Perşembe, Ekim 22, 2020

Text Size

Tarih



Cuma ve Cumartesi  Günleri  Sadam ve Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen Gençlik Çalıştayları’nın ikincisine müzakereci sıfatıyla Konya Platformu Derneği adına katıldım.

Çalıştayın başlığı ‘Gençlik ve Toplumsal Değişim’ idi.

2 gün boyunca çok değerli insanlar görüş ve düşüncelerini paylaştılar.

Sonuç bildirgesini Doç. Dr. Metin AKSOY kamuoyuna açıkladı.

3.  Çalıştay Eylül ayında düzenlenerek seri tamamlanacak inşaallah.

2 günlük çalışmanın sonuna doğru yaptığım müzakerelerin özetini siz okuyucularımla paylaşmak isterim.

Gençlik;hem çocukların hem de yaşlıların özendiği,gıpta ettiği ömrün en önemli zamanı.

Dolayısıyla Kamu,Yerel Yönetim ve STK lar tüm çalışmalarının merkezine gençliği koymalılar.

1683 Viyana başarısızlığından bu tarafa gelişen savunma refleksimiz ve kendimize güven eksikliği miz devam ediyor.

Bu sebeple Allah’ın kullarına ikramları olan teknolojik buluşları geçmişte  hep tehdit olarak gördük,hala da tehdit olarak görmeye devam ediyoruz.

Dün tehdit Televizyon idi bu gün internet, face,twitter v.s.

Bu mağlubiyet ve kendine güvensiz durumdan bir an evvel kurtulup daha çok çalışmalı internet ve Tv. nin içeriğini olumlu şeylerle doldurma çaba ve gayreti içerisinde olmak zorundayız.

Güzel bir söz var;‘Al kaşağıyı gir ahıra daralan çıksın.’

Kuran’ı Kerim; ‘’Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak tırnaklarıyla kıvılcımlar saçan, sabah erkenden baskın yapan ve orada tozu dumana katarak düşman topluluğunun içine dalan atlara andolsun ki,(Adiyat,100/1-5) ayetleriyle tozu dumana katanlar üzerine yemin ediyor.

Ne mutlu o koşturanlara,

Yazıklar olsun boş duranlara.

Devamını oku...

Necip Fazıl Merhum öyle tasvir eder Anadolu halkının misyonunu;

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya ?

Dizeleriyle anlatır.

Evet iş Anadolu halklarının üzerinde kalmıştı.

Koca Osmanlığının terk ettiği tüm coğrafya artık ondan sorulacak, sorumluluk coğrafyanın büyüklüğü,genişliği ve yaraları birlikte düşünüldüğünde bir kanaryadan binbir başlı kartalı taşıması beklenecekti.

Ama başka bir çare ve seçenek yoktu.

İmkansız bir şey miydi bu ?

Ya da imkansız diye bir şey var mıydı ?

Tarihte imkansızlar aşılmış mümkün hale gelmemiş miydi ?

Rabbim Kuran’da hep imkansızların nasıl mümkün olduğuna dair misaller vermişti.

‘’T â I û t orduyla beraber (işleri düzene koyup şehirden) ayrılıp çıkınca dedi ki: «Şüphesiz Allah bir ırmakla sizi deneyecektir; ondan su içen benden değildir; sadece ondan tatmayan bendendir. Ancak eliyle bir avuç alanlar müstesnadır (onlara izin vardır). Onlardan pek azının dışında diğerleri o sudan (doyasıya) içtiler. Ne vakit ki T â I û t ve beraberindeki mü'minler ırmağı geçtiler, (sağlam bir imân ve irfan sahibi olmayanlar), «Bugün C â I û t 'a ve ordusuna karşı (durup savaşacak) gücümüz yoktur» dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesinlikle bilenler ise, «Nice az topluluk, çok topluluğa —Allah'ın İzniyle— üstün gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir» diyerek (teslimiyet ve tevekkül gösterdiler).Bakara,2/249

Gemi imkanda denizde yüzer.

Ama birileri karada da yüzdürmüştü.

Aslında ilk başta imkansızın mümkün hale getirilmesi değil miydi ?

Muhammed Ali Clay ‘’imkansız’’ kavramının aslında olmadığını iddia etmişti:

‘’İmkansız,bu dünyayı değiştirebilecek gücü içlerinde keşfetmek yerine,kendilerine sunulan dünyada yaşamayı daha kolay bulan,küçük insanların ortaya attıkları büyük bir kelimedir.İmkansız bir gerçeklik değil bir görüştür.İmkansız bir iddia değil meydan okumadır.İmkansız bir potansiyeldir,geçicidir. İmkansız diye bir şey yoktur=İmpossible is nothing.’’

Cumhurbaşkanlığı’nın Edebiyat alanındaki ödül sahibi Alev Alatlı, törende yaptığı konuşmada bu misyonun nasıl yerine getirilmeye çalışıldığına işaret etti:

Devamını oku...

Ülkemiz milenyumdan itibaren büyük bir değişim ve dönüşüm içinde.

Özellikle 12 Eylül 2010 Referandumuyla halkımız değişime yetmez ama evet dedi.

Bu 1400 yıldan, hilafetin saltanata dönüşmesi tarihinden sonra bir ilki yaşadık.

İlkti , zira halk kendisiyle alakalı konuda ilk defa hanedan ya da kişi olmaksızın bizzat karar verdi.

10 Ağustos 2014 halk devriminin en son ve sağlam halkasını oluşturdu.

Ve derinden gelen halk devrimi tamamlandı.

Artık halkın bizzat seçtiği bir devlet başkanı yönetiyor ülkeyi.

1000 odalı başkanlık sarayı eski muhteşem günlerimize döneceğimizi işaret ediyor.

Bundan böyle kişi ve kurumlar kendilerini yeni Türkiye’ye göre yeniden dizayn etmeliler.

Kanaat etmeyen, hırsla yaptığı ticarette bir an evvel köşeleri hızla dönmeye çalışan tüccar, bürokrasi basamaklarını 2’şer,3’çer çıkmak isteyen bürokrat, bir an evvel meşhur olup yıldız olmaya çalışan sanatçı bir kez daha düşünmeli bundan sonra.

Çalışmadan,ter dökmeden,hakkını vermeden para kazanmanın,kariyer yapmanın sona erdiğini herkes bilmeli artık.

Hayat, dünya ve ahiret sermayesinin birlikte kazanılacağı, sınandığımız denendiğimiz bir alandır Müslüman için.

Devamını oku...

Tarih okumayı çok severim.

Herkese de tavsiye ederim.

Çünkü tarih adeta dönme dolap gibi dönüyor.

İbni Haldun ‘geçmiş geleceğe suyun suya benzemesi gibi benzer’ der.

Kuran-ı Kerim ve Hadislerde bol miktarda kıssalar vardır.

Kıssa hisse içindir.

Ahsan-ul Kasas Yusuf Suresi ne kadar çok şey anlatır kulak verene.

Hayatımızın tüm anlarında tarihin bizim kulağımıza fısıldayacağı mutlaka bir şeyler vardır.

Dünya hayatı sürekli hata yapacağımız ve o hataları telafi etmeye çalışacağımız kadar uzun değil.

Akıllı insan başkalarının başına gelenden ibret alandır.

Özellikle son gelişmelerle ilgili bu köşeden çok feryat ettim

Tarihten misaller verdim.

Yüksek lisans tezim ‘İslam Düşünce Tarihinde İlk Akılcılar Mutezile Fırkası’ nı anlattım.

Mutezile örneğiyle kendi fikrini ve düşüncesini devlet gücünü arkasına alarak başkalarına dikte etmenin zararlarını tarihten misallerle anlattım.

Yine aynı Mutezile örneğinde Müslümanlarda aklın,düşüncenin premature doğduğunu ve hala sıkıntılarımızın devam ettiğini, ‘dinde hassas muhakemey-i akliye’de zayıf’ Müslümanlar olarak çok kolay aldatıldığımızı yazdım.

‘Kurnazlıklar yordu bizi yarenler saf olalım’ der Cemil Meriç.

Devamını oku...

Cuma günleri dinlediğimiz Nahl suresi 90. Ayette rabbimiz ‘’ Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor. Aşırılıktan,taşkınlıktan,haddi aşmaktan, fenalıklardan ve insanlara zulüm yapmaktan da nehyediyor. Size böyle öğüd veriyor ki, benimseyip tutasınız. (ADÂLET: Her şeyi yerli yerine koymak demektir. Zulmün zıddıdır. Her hakkın başı, Allah hakkı olduğundan ona ortak koşmamak, tevhide iman etmek esastır. Bundan sonra ilâhi ölçülere göre her şeyin hakkını vermek adalettir. İHSAN: Farzları yerine getirmek, Allah’ı görür gibi kendisine ibadet etmek, bir şeyi güzel ve iyi yapmak mânâlarına gelir.) ayetiyle İslam’ın genel resmini çiziyor.

Birçok alimin ifade ettiği üzere sadece bu ayet İslam’ı anlamamıza ve yaşamamıza yetebilir.

Adalet,ihsan ve akrabaya iyilik emredilirken,aşırılıktan,taşkınlıktan,Allah’ın çizdiği sınırları aşmaktan,fenalıktan,zulümden nehy ediliyor.

Fahşa; aslında ifrat ve tefrit anlamında Rabbimizin Kuran’la bize anlattığı,Resulünü uygulamalarla gösterdiği sıratı müstakimin dışına çıkma davranışını anlatıyor.

Peygamberimiz ‘hayrul umuru evsatuha=İşlerin hayırlısı (ifrat ve tefritten uzak) vasat olandır’ buyuruyor.

Bu gün İslam aleminin her tarafındaki aşırılıklarımız birileri tarafından derhal fark ediliyor,satın alınıyor ve Müslümanlar arasında Müslümanlara karşı kullanılıyor.

İslam’ı pak,parlak,ak yüzünü gölgeleyen bu aşırılıklar en çok İslam ümmetine zarar veriyor.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 6 - 10

6