Perşembe, Aralık 12, 2019

Text Size


 

Başlıktaki söz Bedizüzzaman Said Nursi’ye ait.

83 yıllık hayatında en büyük hedeflerinden birisi Müslümanların kardeşliği, ittihadı idi.

Bu gün yaşanan sıkıntıları ferasetiyle gören Üstad önlemler almaya çalıştı.

Bölgenin ve Müslümanların 3 hastalığı olduğunu teşhis etti.

Bu hastalıkları Cehalet, Zaruret(fakirlik) ve ihtilaf olarak belirledi.

Bu hastalıklara karşı ise, Marifet(eğitim),Sanat(üretim-sanayi) ve ittihad çarelerini önerdi.

Somut adımlarda atmak istedi Medreset-üz Zehra projesini gerçekleştirmek için bütün ömrü boyunca çabaladı, gayret gösterdi.

Eşref Edİp’le yaptığı mülakatta verdiği mesajların talebeleri de dahil tam olarak anlaşılamadığını söyledi.

Eşref Edip soruyor;‘’ "Yüz binlerce îmanlı talebeleriniz size âtî için ümit ve tesellî vermiyor mu?"

"Evet, büsbütün ümitsiz değilim... Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan Garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir vebâ, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sâri illete karşı Islâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa, Islâm cemiyetinin ter ü taze îman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. Îman kalesini küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız îman üzerine mesâimi teksif etmiş bulunuyorum.

"Risâle-i Nur’u anlamıyorlar, yahut anlamak istemiyorlar. Beni skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-ı hâzır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bâzı eserler telif eyledim. Fakat, ben öyle mantık oyunları bilmiyorum, felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem. Ben, cemiyetin iç hayatını, mânevî varlığını, vicdan ve îmânını terennüm ediyorum, yalnız Kur’ân’ın tesis ettiği Tevhid ve îman esâsı üzerinde işliyorum ki; Islâm cemiyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur.

"Bana, `Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. Içinde evlâdım yanıyor, îmânım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, îmânımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!..

Van Gazeteciler Cemiyeti ile Konya Gazeteciler Cemiyeti arasında yapılan proje Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünce desteklenerek Konya’dan 28 gazeteciler olarak Van’a 3 günlük ziyaret gerçekleştirdik.

Orada da ısrarla kardeşlik mesajları verdik,vermeye devam edeceğimizi söyledik.

1000 yılı aşan kardeşliğimizi kimsenin bozamayacağını.

Biz bu dünyaya farklılıkları zenginlik kılarak,tanışmak,görüşmek,sevmek,sevilmek,muhabbet fedaisi olmak için gönderildik.

Yaratılışın hikmeti,kulluğun manası,ibadetin sonucu bu olmalı.

O halde ey MÜSLÜMAN !

Sesini yükselt !

Safını belirle !

İnsiyatif al !

Cesur ol !

Korkma !

‘Madem ÖLÜM tekbir defa gelecek

O da neden ALLAH için olmasın’ de !

Uzat elini bütün renklerdeki ve dillerdeki KARDEŞLERİNE.

İçindeki sarı öküzleri kimseye verme !

Allah’ın ipine sımsıkı sarıl !

Safları sıklaştır !

Sen Allah’a güven o seni korur.

Kardeşimiz Diyarbakır’lı Koca Yunus Koca şu aşağıda cümlede bahsettiği amaç için yaşadı ve şehit oldu;

Ne güzel bahar gelecekti memleketime Karadeniz Dağları'nda Horon tepecek Cudi'de halaylar çekecektik beraber..!

Bir amaç için yaşayan ve hayatını feda eden varsa o amaç mutlaka gerçekleşir.

Bunu Meksika atasözü çok güzel anlatır;

‘Bizi gömmeye çalıştılar , TOHUM olduğumuz bilmiyorlardı.’

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy