Salı, Mart 02, 2021

Text Size

Tarih



Yıl 1988, Konya…

Üniversite öğrencilik yıllarımdı…

Beraber kaldığımız ev arkadaşlarımız Sağlık Meslek Lisesinden devam eden ekipten sağlıkçı arkadaşlardı.

Arkadaşlarımdan Oktay’ın baş parmağında halk arasında dolama(tırnak dibi iltihabı) diye bilinen rahatsızlık oluşmuştu.

Ağrı ve sızısı çok fazlaydı, zira sağlıkçı olmasına rağmen biraz geç kalmış, iltihap başparmaktan bileğe,kola doğru yayılmıştı.

Doktora muayene olmuş, antibiyotik ve ağrı kesici ilaçları almış pansuman için şu an Numune Hastanesi , o zaman Devlet Hastanesinin Acil serviste nöbetçi olan ev arkadaşımız Kamil’e gitmişti.

Oktay pansumanını Kamil’e yaptırıp gelmişti.

Birkaç saat rahatlamıştı Oktay pansumandan sonra.

Gece salondan gelen ayak sesleri üzerine merakla odamdan çıktım ve gördüm ki;

Oktay evin salonunda çaprazlama volta atıyor.

Hapishane mahkumlarının avluda volta attıkları gibi evin salonunda hızla gidip geliyordu.

Sordum; ’Oktay nasılsın, durum nedir ?’

Oktay: Dolamanın olduğu bölgede ağrı, sızı ve ateş olduğunu ve her geçen dakika arttığını ve duramadığını volta atmak zorunda kaldığını’ söyledi

‘Kamil akşam pansuman yapmadı mı ?’ dedim.

Akşam acilde pansuman yaptırdığını söyledi.

Bileğini kontrol ettiğimde meseleyi anladım.

‘Haydi acile gidiyoruz’ dedim.

Acil Servise geldik, Kamil’den pansumanı tekrar yapmasını istedim.

Kamil sargı bezini açtı, daha önce açtığı yerden iltihabı bastırarak temizlemeye başladı, iltihap çıkıyordu.

Fakat Kamil iltihabı çıkarmak için yaraya her baskı yaptığında Oktay feryat figan ediyor, acıyor diye acil servisi inletiyordu.

Oktay’ın feryatlarına rağmen birkaç defa bastırıp iltihabı boşaltan Kamil, arkadaşının feryatlarına daha fazla dayanamamış ve yaranın etrafını antiseptiklerle temizleyip sarmaya başlamıştı.

Müdahale ettim, ’Kamil ne yapıyorsun ?’ dedim.

Kamil, ’İltihabı aldığını Oktay’ın ise feryad ve figanla rahat pansuman yapmasını engellediğini, şimdilik bu kadarının yeteceğini, yarın da yine pansuman yapacağını’ söyledi.

İltihaplı yaralarda temel ilkenin ne olduğunu sordum,

‘Biliyorum ama’ dedi.

‘Bu işin aması , fakatı olmaz’ dedim.

Devamını oku...

Milletin adamı Pınarhisar cezaevi günlerini iyi değerlendirmişti.

IV. Murat’ın sadrazamıı Hafız Paşa’nın kellesini alan Yeniçeriler dolayısıyla ordunun gücünü iyi okumuştu.

Her ne kadar 1826 da Vaka-i Hayriye ile Yeniçeri Ocağı’nı kaldırsa da orduda bu gelenek bitmediğini sonraki olaylarda gördü.

İlk düzenli darbe olan 31 Mart(13 Nisan 1909) olayını iyi tahlil etti Erdoğan.

II. Abdulhamid kendisini indirmek üzere Selanik’ten hareket eden Mahmut Şevket Paşa komutasındaki darbeci hareket ordusuna karşı ‘’kardeş kanı dökülmesin’’ diye avcı taburlarının karşı koymasını engellemişti.

Oysa tarihin yönü değişmiş 3 ahmak kafa(Enver, Cemal, Talat) koca devleti un ufak etmişler milyonlarca can toprağa düşmüştü

Sonra 1960 darbesini inceledi.

Samet Kuşcu kendinin de içinde bulunduğu 9 subayın darbe hazırlığında olduğunu Adnan Menderes’e bildirmiş, Menderes konuyu Savunma Bakanı Ethem Menderes’e havale etmiş, olay deşifre olmuş, yargılanan subaylardan 8 i berat etmiş, Samet Kuşcu ceza almıştı.

Berat eden subaylar işlerine devam etmiş ve 27 Mayıs 1960 da yönetime el koymuş, olayı hafife alan Adnan Menderes köpek-bebek davalarıyla itibarsızlaştırılıp, üzerinde sigara söndürülüp, idamdan önce arkadan prostad muayenesi yapılarak idam edilmişti.

ABD’nin Türkiye’nin Başbakanı  Demirel’den afyonun yasaklamasını istediği, Demirel’in ise cevaben  ‘’afyon ülkede çok önemli bir geçim kaynağı, hatta ülkemde Afyon isimli bir il var’’ sözleriyle itirazı üzerine 12 Mart 1971 muhtırasıyla başbakanlıktan indirildiğini ve Demirel yerine getirilen Nihat Erim’in ilk icraatının afyonu yasaklamak olduğunu öğrenmişti.

1980 darbesine giden süreci, darbenin nasıl olgunlaştırıldığını, aynı silahla bir sağdan bir soldan gençlerin nasıl öldürüldüğünü, sağ-sol, alevi-sünni ayrılıklarının nasıl kullanıldığını, 11 Eylül’de ülkeyi kasıp kavuran olayların 12 Eylül’de bıçak  gibi nasıl kesildiğini, darbe gerçekleşince ABD haber alma örgütü CIA'nın Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze dönemin Başkanı Carter'a ‘’Our boys did it(bizim çocuklar yaptı) sözünü asla unutmamıştı.

Yine milletin adamları olan Turgut Özal, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın gibi insanların nasıl suikastler ile öldürüldüğünü tespit etti.

Devamını oku...

Arnold Joseph Toynbee(1889-1975);

’’Osmanlı durdurulmuş  bir medeniyetti’’ ifadesini kullanmıştı.

Osmanlı Devleti’nin durdurulması aslında dünyada bana göre medeniyet yürüyüşünün de durdurulmasıydı.

Onu durduran ve sanayi devrimine imza atanlar yaptıkları işleri adaletten uzak, zulüm ve sömürü üzerine tesis etmişlerdi.

Kısaca ifade etmek gerekirse kendi saadetlerini başkalarının felaketi üzerine kurmuşlardı.

Kilise üzerinden okudukları dini ve tüm ilahi kavramları sosyal hayattan temizleyen , manevi değer kabul etmeyen pozitif anlayış, kendince yeni bir beşeri din tesis etmişti.

Tüm ilahi kavramların yerine batı, kelime olarak çok cazip(demokrasi, insan hakları, adalaet, özgürlük v.b.) ama içini asla dolduramadığı alternatif kavramlar koymaya çalıştı 200 yıldır.

Manevi değerleri maddeyle karşılamaya çalışan bu sakat anlayış kalbi, vicdanı, imanı ıskaladığı için tüm toplumsal değerlere zarar verdi.

Aile kurumu mesela !

Toplumun temel taşı olan aile bu değişimden en fazla zarar gören kurum oldu.

Aile içerisinde kadın, erkek, yaşlı, engelli, çocuk hepsi kıymetli, korunaklı ve mutlu iken, bireylerin özgürlüğünü esas alan pozitivizm hepsini ayrı ayrı özgür kılmak için aile boyunduruğundan(!) kurtardı ve yeni kurumlara(huzurevi, kreş, engelli bakım rehabilitasyon merkezi, çocuk yuvaları, sevgi evleri, çocuk evleri, kadın sığınma evi, erkek sığınma evi)  mahkum etti.

Bu kurumların aile saadetinden çok uzak olduğu bilimsel bir gerçek.

Devamını oku...

Dünya tarihinin en bunalımlı günlerini yaşıyor.

Son 2 asırdır maddi gücü elinde bulunduran Batı kimliğini tamamen kaybetmiş durumda.

Kendisi derin bir kimlik ve medeniyet krizine girdiği gibi uydularında oluşturduğu med-cezirlerle dünyayı kasıp kavuruyor.

Zulüm, sömürü, israf, gurur, kibir üzerine kurduğu dünya düzeni batının kendi üzerine yıkılırken parçaları öteki dünyaya da zarar veriyor.

Obama’nın gözyaşları içinde biraz itiraf mahiyetindeki sözleri olayı çok net izah ediyor.

Şikago sokaklarında , okullarda , eğlence mekanlarında insanlar kontrol edemedikleri şekilde birbirini vuruyor. Okullarda şiddetin en ağır ve yıpratıcı biçimlerinin önüne geçilemiyor.

Kendi ülkesinde öldürülen çocuklara üzülüp ağlayan altın kalpli başkan(!) hepimizi ağlatacağını sanıyorsa çok ama çok yanılıyor.

Dünyanın en büyük silah üreticisi olan Amerika, yıllardır dünyanın dört bir tarafında dökülen her damla kanda gerçek faildir.

Emperyalist ülkeler dünyada geri kalmış devletleri kendi aralarında harita üzerinde paylaşmışlardı. Kendi hisselerine düşenlerde diledikleri değişiklikleri yapabiliyor, iktidarları alaşağı edebiliyordu.

Emperyalistler ülke içindeki işbirlikçileri ile kol kola Satranç oynar gibi adamlarını ileri sürüp, savaşları, darbeleri, teröristleri, faili meçhulleri gerçekleştiriyorlardı.

Oyunun değişmez kuralı akan kanların sadece Müslümanlara ait olmasıydı; hele birbirlerini boğazlamaları en büyük idealleri. Silah satmak, sattığı silahların harcanması ve yenilerinin siparişini alabilmek için savaşlar çıkarttılar onlarca.

Gelelim gözü yaşlı OBAMA ’ya;

Uluslararası silah tüccarları sahte TİMSAH GÖZYAŞLARI’yla dünyayı daha ne kadar kandırabilirler buna o silahları alıp kendi coğrafyasını kan ve gözyaşı merkezi haline getiren halklar karar verecek…

Benim vurguladığım bu dünya sistemi artık kazananı ve kaybedeniyle huzur ve mutluluk üretmiyor.

Ülkesine batının kuklası bir adamın zulmünden kaçan mülteciye çelme takan bir gazeteci profiliyle batı artık iflas etmiştir.

Devamını oku...

Tarihi Allah yazar.

Bir millet gelir Hak ve Adaletle yeryüzünde Allah’ın kullarına hizmet eder.

Hak’tan ve Adaletten ayrıldıklarında ise Rabbim onları başka bir milletle değiştirir.

‘’Ey inananlar !

Sizden kim dininden dönerse, Allah (onların yerine) kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı sert ve onurlu bir toplum getirir ki onlar,

Allah yolunda gayret gösterirler, (bu uğurda) hiç kimsenin yermesinden ve kınamasından çekinmezler.

Bu Allah'ın bağışıdır, onu dilediğine (dileyene) verir. Allah lütfu geniş olandır, O (her şeyi) hakkıyla bilendir’’Maide,5/54.

Bir işin İslam’a uygun olması için 3 temel esası barındırması gerekir;

1.Adalet

2.Düşünce Özgürlüğü

3.İstişare

7 Haziran ve  1 Kasım seçimlerini değerlendirdiğimizde bu aziz milletin şu mesajı verdiği açıktır.

Evet ben seninle bu tarihi yürüyüşe devam edeceğim.

7 Haziranda verdiğim kısa mesafeli ev ödevlerini yaptın.

Şimdi ise uzun mesafeli 2023,2053,2071 hedeflerine yürümek için senden daha ciddi bir Öz eleştiri, silkinme, arınma bekliyorum.

Büyük yolculuklar için ekibin her açıdan zenginliğe ve kondisyona sahip olması gerekiyor.

Ben bu yapılacak YENİLENME işini kartalın DEĞİŞİMİNE benzetiyorum, şöyle ki ;

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 5 - 11

5