AHSEN-İ TAKVİMSİN SEN (NAAT DENEMEM)

Her şey Yaratıcının kendi Cemal ve Kemalini görmek ve göstermek istemesiyle başladı.

‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ buyurdu.

Melekler önce itiraz etti ‘biz varız seni tesbih ve tahmid eyleyen’ diye.

Rabbim ‘ben sizin bilmediğinizi bilirim’ dedi ve melekler teslim oldular.

Beşeriyetin ilkiydin, varlığının mayasıydın ey Resul.

İşte benim beşeriyetten istediğim model bu manasıyla yarattı seni Rabbim.

Önce Adem’e Cennetin kapısında göründün ,yol gösterdin ona nurunla.

Sonra nurun nesiller boyu nebilerce taşındı.

Ve 571 de sen doğdun.

Beşeriyetin zirvesine 63 yıl kalmıştı artık.

Ahsen-i takvim ortaya çıkıyordu.

Üsvey-i hasene bir güneş gibi doğmuştu en zor zamanda.

Kainat tanımış ve alkışlamıştı Alemlerin Nurunu.

Her taraftan her biri en gür sesiyle seslenmişti:

’Hoş geldin ey Kainatın Efendisi !’

Bu ses kıyamete kadar susmadı, susmayacak.

Bu sesin susması zaten kıyamet olacak.

Zira bu ses sustu mu Kainat susacak.

Doldur bizim gönüllerimizi rahmete çağrınla Ey Allah’ın Elçisi

Coştur bizim kalplerimizi merhamete davetinle Ey Nebi.

Seni tanıyordu artık bütün alem

Şahit oluyorlardı davana en güzel şehadetleriyle.

Avucuna giren küçük taşlar zikir ve tesbih ediyordu Allah’ı.

Aynı elin avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle olmuştu.

Aynı elin bir  parmağı kameri iki parça etmiş,

Aynı el, çeşme gibi on parmağından suyu akıtıyor ve bir orduyu suluyordu.

Aynı el İsa gibi, hastalara ve yaralılara şifa oluyordu,

Aynı elin işaret buyurup ‘gel’ dediği ağaçlar kökleriyle sökülüp geliyorlardı.

Senin sözünü tasdik için güneş seyahatini yavaşlatmıştı.

Doldur bizim gönüllerimizi muhabbetinle ey Resul,

Coştur bizim kalplerimizi merhametinle ey Nebi.

Bütün güzelliklerin zirvesini gösterdin nurunla.

En iyi eştin, hiç üzmedin onları.

Şiddetin kokusunu dahi hissetmedi senden  her iki devirde hayat arkadaşların.

En iyi babaydın şefkat ve merhametle büyüttün yavrularını.

Hatta koruyucu aile oldun Zeyd’e , Ali’ye, Enes’e.

Bir ‘üf’ bile işitmediler senden.

Ne zaman kimin bir sıkıntısı olsa açtın kapılarını ey sevgili.

Yaratıcının esmasıyla yansıdığı en parlak ayine oldun.

Rahmet senden yansıdı,

Şefkat senden yansıdı,

Mağfiret senden yansıdı,

Sabır senden yansıdı,

Sehavet senden yansıdı,

Cesaret senden yansıdı,

Merhamet senden yansıdı,

Feraset senden yansıdı,

Bütün esmanın en parlak misallerini gösterdin.

Doldur bizim gönüllerimizi muhabbetinle ey Resul,

Coştur bizim kalplerimizi merhametinle ey Nebi.

1437 yıldır hep daha çok, daha çok büyüdün.

Beşeriyet sana her geçen gün daha çok ihtiyaç duydu.

‘’Anam babam sana feda olsun’’ sözü sadece sana söylendi.

Çünkü sen müminlere anne babalarından sevgiliydin.

Salavatla bağlandı sana tüm gönüller.

Talebelerin hepsi parlak birer yıldızdı.

İman ve sıddıkiyeti öğrettin ümmetine Ebu Bekir’le.

Yansıdı ondan aleme teslimiyet ve iman.

Zira Miraç’ta hiç tereddüt etmedi ve,

‘O dediyse doğrudur’ dedi.

Adalet ve yöneticiliği öğrettin Ömer’le,

Hakkı batıldan ayırmayı öğrendik ondan.

Fitnenin önünde en güçlü kapı oldu adalet ve yönetimiyle.

Şeytan sokağını değiştirirdi Faruk’u görünce.

Kızlarını aldın, şereflendirdin onları, damatları oldun.

Hilm, ahlak ve hayayı öğrettin Osman’la

Melekler utanırdı ondan,

Zinnurreyn ünvanını aldı, iki defa damat olma şerefiyle.

İlmi ve şecaati öğrettin Ali’ye,

Kim onun dostuysa benim de dostundur diye yücelttin onu.

Kıyamete kadar açık bıraktı bize,

Bahadırlığın ve yiğitliğin kapısını,

Dileyen girsin diye.

Ve mübarek neslini devam ettirdi.

‘’Ben İmanın şehriyim Ebubekir onun kapısı,

Ben Adaletin şehriyim Ömer onun kapısı,

Ben Ahlakın şehriyim Osman onun kapısı,

Ben İlmin şehriyim Ali onun kapısı’ buyurdun.

Talebelerin her kapının başında davet etti insanlığı,

Faziletin, saadetin, mağfiretin, merhametin şehrine.

Doldur bizim gönüllerimizi muhabbetinle ey Resul,

Coştur bizim kalplerimizi merhametinle ey Nebi.

Çocuk sevmeyi senden öğrendi insanlık.

‘’Ben çocukları sevmem’’ diyene,

Kalbin katılaşmamasının, yufka yürekliliğin ve rahmetin,

Çocuğun başını okşamada olduğunu öğütledin ona.

Hanımları Allah’ın emaneti olarak vasiyet ettin ümmetine.

Kafile içerisinde hanımlar da olduğu bir seferdi.

Yol düzenini sağlayan Enceşe isimli bir genç, coşkuyla şiirler okuyor, güzel sesiyle ezgiler

söylüyordu.Bu durum, develerin heyecanlanıp hızlanmasına ve üzerlerindeki hanımların rahatsız olmasına sebep olmuştu.

Mübarek ağzından dökülen şu zarif ifadelerle gence seslendin:

“Ey Enceşe, sakin ol! Kristalleri incitme, dikkatli taşı !’ dedin,

Ve kadınları kristal olarak anlattın ümmetine.

‘Konuş ya Aişe ferahlayalım’ sözüyle onları baş tacı ettin

Yaşlıların, engellilerin, zayıfların hamisiydin,

Mescidinin en güzel yerini onlara verdin,

Ashabı Suffem ismini verdin bu özel ve güzel insanlara.

Ve onları talepleri öz kızın Fatıma’nın talebinden öndeydi senin için.

‘İslam garip başladı, garip devam edecek, ne mutlu o gariplere ‘ ,

Sözünle garibanlığınla övündün.

Devlet başkanıyken karşında titreyen bedeviye,

‘Rahat ol ! Ben de senin gibi kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum’ dedin.

Kurutulmuş et yemek garibanlık alametiydi, onurla taşıdın garibanlığı.

Her açıdan kayboldun sahabenin arasında,

Hiçbir farkın yoktu onlardan.

Uzaktan gelen ve ‘bu kavmin efendisi kim ?’ diye soran yolcuya,

‘Bir kavmin efendisi ona hizmet edendir’ dedin.

O esnada sahabene su dağıtıyor, gerçekten hizmet ediyordun.

Huneyn’de ordun dağılıp geri kaçarken,

Sen , cesaretinle yürüdün düşmanın üstüne.

Amcaoğlun Abbas bineğinin yularını tutmasa tek başına dalacaktın düşmanlarının arasına

Ve ordunu mağlubiyetten galibiyete taşıdın.

Zaferin yolunun cesaretten geçtiğini öğrettin bizlere.

Doldur bizim gönüllerimizi muhabbetinle ey Resul,

Coştur bizim kalplerimizi merhametinle ey Nebi.

Faziletlerin düşmanların tarafından da inkar edilemeyecek kadar parlaktı güneş gibi.

Zira seni bizzat eğiten ,yetiştiren Allah’tı.

Nurun şimdi asfiyaların, evliyaların, ulemaların üzerinden sunuluyor aleme.

O nurun insanlığın ruhu, umudu.

Aişe annemize ahlakını soranlara,

‘Siz Kur’an okumaz mısınız ? O’nun ahlakı Kur’an idi’ diye cevap vermişti.

Kur’anı’ı okuyor, seni yaşamaya çalışıyoruz ey sevgili,

Kur’an’ı sende, sende Kur’an’ı arıyoruz ey gerçek dost,

Rabbimiz; ‘kim beni seviyorsa Resulüme uysun ki ben de onu seveyim’ buyurdu.

Seni seviyoruz ey Allahımızın elçisi,

Seni özlüyoruz ey Allah’ın habibi,

Senin yolun yolumuzdur ey rehber-i ekmel,

Senin hayatın hayatımızdır ey mükteda-i küll,

Seni rehber biliyoruz ey Üsvey-i hasene,

Seni örnek alıyoruz ey Ahseni Takvim,

Doldur bizim gönüllerimizi muhabbetinle,

Coştur bizim kalplerimizi merhametinle.

Yorum Ekle