Cumartesi, Kasım 17, 2018
Text Size

Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

Gökhan Kırlangıç kardeşimin hazırlayıp sunduğu Ribar Fm'de yayınlanan Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk.

  • Muhabbethane'de Gençlerle ''Huzurun Anahtarı''nı konuştuk...

    Salı, 13 Kasım 2018 08:17
  • Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

    Perşembe, 25 Ekim 2018 09:01
  • Emirgazi'de öğretmenlerimizle beraberdik...

    Pazartesi, 24 Eylül 2018 11:06
  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02
  • Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

    Perşembe, 08 Mart 2018 14:52

Son Yazılarım

Ne mutlu o kimseye ki haddini bilir, tavrından tecavüz etmez.

Tuuba li men arefe haddehu Ve lem yetecavez tavrahu.

Kendini bilmek=Haddini bilmekdir.

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsin,

Ya nice okumaktır.

Okumaktan murat ne,

Kişi Hak'kı bilmektir.

Çün okudun bilmezsin,

Ha bir kuru ekmektir.

Toprağı bol olsun Ara Güler,  “Yaşam size verilmiş boş bir film; her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.” demişti.

Bu kareleri, çerçeveleri doldururken en önemli konu kendimize doldurabileceğimiz bir çerçeve çizmemizdir.

Bu da her şeyden önce kendimizi iyi tanımaktan neyi iyi yapabileceğimizi, neyi yapamayacağımızı bilmekten geçiyor.

Bugün kendimizi takdim ettiğimiz en önemli vitrin sosyal medya kanalları oldu.

Buraları kullanan insanlar kendi eserleri olup olmadığına bakmalılar paylaştıkları şeylerin.

O kanallarda çizdikleri çerçeveyi ne kadar dolduruyoruz muhasebesiyle hareket etmeliler.

Devamını oku...

Beşeriyetin tarihsel akışı, her zaman doğru yönde bir çizgi izlememiştir.

İniş- çıkışlar, yükselişler, çöküşler olmasına rağmen,  insan hafızasının yaşanan tecrübeleri ve çıkarılan dersleri de kaydetmesi sebebiyle, gittikçe gelişen bir birikim ve anlaşılabilir bir gelişme şekilde varlığını sürdürmüştür.

Tarihin akışında oluşan bilgi ve tecrübe birikiminde temel belirleyicinin güvenilir bilgi, bilim, özgürlük ve yaratıcılık olduğunu söylemek mümkündür.

“Ümran/Uygarlık/Medeniyet”, insanın tarih boyunca yapıp ettiklerini, meydana getirdiklerinin arka planındaki zihniyeti, insanı insan yapan değerleri, san’atı, teknolojiyi ve beraberinde gelen “güç” artışını kapsayabilen bir kavramdır. “Civilisation” veya “ümran/medeniyet / uygarlık” kavramı, kültürde ve bellekte yer etmiş ve bilebildiğimiz kadarıyla tanımı bakımından olmasa da, gerekliliği ve geçmişi anlama konusundaki işlevi üzerinde bir tür uzlaşı sağlanmış gibidir. Lügatlarımızdan bu kavram çıktığı zaman, insanla ilgili pek çok şeyi anlamak da, anlatabilmek de pek mümkün olmayacaktır.

“Kültür”, “medeniyet” gibi kavramları anlamaya çalışırken, onların, tıpkı bir ağacın kökleri ve dalları gibi geçmişe ve geleceğe doğru çift yönlü, dinamik bir yapı olarak inşa edildiğini ve anlaşıldığını belirtmekte fayda vardır.

İnsanın kendini tanımasından söz açılınca akla gelen ifadelerden birisi kökleri Hermes’e kadar uzanan “men arafe nefsehu fekad arefe Rabbehu” (kendini /nefsini bilen rabbini bilir) ifadesidir.

İşin gerçeği en genel anlamda “anlama” faaliyeti de, insanın kendini tanıması ile birlikte başlamaktadır.

“Anlama”nın kendini tanıma ile irtibatına değinen İmam Mâturîdî, şöyle demektedir:

Devamını oku...

İnsanın dünyaya Yüce Yaratıcı tarafından gönderilme sebebi en kısa açıklamasıyla ‘’iyi insan’’ olması yani ‘’iyilik’’ yapmasıdır.

Peki ‘İYİLİK’ yaparken tercihlerimizi ne yönde kullanacağız?

Her hususta olduğu gibi bu hususta da insanın aklını etkin kullanıp seçici olmasında fayda vardır.

Başkasına iyilik yapmak demek Allah’ın bize rızık olarak emanet ettiği imkanları paylaşmak demektir.

Yani bize verilen sınırlı imkanları en etkili ve verenin rızası doğrultusunda kullanmak gerekiyor dostlar.

‘’O korunanlar ki gayb (fizik ötesinden verilen ilâhî haberler)e inanırlar ; namazı vakitlerinde kılmaya devam ederler; kendilerine rızık olarak verdiğimiz nimetlerden (Allah'ın hoşnutluğuna erişmek için) harcarlar.’’ Bakara, 2/3

Yüce Allah hemen Bakara suresinin 3. Ayetinde kendisinin bize rızık olarak verdiği nimetlerden başkasına vermenin şartlarını kısaca, veciz bir şekilde ifade etmiştir.

Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî (v. 538/1144) el-Keşşâf isimli tefsirinde Allah’ın verdiklerinden Allah için harcamanın şartlarını şöyle açmıştır.

“İnfak, muhtaç olmayacak derecede, malın hepsini değil, bir kısmını, azını zekât vermek, Ali’den alıp Veliye vermek şeklinde değil, kendi malından vermek, verirken Allah’ın nimetini, Allah’ın kullarına verdiğinden, kesinlikle minnet etmemek; infakı, sefih, kişiliksiz, nankör ve ahlâksızlara değil, nafakasına sarf edeceklere vermek, Allah namına vermek, sadece malın değil, ilmin, fikrin, sözün, bilginin, kısaca Allah’ın nimet olarak verdiği her nimetin cinsinden infakını vermek...”

İyilik yaparken seçmenin önemine dair en güzel tespitlerden birisi de şu arapça beyitle en güzel şekilde ifade edilmiştir.

İza ekremtel-kerime melektehü

Ve iza ekremtel-leime temerreda

Kişilikli, kaliteli, kerim birine iyilik edersen dostluğun gelişir, pekişir.

Kişiliksiz, karaktersiz, leim, alçak birine iyilik edersen iyice azar, şımarır, tepene çıkar.

‘’İyilik yaptığım kişinin şerrinden sana sığınırım’’ şeklinde hatla yazılmış dua gördüm ben.

Devamını oku...

Konuşarak ve yazarak kendinde olanla kendini ifade edebilme eşref-i mahlukat olan insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliğidir.

İletişim imkanlarının çoğalması ve kolaylaşması insanın konuşma ve yazma isteğini sürekli artırıyor.

Bu işten para kazanan sistem insanları sürekli teşvik ediyor.

Daha çok konuş,

Daha çok paylaş,

Daha çok görün v.s.

Oysa iletişimde asıl olan kendimize ait, özgün ürünümüzü paylaşmak.

Yani bir kuş gibi aldığın gıdaları ağzında çiğneyip yavrunun ağzına koymak değil, bir koyum gibi yediklerini hazmedip, bembeyaz bir süt halinde yavruna takdim etmek.

Kısacası bal arısı gibi kitap ve insanlardan topladığın nektarları kendi kovanına çekilip bal yapmadıkça paylaşmamak gerekiyor.

Paylaştığında sana ait olmayan, senin bünyenden geçmemiş bir cümle seni sadece zayıflatıyor, yıpratıyor, bitiriyor.

Kendine ait olmayan kelimeleri mana ile dolduramayan zihinler , kelimeleri süslemeye mecbur kalıyor.

Lafız manaya hizmet etmesi gereken bir zarf iken mazruf yani mana olmadığı ya da çok zayıf kaldığı için ön plana çıkıyor.

Bence bu gün siyasette, sanatta, edebiyatta v.b. alanlarda en büyük ihtiyacımız; Kendi özgün emeğimizin ürünü olan mananın mütevazı bir lafızla/zarfla sunulduğu iletişim biçimi.

Bunun yolu ise hakikatleri önce kendimiz yaşamamız, dışarıdan halimizi aktarmamızı isteyenlere mütevazı ve kısık sesle aktarmak.

Yoksa cılız manayı süslemek için lafza ağırlık vermek insanları zamanla lafızperest yapıyor.

Bir örnek vermek isterim.

Devamını oku...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

İnsanı insan yapan en önemli vasfı yaratılıştan gelen ve fıtratına yerleştirilmiş olan özgünlüğüdür.

Bu özgünlük fiziksel ve ruhsal olarak vücudunun her zerresine yerleştirilmiştir. RNA, DNA’dan göz bebeğine, parmak izinden ses tenine, kokusundan gülümseme şekline kadar insan her şeyiyle özeldir.

Bu özgünlük davranış, düşünüş ve hayata bakışta da mevcuttur. İnsanı diğerlerinden ayıran ve kendisi kılanda bu özgünlüğünü muhafaza edebilmesidir.

Bir şarkı güftesi bu özgünlüğü ne kadar güzel ifade eder:

Benzemez kimse sana tavrına kurban olayım

Bakışından süzülen  işvene kurban olayım.

Seni diğerlerinden farksız kılmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı artık hiç bitmez.(E. E. Cummings)

‘Çift kişilik’ özellikle ebeveynlerin üzerinde hassasiyetle durmaları gereken bir konu.

Çünkü kişiliğin en önemli oluşma zamanları olan 0-6 yaşta aşırı otoriter ve aşırı ilgili ailelerde çocukta ‘çift kişilik’ oluşma ihtimali çok yüksek.

Eğer aynı şekilde 7-12 yaşta da devam ederse tedavisi imkansız bir rahatsızlık ile karşı karşıyayız demektir.

Her çocuğun doğuştan getirdiği kendine özel , kendine has birçok özellikleri vardır. Ebeveynden beklenen çocukta doğuştan gelen ,  çocuğuna özgü o kabiliyetlerin gelişmesi konusunda her türlü desteği vermeleridir. Bu konuda sabırlı olunmalı ve iyi bir gözlemle çocuğun gitmek istediği yol tespit edilmelidir. Bu gideceği yolda ki engelleri çocukla birlikte kaldırarak yaratılışın gereği verilen kabiliyetlerini en üst perdede ortaya koymasına çalışılmalıdır. En iyi anne baba veya öğretmenin vereceklerini bir an verip kendini en kısa sürede geçersiz hale getiren olduğunu unutmayalım.

Çocuk yetiştirmenin en önemli kurallarından olan bu husus , bir çok aile tarafından ihmal edilmektedir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 92

Başlangıç
Önceki
1




Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

GECE GEZME EHLİYETİ
Sadece şiddet olunca değil. Kadına hiç bir şey yapmasan bile sana iftira attığı takdirde uza...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...
Türklerin Müslüman Olmasının N...
winknnnnnnnnnnnnnn çok güzeeeeeeeeeeeelllllllllllllllll olmuşş
Türklerin Müslüman Olmasının N...
smiley çok güzel olmuş elinize sağlık.

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün61
mod_vvisit_counterDün360
mod_vvisit_counterBu Hafta2218
mod_vvisit_counterBu Ay6459
mod_vvisit_counterToplam408477