Perşembe, Ekim 22, 2020

Text Size

Tarih



İnsanoğlu; imtihan için gönderildiği dünyanın ve kendisinin hakiki mahiyetini çoğu

zaman anlayamadan kendisine ayrılan zamanı dolduruyor ve ölüyor.

Şurası çok net ki ; burası bir imtihan salonu.

Sorular ve sorulara verilmesi gereken cevaplar belli aslında.

Salon görevlileri hem soruları hem de verilmesi gereken cevapları insanlara öğretiyorlar.

124 bin  peygamber, 124 milyon asfiya ve evliya bunun için yaşadılar.

3 ler , 7 ler , 40 lar bunun için.Ve kadro boşaldığında derhal dolduruluyor.

İmtihan salonu her bakımdan mükemmel,eksiksiz işliyor.

O zaman bizlere imtihana adam gibi hazırlanmak ve soruları doğru yapmak düşüyor.

Peki imtihanın en zor sorusu nedir ???

İşte onun cevabı insanın içinde çoğu zaman en son bakacağı yere saklanmış.

Bu sebepledir ki; çoğu zaman o hep dışarılarda aranıyor.

Yanlış yerde arandığı içinde bir ömür bulunamadan geçiyor çoğu zaman.

İmtihan salonunun en büyük rehberi ve elindeki en büyük kılavuz kitapla bu soruları açıkça cevaplıyor aslında kulak verenlere.

Kılavuz kitapta Hz. Yusuf; ‘’ "Doğrusu, ben nefsimi temize çıkarmam.

Çünkü Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister, kötülüğe sevk eder.

Doğrusu Rabbim gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur)." Yusuf,12/53

Peygamberimiz:’’Senin en büyük düşmanın, seni çepeçevre kuşatan nefsindir.’’

Bir gün , Hazret-i Âişe validemiz;

“ İnsan Rabbini ne zaman tanır?” diye sual edince,

Peygamber Efendimiz; ‘’Nefsini tanıdığı zaman’’ buyurdu.

Devamını oku...

Canım kardeş birlik beraber olak ,

Allah’ımız birdir; Kuran’ımız bir.

İslam aleminde ikilik olmaz.

Allah’ımız birdir; Kuranımız bir.

Turhallı Aşık Kul Semai Baba

Alevilik konusu gündemin üst sıralarında.

Arif Sağ’ın hangi amaçla söylediği aslında belli bir cümleyi “Şeriata takılıp kalmamak gerek; biz şeriatı (namaz, oruç, hac, zekât) solladık” sözüne ‘Sollamışsınız ama hatalı sollamışsınız’’ cevabı.

Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün “Hakikat münkeşif olunca şeriat mürtefi olur mu?” adlı makalesi http://www.fikirzamani.com/mustafa-ozturkhakikat-munkesif-olunca-seriat-murtefi-olur-mu/ ve ona Şenol Kaluç’un ‘’Tasavvuf -Alevilik İslam dışı mı ?’’ isimle makaleyle cevabı ve Demokrasi Paketi ‘Alevilik’ konusunu gündemin üst sıralarına taşıdı.

Şenol KALUÇ adı geçen makalesinde ‘’İlginçtir Sünni kökenli isimleri en çok rahatsız eden meselelerden biri hocamızı da rahatsız ediyor. Tevella ve teberra inancı (Ehl-i Beyti seveni sevmek, sevmeyeni sevmemek) Alevi tasavvufunun bir parçasıdır. Bu neden bu kadar rahatsız ediyor anlaşılır bir durum ancak bu rahatsızlığın ilk iki halife ile ilgili olduğunu hiç sanmıyorum.

İlk iki halife kullanılarak aslında gizli, bana ve Alevilere göre açık, bir Emevi savunması psikolojisi yatmaktadır. Ancak bugün Ehl-i Sünnet mensuplarının yüzde 99’unun bu işin arkasında, bu psikolojinin olduğunu bildiklerini hiç sanmıyorum çünkü onlar atalarını buldukları yolu taklit ediyorlar. Aynı şey Aleviler için de geçerli. O anlayış Mekke’nin fethi ile korkudan Müslüman olan ve bizzat Kuran tarafından kalplerinin para ile satın alınması emredilen isimleri hem sahabe saymış hem de uydurma bir hadisle gökteki yıldızlar mesabesine çıkarmıştır.

Şimdi bunları yapan zihniyet İslami ve Kurani olurken her ne hikmetse Alevi ritüellerinin Kuran’dan ve Peygamber’in sünnetinden çıkarılamayacağını iddia ediyor Öztürk. O çıkaramıyorsa ben Sünnetten örneklerle çıkarayım onun yerine; Cem ayini Ehl-i Suffa ile Resulü Ekrem’in sohbetlerinin bir ihyası, Musahiplik Peygamberimizin Ensar-Muhacir kardeşliği tesisinin bir hatırası, düşkünlük cezası Tebük Seferine katılmayan üç sahabe hakkındaki uygulamanın bizzat kendisi olduğunu iddia edersem “bunlar zorlama teviller” midir diyecek Sayın Öztürk.  Semah için Caferi Tayyar’ın Resullullah’ın sevgisi ve övgüsü üzerine Mescid-i Nevebi’de el çırparak, şarkı söyleyerek ve dönerek dans etmesi ve Resulullah’ın da onun bu hareketini tebessümle izlemesinin bir hatırasıdır dersem çok mu aşırı kaçmış olurum’’ demektedir. http://haber.stargazete.com/acikgorus/tasavvuf-alevilik-islam-disi-mi/haber-795341#ixzz2gyBOjbCW

Evet dostlar. Gerçekten Peygamberimizin sağlam iki kulp olarak tavsiye ettiği Kuran ve Sünnet rehberliğinde Sünnilerde Alevilerde günümüzde bütün yaşadığı güncellerini tartışmalılar. Konuşmaktan, müzakereden korkmamalılar , ürkmemeliler , kaçmamalılar bence.

Bu konuda ilkini 2006 da ilkini 2013 de ikincisi olmak üzere iki eser yazmış birisi olarak ilgilenenler için mutlaka okumalarını tavsiye edeceğim bir kitaptan kısaca bahsedeceğim. Çünkü bir konuda fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olmak gerekiyor.

Devamını oku...

2023 vizyona ve o vizyona yönelik adımlar atılıyor. Hedef 20023 de Dünya’nın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına girmek. Bu gün 17. Sırada olduğumuz ve hızımız dikkate alınırsa bu hayal değil.

Tabii büyük ülke olmak için başta özgürlükler , eğitim ,sağlık , ekonomi , kültür v.b. tüm alanlarda mesafe almak gerekiyor.

Bu konularda ilerlemenin en birinci adımı da hukukun geliştirilmesi. Türkiye’yi “deli gömleği “ gibi sıkan 82 Anayasasının değişmesi yıllardır toplumun geniş kesimlerin talebi. Bu talebi ilgililerin iyi değerlendirip çağdaş, demokratik, tüm kesimleri kucaklayan özgürlükçü bir anayasa çalışmasını derhal başarıyla yerine getirmeliler.

Değişim zor bir süreçtir. Geçimlerini statüko ya başlayan bir kısım seçkinler değişimi asla istemezler. Onun için değişim isteyen güçler birleşmelidir. Ve en az statükocular kadar cesur ve gözü kara olmak zorundalar.

Son günlerde yaşanan ‘’Çözüm süreci , Reyhanlı, Gezi , Lice’’ başlıklarıyla zikredebileceğimiz olaylar gösteriyor ki , hala büyük millet olmak konusunda almamız gereken mesafeler var.

Olaylara bir türlü ortak bir paydadan hareketle ülkenin yüksek menfaati açısından bakamıyoruz. Ortak bir dil üretme konusunda ciddi sıkıntılarımız var.

Çok küçük konularda büyük fikir ayrılıkları yaşayabiliyoruz.

‘Gezi Parkı’ olaylarının toplumda insanları durduğu yeri net olarak gösterme bakımında çok faydalı gelişmelere sebep olduğu görüşündeyim.

Herkes tabii ki düşüncesini rahatlıkla ifade etmeli. Adalet, düşünce özgürlüğü, istişare olmazsa olmazımız olmalı. Ama büyük ülke olmak istiyorsak özellikle dış ilişkiler ve milli meseleler konusunda ortak bir dil tutturmamız gerekiyor.

Sözü fazla uzatmadan bizim büyük ülke olmamızı istemeyen uluslararası organizasyonları ‘’Reşo Ağa’’ olarak düşünerek ve içerideki tüm halklarımıza bakış açımıza yardımcı olacak bir hikaye ile bitirmek istiyorum.

Devamını oku...

01.06.2011 tarihli yazımın başlığı

‘’Çınar Olmaya Doğru Adım Adım’’ ,

01.06.2012 tarihli yazımın başlığı

‘’Süreklilik Çok Önemlidir’’

şeklinde idi.

Bu gün 01.06.2013.

Ve biz Yeni Konya gazetemizin 65. Yılını idrak ediyoruz.

"Bir başkent daima başkenttir ."

Konya'dan söz ederken böyle der

Ahmet Hamdi Tanpınar ve ekler:

" Ne kadar susturulursa susturulsun yine konuşur. "

Bu gün Anadolu’da ön plana çıkan 3 ana başkenti var.

İstanbul (Osmanlı), Konya (Selçuklu) ve Ankara (Cumhuriyet)

Ahmet Hamdi Tanpınar söylemişti ya:

" Ne kadar susturulursa susturulsun yine konuşur. "

İşte ‘Yeni Konya’ gazetesi 65 yıldır Konya’nın konuşan,

Hiç susmayan , haykıran dillerinden birisi.

Ülkemizde ve dünyada medya için 65 yıl çok ciddi bir zaman.

Alınmış olan yol kesinlikle küçümsenemeyecek bir mesafe.

Mazi bir şeyin köküdür.

Kök ne kadar güçlü ve derinse gövde ve dallar

o aranda güçlü ve kalıcıdır.

Devamını oku...

1683 II. Viyana kuşatmasında durdurulan ve yavaş yavaş geri dönmeye başlayan tarih çarkımız, bu hareketine 18 Mart 1915 kadar devam etti.

18 Mart 1915 de çarka büyük bir çomak soktuk. Kurtuluş savası , Cumhuriyetin kurulması bu çarkın dönüşünü yavaşlattı ama durduramadı.

Tam bağımsız bir ülke olmak için her haliyle kendine yeten , borcu olmayan , hazinesi dolu , üniversiteleri bilim ve fikir üreten , halkı müreffeh , ordusu güçlü bir ülke olmak gerekiyordu.

1683 den beri aleyhimize dönmeye başlayan bu çarkın 14 Mayıs 2013 de yeniden lehimize dönmeye başlayacağını söyleyebilirim.

50 yıllık borcumuzu sıfırlayıp , veren ülke olmamızın yanında , bir çok mühendisimizi feda ederek ulaştığımız uçaklarımızın yazılım sistemi , helikopterimiz ‘atak’ , insansız hava uçağımız ‘anka’ , tankınız ‘altay’ , üniversitelerimizin düne göre bu gün kat ettiği mesafeler gelişmeler , sağlık, ulaşım ve konut gibi topluma dair birçok olumlu gösterge tarih çarkının lehimize dönmeye başladığının işaretleri.

Peki bu dönüşümün bir faturası yok mu ???

Elbette var. Hem de çok ağır faturaları var.

Geçimini statükoya bağlamış , kökü çok derinlerde değişim düşmanları çok var.

150 yıllık köklü ve asıl kökleri dışarılarda olan statükonun taşrada şubeleri olmakla beraber 2 si İstanbul (medya ve ticaret) 3 ü Ankara da (siyasi , bürokrasi ve STK) olmak üzere 5 ayağı var.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 7 - 10

7