Çarşamba, Aralık 11, 2019

Text Size

Tarih



Milletin adamı Pınarhisar cezaevi günlerini iyi değerlendirmişti.

IV. Murat’ın sadrazamıı Hafız Paşa’nın kellesini alan Yeniçeriler dolayısıyla ordunun gücünü iyi okumuştu.

Her ne kadar 1826 da Vaka-i Hayriye ile Yeniçeri Ocağı’nı kaldırsa da orduda bu gelenek bitmediğini sonraki olaylarda gördü.

İlk düzenli darbe olan 31 Mart(13 Nisan 1909) olayını iyi tahlil etti Erdoğan.

II. Abdulhamid kendisini indirmek üzere Selanik’ten hareket eden Mahmut Şevket Paşa komutasındaki darbeci hareket ordusuna karşı ‘’kardeş kanı dökülmesin’’ diye avcı taburlarının karşı koymasını engellemişti.

Oysa tarihin yönü değişmiş 3 ahmak kafa(Enver, Cemal, Talat) koca devleti un ufak etmişler milyonlarca can toprağa düşmüştü

Sonra 1960 darbesini inceledi.

Samet Kuşcu kendinin de içinde bulunduğu 9 subayın darbe hazırlığında olduğunu Adnan Menderes’e bildirmiş, Menderes konuyu Savunma Bakanı Ethem Menderes’e havale etmiş, olay deşifre olmuş, yargılanan subaylardan 8 i berat etmiş, Samet Kuşcu ceza almıştı.

Berat eden subaylar işlerine devam etmiş ve 27 Mayıs 1960 da yönetime el koymuş, olayı hafife alan Adnan Menderes köpek-bebek davalarıyla itibarsızlaştırılıp, üzerinde sigara söndürülüp, idamdan önce arkadan prostad muayenesi yapılarak idam edilmişti.

ABD’nin Türkiye’nin Başbakanı  Demirel’den afyonun yasaklamasını istediği, Demirel’in ise cevaben  ‘’afyon ülkede çok önemli bir geçim kaynağı, hatta ülkemde Afyon isimli bir il var’’ sözleriyle itirazı üzerine 12 Mart 1971 muhtırasıyla başbakanlıktan indirildiğini ve Demirel yerine getirilen Nihat Erim’in ilk icraatının afyonu yasaklamak olduğunu öğrenmişti.

1980 darbesine giden süreci, darbenin nasıl olgunlaştırıldığını, aynı silahla bir sağdan bir soldan gençlerin nasıl öldürüldüğünü, sağ-sol, alevi-sünni ayrılıklarının nasıl kullanıldığını, 11 Eylül’de ülkeyi kasıp kavuran olayların 12 Eylül’de bıçak  gibi nasıl kesildiğini, darbe gerçekleşince ABD haber alma örgütü CIA'nın Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze dönemin Başkanı Carter'a ‘’Our boys did it(bizim çocuklar yaptı) sözünü asla unutmamıştı.

Yine milletin adamları olan Turgut Özal, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın gibi insanların nasıl suikastler ile öldürüldüğünü tespit etti.

Devamını oku...

Arnold Joseph Toynbee(1889-1975);

’’Osmanlı durdurulmuş  bir medeniyetti’’ ifadesini kullanmıştı.

Osmanlı Devleti’nin durdurulması aslında dünyada bana göre medeniyet yürüyüşünün de durdurulmasıydı.

Onu durduran ve sanayi devrimine imza atanlar yaptıkları işleri adaletten uzak, zulüm ve sömürü üzerine tesis etmişlerdi.

Kısaca ifade etmek gerekirse kendi saadetlerini başkalarının felaketi üzerine kurmuşlardı.

Kilise üzerinden okudukları dini ve tüm ilahi kavramları sosyal hayattan temizleyen , manevi değer kabul etmeyen pozitif anlayış, kendince yeni bir beşeri din tesis etmişti.

Tüm ilahi kavramların yerine batı, kelime olarak çok cazip(demokrasi, insan hakları, adalaet, özgürlük v.b.) ama içini asla dolduramadığı alternatif kavramlar koymaya çalıştı 200 yıldır.

Manevi değerleri maddeyle karşılamaya çalışan bu sakat anlayış kalbi, vicdanı, imanı ıskaladığı için tüm toplumsal değerlere zarar verdi.

Aile kurumu mesela !

Toplumun temel taşı olan aile bu değişimden en fazla zarar gören kurum oldu.

Aile içerisinde kadın, erkek, yaşlı, engelli, çocuk hepsi kıymetli, korunaklı ve mutlu iken, bireylerin özgürlüğünü esas alan pozitivizm hepsini ayrı ayrı özgür kılmak için aile boyunduruğundan(!) kurtardı ve yeni kurumlara(huzurevi, kreş, engelli bakım rehabilitasyon merkezi, çocuk yuvaları, sevgi evleri, çocuk evleri, kadın sığınma evi, erkek sığınma evi)  mahkum etti.

Bu kurumların aile saadetinden çok uzak olduğu bilimsel bir gerçek.

Devamını oku...

Dünya tarihinin en bunalımlı günlerini yaşıyor.

Son 2 asırdır maddi gücü elinde bulunduran Batı kimliğini tamamen kaybetmiş durumda.

Kendisi derin bir kimlik ve medeniyet krizine girdiği gibi uydularında oluşturduğu med-cezirlerle dünyayı kasıp kavuruyor.

Zulüm, sömürü, israf, gurur, kibir üzerine kurduğu dünya düzeni batının kendi üzerine yıkılırken parçaları öteki dünyaya da zarar veriyor.

Obama’nın gözyaşları içinde biraz itiraf mahiyetindeki sözleri olayı çok net izah ediyor.

Şikago sokaklarında , okullarda , eğlence mekanlarında insanlar kontrol edemedikleri şekilde birbirini vuruyor. Okullarda şiddetin en ağır ve yıpratıcı biçimlerinin önüne geçilemiyor.

Kendi ülkesinde öldürülen çocuklara üzülüp ağlayan altın kalpli başkan(!) hepimizi ağlatacağını sanıyorsa çok ama çok yanılıyor.

Dünyanın en büyük silah üreticisi olan Amerika, yıllardır dünyanın dört bir tarafında dökülen her damla kanda gerçek faildir.

Emperyalist ülkeler dünyada geri kalmış devletleri kendi aralarında harita üzerinde paylaşmışlardı. Kendi hisselerine düşenlerde diledikleri değişiklikleri yapabiliyor, iktidarları alaşağı edebiliyordu.

Emperyalistler ülke içindeki işbirlikçileri ile kol kola Satranç oynar gibi adamlarını ileri sürüp, savaşları, darbeleri, teröristleri, faili meçhulleri gerçekleştiriyorlardı.

Oyunun değişmez kuralı akan kanların sadece Müslümanlara ait olmasıydı; hele birbirlerini boğazlamaları en büyük idealleri. Silah satmak, sattığı silahların harcanması ve yenilerinin siparişini alabilmek için savaşlar çıkarttılar onlarca.

Gelelim gözü yaşlı OBAMA ’ya;

Uluslararası silah tüccarları sahte TİMSAH GÖZYAŞLARI’yla dünyayı daha ne kadar kandırabilirler buna o silahları alıp kendi coğrafyasını kan ve gözyaşı merkezi haline getiren halklar karar verecek…

Benim vurguladığım bu dünya sistemi artık kazananı ve kaybedeniyle huzur ve mutluluk üretmiyor.

Ülkesine batının kuklası bir adamın zulmünden kaçan mülteciye çelme takan bir gazeteci profiliyle batı artık iflas etmiştir.

Devamını oku...

Tarihi Allah yazar.

Bir millet gelir Hak ve Adaletle yeryüzünde Allah’ın kullarına hizmet eder.

Hak’tan ve Adaletten ayrıldıklarında ise Rabbim onları başka bir milletle değiştirir.

‘’Ey inananlar !

Sizden kim dininden dönerse, Allah (onların yerine) kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı sert ve onurlu bir toplum getirir ki onlar,

Allah yolunda gayret gösterirler, (bu uğurda) hiç kimsenin yermesinden ve kınamasından çekinmezler.

Bu Allah'ın bağışıdır, onu dilediğine (dileyene) verir. Allah lütfu geniş olandır, O (her şeyi) hakkıyla bilendir’’Maide,5/54.

Bir işin İslam’a uygun olması için 3 temel esası barındırması gerekir;

1.Adalet

2.Düşünce Özgürlüğü

3.İstişare

7 Haziran ve  1 Kasım seçimlerini değerlendirdiğimizde bu aziz milletin şu mesajı verdiği açıktır.

Evet ben seninle bu tarihi yürüyüşe devam edeceğim.

7 Haziranda verdiğim kısa mesafeli ev ödevlerini yaptın.

Şimdi ise uzun mesafeli 2023,2053,2071 hedeflerine yürümek için senden daha ciddi bir Öz eleştiri, silkinme, arınma bekliyorum.

Büyük yolculuklar için ekibin her açıdan zenginliğe ve kondisyona sahip olması gerekiyor.

Ben bu yapılacak YENİLENME işini kartalın DEĞİŞİMİNE benzetiyorum, şöyle ki ;

Devamını oku...

Ülkede şu konuda insanların kafası karışık.

Çözüm süreci Pkk’yı güçlendiren bir süreç miydi ?

Bu sorunun cevabını almak için 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminden itibaren ülkede yaşananları iyi analiz etmek gerekiyor.

IMF ye borcun sıfırlanması,2. Havaalanı,3. Köprü,kanal İstanbul,2023,2053,2071 hedefleri ,’Dünya Beşten büyüktür,Van Minute’ çıkışları Uluslarası siyasette dost(!)larımızı çok rahatsız etti.

İçeride bulunan özenle DEVŞİRDİKLERİ tüm oyuncuları piyasaya sürdüler.

Gezi olayları ‘ağaç konusunu aşan şekliyle’ tam bir 31 Mart taklidiydi.

Ama 31 martı dolayısıyla ll.Abdulhamid merhumu,Menderse’i,Özal’ı,Erbakan’ı çok iyi çalışmış bir lider vardı karşılarında.

Tarihine hakimdi.

Tehdit sıralaması yaptı zihninde.

Peygamberinin yaptığı gibi.

O da Mekke müşrikleri ve Hayber Yahudileri tehdidi karşısında aynı planı yapmıştı.

İslam karşı taraf bozana kadar barışı emrediyordu.

Hudeybiye ile müşriklerle anlaşmış düşmanlıklarına hiç ara vermeyen Hayber Yahudilerinin tehdidine son vermişti.

Ben çözüm sürecinin aynı Hudeybiye mantığıyla yürütüldüğünü düşünüyorum.

Zekeriya Öz’ün itiraf ettiği üzere Gezi olaylarında Pkk aktif rol üstlense işler daha zor olabilirdi.

Ama çözüm süreci onların bu işe müdahil olmasını engelledi.

Rahat hareket ettiklerinden kendilerini tamamen deşifre etmelerini sağladı.

Ve süreci yine kendileri sabote etti.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 4 - 10

4