Cuma, Ağustos 23, 2019
Text Size

Seydişehir'de özel insanlarla birlikteydik...

Seydişehir'de özel çocuklarımızın velileri ve öğretmenleriyle zamanı paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar Erh...

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bize bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar ve Erhan Dargeçit beylere teşekk...

  • Seydişehir'de özel insanlarla birlikteydik...

    Cuma, 05 Temmuz 2019 12:00
  • ''Yorulmaz Bilginler'' kreşimiz velilerine ''Ailede Sosyal medya ve iletişim'' konulu konferans verdik.

    Cuma, 10 Mayıs 2019 08:21
  • 5. Akşehir Kitap Fuarına katıldık...

    Pazartesi, 06 Mayıs 2019 12:04
  • İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 30 Nisan 2019 08:51
  • İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Çarşamba, 24 Nisan 2019 10:16

Son Yazılarım

“Bütün kitaplar tek bir kitabın anlaşılması için okunur, bütün sohbetler bir kitabın yaşanması için yapılır.’’

Kurtuluş olarak Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’e sıkı sıkıya sarılmamızı açıkça emretmiştir.

Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı tutunun (hayatınızı ona göre düzenleyin) ve (İslam'la çelişen davranışlarınızla gruplara ayrılarak) birbirinizden kopmayın! Allah'ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini düşünün ki, cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken o, sizin kalpleriniz arasında ülfet (yakınlık) meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din kardeşleri oldunuz. Hem siz ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da oraya düşmekten sizi (İslam ile) O kurtardı. İşte Allah size âyetlerini böylece açıklıyor ki, doğru yola eresiniz.”  Al-i İmran, 3/103.

Kainatı yaratan  ve halife olarak insanı seçen Yüce Allah insanın dünya ahiret kurtuluş reçetesi olarak Kur’an-ı Kerim’i göndermiş ve O’nu kıyamete kadar koruyacağını ifade etmiştir.

“Bu Kur'an'ı gerçekten biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz.”  Hicr, 15/9.

Kur’an-ı Kerim’in en büyük müfessiri Allah Elçisi Hz. Muhammed’(s.a.v.)dir.

Kur’an-ı Kerim’in kıyamete kadar korunacağına dair teminat Peygamberimizin sözleri olan Hadis-i Şerif’ler hakkında verilmemiştir.

Dolayısıyla bize hadis olarak aktarılan sözlerle ilk yapacağımız iş Kur’an’a arz etmektir.

Darphane ismi ile de anılan Kufe’de sahte para basıldığı gibi hadis rivayet edildiğini gören İmam-ı Azam Ebu Hanife ‘’Kur’an’a arz’’ metodunu ortaya koymuş ve geliştirmiştir.

Bir hadis Kur’an’dan herhangi bir ayetiyle çelişmemelidir.

Arefe gününde bir gün önce camide namazdan sonra hadis okuyan bir hoca arkadaşımız, “Arefe gününü oruçla geçirenin, bu yıl ve gelecek yıl ki günahları affolunur” şeklinde hadis(!) okudu.

Bunu dinleyen cemaat için 1 nafile oruç karşılığı 2 yıllık günah işleme özgürlüğü yolu açılmış olmadı mı?

Bakın bu hadis(!) olduğu iddia edilen söz hangi ayetlerle çelişiyor.

Devamını oku...

Rabbimiz her insanı bir önce bir bilgisayar gibi dizayn etti.

Kişiye(nefse) ve onu şekillendirene/Ve nefsin vemâ sevvâhâ. Şems, 91/7.

Sonra kişinin(nefsin) tercihine bırakılmış 2 program yükledi.

Sonra da ona iyilik(takva) ve kötülük(fücur) kabiliyeti ilham edene and olsun ki/Fe-elhemehâ fucûrahâ ve takvâhâ. Şems, 91/8.

Bu tercihleri yaparken Rabbimizin tavsiyesi iyilik(takva) programının tercih edilmesi, kötülük(fücur) programının tercihi durumunda ise tövbe ile derhal temizlenip fabrika ayarlarına dönülmesi.

Muhakkak (isyan ve günah kirlerinden) temizlenen nefis kurtulmuştur/Kad efleha men zekkâhâ. Şems, 91/9.

Rabbinin ısrarlı emirlerine rağmen iyilik(takva) programını seçmeyip, kötülük(takva) programını seçen ve tövbe ile temizlenmeyen kullar ise dünya/ahiret helak olanlardan olmuşlardır.

Onu (isyan ve günahla) kötülüğe gömen ise mahvolmuştur/Ve kad ḣâbe men dessâhâ. Şems, 91/10.

Peki iyilik(takva) veya kötülük(fücur) programını nasıl tercih ediliyor?

İnsanda akıl ve melek iyilik(takva) tercihi için çabalarken, nefis ve şeytan kötülük(fücur) tercihi için gayret gösteriyor.

‘’Melekle akıl, aynı yaratılıştadır; hikmeti var da iki suret oldu.

Melek, kuş gibi kanatlı olmuş; akıl kanadı bırakmış, nura bürünmüştür.

Hülasa ikisinin de manası aynı olduğundan, ikisinin de hakikati bir olduğundan o iki güzel, birbirlerine arka olmuşlar, birbirlerine yardımcı kesilmişlerdir.

Melek de Hakk'ı bulmuştur akıl da. Her ikisi de Adem'e yardımda bulunmuş her ikisi de Adem'e secde etmiştir.

Nefisle şeytansa ezelden bir olduğundan Adem'e düşmandırlar, o an haset edip dururlar.

Adem'i bedenden ibaret gören, ondan kaçmış, ona secde etmemiştir. Fakat onu emniyete olmuş bir nur olarak gören, karşısında eğildi, secde etti.

Melekle aklın...O ikisinin gözleri, Adem'i görüp nurlandı.

Şeytanla nefsin...Bu ikisinin gözleri, Adem'i ancak toprak olarak gördü.’’

M. C. Rumi, Mesnevi, 3/3193-3199.

Bizim bütün gücümüzle akla ve meleğe tabii olmamız gerekiyor.

‘’İhtiyar, akıl ihtiyarıdır oğlum!

Saçın sakalın ağarmasıyla adam adam olmaz.

İblisten daha ihtiyar kim var?

Devamını oku...

Hz. İbrahim(a.s.), 3 dinin Peygamber olarak baş tacı ettiği dedemiz Halilullahtır.

Ecdadımız bu sebeple 3 dinin ortak mekanı Kudüs’e ‘’İbrahim Halilullah’’ yazdı.

Kulların kalbine yerleşecek ve onları mutmain bir imana kavuşturacak Tevhidi en güzel anlatan İbrahim(a.s.) kıssasıdır.

‘’İbrâhim "Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster!" deyince, Rabbi "Yoksa inanmıyor musun?" demişti. O "Hayır inanıyorum, fakat kalbim tam kanaat getirsin diye" cevabını verdi. Rabbi "Kuşlardan dört tane al, onları kendine alıştır, sonra (parçalayıp) her bir tepeye onlardan bir parça bırak, sonra onları çağır. Koşarak sana gelecekler ve şunu bil ki, Allah hep galiptir ve hikmet sahibidir" buyurdu.’’ Bakara, 2/260.

Allah’a, Ahirete ve Peygamberliğe imanın ders verildiği ayette geçen bu kıssa üzerine çok tefsirler yapıldı, yapılıyor, yapılacaktır.

Biz Hz. Mevlana’nın zikrettiğimiz ayetin tefsiri üzerinde duracağız.

Allah’a ve ahirete iman ettim diyenlerin şu asırda dikkatle okumaları gereken bir anlamı içeriyor kıssa Hz. Mevlana’nın anlatımında.

‘’Tene ait dört huy, Halil'in kuşlarına benzer.

Kaz hırstır; horoz şehvet.

Makam tavusa benzer, kuzgun dileğe.

Sen vaktin Halil'isin.

Bu yol kesen 4 kuşu öldür.

Onları kesmek cana yol açar.’’ M. C. Rumi, 5/3331, 3344.

1. Kaz: Hırs: Bugün Müslümanlar imanlarının gereği İslam cemaati, ümmet ve insanlığa yönelik umumi fayda için çalışması gerekirken KAZ GİBİ 3 günlük dünya için sürekli biriktirme derdine düşmüş durumdalar. Oysa Kur’an-ı Kerim’in her yerinde zekat, sadaka, infak emredilmektedir.

‘’(Allah yolunda) sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilendir.’’ 2/168.

2. Horoz: Şehvet: Neslin devamı için verilen şehvet duygusu şeriat kuralları çerçevesinde sarf edilmezse kişinin dünya ve ahiretini mahveder. Mevlana Mesnevi’de(5/1335-1420) insandaki şehvet duygusunu eşeğin aletine; şeriat kurallarını ise eşeğin aletine takılan kabak ile tasvir eder. Şeriat kurallarına riayet edilmediğinde şehvet duygusu tasvirde olduğu(ev sahibesinin öümü) gibi kişinin dünya ve ahiretini yok etmektedir.

Şehvet duygusunun ne denli tehlikeli olduğuna işaret olarak şeriat kuralları dışındaki ilişkiler için ‘’yapmayın’’ değil ‘’yaklaşmayın’’ emri verilmiştir.

Devamını oku...

Fetö v.b. yapıların ortaya çıkmasını sağlayan toplumsal bir zemin var.

Bu zemini tanımak için zaman tünelinde kısa bir tarihi yolculuk yapalım.

Dinin aslı ve özü olan; güzel ahlak son Peygamber Hz. Muhammed(s.a.v.) ile tamamlandı.

Din ahlaktı, samimiyetti, sosyal hayatta bize tesir eden ilkelerdi ve bunlara SALİHAT denildi.

Ahlakı, samimiyeti, dürüstlük ve çalışkanlığı hatırlatan kişisel ibadetlere HASENAT denildi.

Hasenat salihate dönüşmüyorsa hiçbir önemi yoktu. Kıldığınız namaz sizi taşkınlık ve aşırılıktan alıkoymuyorsa o namaz namaz değil eğilip kalkmaktan ibaretti. Ankebut, 29/45

Hz. Peygamber ve 4 halifesi bu anlayışı yaşadı, uyguladı devlete ve topluma hakim kıldı.

Sıffin’den sonra işler değişmeye başladı.

İslam’a sokulmuş en büyük bid’at Bizans’tan Muaviye bin Ebu Süfyan tarafından alınan saltanatın kurumsallaştırılması ve İslami gibi gösterilmesi çabasıdır.

Devlette kurumsallaştırılan saltanat ümera, ulema, asker, kısaca hayatın bütün alanlarını etkiledi. Akıl iptal edildi, eleştiri kapısı kapatıldı, koşulsuz teslimiyet için gereken tüm adımlar atıldı.

Ehli beyte yapılan zulümler de dahil tüm olumsuzluklar İslam’dan referanslarla savunulmak istendi.

Bu Hz. Peygamber ve Raşid halifelerle kurumsallaştırılmaya çalışılan hilafeti ısırıcı bir saltanata dönüştürdü. Emeviler İslam’ı kendi kavimlerine kadar daraltıp, katı ırkçılık üzerine bir siyaset izleyerek Arap olmayanlara mevali tabir ederek her açıdan 2. Sınıf vatandaş muamelesi yaptılar, Arap olmayan Müslümanlardan haraç ve cizye aldılar.

Bu ısırıcı saltanattan kaçan ehli beyt ve diğer ashap Maveraünnehir bölgelerine çekildiler.

Türk Milleti olarak biz İslam’ı ehli beytten ve bu zulümden kaçan ashaptan öğrendik.

Büyük Selçuklu Devleti ve diğer Müslüman Türk devletlerinde ortaya çıkan İslam anlayışı beylikler ve Osmanlı Devletinde de 1516-1517 yılına kadar etti.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır’dan el-Ezher’deki alimleri İstanbul’a getirip baş tacı yapması, Maveraünnehir’de oluşturulmuş kodların hızla değişmesine yol açtı.

Maturidi çizgisindeki Osmanlı, Eşarici bir çizgiye doğru hızla savruldu.

Aklın geri plana atıldığı, kaderin yanlış yorumlanmasıyla eskileri körü körüne taklidin hakim olduğu, Emevi döneminde oluşturulmuş eleştiri ve farklı fikir ve düşünceye kapalı dar ve sınırlı İslam’ı boğan kodlar Osmanlının umera, ulema ve askeri anlayışına hakim olmaya başladı.

Ufuktaki bu daralma hayatın tüm alanlarına yansıdı ve bana göre Osmanlı Devleti 1517’de duraklamaya başladı.

Osmanlı Devleti, 1571’de İnebahtı faciasını yaşadı, bir mermi, top atamadan tüm donamasını kaybetti; bu büyük bir şoktu ama maalesef uyanmaya yetmedi.

Devamını oku...

07.07.2007 yılında ‘’Türk Aleviliği’’ konferansı verdiğimde Konya Yazarlar Birliği ailesiyle tanışmıştım.

O tarihten sonra bu kıymetli aileden hiç ayrılmadım.

‘’Ailede Huzur için 9 S’’ i anlattım 28.10.2013’de.

Ama daha çok dinledim, öğrendim, tanıştım, kaynaştım, ufkumu açtım.

Konya Yazarlar Birliği benim ve tanıştığım, tanıştırdığım tüm dostlarımın ifadesiyle bir akademi, sürekli eğitim merkezi oldu.

25 yıldır Cumartesi günü saat 14.00 de kıymetli bir konu ve değerli bir konukla öğrencilerinin ruhunu, aklını, kalbini doyurma gayretinden hiç taviz vermedi Konya Yazarlar Birliği.

14.00 deki programdan sonra önce havuzlu, çiçekli doğal bahçesinde gerçekleşen sohbetler şimdilerde Kılıçarslan Meydanı  bitişiğindeki STK’lara ayrılmış havzadaki merkezinin harika salonunda devam ediyor.

‘’Dost dostun zehrini alır.’’

‘’Müsademe-i efkardan barika-i hakikat tevellüt eder/Fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşeği ortaya çıkar.’’

Sadece Cumartesi 14.00’de düzenlenen panel ve konferanslar değil, bazen şiir akşamları, bazen sempozyumlarla akademi özelliğini pekiştiriyor Konya Yazarlar Birliği.

Bir de eğitimin yaşamın içerisinden yürümesi gerektiğini vurgulayan ‘’Yazılacak çok şeyimiz var’’ gezilerini düzenler.

Bu geziler bazen yakın çevremize, bazen ülkemizin farklı coğrafyalarına uzanır.

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Sorusunun cevabı aslında ‘’Gezerken okuyandır.’’

Gezilen yerler 100’ün üstünde göz, 50’nin üstünde akıl ve gönülle yazıya ve söze dökülür ve akademi hem üyelerine hem de Konya’dan başlayarak ülkeye, ümmete ve insanlığa katkı yapar.

Yazarlar gezi boyunca dağarcıklarını birbirlerine açarlar ve ortaya muazzam bir yerli sofra orta çıkar.

Tam anlamıyla fikrin hakim olduğu bir yerli malı havası eser gönüllerde.

Karabük-Safranbolu-Amasra-Bartın gezisi de bu manaların coştuğu bir seyahat oldu.

Devamını oku...

Lgbt yürüyüşüne farklı tepkiler geldi.

Bu tepkiler şu soruyu akla getiriyor?

Sosyal problemler karşısında doğru yerde miyiz?

Sosyal, psikolojik, siyasi, ekonomik v.b. sorunları ele alırken 3 kademe esastır.

1. İyi ve güzel hizmetleri SÜREKLİ KILMAK için: İyileştirici-geliştirici hizmetler,

2. İyi ve güzel hizmetleri KORUMAK için: Koruyucu-önleyici hizmetler,

3. İyi ve güzel hizmetleri kaybettiğimizde GERİ DÖNMEK için: Tedavi ve rehabilite edici hizmetler.

Dikkatinizi çekmiştir.

Ortaya çıkan sonuçlara tepki göstermek bu hizmet modelleri arasında yok.

Misal: Lgbt yürüyüşü.

Siz sağlıklı birey ve huzurlu toplum için mutlu aileyi herkes için ulaşılabilir bir imkan haline getirmemişseniz bu nevi sonuçlara tepki göstermeniz problemi çözüme yardımcı olmayacağı gibi sorunu daha da derin hale getirecektir.

Bugün madde bağımlılığından, okul başarısına, Lgbt meselesinden, çocuk ve kadına şiddet olgusuna kadar sosyal problemlerimizin kökeninde aile kurumumuzun eksikliği ve yetersizliği vardır.

Sosyal problemler kökeni toplumun hücresi, temel yapı taşı, mihengi olan aile kurumuyla alakalıdır.

Devamını oku...

Seydişehir'de özel çocuklarımızın velileri ve öğretmenleriyle zamanı paylaştık.

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 99

Başlangıç
Önceki
1




Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Ağırlığınca duracaksın bazen ...
Tebrik eder. Hayat demek hareket demektir.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun...
çocuk koruma kanunu ile ilgili bilgi araştırıyorum bende. bu sitede de bilgiler var. ilgilenen a...
GECE GEZME EHLİYETİ
Sadece şiddet olunca değil. Kadına hiç bir şey yapmasan bile sana iftira attığı takdirde uza...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün343
mod_vvisit_counterDün349
mod_vvisit_counterBu Hafta1742
mod_vvisit_counterBu Ay7557
mod_vvisit_counterToplam503956