Cumartesi, Temmuz 11, 2020

Text Size

Tarih



Peygamberimiz ‘benim hilafetim 30 yıldır. 30 yıldan sonra ısırıcı bir saltanat gelecektir.’ buyurmuştu.

Hz. Ebu Bekir , Hz. Ömer, Hz. Osman . Hz. Ali ve Hz. Hasan’ın (R.anhum ecmain) 6 aylık dönemiyle 30 yıl dolmuş yerini Emevilerin ‘ısırıcı’ saltanatı almıştı.

Cemel olayı; adaleti mahzayı savunan Hz. Ali ve taraftarları ile adaleti izafiyeyi savunan Hz. Aişe ve taraftarları arasında bir içtihat mücadelesi idi.

Sıffin olayı ise; hilafeti savunan Hz. Ali ve taraftarları ile saltanatı savunan Muaviye bin Süfyan ve taraftarları arasında geçti. Başta Hz. Ali , Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Emevilerin Peygamberin hilafetinin saltanata dönüştürmemeleri için canla başla mücadele ettiler. Daha sonrada ehli beytten birçok imam bu mücadeleye devam ettiler.

Bu mücadelede oluş biçimi , yaşananlar ve sonuçları itibariyle 10 Muharrem tarihinde gerçekleşen Kerbela olayı çok ayrı bir yere sahiptir. Yeryüzünde zulme karşı çıkışın , baş kaldırışın en güzel misallerindendir Kerbela.

Emeviler komşu oldukları bizanstan aldıkları babadan oğula geçen saltanatı sistem olarak benimseyerek Müslümanlar arasında bana göre en büyük bid’ati tesis ettiler.

Bu bidatin gelmemesinde en büyük mücadeleyi canıyla ,malıyla ehli beyt verdi. Hilafet insanlara hürriyet , saltanat ise esaret getiriyordu. Bu iki uygulamada İslam tarihinde görüldü.

Hilafet döneminde Hz. Ömer gibi celalli bir devlet başkanına erkek kadın tüm müminler hutbede herkesin önünde hesap sorabiliyor , itiraz edebiliyor iken , saltanat dönemlerinde Kura’n-ı Kerim’in açık bir emri olan ("Vazifem karşılığında sizden ancak Ehl-i Beytimi sevmenizi istiyorum" Şura, 23) ehli beyti sevdiğini ifade etmek en büyük cürüm kabul edilerek insanlar cezalandırılıyordu. 89 yıl süresince Emevi emirleri hutbeden ehli beyte hakaret ettiler. Arap olmayan Müslümanları ‘mevali’ ismiyle tesmiye ederek haraç ve cizye aldılar. Gönül fethinden çok askeri fetihlere yöneldiler.

Bediüzzaman zulmün kaynağı olarak gördüğü , hürriyet ve hilafetin zıddı olan saltanat , İstibdat ve baskıyı anlatırken konuyu Kerbela olayına getirir ve şöyle tarif eder:

Suâl: "Şu pis istibdat ne vakitten beri başlamış, geliyor?"

Cevap: İnsanlar hayvanlıktan çıkıp geldiği vakit, nasılsa bunu da beraber getirmiştir.

Suâl: "Demek istibdat hayvaniyetten gelmedir?"

Cevap: Evet... Müstebit bir kurt, bîçare bir koyunu parça parça etmek, dâimâ kavî, zayıfı ezmek, hayvanların birinci düstur ve kavânîn-i esâsiyesindendir.

Suâl: "Sonra?"

Cevap: Şeriat-ı Garrâ zemine nüzûl etti; tâ ki; zeminin yüzünü temiz ve insanın yüzünü ak etsin, şu insâniyetten siyah lekesini izâle etsin; hem de, izâle etti(asrı saadet). Fakat, vâesefâ ki, muhît-i zamânî ve mekânînin tesiriyle, hilâfet saltanâta inkılâp edip, istibdat bir parça hayatlandı. Tâ Yezid zamanında, bir derece kuvvet bularak, başını kaldırdığından, İmam Hüseyin Hazretleri hürriyet-i şer’iye kılıncını çekti, başına havâle eyledi. Fakat, ne çare ki, istibdâdın kuvveti olan cehil ve vahşet, cevânib-i âlemde zeynâb gibi Yezid’in istibdâdına kuvvet verdi.(Münazarat,s.38)

Bu gün biz Müslümanlar  için Muharrem ayı ve özellikle 10. Günü olan Kerbela gününde üzerinde durmamız gereken en önemli konu ; Peygamberimizin benim hilafetim dediği ve tüm insanlıkça kabul edilmiş olan asrı saadette yaşanılan her yönüyle İslami hayat konusundaki benzerliğimiz ve farklılıklarımız olmalıdır.

Devamını oku...

Peygamberimizin ,

Hz. Ebu Bekir ,Hz. Ömer ve

Hz. Ali’nin öldüğü yaştaydı.

Yani 63 yaşındaydı.

21 defa hac yapmıştı.

Çok iyi bir mevleviydi.

Bir çok Mevlevi şeyhine hizmet etmişti.

Divan-ı Kebir,Mesnevi Şerif ve

Fi ma Fih eserlerine hakimdi.

Mevlana , Şems , Muhyiddini Arabi ve

Sadrettini Konevi öğretilerini çok iyi biliyordu.

Dergaha hizmetten dolayı kendisine ikram edilmişti.

Manevi rahatsızlıkların şifa bulmasında aracılık yapıyordu.

Binlerce insana yardımcı olmuştu.

Hiçbirinden asla ücret almazdı.

Devamını oku...

Çok faydalı olduğunu daha önce zikrettiğim ‘İslamcılık’ konusu yazılıp çizilmeye devam ediliyor. Bir Müslüman İlahiyatçı  olarak şunu bütün samimi kalbimle inanarak söylemem gerekiyor.

Yeryüzünde son bir Müslüman kalıncaya kadar ‘İslamcılık’ bitmez. Bunun en temel sebebi İslam dininin diğer dinlerden bizzat Kuran ve Peygamber tarafından dile getirilen farklarıdır.

Bu farklar ;

1.Evrensel olması: Tüm insanlığa , cinlere tüm zaman ve mekanlara hitap etmesi

2.Düşünce ve amel bakımından Dünya ve ahiret ayrımı olmaması

3.En geniş hukuk kaidelerinden , tırnak kesme adabına kadar hayatın tüm alanlarıyla ilgilenmesi

4.Konulan tüm hükümlerin ‘yaşayan Kuran’ olan Peygamber ve öğrencileri tarafından uygulamanın tüm çeşitliliğiyle yaşanarak gösterilmesi ve başta ilahi garanti altında olan Kuran olmak üzere sünnet ve diğer sahabe uygulamalarının bozulamayacak şekilde sağlam bir metodla kayıt altına alınması.

5.Kuran-Sünnet rehberliğinde her asra ve yeni gelişmelere çözüm üretecek , her yeni gelişmeye cevap verebilecek sistematik bir içtihat müessesine cevaz vermesi.

Okuyucularım yukarıda dile getirdiğim huşuları abartılı bulabilirler. İmanım ve inancım odur ki İslam dininde saydıklarımın fazlası var. Ama onun tabiilerinin bu güzellikleri yansıtmada eksikliklerinden bahsedebiliriz. Bu da Müslümanların en önemli gündem maddesi olmalıdır.

Devamını oku...

Son günlerde bir asırdan fazladır konuşulan ‘İslamcılık’ tekrar gündeme geldi. Bence çok faydalı bir tartışma konusu. Merakla izliyor ve istifade ediyorum.

1571 İnebahtı ile başlayıp 1683 Viyana mağlubiyeti ve 1699 Karlofça anlaşmasıyla toprak kaybıyla sonuçlanan geriye gidiş Müslümanları savunma psikolojisine soktu. Sürekli etkiye tepkiyle hareket eden ve savunma psikolojisiyle davranan Müslümanlar son 150 yıllık ‘Batılılaşma’ macerasına karşı ‘İslamcılık’ projesini sahaya sürdüler.

Dolayısıyla ‘İslamcılık’ yaralı bir bilincin batıya karşı savunma psikolojisi sonucu geliştirdiği bir refleks olarak uzun süre gündemde kaldı.

Tarihte tepki olarak ortaya çıkan tüm hareketler çok kısa ömürlü olmuştur. İslam ne doğu (kalp) ne batı (akıl) değil (la şarkiyyeten ve la garbiyyeten) evrensel tüm kainatı kucaklayan, hareketi kendiliğinden yani bi zatihi-bi nefsihi vahye dayalı bir harekettir.

İslam ’ın temel esası olan Kuranı Kerim Yüce yaratıcı tarafından kıyamete kadar korunacağı garanti altına alınmıştır. Bunun Zebur , Tevrat ve İncil’in müntesipleri tarafından bozulması idi. Kendisi  bir mucize olan ve dinin doğru istikamette yaşanmasının garantisi olan Kuranı Kerim ve sahih sünnet Müslümanlara açıkça şunu öğütler: Dini benim tarif ettiğim şekilde sadece ‘Allah rızası’ için yaşayın. Bu konuda sizin tek ölçünüz benim. Başka dinler , felsefeler , akımlar sizin sahih dini yaşamanızda asla ölçü olmasın.

Devamını oku...

Filmi ailemle birlikte izledim. Film tekniği görsellik , sahneler , gösterim ve hasılat bakımından dünyanın geldiği sinema seviyesini yakalamış hatta geçmiş durumda. Bu açıdan diğer yönetmenlere de ciddi anlamda ilham kaynağı olacaktır.

Peygamberin müjdesiyle başlatılması güzel bir düşünce.Fakat Peygamberden fethe kadar gelen ve onu netice veren eğitim , ticaret , sosyal hayat gibi konular daha somut ve belirgin yansıtılabilirdi. Akşemsettin’in rolü daha fazla ele alınabilirdi.

Aslında kendisi siftah ettikten sonra ikinci müşteriyi siftah etmeyen komşusuna gönderen tüccarın ahlakı İstanbul’u fethetti.

Çocuklarını abdest almadan emzirmeyen anneler başardı bu işi.

Devletin başı Sultan Mehmet ile bir yabancıyı eşit bir şekilde yargılayan ve gereken hükmü aynen uygulayan adalet sistemi fethin en büyük itici gücüydü. İşte bu güç fethi müjdeleyen Peygamberin ‘ hırsızlık yapan kızım Fatıma’da olsa haddi (cezayı) uygularım’ şeklinde ifade ettiği adaletin 800 yıl sonra aynen uygulama gayretiydi.

Ve bütün bu gerçekler rumlara ‘Kostantinapolis’te kardinal külahı görmektense , Osmanlı sarığını tercih ederiz’ sözünü söyletmişti.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 8 - 10

8