İSLAM’IN BEŞ ESASINDAN HACC İBADETİMİZ ÜZERİNE…

İslam’ın 5 temel esasından olan Hacc ibadeti Müslümanlar tarafından acilen masaya yatırılmalı ve bütün yönleriyle değerlendirilmelidir.

Bu günden sonra Hacc ve Umre ibadeti ile alakalı hiçbir şey eskisi gibi olmamalı, tüm sistem gözden geçirilmeli ve Kuran-Sünnet çerçevesinde teknolojinin ve bilimin tüm imkanları seferber edilerek yeni Harameyn-i Şerifeyn düzeni kurulmalıdır.

İşin en önemli kısmı olan muhteviyatı yani işin özü özellikle vurgulanmalıdır.

Peygamberimiz ‘Hacc Arafat’tır’ demişti.

Arafat mahşerin provası, eşitliğin zirvesiydi.

Ama bu gün VİP Hacc’lar yapılıyor o topraklarda.

Hacc’da VİP olmaz.

Her yerde olsa Hacc’da olmaz.

Kabe’nin etrafını zaten konuşmaya, yazmaya gerek yok, herkes biliyor.

Ve bu gün İslam Aleminin içinde bulunduğu durumun Hacc ibadetiyle direk bağlantısı var.

Âlem-i İslam’ın bu gün çektiği sıkıntılar hepimizin yüreğini sızlatıyor ve bu sıkıntılardan kurtuluş ne zaman gelecek diye muzdarip bir vaziyette dualar ediyoruz. Çünkü Müslümanların yaşadığı musibetler ve felaketler bizleri derinden üzüyor. Bu musibetlerin altında yatan hikmetlerin neler olabileceği yönünde düşüncelere sevk ediyor.

Bu musibet ve sıkıntılara kader cihetinden baktığımızda hikmetleri neler olabilir ?

Bu sorunun cevabı olarak musibetlerin altında yatan hikmetlerin birisinin Hac’daki ihmalin olduğunu öğreniyoruz Bediüzzaman Said Nursi’den. Tabii ki başka hikmetlerde vardır. Ama madem hac mevsimindeyiz konuyu bu açıdan okuyucularımıza aktaralım istedik.

Bediüzzaman Sünühat isimli risalesinde hac ibadeti konusunda  şöyle bir mütalaa da bulunuyor:

“Rüya hacda sükût etti.  Çünkü, haccın ve ondaki hikmetin ihmali, musibeti değil, gazap ve kahrı celb etti. Cezası da keffâretü’z-zünub değil, kessâretü’z-zünub oldu. Haccın bahusus taarrüfle tevhid-i efkârı, teavünle teşrik-i mesaiyi tazammun eden içindeki siyaset-i âliye-i İslâmiye ve maslahat-ı vâsia-i içtimaiyenin ihmalidir ki, düşmana milyonlarla İslâmı, İslâm aleyhinde istihdama zemin ihzar etti. (Sünuhat, 71)

Bediüzzaman hac ve ondaki hikmetin ihmalinin musibeti değil, gazap ve kahrı celp ettiğini ifade ediyor. Hakikaten yaşanan hadiseler musibetin de ilerisinde gazap ve kahır şeklinde tecelli ediyor. Bediüzzaman hacdaki ihmalin cezasının da “keffâretü’z-zünub yani günahların kefareti; müminlere, işledikleri günahların affı için Allah tarafından verilen keffaret hükmündeki hastalık ve musibetler değil;  kessâretü’z-zünub yani günahların çoğalması olduğunu” belirtiyor. Çünkü kefferatü’z zünub olsa ceza çekilir ve musibet kalkar.

Üstad Sünuhat’ta;

Musibet, cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir. Hangi fiilinizle kadere fetva verdirdiniz ki, şu musibetle hükmetti? Musibet-i âmme ekseriyetin hatâsına terettüp eder.”  sorusuna karşı cevap olarak söyle bir izahat yapar.

“Dedim: “Mukaddemesi üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki  ihmalimizdir: salât, savm, zekât” şekilde cevap vererek Birinci Dünya Savaşı’nda çekilen sıkıntıların üç tane ibadetteki ihmalimiz olduğunu belirtir ve şöyle devam eder. “Zira, yirmi dört saatten yalnız bir saati, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tembellik ettik; beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat, tahrikle bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık; kefâreten beş sene oruç tutturdu. Ondan, kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekât istedi. Buhl ettik, zulmettik, O da bizden müterakim zekâtı aldı. El cezâu min cinsi’l-amel” sırrınca çekilen musibetlerin kefferatü’l zünub olarak “Müminlere, işledikleri günahların affı için Allah tarafından verilen keffaret hükmündeki hastalık ve musibetler” şeklinde tecelli ettiğini belirtmektedir.

Ancak hacdaki ihmal ise “kessâretü’z-zünub” olduğu için günahları daha da artırıyor. Çünkü hacdaki hikmetin ihmalinin keffâretü’z-zünub olmayacağını ve bu ihmallerin devam ettikçe gazap ve kahrın da devam edeceği anlaşılmaktadır. Buradan haccın hikmetlerinin çok büyük olduğunu anlıyoruz. Demek ki hacdaki hikmetleri hacda yapılan şahsi ibadetler karşılayamıyor. Haccın hikmetlerini ise Üstad şu şekilde ifade ediyor:” Taarrüfle tevhid-i efkârı, teavünle teşrik-i mesaiyi tazammun eden içindeki siyaset-i âliye-i İslâmiye ve maslahat-ı vâsia-i içtimaiye” diye sıralayarak tamamlıyor. Bunları incelersek hac da:

• Taarrüfle tevhid-i efkâr: Tanışmakla birlikte fikir birliği.

• Teavünle teşrik-i mesaiyi tazammun: Yani yardımlaşma ile âlem-i islamın mesaisinin tanzimi ve birlikte çalışma, yardımlaşma mesaisi kurmak.

• İçindeki siyaset-i âliye-i İslâmiye: İçersinde islamın o yüksek siyaseti ve devlet yönetimindeki ihmallerin görüşülmesi ve yüksek İslam siyasetinin tezahürünün şura ve meşveretinin tahakkuku.

• Maslahat-ı  vâsia-i içtimaiye: Geniş içtimai ve sosyal hayatın faydasına yapılacak çalışmalar.

Yukarıdaki dört maddede saymaya çalıştığımız hikmetlerin hacda yapılması gerekirken ihmal edilmesi ve Sünuhat’taki bahsin devamında Hint, Tatar,  Kafkas, Arap ve Afrika Müslümanlarının yaptıkları ihmalleri de sayarak bu ihmallerin kessâretü’z-zünub” (günahların çoğalması) olarak tecelli etiğine işaret ediyor. İşte o kardeş Müslüman ülkelerin işledikleri hatalar.

• “İşte Hint, düşman zannederek, hâlbuki pederini öldürmüş, başında oturmuş bağırıyor.

• İşte Tatar, Kafkas, öldürülmesine yardım ettiği şahıs, biçare valideleri olduğunu, “ba’de harabi’l-Basra” anlıyor. Ayakucunda ağlıyorlar.

• İşte Arap, yanlışlıkla kahraman kardeşini öldürüp, hayretinden ağlamayı da bilmiyor.

• İşte Afrika, biraderini tanımayarak öldürdü, şimdi vaveylâ ediyor.

• İşte âlem-i İslâm, bayraktar oğlunu gafletle bilmeyerek öldürmesine yardım etti, valide gibi saçlarını çekip âh ü fîzar ediyor.

İşte Bediüzzaman yukarılarda saymaya çalıştığımız hatalar ve ihmallerin kessâretü’z-zünub (günahların çoğalması) olacağını ve öyle de olduğunu belirterek bunun sonucunun ise “düşmana milyonlarla İslâmı, İslâm aleyhinde istihdama zemin ihzar etti” diyerek ve “Milyonlarla ehl-i İslâm, hayr-ı mahz olan sefer-i hacca şedd-i rahl etmek yerine, şerr-i mahz olan düşman bayrağı altında dünyada uzun seyahatlar ettirildiğini ifade ediyor.

Acaba İslam alemi bu hikmetleri yapabiliyor mu?

O yüksek hac kongresi olan şurayı toplayıp Alem-i İslamın dertlerini ve problemlerini konuşup karar altına alabiliyor mu?

Diplomatlık alanında İslam’ın yüksek siyasi şecaatini yerine getirebilecek kararları alıp dünyaya bu duruşunu birlik ve beraberlik içinde ilan edebiliyor mu?

İslam kardeşleri olan ülkelerin yaptıkları hataları telafi edecek uhuvvet ve ittihat vazifelerini deruhte edebiliyor mu?

Elbette ki bu ihmallerin sonucu olarak halen âlem-i İslam gazap ve kahrın hükmü altında yapılan hataların neticesini ödemeye devam etmektedir. Bu gazap ve kahrın kalkması için ise bu yapılan ihmallerin telafisi, telafi için de haccın hikmetlerinin gerçek anlamda yerine getirilmesi ile mümkündür.Evet İslam Konferansı Örgütünün çabaları var ama kesinlikle yeterli değil.

Yorum Ekle