukuna tecavüzü netice veren külli bir haramdır.

Bu sebeple ahirzamanın en büyük DECCAL’ini Peygamberimiz ‘’eli delik olacak’’ şeklinde tarif ederek ‘’israf edeceğini ve israfı teşvikle kurbanlarını tuzağa düşürüp sömüreceğini’’ ifade ederek İslam Ümmetini uyarır.

Bugün dar daireden en geniş daireye kadar çevremize göz atarsak HAMDİN insanları yücelttiğini, isaraf ve saçıp savurmanın zillet ve fakirliğe düşürdüğünü görürüz.

Bugün kü yaşadığımız ekonomik darlığın en önemli sebebi  de İSRAF.

Hz. Yusuf(a.s)un kıssası iktisadi hayatta 7 yıllık bolluk 7 yıllık darlık gerçeğine işaret eder.

İsraftan kaçan iktisada dikkat eden ASLA sıkıntı çekmez.

Yüce Allah yarattığı mahlukatla birlikte ona, ömrü boyunca yetecek rızkı da yaratıyor. Yaratılanların rızkının Yüce Allah tarafından teminat altına alınıp yaratıldığı Kuran-ı Kerim’in nassı ile sabit. Ancak hırsızlar ve müsrifler herkese yetecek olan bu rızkı çalarak ve israf ederek ve ettirerek dünyanın ve ülkemizin bugünkü manzarasının ortaya çıkmasına neden oluyorlar.

Bunun hesabını da Mahkeme-i Kübra’da en ağır şekilde verecekler, vereceğiz. Çünkü “kulluk, ibadet”; hukuku ibada (yaratılmışların haklarına)  tecavüz etmemekle birlikte hukukullahı bi hakkın yerine getirmek demektir. Yani Yüce Allah yaratılmışların haklarını ,kendi haklarının önüne koymuştur. Hırsızlık ve israf hukuku ibada (yaratılanların haklarına) tecavüzdür. Onun için Kuran-ı Kerim’de Yüce Allah “Yiyiniz içiniz ,israf etmeyiniz”, “İsraf edenler şeytanın kardeşleridir.” ifadeleriyle israf konusunda insanlığı şiddetle men etmiştir.

Aldıklarımızın %90 ı 6 ayda çöp oluyor.

Devamını oku...

Gambit, bir satranç terimidir.

İki tür satranç oyuncusu vardır.

Birincisi: Taş hesabı yapan, rakibinden daha fazla taş yiyerek ya da kendi taşlarını katı bir savunmayla muhafaza etmeye çalışan sıradan, sıkıcı, zevksiz, riske girmeyen ortalama ve yaygın tip.

İkincisi: Gambiti bilen, strateji ustası, hedef odaklı, risk alan, kurduğu 7, 8, 9, 10 hamle sonrası galibiyet için taşlarını feda eden zevkli, zeki, olağan dışı satranç oyuncusu.

Demek ki gambit: Daha iyi bir mevki veya oyunu kazanmak için bir oyuncunun bir veya birkaç taşı feda ederek stratejik üstünlük kurması anlamına gelmektedir. Satranç dışında da hesaplı bir hareket, bir tür hile, bir tür tuzak anlamlarında da kullanılır.

Lise 1.sınıftan itibaren satranç oynarım. Aynı zamanda sertifikalı satranç antrenörüyüm. Hiçbir zaman taş hesabı yapmadım. Hep strateji kurdum, gambiti uyguladım ve hiçbir zaman pişman olmadım.

Peki gambiti satranç dışında sosyal hayatımızda uygulayabilir miyiz?

Sadece gambiti değil satrancın tüm enstürman ve uygulamalarını sosyal hayata uygulayabilirsiniz.

Bunun için bütün anne/baba, komutan, idareci ve  öğretmenlere çağrım, çocuklarınıza/öğrencilerinize/askerlerinize satrancı mutlaka öğretiniz.

Sosyal hayata gambiti nasıl uygulayacağımız konusuna gelince:

Hayatta karşılaştığımız insan tipi vardır.

Birincisi: Sürekli küçük hesaplar peşinde, sineğin yağını hesap eden, cimri, pinti, her olaya sadece kendi bulunduğu yerden bakan, dünyanın kendisi için döndüğünü düşünen, bencil, egoist, asla risk almayan, kıl, keyifsiz, zevksiz ot, olağan, sıradan tip.

İkincisi: Paylaşımcı, dünyanın diğer insan ve varlıklarla güzel olduğuna inanan ve bunu yaşayan, cömert, kendisi ve başkası için risk alan, keyifli, özgün, olağan dışı tip.

İşte ikinci tipler hayat oyununu gambit çerçevesinde oynarlar.

Risk alırlar.

Sevdikleri için hesapsız fedakarlık yaparlar.

Devamını oku...

Yeryüzüne imtihan için gönderilen ilk insanlar Hz. Adem ve Hz. Havva’nın çocukları Habil ve Kabil iki kardeştiler. Kabil’i Habil’e öldürecek kadar düşman edecek duygu haset/kıskançlık duygusuydu.

Aslında İblis’i Allah’ın emrine uymaktan alıkoyan da Hz. Adem’de ki cevheri gördüğü ve bildiği halde haset ve kıskançlık gözünü kör etmiş ve onu isyana sürüklemişti.

O halde kendimiz ve sevdiklerimiz için eğitimde önceliğimiz haset ve kıskançlık duygularına sahip olma, onları kontrol edebilme maharetini öğretmek olmalıdır.

Bakın Kabil ve Habil öz kardeşti.

Bu duygular kontrol edilemediğinde en sevdiklerimizi dahi öldürmeye sevk edecek kadar tehlikeli.

Bugün Afyonkarahisar ve Konya’da dahil şehirlerimiz ve ülkemizin önündeki en büyük engel kontrol edemediğimiz haset ve kıskançlık duyguları.

Şehirlerimizden/ülkemizden birileri ticaret/sanat/kültür/siyaset/spor adına güzel başarılara imza atmaya başladığında başta yakın çevresi paçalarından çekmeye başlıyor. Üzülerek ifade etmem gerekiyor: Anadolu birçok şehirde ‘bu şehir altından bir kap, içi akreple dolu’ sözünü duydum.

Oysa Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.) ‘kendi için istediğini kardeşi için istemedikçe kişinin imanı tamam olmaz’ buyurur. Eksik imanda iman değidir.

Peki nedir bu haset/kıskançlık?

Ve nasıl kontrol edeceğiz?

Devamını oku...

Bizi de dahil ederek tüm Müslümanları içine alan din, tarih ve örfümüze aykırı iki cümle 300 yıldan fazla bir süredir bizim hareketlerimizin temel referansı oldu.

1.Bizden bir şey olmaz. (ümitsizlik, kendine güvenin olmaması, birbirine değer vermeme, birbirini hakir görme)

2.Bize bir şey olmaz. (lakaytlık, kuralsızlık, ‘sünnetullah’ tabir ettiğimiz tabiat kanunlarını bilmeme ve aykırı hareket, tembellik, pasiflik)

İslam alemi dünya üzerinde bütün alanlarda zirveyi 12. Asırda doğuda Maveraünnehir’de birçok İslam ülkesi ve batıda Endülüs Devletiyle yakaladı.

Bu üstünlük batıda 1492, doğuda 1517’ye kadar devam etti.

Zirvede iken  İbni Tufeyl dünyayı bir ada ve Hay bin Yakzan’ı da Müslümanların ideal şahsiyeti şeklinde kitabında anlattı.

Batı orta çağı yaşarken biz Müslümanlar her açıdan ümranın zirvelerindeydik.

12. asırdan sonra biz Müslümanlar zirvede olmanın rehavetiyle gelişme hızımızı yavaşlatırken batı Endülüs devletini yıkıp bütün mirasına kendi malıymış gibi sahiplenip reform ve Rönesansı o miras üzerine bina etti.

Batı entellektüelleri Endülüs ve diğer İslam ülkelerindeki birikimi alıp kendi yükselmelerine esas yaparken kendi çürük ve bozuk mallarını bizim pazarımıza parlak ambalajlar ve dini kılıflar içerisinde sürdüler.

1719’da zirveye çıktıklarını düşünen batılılar İbn Tufeyl’ in(1106-1186) Hay bin Yakzan’da anlattığı Müslüman Adem’e, Daniel De Foe’nin(1660-1731) Robinson Crusoe ile cevap verdiler.

Artık dünyaya hakim olan Hay bin Yakzan değil Robinson De Crusoe anlayışıydı ve O'nun kodlarıydı.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 91

Başlangıç
Önceki
1




Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

GECE GEZME EHLİYETİ
Sadece şiddet olunca değil. Kadına hiç bir şey yapmasan bile sana iftira attığı takdirde uza...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...
Türklerin Müslüman Olmasının N...
winknnnnnnnnnnnnnn çok güzeeeeeeeeeeeelllllllllllllllll olmuşş
Türklerin Müslüman Olmasının N...
smiley çok güzel olmuş elinize sağlık.

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3
mod_vvisit_counterDün279
mod_vvisit_counterBu Hafta282
mod_vvisit_counterBu Ay5909
mod_vvisit_counterToplam399463