Çarşamba, Şubat 26, 2020

Text Size

Son Yazılarım

Zaman, mekan, vücudumuz ve bütün sevdiklerimizle birlikte sürekli, coşkun akan bir suyla beraber biz de akıyoruz.

Her şey her an yeniden yaratılıyor ve yeni bir zaman ve mekana, yeni bir vücutla muhatap oluyoruz.

Bu bir an bile durdurulamayan bu hızlı akışın tek istisnası ruhumuz.

O halde tek sabit değerimiz ruhumuz.

Geriye kalanlar; ruhumuza hizmet için verilmiş işlerini yapıp hızla yenilerine görevlerini devredip hayatımızdan çekiliyorlar…

O halde bu kadar hızlı akan akıntıya kapılmadan kalıcı değer oluşturmanın tek yolu var.

Ruhumuza kulak vermek, yatırımı sadece ve sadece ona yapmak ve onunla değer kazanmak.

Tekasürün, çoğaltmanın bu kadar teşvik edildiği bir asra rağmen ruhumuz sadelik istiyor.

Sesin, gürültünün, sosyalliğin bu kadar yaygınlaştığı bir dönemde ruhumuz sükunet arzu ediyor

Aşırı içe kapanık psikopat, aşırı dışa açılmış sosyopat’lardan ziyade ruhumuz denge bekliyor.

Yüce Allah bize Güneş üzerinde mesaj veriyor:

“Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu da mutlak galip, (her şeyi) hakkıyla bilen (Allah`)ın iradesinin ortaya koyduğu bir düzendir.” Yasin, 36/38

Rabbimiz Güneş sana söylüyorum, kullarım siz işitin ve anlayın şeklinde şu dersi veriyor:

Devamını oku...

Muhyiddin-i Arabi ve Sadreddin-i Konevi gibi zatların bakış açısını ifade eden düşünce sistemine “ekberi” ismiyle tesmiye ediyoruz.

Bu sistemde Muhyiddin-i Arabi Şeyh-i Ekber, Sadreddin Konevi Şeyh-i Kebir’dir.

Ekberi düşünce sistemi; kainata aşkın varlığımız, Allah’ın gözüyle akıl, kalp ve vicdanımıza organlarımızın sağladığı en geniş açıdan bakabilme gayret ve çabasını anlatır.

Biz bu çabayı kurbiyetle(bir adım) ortaya koyduğumuzda Rabbimizin akrebiyetle(yüz adım) bize bütün mana kapılarını açacağı inancıyla süluke devam etmektir.

Hz. Adem’e öğretilen eşyanın esmasını hatırlayarak, küçük-büyük her bir eşyadan Yüce Allah’ın gerçek maksat ve hedefi olan hidayete bir kapı ve pencere açabilme sanatıdır ekberilik.

Zerreden seyyareye her şeyin kendi lisanı mahsusuyla Rabbine dellallık ettiğini şehadet etmektir.

Varlığa nazar ederken elestü bezminden kıyamet ve yeniden dirilmeye bütün aşamaları birlikte görebilmektir ekberi yaklaşım.

Okyanus gibi olmaktır, içimize ne gelirse engin gönlümüzde eritmek ve temizleyip kıyıya göndermektir ekberilik.

Öncelikle Nasreddin Hoca’nın ifadesiyle vücudumuzu örten kürklerden(elbise, mevki, makam, para, şan, şöhret), sonra ruhumuzun bineği bedenden(ırk, cins, renk, güzellik/yakışıklılık) kurtulup sadece ruhumuzun sesine kulak vermektir ekberilik.

Bu yazımızda varlıkla ilişkilerimizde en önemli ihtiyacımız olan iletişim konusunda ekberi bakış açısına değineceğiz.

İletişimde 6 temel ilke ve aşamayı gözetmek zorundayız bunlar;

Köklü iletişim için GÖNÜL dili,

Devamını oku...

7. yüzyılda Mekke/Medine’de Hz. Peygamberin temellerini attığı İslam Ümranı, 6 asır sonra 13. Yüzyılda zirveyi Doğu’da Anadolu Selçuklu Devleti’nde Konya ve Batı’da Endülüs’te Kurtuba’da yaşadı.

Konya ve Kurtuba dünyanın her tarafından değerli insanları kendisinde topluyor ve tüm zaman ve mekanlara ulaşacak değerler üretiyorlardı.

Bugün dahi maddi/manevi beşeriyetin ulaştığı bütün değerlerde Konya ve Kurtuba’nın izlerini açıklıkla görebiliriz.

İbn Tufeyl’in  İbni Sina’dan alıp geliştirdiği, ontolojinin üzerine oturduğu epistemiyolojinin 2 temel kaynağı olan Nazar(akıl) ve Müşahede(kalp) yönteminin harika bir şekilde harmanlandığı Hay bin Yakzan’a; Batı ancak 18. Asırda Daniel De Foe’nin Hay bin Yakzan’ın kötü bir taklidi olarak koyduğu Robertsone Crouse ile cevap vermeye çalıştı.

Batı, reform ve rönesansı İslam dünyasından tercüme ettiği 60 bin ciltlik İslam literatürü üzerinde kurdu.

Kurtuba’yı ihya ve inşa etmemiz zaman alacağından ve Kurtuba’nın yeniden inşası Konya’nın diriliş ve ihyasına bağlı olduğundan biz 35 yıldır yaşadığımız şehir Konya üzerinde duracağız.

Konya 13. Yüzyılda; Maturidi ve Hoca Ahmet Yesevi gibi zatların ehli beytten alıp yoğurdukları İslam anlayışını Belh’ten gelen Mevlana Celaleddin Rumi, Tebriz’den gelen Şems-i Tebriz’i, Tiflis’ten gelen Hubeyş et-Tiflîsî, Semerkant’tan gelen Şemşeddin Semerkandi, Sührevend’den gelen Ebû Hafs Ömer Sühreverdî, Şiraz’dan gelen Kutbuddîn Şîrâzî, Musul’dan gelen Esîrüddîn el-Ebherî, Azerbaycan’dan gelen Siraceddin Urmevi ve Ekmeleddin Nahçevani, Malatya’dan gelen Sadreddin Konevi ile; Endülüs birikimini ise Muhyiddin’i Arabi ile birleştirmişti.

Bu birikim, Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkentini siyaset, bilim, kültür ve sanat açısından dünyanın zirvesine yerleştirmişti. Konya; 6 asırlık İslam birikiminin meyvelerini toplamış ve Osmanlı ile zirveyi sabitlemiş ve Toynbee’nin ifadesiyle yok edilemeyecek ancak durdurulabilecek bir ümranın ilkeleri ve temellerini atmıştı.

Selçuklu başkenti Konya’da gelişme ve ilerlemenin en önemli unsuru olan 24 ciddi Medrese ile yapılan eğitim tamamen gönüllülüğe dayalı vakıf kültürü ve desteğiyle yapılıyordu. Bugün de modern dünyada da en iyi eğitim kurumları tamamen siyasetten bağımsız vakıf sistemiyle işliyor.

Selçuklu’nun başkenti Konya; Mekke’de dar-ul erkam, Medine’de ashab-ı suffe’den, Bağdat’ta beyt-ül hikmelerden, Kahire’de el-Ezher’den, Dımaşk’tan, Merv’den,  Kayrevan’dan, Buhara’dan, Taşkent’ten, Çimkent’ten, Tirmiz’den, Serahs’tan, Keş’ten, Harizm’den, Nesf’den, Andican’dan, Farab’tan, Merağa’dan, Cend’den, Kurtuba, Toledo, İşbiliye, Gırnata, Maleka ve Nizamiyelerden aldığı tecrübeyi yoğurmuş ve hayat macunu haline getirip insanlığın dikkatine sunmuştu. Zira İslam dünyası 13. Yüzyılda ve diğer yüzyıllarda farklı siyasi devletlere sahip olsa da ilim, ümran ve sanat açısından tek bir ümmet gibi alışveriş içerisinde olmuştur.

İbn Haldun’un “ilim senedinin ittisali ümranın şartıdır” sözü fiilen yaşanmış, Hz. Peygamberin tamamladığı ümranın kodları zihin ve gönüller üzerinden asırlar arası taşınmıştır.

Devamını oku...

İnsanın hayatta rızık kapısı: İşi, mesleğidir.

İşinin hakkını vermesi rızkın helal olmasının 1. Şartıdır.

İşinin hakkını vermesi için kişi, kendini iyi tanıyıp yaptığı işle ilgili uyumu tayin ve tespit etmelidir.

İnsanın işi, elbisesi gibidir.

Kendini bilen kişi “Aynanın karşısına geçip iş üzerime oturuyor mu? Uzun mu, kısa mı, bol mu, dar mı?” sorularına olumlu cevap alıyorsa o işe devam etmelidir.

Peki bunun en belirgin ölçüsü nedir?

Ölçü kişinin yaptığı işi eğleniyormuş derecesinde keyif alarak yapmasıdır.

Surat asık, moral bozuk, stres tavan, ayaklar geri geri ise o iş o kişiden çook uzaktır.

İbn-i Hâldun'a göre, "Kim ne için yaratılmışsa, o şey ona kolaylaştırılır…"

İşte işimiz ve biz ilişkisinde anahtar cümle.

Bir iş bize/size kolaylaştırılmıyorsa o iş için yaratılmamışızdır. Bu kadar net!

“Zorluklar yakamı bırakmıyor" diyorsan yaratılışına aykırı ve yanlış yoldasın dostum.

"Seni tüketen şey, önündeki tırmanılacak dağlar değil ayakkabındaki çakıl taşıdır...'' der Muhammed Ali Clay

Sorunu ve çözümü uzakta değil kendimizde aramalıyız.

Kainatta "altın oran" vardır.

Devamını oku...

4 yıl Sağlık Meslek Lisesi, 3 yıl Sağlık Eğitim Enstitüsü olmak üzere 7 yıl sağlık eğitimi aldım.

Yıllardır nezle ve grip konusunu ve son zamanlarda yeni çalışılan bağışıklık sisteminin özel kuvvetleri/bordo berelileri T hücreleri ile birlikte düşünüyorum.

Virüsün her yıl yeni bir formla gelmesi, sürekli kendini değiştirmesi ve yenilemesi ve vücutta ortaya çıkan belirtiler, hastadan hastaya farklılıklar hep kafamı kurcaladı.

Bu grip ve nezle diğer hastalıklar gibi değil, bir fark var diye düşündüm hep.

Konya Talasemi Derneği’nin programı için Hacettepe Tıp Fakültesi’nden gelen 3 kuşak Profesör hocaları dinledim. Aslında onlar talasemi tedavisinde virüsün kullanımı üzerinde durdular ama ben cevabımı bulmuştum.

Virüs vücudun en uç noktalarına kadar ulaşabiliyor, dolaşabiliyor, nüfuz edebiliyordu.

Yıllardır kafamda soru işareti olan konu netleşti.

Virüslerin yol açtığı nezle ve grip hastalık değil, bizi teftiş için gelen şefkatli misafirler.

Vücudumuzun ihtiyacına dair verdiği sinyalleri alarak ziyarete gelen virüsler, akıl ve kalbini etkin kullanan, kendini bilen ve tanıyan insanların vücudunun en uç ve ince noktalarını teftiş edip ödev listesi yapıp gidiyorlar.

Kişiye göre; -bağışıklık seviyesine, tedarik durumuna, hazırlığına göre- değişiyor teftişin şekli, süresi, ağırlığı, ateşi, öksürüğü, ağrısı, sızısı…

Devamını oku...

PASLI: "Toplumdaki olaylar karşısında bizler herkesten önce kendi özeleştirimizi yapmalıyız ve alabileceğimiz tedbirlere odaklanmalıyız."

Yenidoğanlılar Kalkındırma ve Dayanışma Derneği (YENDER)’nin İkra'r Gençlik Merkezinde Cumartesi günü saat 20.00'de düzenlediği "Ailede Huzur ve Mutluluk" konulu konferansta konuşan Aileyi Destekleme Derneği(ADED) Başkanı Yazar Aile Uzmanı Cemil Paslı “Hatunu dûn(aşağı) olan millet zebûn(köle) olur." dedi.

Devamını oku...


Hisbe, “bir fiili sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapmaktır.”[1]

Hisbe görevi, ”iyiliği emretmek, kötülüğü nehyetmek” prensibine dayanan en önemli görevdir. Bu görevi yapan kişiye muhtesip denir.[2]

En geniş manasıyla “hisbe”; adalet ve fazileti; Kur’an ve Sünnet esasları ve her devir ve muhitte alışılagelen örf ve adetlere uygun olarak gerçekleştirmek amacıyla fertlerin ahlak, din ve iktisat; yani umumi olarak sosyal hayatta toplumun refahı için devletin bu işle ilgili seçilmiş özel görevliler eliyle yerine getirdiği idari kontrol sistemidir.

Tanımından da anlaşıldığı gibi hisbe teşkilatı, başta belediyeler, maliye, ticaret, iktisat, sanayi, sağlık, ve DİB’in gördükleri işleri kapsamaktadır.

2012 de çıkarılan 6360 sayılı Büyükşehir yasası Hz. Peygamberin kurduğu, Raşid halifelerin saadet asrında en kamil manada uyguladığı hisbe teşkilatını uygulamayı tavsiye ediyor.

O halde hisbe teşkilatı hakkında biraz bilgi verelim:

Hz. Peygamber Medine’ye hicretten sonra İslam ekonomi kurallarının yürürlükte olduğu müstakil bir alışveriş merkezi ve pazarın teşekkülünü sağlamış, kendisi de sık sık bu merkeze giderek denetlemelerde bulunmuştur.[3] Merkez ve pazardaki denetimleri esnasında her meslek ehline kendi işiyle ilgili emir ve direktifler verip gerekli uyarılarda bulunmuştur.[4] Said bin el-As’ı Mekke çarşı ve pazarına muhtesip olarak görevlendirmiştir.[5] Valilerine yazdığı bir takım talimatlarında onlara hisbe faaliyetlerinden sorumlu olduklarını bildirmiştir.[6]

İslam’a has orijinal bir müessese olan hisbe, Hz. Peygamber ve Raşid halifeleri devrinde; halkın umumi ahlakını, alış verişini, fertler ile cemiyetin ticari münasebetlerini düzenleme ve kontrol vazifesini yerine getiren anayasal bir kurumdu.[7] Hisbeyi ilk kuran ve uygulayan Hz. Peygamberin şu sözü anayasal kurumun gerekçesini ifade etmiştir:

“İnsanoğlunun iyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek ve Allah’ı zikretmesi müstesna bütün sözleri aleyhinedir.”[8]

Dört Halife Dönemi, kıyamete kadar sürecek olan peygambersiz hayata uyumun sağlandığı çok önemli bir dönemdir. Bu dönemde görev alan Raşid Halifeler, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde uygulamaları, devam ettirmişler, geliştirmişler, kurumsallaştırmışlar ve “Saadet Devri”ni insanlığa miras bırakmışlardır.

Hisbe teşkilatı Hz. Ebubekir döneminde biraz daha genişleyerek sürdürülmüş ama Hz. Ömer döneminde birçok konuda olduğu gibi hisbe teşkilatında da kurumsal bir yapıya kavuşmuştur.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 103

Başlangıç
Önceki
1

Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Türklerin Müslüman Olmasının N...
elinize sağlık çok işime yarayacağını düşünüyorum
Ağırlığınca duracaksın bazen ...
Tebrik eder. Hayat demek hareket demektir.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun...
çocuk koruma kanunu ile ilgili bilgi araştırıyorum bende. bu sitede de bilgiler var. ilgilenen a...
GECE GEZME EHLİYETİ
Sadece şiddet olunca değil. Kadına hiç bir şey yapmasan bile sana iftira attığı takdirde uza...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün66
mod_vvisit_counterDün276
mod_vvisit_counterBu Hafta586
mod_vvisit_counterBu Ay11049
mod_vvisit_counterToplam577035