Pazar, Kasım 17, 2019

Text Size

Tarih



Dünya tarihine baktığımızda milletlerin dönme dolap gibi yükseldiğini ve indiğini görebiliriz.

7. asırda Mekke/Medine’de başlayan İslam Medeniyeti 12. asırda Endülüs’te zirveye ulaştı.

Zirvede iken İbn Tufeyl(ö.1186) Hay bin Yakzan’la İslam’ın model insan profilini ortaya koydu.

O insan profili 1453’de  ortaçağı kapatıp yeniçağı açtı.

803 yıllık Endülüs Medeniyetinden aldıklarını değerlendiren Avrupa Reform, Rönesans ve Sanayi devrimi ile 18. Asırda zirveyi yakaladı.

Zirvede iken İbn Tufeyl’den etkilenen Daniel Defoe(ö.1731) Robinson Crusoe İEL Batı’nın model insan profilini ortaya koydu.

Bugün 21. Asrı yaşıyoruz.

Batı milletleri durağanlaşırken İslam alemi ve Doğu halkları toparlanıp 21. Yüzyıla ismini yazdırmak istiyor.

Peki İslam toplumunda 21. Asra damgasını vurabilme potansiyeli var mı?

Konuyu geniş açıdan değerlendirelim.

Bilim adamları, hamile kadınlarda ceninin annesinin kalbini koruduğunu,  gönderdiği hücrelerle  kalp dokusunun yenilenmesine yardımcı olduğunu, hasarlı beyin, karaciğer ve akciğer dokularını tedavi ettiğini,  göğüs kanserine karşı koruduğunu ispat ettiler.

Yeni ve en kıymetli canlıyı Rabbim annelerin vücudunda büyütürken mükafat olarak tüm vücudu yeniden ve birlikte doğuma hazırlıyor.

Sünnetullah’ta yer alan bu tıbbi gerçeği farklı bir konu için güzel bir misal yapmak mümkün bence.

Toplumlar, devletler de insan gibi.

Peki toplum ve devletler için ‘kök hücre’ tedavisi mümkün mü?

Devamını oku...

09 Temmuzda milletin seçtiği ilk Başkan yemin ederek görevine başladı. Akşamda bir başkan yardımcısı ve 16 bakandan oluşan kabinesini açıkladı.

2100 yılı aşan devlet tecrübemiz açısından tarihten bugünümüze baktığımızda şunu net görürüz: 1299'da kurulan Osmanlı Devleti için 29 Mayıs 1453 ne anlama geliyorsa, Türkiye Cumhuriyeti için 09 Temmuz 2018 aynı manadadır. Gelişim ve alt yapısını tamamlayan devletimiz  vites yükseltmiştir.

29 Mayıs 1453’de İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet, kendisinden önceki bütün devlet tecrübelerini kendisinde toplayan Bizans Devleti’nin birikimi ile İslam ve Türk Devlet tecrübesini birleştirerek eski çağı kapatıp dünyayı yeni bir çağla tanıştırmıştır.

1683’den itibaren defalarca ‘’bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin’’ tabirine muvafık bir biçimde var olma mücadelesi veren Osmanlı Devleti’nin tamamen yanmasıyla, 23 Nisan 1920’de küllerinden doğan genç Cumhuriyet gelişim ve alt yapısını tamamlamış ve 09 Temmuz 2018’de vites yükselterek dünyanın dikkatine en yeni, en taze, en güzel yönetim sistemini sunmuştur.

Yeni sistemde herekse düşen görev işe yaradığı alanı doğru belirleyip daha çok çalışmak ve daha fazla üretmektir.

‘’Dünya 5’den büyüktür’’ cümlesinde ifadesini bulan dünyayı yeni bir çağa taşıma eylemi 09 Temmuz’da Beştepe’de yapılan törenle tamamlanmış ve dünya bu mesajı iliklerine kadar hissetmiştir.

Devamını oku...

23 Eylül 2008 tarihiydi.

Ramazan ayının son 10 gününe girmiştik.

İddia edilen Ergenekon terör örgütüne dair bir yazı yazmıştım.

Yazının başlığı: ‘İÇİMİZDEKİ ERGENEKONLARI TEMİZLEME ZAMANI’ idi.

Bu gün 08 Ocak 2015 Perşembe.

Yeni Türkiye’yi, 2023 ve 2053 ve 2071 hedeflerini konuşuyoruz.

O  tarihte farklı bir Ergenekon(etö) tarifi yapmıştım.

http://www.cemilpasli.com/ahlak/yeni-turkiye-ye-gecisin-yolu-icimizdeki-ergenekon-lari-temizlemekten-geciyor

Maalesef zaman beni haklı çıkardı ve o gün en yüksek sesle Ergenekon diye feryat edenler, o gün şikayet ettikleri tüm olumsuz olayların başka bir versiyonu ile olarak karşımıza çıktılar.

O gün Kırmızı renklisini gördüğümüze Ergenekon’un bu gün yeşil renkli olanını yaşıyoruz.

8 0cak 2015 tarihinden 1 yıl 7 ay 7 gün sonra 15 Temmuz 2016 da yeşil renkli Fetö  tarihimizin en büyük ihanetlerinden birisine kalkıştı ve 249 kardeşimizin şehit ve 2193 kardeşimizin gazi olmasına sebep oldular.

Şimdi travmanın üzerinden 1 yıl geçti ve taakkul, tefekkür, tezekkür, tedebbür, tedbir zamanı.

Bir daha 15 Temmuzun yaşanma ihtimalini sıfırlamak için ne yapmak gerekiyor?

Dostlar;

O  günkü(23 Eylül 2008) yazından kısa bir alıntıyla tespitimi sizinle paylaşayım, zamanın  tarifi ne kadar doğruladığına siz de hak vereceksiniz.

Devamını oku...

Benî Kurayza Yahudilerinin Peygamber Efendimizle olan yazılı anlaşmalarına gö­re,

Hendek Muharebesi’nde düşman tarafından sarılan Medine’yi Müslü­manlarla el ele vererek müdafaa etmeleri gerekiyordu.[1]

Fakat bunu yapmadı­lar; üstelik, anlaşma hükümlerini hiçe sayarak, harbin en nâzik safhasında müşriklerle iş birliğine giriştiler;

Peygamber Efendimizin tahkik ve sulh için gönderdiği heyete hakarette bulundular ve “Re­sû­lul­lah da kim oluyormuş?

Mu­hammed’le aramızda ne ahit vardır, ne de akd!” dediler; hatta daha da ileri giderek,

Peygamber Efendimiz için küstahça ağır sözler bile sarfettiler.[2]

Bu­nunla da yetinmediler: Medine üzerine baskınlar düzenleyerek, Müslüman aile ve çocukları kılıçtan geçirme teşebbüsüne kalkıştılar.

Bu hareketleriyle, Müs­lümanları, harp endişesinden daha büyük bir telâş ve endişeye düşürdüler.

Bu, Peygamber Efendimizin kendilerine lütufkâr davranmasına karşı açık bir nan­körlük ve hıyanetti.

Hendek Muharebesi’nde on bini bulan düşman ordusu, büyük bir hezimete uğrayarak geri çekilmişti.

Harpte müş­rikler yanında yer alan Kurayzaoğulları da, hayal kırıklığı içinde, Medine’ye iki saatlik mesafede bulunan sağlam ka­lelerine çekilmişlerdi.

Giriştikleri haince hareketin farkında idiler. Bu sebeple, Resûl-i Ekrem’in her an üzerlerine yürümesinden endişe duyup korkuyorlardı!

Hz. Cebrail’in Getirdiği Emir(Olağan üstü hal= ikindi namazını Benî Kurayza yur­dunda kılsın!)

Nitekim Müslümanlar, Medine’ye henüz yeni dönmüşlerdi ki Cebrail (a.s.), Resûl-i Ekrem’e şu emri getirdi:

“Yâ Muhammed! Yüce Allah, sana, Benî Kurayza üzerine yürümeni emredi­yor!”[3]

Resûl-i Ekrem Efendimiz, silahını yeni çıkarmış, temizliğini henüz bitir­mişti. Derhal Hz. Bilâl’i çağırtarak, bütün Müslümanlara şunu nidâ etmesini em­retti:

“İşiten ve Allah’ın emrine itaat edenler, ikindi namazını Benî Kurayza yur­dunda kılsın![4]

Devamını oku...

Milletleri güçlü kılan üzerinde birleştikleri ve evrensel değerlerdir.

Adaletin temel alındığı, Düşünce Özgürlüğünün hakim kılındığı ve İşlerin herkesin elinin içinde olduğu bir İSTİŞARE ile çözüldüğünde milletler birbirine kurşunla tutuşturulmuş tuğlalardan meydana gelmiş bir sur duvarı gibi tek ve yekpare olurlar.

Böyle yekpare bir duvara dışarıdan hiçbir güç zarar veremez, delik açamaz.

Adaletin, Düşünce Özgürlüğünün ve İstişarenin yaşadığı ve yaşatıldığı oranda o millet ve o milletin kurduğu devlet yaşar.

Bu 3 esas birbirine bağlı güçlenir veya zayıflar.

Adaletin olmadığı yerde düşünce özgürlüğünden, düşünce özgürlüğü ve istişarenin olmadığı yerde adaletten, adalet ve istişarenin olmadığı yerde düşünce özgürlüğünden bahsedilemez.

Beşeriyet için tarihin şeref levhalarıdır; Hılfıl-Fudul/Medine Vesikası/Hudeybiye/Mekke’nin ve İstanbul’un Fethi/15 Temmuz/Yenikapı olayları.

Bu olaylar insanlık için temel parametreler içeren kilometre taşlarıdır.

Hepsinin temelinde aynı anne/babadan gelen insanoğlunun birlikte hür, özgür ve adil bir yönetim altında BARIŞ ve HUZUR içerisinde yaşama gaye ve hedefi vardır.

BARIŞ ve HUZUR için yukarıda verdiğimiz tarihi örneklerde olduğu gibi bütün imkanlar ve şartlar zorlanmalı, gerekirse Hudeybiye Barışında olduğu gibi fedakarlıktan kaçınılmamalı.

Bu konuda dinine ve tarihsel misyonuna bağlı sorumluluk ve zorunluluk ile en büyük vazife bizlere ‘Anadolu İrfanı’ na sahip milletimize düşüyor.

Dünya ve diğer milletler nerede, nasıl durursa dursun biz olaylara tepkisel, re-aksiyoner yaklaşamayız.

Bizim gibi derinliği olan, ilkeleri olan, milletlere yakışan re-aksiyoner değil, aksiyoner olmak ve sadece kendimize yakışanı yapmaktır.

‘Ne İskender takmışım,

Ne şah, ne sultan

Anadolu’yum ben,

Tanıyor musun?’

Ahmet Arif, Anadolu’nun irfan ve derinliğini bize böyle hatırlatır.

O halde önce içimizde BARIŞ ve HUZURU tesis ederek dünyaya Hılfıl-Fudul, Medine Vesikası, Hudeybiye, Mekke ve İstanbul’un Fethi, Milli Mücadele, 15 Temmuz, Yenikapı Ruhuyla edindiğimiz tecrübeyi tüm dünyaya ve dünya milletlerine ihraç etmeliyiz.

‘Dünya 5’den büyüktür.’ bu iddianın ifadesidir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 2 - 10

2