AYARINI BOZDUĞUN KANTAR, BİR GÜN GELİR SENİ DE TARTAR

Ülkemizde uzunca bir süredir “hukuk” üzerinden tartışma yürütülüyor. Bir devletin herkesi bağlayan, herkesin riayet ettiği kanunlarla yönetilmesi onu “kanun devleti “ yapar.
O kanunların evrensel hukuk kurallarına uygun olması o devleti “hukuk devleti “ haline getirir.
Peki Türkiye “kanun devleti” mi, “hukuk devleti “ mi ?
Bu can alıcı sorunun cevabını net olarak vermek şu an mümkün görünmüyor. Evrensel hukuk normlarıyla örtüşmeyen darbe anayasası ve onun paralelinde oluşturulmuş olan kanunlara dahi kendini ayrıcalıklı gören çevreler uymayabiliyor.
“Az gelişmiş topluluklarda kanunlar örümcek ağına benzer. Sinekler takılsa da arılar deler geçer” sözü bazı insanlar için halen geçerliliğini koruyor.
Oysa “hukuk bir gün herkese lazım olabilir “ sözü tarihe baktığımızda milyonlarca kez doğrulanmış, yaşanmış bir realitedir, tecrübedir. Bu gün  kendi menfaatin için ayarlarıyla oynadığın adalet terazisi, yarın o bozuk ayarlarıyla seni de tartacaktır, tartmıştır.
Bu gün ülkemde yükselen seslerin, feryatların sebebi budur.

Erdem eleştirdiklerini asla terk etmemektir. Ama bu kolay bir iş değildir.

“Nefretin dibinde bir akıntı olarak işleyen hayranlık, nefret ettiklerimizi taklit etmekle kendini gösterir. Böylece,her kitle hareketi belirlediği şeytanın suretinde şekillendirir kendini. Jakobenler, zulmüne karşı ayaklandıkları yönetimin bütün kötülüklerini tekrarlamışlardır.” (Eric Hopper)
Tanzimattan bu yana ayarlarını lehlerine bozdukları adalet kantarı başkalarını sürekli yanlış tartarken sesini çıkarmayan, hatta “yaşa ey adalet sen nelere kadirsin “ diyenler, bu gün aynı kantar kendilerini tartmaya başlayınca feryadı basıyorlar.
Bediüzzaman Said Nursi bu ayarı bozuk adalet terazisinden hiç indirilmedi. Sadece 11 ay kesinleşmiş mahkumiyet kararına karşılık 28 yıl tutuklu olarak adaletin tecellisi için “medreseyi yusufiye” namını verdiği hapishanelerde tutuldu. Kaçma, delilleri karartma ikmal ve ihtimali yoktu. Zaten sürekli görevliler tarafından göz hapsindeydi. Aynı suçlamalardan defalarca beraat ettiği ve mahkeme kararları defalarca kaziye-yi muhkem haline geldiği halde başka bir mahkeme aynı suçlamayla tekrar tevkif etti. Aynı suçlamalarla binden fazla dava açıldı. Tüm bu yaşadıklarını düşündüğünde mevcut düzenle ilgili şu düşüncelerini mahkemeye ve tarihe karşı söyleyerek kayda geçirdi:
”Ve sizi iğfal eden ve adliyeyi şaşırtan ve hükümeti bizimle vatana ve millete zararlı bir surette meşgul eyleyen muarızlarımız olan zındıklar ve münafıklar, istibdad-ı mutlaka “cumhuriyet” nâmı vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka “medeniyet” ismi vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye “kanun” ismini takmakla hem sizi iğfal, hem hükümeti işgal, hem bizi perişan ederek, hâkimiyet-i İslâmiyeye ve millete ve vatana ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar” (Şualar, 256)
Bediüzzaman gibi yüz binlerce mağdurdan bahsedilebilir. Hatta halk arasında “seni mahkemelerde süründüreyim” özdeyişi geliştirildi. Merhum Kemal Sunal en yalın şekliyle toplumun bu sıkıntısını “Davacı” filmiyle beyazperdeye taşıdı.
Peki şu halde yapılması gereken nedir?
Referanduma evet diyerek başlatılan hukuk alanında ki reformlara hiç ara vermeden evrensel hukuk normlarını esas alarak “en ileri” düzenlemelere anayasa ve yasalarda gerçekleştirmeye devam etmek gerekiyor. Hatta ilk seçimden sonra mutabakat aranarak tamamen sivil bir anayasa için kollar sıvanmalıdır.
Bu konuda özellikle STK lara ve bilhassa hukukla ilgili STK lara büyük görev düşüyor. STK lar temsil ettikleri insanlar için hak ve özgürlük taleplerini sürekli olarak gündemde tutmalıdır.
Hukuk, hak kelimesinin çoğuludur.
“Hak” kainatı bir mizan, bir denge içinde yaratan  yaratıcısının en önemli simlerinden birisi.
“İmana ait bilgilerden sonra en lâzım ve en mühim a’mal-i sâlihadır. Sâlih amel ise, maddî ve manevî hukuk-u ibada tecavüz etmemekle, hukukullahı da bihakkın îfa etmekten ibarettir.”
İnsanlar Allah’ın kullarıdırlar. Onların haklarını çiğnemekten Hakkın razı olmadığı açıktır. Kafire bile zulüm edilmesine Rabbimiz razı değildir. “Hukukullah” denilince, daha çok kişinin itikat ve ibadet hayatı anlaşılır. İtikadı yanlış olan bir insan, Hakkın hukukuna tecavüz etmiş olacağı gibi, inancına göre yaşamayan ve Hakkın emirlerine uymayan bir insan da hukukullaha riayet etmemiş olur. Yaptığı isyanlarla başkalarına kötü örnek olmak ise hem hukukullaha riayetsizliktir, hem de kul hakkına tecavüzdür.

En büyük sevap kişisel değil; ikinci şahıslara dokunan iyilikler; En büyük günahta ikinci şahıslara dokunan ve kainattaki kanunlara zıt hareketlerdir. Bir adamın yetenekli ve yapabileceği şeyi terk ve ehil olmayan şeye teşebbüsü şeriata/fıtrata itaatsizliktir. (B.Said Nursi, Muhakemat)

Helal ve harama dikkat etmek HAK bilinciyle mümkündür. Hakkın çoğulu hukuktur. Ve bir toplumun temel dayanağıdır. Hukukun olmadığı yerde sağlıklı bir toplumdan söz edilemez. Sağlıklı bir hukuk için de sağlıklı bir hukuk terazisine ihtiyaç vardır. Terazi zaman zaman hepimizi tartıyor dostlar.
Bu hak terazinin oluşturulmasında hepimize büyük görevler düşüyor.

THE SCALE THAT YOU HAVE BREAKED ITS SETTINGS WILL COME ONE DAY AND WEIGH YOU TOO.

There has been a debate about “law” in our country for a long time. The fact that a state is governed by laws that bind everyone and that everyone abides by makes it a “state of law”.

The fact that those laws comply with the rules of universal law makes that state a “state of law”.

So, is Türkiye a “state of law” or a “state of law”?

It does not seem possible at the moment to give a clear answer to this crucial question. Even the coup constitution and the laws created in parallel with it, which do not coincide with universal legal norms, may not be abided by circles that consider themselves privileged.

“In underdeveloped communities, laws are like spider webs. The saying “Even if the flies are stuck, the bees will pass by” is still valid for some people.

However, when we look at history, the saying “law may be necessary for everyone one day” is a reality and experience that has been verified millions of times. The scales of justice, whose settings you have manipulated for your own benefit today, will and have weighed you tomorrow with their distorted settings.

This is the reason for the voices and cries rising in my country today. Those who remained silent while the scales of justice, whose settings they had distorted in their favor since the Tanzimat period, constantly weighed others incorrectly, and even said, “Live up, justice, what are you capable of?”, today, they cry out when the same scales begin to weigh them.

Bediuzzaman Said Nursi was never removed from this distorted scale of justice. He was detained for 28 years in prisons called “Madressah Yusufiye” for the administration of justice, in response to a final sentence of only 11 months. There was no possibility or possibility of escape or obscuring the evidence. He was already under constant surveillance by the officers. Even though he was acquitted of the same charges many times and the court decisions became inconclusive many times, another court detained him again on the same charge. “More than a thousand lawsuits were filed with the same accusations. When he thought about all these experiences, he recorded these thoughts about the current order, saying them against the court and history.” And our opponents, the atheists and hypocrites, who seduce you, confuse the courthouse, and keep the government busy with us in a way that is harmful to the country and the nation, are using the name of absolute despotism as “the republic”, placing absolute apostasy under a regime, and debauchery in the name of “civilization”. By giving the name of “law” to arbitrary blasphemy, they are seducing you, occupying the government, and destroying us, thus dealing blows to Islamic sovereignty, the nation, and the homeland at the expense of foreigners.” (Rays p. 256)

Hundreds of thousands of victims like Bediuzzaman can be mentioned. In fact, the saying “I’ll drag you through the courts” was developed among the public. The late Kemal Sunal brought this problem of society to the big screen in its simplest form.

So what needs to be done in this case?

It is necessary to continue to implement the “most advanced” regulations in the constitution and laws, based on universal legal norms, without interrupting the reforms in the field of law, which were initiated by saying yes to the referendum. In fact, after the first election, consensus should be sought and efforts should be rolled up for a completely civilian constitution.

In this regard, NGOs and especially law-related NGOs have a great responsibility. NGOs should constantly keep the demands for rights and freedoms on the agenda for the people they represent.

Law is the plural of the word right. “Truth” is one of the most important symbols of the Creator who created the universe in balance and balance.

“After the knowledge of faith, it is the most necessary and important good deed. “Good deeds consist of not violating the material and spiritual laws of worship, and fulfilling the laws of Allah completely.”

People are servants of Allah. It is clear that God is not pleased with violating their rights. Our Lord does not approve of even unbelievers being oppressed. When “Hukukullah” is mentioned, more people’s faith and worship life is understood. Just as a person whose belief is wrong will violate the law of God, a person who does not live according to his belief and does not obey the commands of God will not comply with the law of Allah. Setting a bad example to others through rebellion is both disobedience to the law and a violation of people’s rights.

Paying attention to halal and haram is possible with the awareness of RIGHT. The plural of right is law. And it is the fundamental basis of a society. There is no healthy society where there is no law. A healthy legal scale is needed for a healthy law. Libra weighs us all from time to time, friends.

We all have great responsibilities in creating this righteous scale.

Yorum Ekle