Pazartesi, Aralık 09, 2019

Text Size

Tarih



 

Başlıktaki söz Bedizüzzaman Said Nursi’ye ait.

83 yıllık hayatında en büyük hedeflerinden birisi Müslümanların kardeşliği, ittihadı idi.

Bu gün yaşanan sıkıntıları ferasetiyle gören Üstad önlemler almaya çalıştı.

Bölgenin ve Müslümanların 3 hastalığı olduğunu teşhis etti.

Bu hastalıkları Cehalet, Zaruret(fakirlik) ve ihtilaf olarak belirledi.

Bu hastalıklara karşı ise, Marifet(eğitim),Sanat(üretim-sanayi) ve ittihad çarelerini önerdi.

Somut adımlarda atmak istedi Medreset-üz Zehra projesini gerçekleştirmek için bütün ömrü boyunca çabaladı, gayret gösterdi.

Eşref Edİp’le yaptığı mülakatta verdiği mesajların talebeleri de dahil tam olarak anlaşılamadığını söyledi.

Eşref Edip soruyor;‘’ "Yüz binlerce îmanlı talebeleriniz size âtî için ümit ve tesellî vermiyor mu?"

"Evet, büsbütün ümitsiz değilim... Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan Garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir vebâ, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sâri illete karşı Islâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa, Islâm cemiyetinin ter ü taze îman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. Îman kalesini küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız îman üzerine mesâimi teksif etmiş bulunuyorum.

Devamını oku...

İnsanın doğasında Yüce Yaratıcı sınır koymamış.

Ama akıl sahibi insana sınırlarını net bir şekilde sahife,kitap ve Peygamberleri vasıtasıyla bildirmiş.

İnsan dünya ve ahiret mutluluğu istiyorsa bu sınırlara sadık kalmak zorunda.

Her sınır ihlali yaptığımızda yüksek gerilime yani strese maruz kalıyoruz.

Üstelik bu stres sadece ahirettekinin çok minik numunesi.

Sınırları ihlalin asıl cezası ahirette.

Mahkemeyi Kübra kurulacak,hesabımız kesilecek ve fatura önümüze konulacak.

Müslüman tüm hayatının nizam ve intizamını Peygamberin bize yaşayarak gösterdiği Kuran’dan almalı.

Örneğin başkasına ‘had bildirme’ yetkisi bize ait değil.

Bizim temel uğraş alanımız nefsimiz ve şeytanımız olmalı.

Tuuba limen arefe haddehu Ve lem yetecevaz tavrahu

Ne mutlu o insana ki haddini bilir,haddinden tecavüz etmez.

Bu en dar insan ilişkilerinde olduğu gibi siyasetin geniş dairelerinde de böyle.

Son seçimde halkımız kendince had bildirdi.

Ortaya herkesin haddini bileceği bir tablo koydu.

Bu alışkanlıklarımız çok eskiye dayanıyor.

Kırım Hanı Giray’a Osmanlı kumandanı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa güvenmiş ve ll. Viyana kuşatmasında bir görev emanet etmiş köprüden düşman geçişini engellemesini istemişti.

Devamını oku...

Cuma ve Cumartesi  Günleri  Sadam ve Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen Gençlik Çalıştayları’nın ikincisine müzakereci sıfatıyla Konya Platformu Derneği adına katıldım.

Çalıştayın başlığı ‘Gençlik ve Toplumsal Değişim’ idi.

2 gün boyunca çok değerli insanlar görüş ve düşüncelerini paylaştılar.

Sonuç bildirgesini Doç. Dr. Metin AKSOY kamuoyuna açıkladı.

3.  Çalıştay Eylül ayında düzenlenerek seri tamamlanacak inşaallah.

2 günlük çalışmanın sonuna doğru yaptığım müzakerelerin özetini siz okuyucularımla paylaşmak isterim.

Gençlik;hem çocukların hem de yaşlıların özendiği,gıpta ettiği ömrün en önemli zamanı.

Dolayısıyla Kamu,Yerel Yönetim ve STK lar tüm çalışmalarının merkezine gençliği koymalılar.

1683 Viyana başarısızlığından bu tarafa gelişen savunma refleksimiz ve kendimize güven eksikliği miz devam ediyor.

Bu sebeple Allah’ın kullarına ikramları olan teknolojik buluşları geçmişte  hep tehdit olarak gördük,hala da tehdit olarak görmeye devam ediyoruz.

Dün tehdit Televizyon idi bu gün internet, face,twitter v.s.

Bu mağlubiyet ve kendine güvensiz durumdan bir an evvel kurtulup daha çok çalışmalı internet ve Tv. nin içeriğini olumlu şeylerle doldurma çaba ve gayreti içerisinde olmak zorundayız.

Güzel bir söz var;‘Al kaşağıyı gir ahıra daralan çıksın.’

Kuran’ı Kerim; ‘’Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak tırnaklarıyla kıvılcımlar saçan, sabah erkenden baskın yapan ve orada tozu dumana katarak düşman topluluğunun içine dalan atlara andolsun ki,(Adiyat,100/1-5) ayetleriyle tozu dumana katanlar üzerine yemin ediyor.

Ne mutlu o koşturanlara,

Yazıklar olsun boş duranlara.

Devamını oku...

Necip Fazıl Merhum öyle tasvir eder Anadolu halkının misyonunu;

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya ?

Dizeleriyle anlatır.

Evet iş Anadolu halklarının üzerinde kalmıştı.

Koca Osmanlığının terk ettiği tüm coğrafya artık ondan sorulacak, sorumluluk coğrafyanın büyüklüğü,genişliği ve yaraları birlikte düşünüldüğünde bir kanaryadan binbir başlı kartalı taşıması beklenecekti.

Ama başka bir çare ve seçenek yoktu.

İmkansız bir şey miydi bu ?

Ya da imkansız diye bir şey var mıydı ?

Tarihte imkansızlar aşılmış mümkün hale gelmemiş miydi ?

Rabbim Kuran’da hep imkansızların nasıl mümkün olduğuna dair misaller vermişti.

‘’T â I û t orduyla beraber (işleri düzene koyup şehirden) ayrılıp çıkınca dedi ki: «Şüphesiz Allah bir ırmakla sizi deneyecektir; ondan su içen benden değildir; sadece ondan tatmayan bendendir. Ancak eliyle bir avuç alanlar müstesnadır (onlara izin vardır). Onlardan pek azının dışında diğerleri o sudan (doyasıya) içtiler. Ne vakit ki T â I û t ve beraberindeki mü'minler ırmağı geçtiler, (sağlam bir imân ve irfan sahibi olmayanlar), «Bugün C â I û t 'a ve ordusuna karşı (durup savaşacak) gücümüz yoktur» dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesinlikle bilenler ise, «Nice az topluluk, çok topluluğa —Allah'ın İzniyle— üstün gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir» diyerek (teslimiyet ve tevekkül gösterdiler).Bakara,2/249

Gemi imkanda denizde yüzer.

Ama birileri karada da yüzdürmüştü.

Aslında ilk başta imkansızın mümkün hale getirilmesi değil miydi ?

Muhammed Ali Clay ‘’imkansız’’ kavramının aslında olmadığını iddia etmişti:

‘’İmkansız,bu dünyayı değiştirebilecek gücü içlerinde keşfetmek yerine,kendilerine sunulan dünyada yaşamayı daha kolay bulan,küçük insanların ortaya attıkları büyük bir kelimedir.İmkansız bir gerçeklik değil bir görüştür.İmkansız bir iddia değil meydan okumadır.İmkansız bir potansiyeldir,geçicidir. İmkansız diye bir şey yoktur=İmpossible is nothing.’’

Cumhurbaşkanlığı’nın Edebiyat alanındaki ödül sahibi Alev Alatlı, törende yaptığı konuşmada bu misyonun nasıl yerine getirilmeye çalışıldığına işaret etti:

Devamını oku...

Ülkemiz milenyumdan itibaren büyük bir değişim ve dönüşüm içinde.

Özellikle 12 Eylül 2010 Referandumuyla halkımız değişime yetmez ama evet dedi.

Bu 1400 yıldan, hilafetin saltanata dönüşmesi tarihinden sonra bir ilki yaşadık.

İlkti , zira halk kendisiyle alakalı konuda ilk defa hanedan ya da kişi olmaksızın bizzat karar verdi.

10 Ağustos 2014 halk devriminin en son ve sağlam halkasını oluşturdu.

Ve derinden gelen halk devrimi tamamlandı.

Artık halkın bizzat seçtiği bir devlet başkanı yönetiyor ülkeyi.

1000 odalı başkanlık sarayı eski muhteşem günlerimize döneceğimizi işaret ediyor.

Bundan böyle kişi ve kurumlar kendilerini yeni Türkiye’ye göre yeniden dizayn etmeliler.

Kanaat etmeyen, hırsla yaptığı ticarette bir an evvel köşeleri hızla dönmeye çalışan tüccar, bürokrasi basamaklarını 2’şer,3’çer çıkmak isteyen bürokrat, bir an evvel meşhur olup yıldız olmaya çalışan sanatçı bir kez daha düşünmeli bundan sonra.

Çalışmadan,ter dökmeden,hakkını vermeden para kazanmanın,kariyer yapmanın sona erdiğini herkes bilmeli artık.

Hayat, dünya ve ahiret sermayesinin birlikte kazanılacağı, sınandığımız denendiğimiz bir alandır Müslüman için.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 5 - 10

5