Salı, Ocak 22, 2019
Text Size

Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

ASKON Konya Şubesi Yönetim Kurulu üyelerine ''İş Hayatında İletişim, Aile İçi Huzurun Dinamikleri, İş ve Aile Ahlakı'' konularında sunum yaptık.YK Baş...

Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

  • Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

    Pazartesi, 24 Aralık 2018 14:06
  • Muhabbethane'de Gençlerle ''Huzurun Anahtarı''nı konuştuk...

    Salı, 13 Kasım 2018 08:17
  • Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

    Perşembe, 25 Ekim 2018 09:01
  • Emirgazi'de öğretmenlerimizle beraberdik...

    Pazartesi, 24 Eylül 2018 11:06
  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02


Pir Sultan Abdal Pir Sultan Abdal'ın yaşamı üzerine, yazılı kaynaklarda pek bilgi yoktur.

Doğum ölüm yılları bile bilinmiyor. Yaşamı üzerine bilgiler, genellikle, kendi şiirlerinden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatıla gelen menkıbelerden, bir de yakınlarının ya da başka ozanların onu anlatan şiirlerinden çıkarılır.

Yine de bu yollardan epeyce bilgi edinilmiştir, çünkü Pîr Sultan, bağlandığı tarikatın din anlayışını, dünya görüşünü yansıtmakta ya da derinleştirmek için soyut siirler yazan bir sanatçı değildir, doğrudan doğruya başından geçenleri, kavgasını, özlemlerini, katlandığı acıları, yaşamının türlü yönlerini yansıtan somut şiirler yazmıştır.

Şiirlerden, halk söylentilerinden çıkarılan bilgilere göre, Pir Sultan Sivas'in Yıldızeli ilçesinin Çirçir Bucağına bağlı Banaz köyünde doğmuştur. Yıldızdağı eteklerinde, Çirçir'e kırk sekiz kilometre uzaklıkta, denizden bin yedi yüz metre yüksekte, çoğu tek katlı kerpiç evleri, soğuktan korunmak için yarı yarı yarıya toprağa gömülü bir köy...

Banaz'da bugün de Pir Sultan'ın olduğu söylenen bir ev, önünde şairin yaşadığı dönemden kaldığına inanılan bir söğüt agacı, ağacın altında, asâsının ucuna takıp Horasan'dan getirildiğine inanılan bir değirmen taşı vardir. Pir Sultan yaz aylarının güzel havalarında bu taşın üstüne oturup karısıyla sohbet edermiş. Köylüler bu evi, ağacı, taşı kutsal sayarlar.

Kızının yaktığı agıtta uzun boyluluğuna, biçimliliğine değinilen şairin asıl adı, şiirlerinde belirttiğine göre, Haydar'dır. Bir yerde soyunun Yemen'li oldugunu, bir yerde Peygamber'in öz torunu oldugunu söyler, bir yerde de İmam Zeynel-Âbidin'den "Zeynel dedem" diye söz eder. Uzmanlara göre, Pir Sultan'in bu sözleri söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini arttırmak içindir. Muhammed peygamber soyundan geldiklerini, "seyyid"liklerini ileri sürmek tarikat uluları arasında bir gelenektir. Genel kanı, şairin İran'ın doğusundaki Türk yurdu Horasan'dan, önce İran Azerbeycanı'ndaki Hoy kasabasına, oradan da Anadolu'ya göçüp Sivas'a yerleşen bir Türkmen soyundan geldiği yolundadır.

Çocukluğu çobanlıkla geçen Pir Sultan'ın okuma yazma bildiği anlaşılıyor, ama bilgin bir kişi olduğu söylenemez. Tekke eğitimi çerçevesinde kalmıştır. Halifeler tarihini, peygamber menkıbelerini, evliya menkıbelerini, tarikat kurallarını, Yunus Emre'yi, Hatâyi'yi bilir. Bunlar dışında, çağının bilimleriyle ilgilenmediği gibi, divan edebiyatı ile de ilgilenmemiştir. Şiirlerinde Yunan mitolojisinin, İran mitolojisinin izleri pek yoktur. Ayrıca, genel olarak bütün tarikatların kaynaklandığı Tasavvuf felsefesinin yüksek konularına da girmez.



Söylentiye göre, Pir Sultan'ın üç oğlu, bir kızı varmış. Oğullarından Seyyit Ali Banaz köyünün üst yanındakı çam korusunda, Pir Muhammed Tokat'ın Daduk Köyünde, Er Gaib de Dersim'de gömülüymüşler. Adı Sanem olan kızının Pir Sultan asıldığı zaman söylediği ağıt çok  ünlüdür. Bazı uzmanlar bu agıtı Sanem'in ağzından bir tarikat ozanının yazmiş olabileceğını belirtirler. Pir Muhammmed ise babası gibi şairdir. Delikanlı iken attan düşerek öldüğü, Pir Sultan'ın "Allah verdiğini almaz dediler / Bana verdigini aldı n'eyleyim" derken bu olaya değindiği söylenir. Şiirlerinden uzun yaşadığı, çok çocuğu bulundugu açıkça anlaşılan şairin, sağlığında iki oğul acısı görmüş olduğunu ileri sürenler de vardır.

Pir Sultan Alevî-Bektasî tarikatındandır. Tarikata girme arkadaşı, yani musaibi, Ali Baba'dır. Bağlandığı tekkenin piri ise, Ahmet Yesevi'nin Anadolu'ya gönderdiği dervişlerden koyun Babanın tekkesinde, Bektaşiliğin kurucusu Hacı Bektaş Veli'nin tekkesinde posta oturmuş, yani en üst makamlara getirilmiş Seyh Hasan'dır.

Pir Sultan, bağlandığı tarikatçe yalnız dinsel önder değil, devlet başkanı olarak da görülen İran Şahlarıi adına, Anadolu halkını Osmanlılar'a karşı kışkırttığı , ayaklanmaya çağırdığı , belki de bir ayaklanmaya öncülük ettigi için, Sivas Valisi Hızır Paşa'nin emriyle tutuklanmış, yolundan dönmeyeceği anlaşılınca da asılmıştır.

Söylentiye göre, asıldığı yer Sivas'da eskiden Keçibulan adını taşıyan, sonra uzun süre Darağacı diye anılan, şimdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarşısı'nın karşısında Mal Pazarı olarak kullanılan bu alanın Gazhane bitişiğinde, sıra söğütlerin bitiminde bulunan, boyu beş metre, eni bir metreden fazla, bakımsız toprak yığını onun mezarıdır. Üstündeki moloz taşlar, asılması sırasında Hızır Paşa'nın emriyle halkın attığı taşlardır.

Mezarının, bir menkıbeye göre Erdebil'de, Bektasi geleneğine göre de Merzifon'da olduğu söylenir. Daha baska söylentiler de vardır, ama gerçeğe en yakın görünen söylenti asıldığı yere gömüldüğü, yakınlarının, tarikat erlerinin, hükümet baskısı yüzünden ölüsünü alıp köyüne bile götüremedikleridir.

Şiirlerinden, halk söylentilerinden çıkarılan bu dağınık bilgileri değerlendirebilmek için, önce, Pir Sultan'ın ne zaman yaşadığını saptamak gerekir.

Uzmanlar "Yürüyüş eyledi Urum üstüne" diye başlayan şiirindeki sözlerine bakarak, Pir Sultan Abdal'ın Şah Tahmasb zamanında yaşadığını söylüyorlar. Bu şiirinde şöyle sözler var:

Aslını sorarsan Şah'ın oğludur (...) Koca Haydar Şah-ı cihan torunu Ali nesli güzel imam geliyor

"Koca Haydar Sah-ı cihan" diye anılan, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'dır. "Şah" diye anılan ise, Akkoyunlu Devleti'ni yıkıp Safevioğulları Devleti'ni kurarak Şii mezhebi başkanlığı ile devlet başkanlığını birlestiren, Şah İsmail'in kendisidir. Şeyh Haydar'in torunu, Şah İsmail'in oglu da Şah Tahmasb'dır.

Şah Tahmasb'ın saltanat döneminin (1524 - 1578) büyük bir bölümü, Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanat dönemine (1520-1566) rastlar. Bu iki hükümdar geçmişteki acı olaylar yüzünden, uzun süre ülkeleri arasında barışı sağlayamamışlar, İranlılar ile Osmanlılar, 1534'den 1554'e kadar, tam yirmi yılı anlaşmazlıklar, çatışmalar, savaşlarla geçirmişlerdir. Kanunî Sultan Süleyman 1534'de yaptığı doğu seferinde, İranlılar'ın elinde bulunan Bağdat'ı Osmanlı topraklarına katmış, Sah Tahmasb 1548'de Anadolu'ya girerek Kemah'a kadar ilerlemiş, 1552'de Erciş, Ahlat kalelerini geri almıştır.

Pir Sultan'ın şiirlerindeki olayların Şah Tahmasb dönemindeki olaylara uyması, daha sonraki İran şahlarının Anadolu üzerine "yürüyüş eylemiş" olmaları, bazı uzmanların kesin konuşmalarına, şairin bu dönemde yaşadığından şüphe edilemeyeceğini söylemelerine yol açar.

Oysa bu dönemde Sivas'da valilik etmiş bir Hızır Paşa yok, ama 1552'de Köstendil, 1554'de Şam, 1560'da Bağdat beylerbeyliklerinde bulunmuş bir Hızır Paşa var. Uzmanlar 1567'de ölen bu Hızır Paşa'nin, Bağdat'a giderken, Sivas'a uğrayıp oradaki ayaklanmayı bastırmış olabileceğini söylüyor. Bu görüş doğruysa, Pir Sultan 1560'da asılmış demektir.

Pir Sultan'in dili on altıncı yüzyılın ikinci yarısının dilidir, diyen bazı uzmanlar ise şairin 1560'da asılmış olabileceğini kabul etmiyorlar. Onlar halk söylentisini değerlendirerek başka bir yoldan gidiyor, Sivas'da valilik etmiş Hızır Paşa'yı arıyorlar.

Sufi Aziz Mahmut Hüdâyi Efendi'nin I. Ahmed'e yazdığı bir mektupta, Aleviler ile Şeyh Bedreddin'e bağlı olanları iyi tanıyan, onlarla uğraşmasının bilen bir Hızır Paşa'dan söz ediliyor. Belgenin ilgili bulundugu dönemde ise iki Hızır Paşa yaşamış. Birinin özellikleri söyle:

Deli Hızır Paşa, Van Beylerbeyi (1582), Kars Beylerbeyi olarak İran seferine katılma (1587), Erzurum Beylerbeyi (1588), Sivas Valisi (1588), Diyarbakir Valisi (1589), gene Sivas Valisi (1590), Tuna Muhafızı (1602), Budin Muhafızı (1605), ölümü (1607).

Deli diye anılması gözü pek, acımasız bir kimse olduğunu gösteriyor. Ayrıca İran seferine katılmış, yani Safevilere karşı savaşmış. Safevi yanlısı Alevilere düşmanlık besleyebilir. İki kere Sivas'a vali gönderilmiş, ikincisinde oldukça uzun kalmis. Alevileri iyi tanıdığı anlaşılıyor.

Pir Sultan'ı astıranın Sivas Valisi Deli Hızır Paşa olduğunu söyleyen uzmanların görüşü doğruysa, şairin ölümü 1588'de, ya da 1590'dan sonradır.Gene uzmanlara göre, Pîr Sultan 1534'de Bagdat'in Osmanlilar'a geçisi üzerine, Iran Sahina, Güzel Şah'ım çok yerlerden görünür.Aslı nedir  niye verdin Bağdat'ı diye şiir yazmıştır. 1534 ile 1590 arasinda 56 yil var. Pir Sultan bu şiiri yazdığında, diyelim 20 yaşındaysa, 76 yaşında ölmüş olur.

Böyle uzun bir ömür sürdüğü kabul edilirse, uzmanlar arasındaki görüş ayrılıkları da sona erebilir. Çünkü bu uzun ömre hem Pir Sultan'ın şiirlerindeki olaylara uygun düşen Şah Tahmasb dönemi, hem de Deli Hızır Paşa sığdırılabiliyor.

Gene de bazı durumların açıklanması kolay değil. Örnekse, Pir Sultan'in şiirlerinde bir Alevi ayaklanmasından söz ediliyor, oysa Deli Hızır Paşa döneminde Sivas'da böyle bir ayaklanma olmamış.Uzmanlar arasındaki görüş ayrılıklarının ötesinde, kesin olan şudur: Pir Sultan abdal on altıncı yüzyılda Anadolu'da, Sivas yöresinde yaşadı.

Halkın benimsediği, destan kahramanı durumuna getirdiği şairlerin alınyazısını Pir Sultan da paylaşmıştır. Uzmanlar yazmalarda gördükleri ya da ağızdan ağıza sürüp gelen Pir Sultan şiirlerinden hangilerinin gerçekten onun olduğunu, hangilerinin onun adına başkalarınca söylendiğini ayırmakta güçlük çekiyor, çaresiz kalıyorlar. Görünüse bakılırsa, halkımız Pir Sultan'ın şiirlerini çoğaltma çabasını günümüzde bile sürdürüyor.

On altıncı yüzyılda yazıldığı bilinen bir yazmadaki, genellikle eski yazmalardaki Pir Sultan şiirleriyle sonradan bulunanlar arasında, gerek dil, gerek söyleyiş yönünden büyük ayrılıklar olduğu gerçektir.

Bu durumu göz önünde tutan uzmanlar, Pir Sultan'ın sanatı üzerine konuşurken, özellikle eski yazmalardaki şiirlerinden, onun söylediğine kesin diye bakılan şiirlerden yola çıkıyorlar. Görüşleri şöyle özetlenebilir:

Pir Sultan Halk edebiyatı geleneklerinden hiç ayrılmamiş, ölçü, uyak, biçim, dil, söyleyiş özellikleriyle, bir halk ozanı görünümünü hep sürdürmüştür. Şiirlerinin genellikle hece ölçüsünün 11'li (4+4+3 ve 6+5) ya da 8'li (4+4 ve 5+3) kalıplarıyla yazmış, arada 7'li kalıbı da kullanmıştır. Aruz ölçüsüyle siiri yoktur. Yalniz, gene heceyle yazdigi bir siirinde gazel düzenini denemistir. Bunun dışında şiirleri hep dörtlikler biçimindedir, koşma ya da semaî biçiminde... Çoğu zaman yarım uyak kullanmış, ses azlığını rediflerle giderme yoluna da sık sık başvurmuştur.

Şiirlerinden Pir Sultan'ın saza bağlılığı açıkça anlaşılıyor. İyi bir çalgı ustası olduğu da düşünülebilir. Konularını yalnızca dinsel inançlardan, mezhep ya da tarikat inançlarından almamış, yaşamın çesitli yönleri üzerine kesinlikle din dışı şiirler de söylemiştir. Tarikat şiirlerinde ise, Ali, On İki İmam gibi genel konularin yanı sıra, kendi kavgasını, yaşadığı günlerdeki çatışmaları, ayrıntılarıyla yansıtmış olması çok ilginçtir. Kurumsal konulara, örnekse Tasavvufun derin sorunlarına girmemiş, yaşam karşısında hep somut, hep dışa dönük kalmıştır. İnançlarının,kavgasının yılmak bilmez, sözünü sakınmaz bir propagandacısıdır.

O şiirlerinde Anadolu'nun toplumsal tarihi üzerine bilgiler verir. Devlet düzeninin bozukluğunu, mezhep ayrılığından doğan iç kavgaları, bu yüzden Alevilere yapılan zulümleri, kadılarin haram yediğini, müftülerin yalan yanlış fetva verdiğini, Şiilerin karşılaştığı güçlüklerin Sünni halktan değil, Sünni Osmanlı Devleti'nden geldiğini anlatır. Alevî Türkmenlerin, yönetimi durmadan bozulan, dinsel hosgörüden uzaklaşan Osmanlılar'dan nasıl kopup, Mehdi diye, kurtarıcı diye İran Şahlarına sarıldıklarını, siyasal kaygılara nasıl araç edildiklerini bildirir. Bu İran Şahlarına bağlanışın altındaki çaresizlikleri, giderek bu bağlanışın yarattığı umut kırıklıklarını anlatır.

Pir Sultan din dışı konular işlerken halk ozanlarının kalıplaşmış sözlerini kullandığı gibi, zaman zaman bunlardan bütünüyle uzaklaşmiş köy yasamını tertemiz, katkısız bir gözlem gücüyle yansıyan şiirler de söylemiştir. İnsan, hayvan, doğa sevgisiyle örülmüş şiirler...

Kullandığı dil çağının konuşma dilidir. Yabancı sözcükler, din, mezhep, tasavvuf, tarikat aracılığıyla yaşadığı günlerin konuşma diline girdiği oranda onun şiirlerine de girmiştir.

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy

İçindekiler

İçincekiler
AB YOLUNDA YAPTIĞIMIZ YOLCULUKTA ÖNEMLİ KONULARIMIZDAN “ALEVİLİK”


ÖNSÖZ

İSLAM ÖNCESİ ARAPLARIN DURUMU
ASRI SAADETTE İSLAM TOPLUMU
Kısaca Resulullah (s.a.)’in Hayatı
EMEVİ DEVLETİ ZAMANINDA YAPILAN FETİHLER
ANADOLU’ YA GİRİŞ
ORTA ASYA FETİHLERİ ORTA ASYA FETİHLERİ
İlk Müslüman-Türk Münasebetleri ve Türklerin İslâmiyete Girişi
Türklerin Müslüman Olmasının Nedenleri
Türklerin İslâmiyet'e Hizmetleri
Türkler’in İslam’ı nasıl algıladıkları konusu
ANADOLU’DA TÜRKLERİN YERLEŞMESİ VE İSLAMİ FAALİYETLER
I- Gaziyanı Rum (Alpler , Alperenler)
2.Ahiler (Ahiyanı Rum)
3-Baciyanı Rum
4-Abdalanı Rum
ANADOLU'DA SELÇUKLU DEVLETİNİN FAALİYETLERİ
A – ASKERİ FAALİYETLER
B - SİYASİ FAALİYETLER
C – SELÇUKLU DEVLETİNDE DİNİ FAALİYETLER
BABAİ AYAKLANMASI - BABA İLYAS - BABA İSHAK
Hoca Ahmet Yesevi
ANADOLU'DA SELÇUKLU DEVLETİNDE DİNİ KURUM VE KURULUŞLAR
1-CAMİLER
2-TEKKE VE ZAVİYELER
ANADOLU’DAKİ MÜSLÜMANLARIN İNANÇLARINA İSLAM ÖNCESİ İNANÇLARININ ETKİLERİ
ŞAMANİZM VE DİĞER ESKİ TÜRK İNANÇLARININ ALEVİLİK VE BEKTAŞİLİK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ VE BENZERLİKLER
KAM , DEDE , BABA
Şamanlığa Davet ve Şamanın Eğitim ve Öğretimi
Ak ve Kara Şamanlar
Şaman Giysisi
Şaman Davulu
Şamanın Yardımcı Ruhları
Şamanın Görevleri
Alevilik ve Bektaşilikteki “Dede ve Baba” ile Şamanizm’deki “Kam” arasında birçok benzerlikler vardır.
AYİNİ CEM İLE KAMLIK, ŞAMANLIK AYİNLERİ
Gizlilik
Şölen ve ayini cem
Tanrılar için kesilen kurbanlar
Kurban kemiğinin kırılmaması
Sihir ve büyük yapmak
Hastaları iyileştirmek
Gaipten ve gelecekten haber vermek
Ruhun bedeni geçici olarak terk etmesi (transmigration)
Göğe yükselip Tanrı ile konuşma
Tanrı’nın insan şeklinde görünmesi
Tabiat kuvvetlerine hakim olmak
Ateşe hükmetmek
Kemiklerden dirilmek
Kadın – Erkek müşterek ayinler
Tahta Kılıçla Savaşmak
TÜRK AİLE AHLAKI
H.Z. ALİ SEVGİSİ
ATALAR KÜLTÜ
TABİAT KÜLTLERİ
SU KÜLTÜ
DAĞ VE TEPE KÜLTÜ
TAVŞAN ETİ
BUDİZM
TAOİZM
a.Zerdüştlük ve Mazdeizm :
b.Maniheizm
HIRISTİYANLIK
YAHUDİLİK
ALEVİLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI
HACI BEKTAS VELI
PİR SULTAN ABDAL
SONSÖZ