Cumartesi, Temmuz 11, 2020

Text Size

Tarih



Necip Fazıl Merhum öyle tasvir eder Anadolu halkının misyonunu;

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya ?

Dizeleriyle anlatır.

Evet iş Anadolu halklarının üzerinde kalmıştı.

Koca Osmanlığının terk ettiği tüm coğrafya artık ondan sorulacak, sorumluluk coğrafyanın büyüklüğü,genişliği ve yaraları birlikte düşünüldüğünde bir kanaryadan binbir başlı kartalı taşıması beklenecekti.

Ama başka bir çare ve seçenek yoktu.

İmkansız bir şey miydi bu ?

Ya da imkansız diye bir şey var mıydı ?

Tarihte imkansızlar aşılmış mümkün hale gelmemiş miydi ?

Rabbim Kuran’da hep imkansızların nasıl mümkün olduğuna dair misaller vermişti.

‘’T â I û t orduyla beraber (işleri düzene koyup şehirden) ayrılıp çıkınca dedi ki: «Şüphesiz Allah bir ırmakla sizi deneyecektir; ondan su içen benden değildir; sadece ondan tatmayan bendendir. Ancak eliyle bir avuç alanlar müstesnadır (onlara izin vardır). Onlardan pek azının dışında diğerleri o sudan (doyasıya) içtiler. Ne vakit ki T â I û t ve beraberindeki mü'minler ırmağı geçtiler, (sağlam bir imân ve irfan sahibi olmayanlar), «Bugün C â I û t 'a ve ordusuna karşı (durup savaşacak) gücümüz yoktur» dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesinlikle bilenler ise, «Nice az topluluk, çok topluluğa —Allah'ın İzniyle— üstün gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir» diyerek (teslimiyet ve tevekkül gösterdiler).Bakara,2/249

Gemi imkanda denizde yüzer.

Ama birileri karada da yüzdürmüştü.

Aslında ilk başta imkansızın mümkün hale getirilmesi değil miydi ?

Muhammed Ali Clay ‘’imkansız’’ kavramının aslında olmadığını iddia etmişti:

‘’İmkansız,bu dünyayı değiştirebilecek gücü içlerinde keşfetmek yerine,kendilerine sunulan dünyada yaşamayı daha kolay bulan,küçük insanların ortaya attıkları büyük bir kelimedir.İmkansız bir gerçeklik değil bir görüştür.İmkansız bir iddia değil meydan okumadır.İmkansız bir potansiyeldir,geçicidir. İmkansız diye bir şey yoktur=İmpossible is nothing.’’

Cumhurbaşkanlığı’nın Edebiyat alanındaki ödül sahibi Alev Alatlı, törende yaptığı konuşmada bu misyonun nasıl yerine getirilmeye çalışıldığına işaret etti:

Devamını oku...

Ülkemiz milenyumdan itibaren büyük bir değişim ve dönüşüm içinde.

Özellikle 12 Eylül 2010 Referandumuyla halkımız değişime yetmez ama evet dedi.

Bu 1400 yıldan, hilafetin saltanata dönüşmesi tarihinden sonra bir ilki yaşadık.

İlkti , zira halk kendisiyle alakalı konuda ilk defa hanedan ya da kişi olmaksızın bizzat karar verdi.

10 Ağustos 2014 halk devriminin en son ve sağlam halkasını oluşturdu.

Ve derinden gelen halk devrimi tamamlandı.

Artık halkın bizzat seçtiği bir devlet başkanı yönetiyor ülkeyi.

1000 odalı başkanlık sarayı eski muhteşem günlerimize döneceğimizi işaret ediyor.

Bundan böyle kişi ve kurumlar kendilerini yeni Türkiye’ye göre yeniden dizayn etmeliler.

Kanaat etmeyen, hırsla yaptığı ticarette bir an evvel köşeleri hızla dönmeye çalışan tüccar, bürokrasi basamaklarını 2’şer,3’çer çıkmak isteyen bürokrat, bir an evvel meşhur olup yıldız olmaya çalışan sanatçı bir kez daha düşünmeli bundan sonra.

Çalışmadan,ter dökmeden,hakkını vermeden para kazanmanın,kariyer yapmanın sona erdiğini herkes bilmeli artık.

Hayat, dünya ve ahiret sermayesinin birlikte kazanılacağı, sınandığımız denendiğimiz bir alandır Müslüman için.

Devamını oku...

Tarih okumayı çok severim.

Herkese de tavsiye ederim.

Çünkü tarih adeta dönme dolap gibi dönüyor.

İbni Haldun ‘geçmiş geleceğe suyun suya benzemesi gibi benzer’ der.

Kuran-ı Kerim ve Hadislerde bol miktarda kıssalar vardır.

Kıssa hisse içindir.

Ahsan-ul Kasas Yusuf Suresi ne kadar çok şey anlatır kulak verene.

Hayatımızın tüm anlarında tarihin bizim kulağımıza fısıldayacağı mutlaka bir şeyler vardır.

Dünya hayatı sürekli hata yapacağımız ve o hataları telafi etmeye çalışacağımız kadar uzun değil.

Akıllı insan başkalarının başına gelenden ibret alandır.

Özellikle son gelişmelerle ilgili bu köşeden çok feryat ettim

Tarihten misaller verdim.

Yüksek lisans tezim ‘İslam Düşünce Tarihinde İlk Akılcılar Mutezile Fırkası’ nı anlattım.

Mutezile örneğiyle kendi fikrini ve düşüncesini devlet gücünü arkasına alarak başkalarına dikte etmenin zararlarını tarihten misallerle anlattım.

Yine aynı Mutezile örneğinde Müslümanlarda aklın,düşüncenin premature doğduğunu ve hala sıkıntılarımızın devam ettiğini, ‘dinde hassas muhakemey-i akliye’de zayıf’ Müslümanlar olarak çok kolay aldatıldığımızı yazdım.

‘Kurnazlıklar yordu bizi yarenler saf olalım’ der Cemil Meriç.

Devamını oku...

Cuma günleri dinlediğimiz Nahl suresi 90. Ayette rabbimiz ‘’ Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor. Aşırılıktan,taşkınlıktan,haddi aşmaktan, fenalıklardan ve insanlara zulüm yapmaktan da nehyediyor. Size böyle öğüd veriyor ki, benimseyip tutasınız. (ADÂLET: Her şeyi yerli yerine koymak demektir. Zulmün zıddıdır. Her hakkın başı, Allah hakkı olduğundan ona ortak koşmamak, tevhide iman etmek esastır. Bundan sonra ilâhi ölçülere göre her şeyin hakkını vermek adalettir. İHSAN: Farzları yerine getirmek, Allah’ı görür gibi kendisine ibadet etmek, bir şeyi güzel ve iyi yapmak mânâlarına gelir.) ayetiyle İslam’ın genel resmini çiziyor.

Birçok alimin ifade ettiği üzere sadece bu ayet İslam’ı anlamamıza ve yaşamamıza yetebilir.

Adalet,ihsan ve akrabaya iyilik emredilirken,aşırılıktan,taşkınlıktan,Allah’ın çizdiği sınırları aşmaktan,fenalıktan,zulümden nehy ediliyor.

Fahşa; aslında ifrat ve tefrit anlamında Rabbimizin Kuran’la bize anlattığı,Resulünü uygulamalarla gösterdiği sıratı müstakimin dışına çıkma davranışını anlatıyor.

Peygamberimiz ‘hayrul umuru evsatuha=İşlerin hayırlısı (ifrat ve tefritten uzak) vasat olandır’ buyuruyor.

Bu gün İslam aleminin her tarafındaki aşırılıklarımız birileri tarafından derhal fark ediliyor,satın alınıyor ve Müslümanlar arasında Müslümanlara karşı kullanılıyor.

İslam’ı pak,parlak,ak yüzünü gölgeleyen bu aşırılıklar en çok İslam ümmetine zarar veriyor.

Devamını oku...

İnsanoğlu; imtihan için gönderildiği dünyanın ve kendisinin hakiki mahiyetini çoğu

zaman anlayamadan kendisine ayrılan zamanı dolduruyor ve ölüyor.

Şurası çok net ki ; burası bir imtihan salonu.

Sorular ve sorulara verilmesi gereken cevaplar belli aslında.

Salon görevlileri hem soruları hem de verilmesi gereken cevapları insanlara öğretiyorlar.

124 bin  peygamber, 124 milyon asfiya ve evliya bunun için yaşadılar.

3 ler , 7 ler , 40 lar bunun için.Ve kadro boşaldığında derhal dolduruluyor.

İmtihan salonu her bakımdan mükemmel,eksiksiz işliyor.

O zaman bizlere imtihana adam gibi hazırlanmak ve soruları doğru yapmak düşüyor.

Peki imtihanın en zor sorusu nedir ???

İşte onun cevabı insanın içinde çoğu zaman en son bakacağı yere saklanmış.

Bu sebepledir ki; çoğu zaman o hep dışarılarda aranıyor.

Yanlış yerde arandığı içinde bir ömür bulunamadan geçiyor çoğu zaman.

İmtihan salonunun en büyük rehberi ve elindeki en büyük kılavuz kitapla bu soruları açıkça cevaplıyor aslında kulak verenlere.

Kılavuz kitapta Hz. Yusuf; ‘’ "Doğrusu, ben nefsimi temize çıkarmam.

Çünkü Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister, kötülüğe sevk eder.

Doğrusu Rabbim gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur)." Yusuf,12/53

Peygamberimiz:’’Senin en büyük düşmanın, seni çepeçevre kuşatan nefsindir.’’

Bir gün , Hazret-i Âişe validemiz;

“ İnsan Rabbini ne zaman tanır?” diye sual edince,

Peygamber Efendimiz; ‘’Nefsini tanıdığı zaman’’ buyurdu.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 6 - 10

6