Perşembe, Ekim 22, 2020

Text Size

Tarih



Ülkemizde ‘bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın’ yanlışlığı ve zararları ile ilgili birkaç yazı yazdım. Bu can yakıcı konulardan birisi de ‘Alevilik’ konusu. Gerçek bilgiye ulaşmadan fikir sahibi olup yorum yapanlar bunun bedelini çok ağır ödüyorlar. Bu örneklere en son halk müziği sanatçısı Musa Eroğlu eklendi.

Sanatçı; Almanya'nın Dietzenbach kentinde Avrupa Saz Okulu'nun 130 öğrencisi, bağlama konseri verdi. Dietzenbach kentine bağlı Rödermark'taki kültür merkezinde düzenlenen konsere Türkiye'den Hakan Kalaycı, Deniz Erdem, Özlem Özdil ve Yusuf Gül gibi sanatçıların yanı sıra Musa Eroğlu da katıldı. Konseri yaklaşık bin 500 kişi izledi. Saz okulunda eğitim gören 130 öğrencinin yer aldığı bağlama orkestrası, 12 farklı türküyü seslendirdi. Etkinliğe katılan sanatçılar da yöresel türkülerden oluşan bir konser verdi.

Musa Eroğlu, konser öncesi yaptığı konuşmayla bir grup dinleyicinin tepkisini çekti. Bu sözlerine bir grup vatandaş, "Seni dinlemek de alkışlamak da yok" diyerek tepki gösterdi ve salonu terk etti. Eroğlu, konseri öncesinde Alevi derneklerine yönelik yaptığı konuşmada "Alevi kültür merkezleri Arapların Ali'si, Hüseyin'i ve Hasan'ıyla uğraşacaklarına bu çocuklara saz çalmayı öğretsinler. Türkiye'de devrimi bu çocuklar yapacak" diye konuştu.

Musa Eroğlu ‘Anadolu Aleviliği’ nin gerçekte ne olduğunu bilseydi , böyle hayati bir hata yapmazdı. Alevilikte ehli beytin , Hz. Ali , Hz. Fatma , Hz. Hasan ve Hüseyin’in sadece Arapların değil tüm müslüman  halklar özellikle de Aleviler tarafından baş tacı edildiğini bilirdi.

Yıllardır bu konuları çalışıyorum, yazıyorum , anlatıyorum. Bilgiye sahip olmadığımız hiçbir konuda lütfen yorum yapmayalım. En azından susalım. Ve en kısa sürede o, sustuğumuz konu bizim için değerliyse bilgi sahibi olalım.

Aleviliğin tarihi sürecini anlattığım bir araştırma ve inceleme eseri olan ‘Anadolu Aleviliği-Tarihi Süreç’ isimli kitabım okuyucularla buluştu. Kitap , Nüve Kültür Merkezi/İnceleme Araştırma kitapları kategorisinde basıldı.

Kitabını okuyucularıma kısaca şu sözlerle takdim edebilirim: ‘Bin yılı aşan bir süredir Alevi ve Sünniler bu topraklarda birlikte yaşıyorlar. Dolayısıyla Alevilik tamamen bu coğrafyaya ait ve güncel bir konu . Anadolu’ya özgü olan ‘Alevilik’ hakkında  - önemi dikkate alınırsa – yeterince çalışma yapılmış olduğunu söyleyemeyiz. Bu sebeple karanlıkta filin tarifini yapmaya çalışanlar gibi çok farklı ‘Alevilik’ tarifleri yapılıyor.

Devamını oku...

Peygamberimiz ‘benim hilafetim 30 yıldır. 30 yıldan sonra ısırıcı bir saltanat gelecektir.’ buyurmuştu.

Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman. Hz. Ali ve Hz. Hasan’ın (R.anhum ecmain) 6 aylık dönemiyle 30 yıl dolmuş yerini Emevilerin ‘ısırıcı’ saltanatı almıştı.

Cemel olayı; adaleti mahzayı savunan Hz. Ali ve taraftarları ile adaleti izafiyeyi savunan Hz. Aişe ve taraftarları arasında bir içtihat mücadelesi idi.

Sıffin olayı ise; hilafeti savunan Hz. Ali ve taraftarları ile saltanatı savunan Muaviye bin Süfyan ve taraftarları arasında geçti. Başta Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Emevilerin Peygamberin hilafetinin saltanata dönüştürmemeleri için canla başla mücadele ettiler. Daha sonrada ehli beytten birçok imam bu mücadeleye devam ettiler.

Bu mücadelede oluş biçimi, yaşananlar ve sonuçları itibariyle 10 Muharrem tarihinde gerçekleşen Kerbela olayı çok ayrı bir yere sahiptir. Yeryüzünde zulme karşı çıkışın, baş kaldırışın en güzel misallerindendir Kerbela.

Emeviler komşu oldukları bizanstan aldıkları babadan oğula geçen saltanatı sistem olarak benimseyerek Müslümanlar arasında bana göre en büyük bid’ati tesis ettiler.

Bu bidatin gelmemesinde en büyük mücadeleyi canıyla ,malıyla ehli beyt verdi. Hilafet insanlara hürriyet, saltanat ise esaret getiriyordu. Bu iki uygulamada İslam tarihinde görüldü.

Hilafet döneminde Hz. Ömer gibi celalli bir devlet başkanına erkek kadın tüm müminler hutbede herkesin önünde hesap sorabiliyor , itiraz edebiliyor iken, saltanat dönemlerinde Kura’n-ı Kerim’in açık bir emri olan ("Vazifem karşılığında sizden ancak Ehl-i Beytimi sevmenizi istiyorum" Şura, 23) ehli beyti sevdiğini ifade etmek en büyük cürüm kabul edilerek insanlar cezalandırılıyordu. 89 yıl süresince Emevi emirleri hutbeden ehli beyte hakaret ettiler. Arap olmayan Müslümanları ‘mevali’ ismiyle tesmiye ederek haraç ve cizye aldılar. Gönül fethinden çok askeri fetihlere yöneldiler.

Devamını oku...

Peygamberimizin ,

Hz. Ebu Bekir ,Hz. Ömer ve

Hz. Ali’nin öldüğü yaştaydı.

Yani 63 yaşındaydı.

21 defa hac yapmıştı.

Çok iyi bir mevleviydi.

Bir çok Mevlevi şeyhine hizmet etmişti.

Divan-ı Kebir,Mesnevi Şerif ve

Fi ma Fih eserlerine hakimdi.

Mevlana , Şems , Muhyiddini Arabi ve

Sadrettini Konevi öğretilerini çok iyi biliyordu.

Dergaha hizmetten dolayı kendisine ikram edilmişti.

Manevi rahatsızlıkların şifa bulmasında aracılık yapıyordu.

Binlerce insana yardımcı olmuştu.

Hiçbirinden asla ücret almazdı.

Devamını oku...

Çok faydalı olduğunu daha önce zikrettiğim ‘İslamcılık’ konusu yazılıp çizilmeye devam ediliyor. Bir Müslüman İlahiyatçı  olarak şunu bütün samimi kalbimle inanarak söylemem gerekiyor.

Yeryüzünde son bir Müslüman kalıncaya kadar ‘İslamcılık’ bitmez. Bunun en temel sebebi İslam dininin diğer dinlerden bizzat Kuran ve Peygamber tarafından dile getirilen farklarıdır.

Bu farklar ;

1.Evrensel olması: Tüm insanlığa , cinlere tüm zaman ve mekanlara hitap etmesi

2.Düşünce ve amel bakımından Dünya ve ahiret ayrımı olmaması

3.En geniş hukuk kaidelerinden , tırnak kesme adabına kadar hayatın tüm alanlarıyla ilgilenmesi

4.Konulan tüm hükümlerin ‘yaşayan Kuran’ olan Peygamber ve öğrencileri tarafından uygulamanın tüm çeşitliliğiyle yaşanarak gösterilmesi ve başta ilahi garanti altında olan Kuran olmak üzere sünnet ve diğer sahabe uygulamalarının bozulamayacak şekilde sağlam bir metodla kayıt altına alınması.

5.Kuran-Sünnet rehberliğinde her asra ve yeni gelişmelere çözüm üretecek , her yeni gelişmeye cevap verebilecek sistematik bir içtihat müessesine cevaz vermesi.

Okuyucularım yukarıda dile getirdiğim huşuları abartılı bulabilirler. İmanım ve inancım odur ki İslam dininde saydıklarımın fazlası var. Ama onun tabiilerinin bu güzellikleri yansıtmada eksikliklerinden bahsedebiliriz. Bu da Müslümanların en önemli gündem maddesi olmalıdır.

Devamını oku...

Son günlerde bir asırdan fazladır konuşulan ‘İslamcılık’ tekrar gündeme geldi. Bence çok faydalı bir tartışma konusu. Merakla izliyor ve istifade ediyorum.

1571 İnebahtı ile başlayıp 1683 Viyana mağlubiyeti ve 1699 Karlofça anlaşmasıyla toprak kaybıyla sonuçlanan geriye gidiş Müslümanları savunma psikolojisine soktu. Sürekli etkiye tepkiyle hareket eden ve savunma psikolojisiyle davranan Müslümanlar son 150 yıllık ‘Batılılaşma’ macerasına karşı ‘İslamcılık’ projesini sahaya sürdüler.

Dolayısıyla ‘İslamcılık’ yaralı bir bilincin batıya karşı savunma psikolojisi sonucu geliştirdiği bir refleks olarak uzun süre gündemde kaldı.

Tarihte tepki olarak ortaya çıkan tüm hareketler çok kısa ömürlü olmuştur. İslam ne doğu (kalp) ne batı (akıl) değil (la şarkiyyeten ve la garbiyyeten) evrensel tüm kainatı kucaklayan, hareketi kendiliğinden yani bi zatihi-bi nefsihi vahye dayalı bir harekettir.

İslam ’ın temel esası olan Kuranı Kerim Yüce yaratıcı tarafından kıyamete kadar korunacağı garanti altına alınmıştır. Bunun Zebur , Tevrat ve İncil’in müntesipleri tarafından bozulması idi. Kendisi  bir mucize olan ve dinin doğru istikamette yaşanmasının garantisi olan Kuranı Kerim ve sahih sünnet Müslümanlara açıkça şunu öğütler: Dini benim tarif ettiğim şekilde sadece ‘Allah rızası’ için yaşayın. Bu konuda sizin tek ölçünüz benim. Başka dinler , felsefeler , akımlar sizin sahih dini yaşamanızda asla ölçü olmasın.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 8 - 10

8