Pazartesi, Aralık 18, 2017
Text Size

Konya-Derbent'teydik...

Konya-Derbent'te gençlerleydik. Derkad başkanı Hüseyin Eşgin ve İlçe Meb Müdürü Adem Yaldız'a teşekkürler...

Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

Veli Vural Beyin nazik daveti üzerine Minik Adımlar ailesiyle,diriliş nesliyle buluştuk,konferans verdik,kitap imzaladık. Yeni Türkiye Gençliği coşku...

Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

Gençler harikaydı,Başta Süleyman Türk kardeşim olmak üzere,Emeği geçen Rehber öğretmenimiz Esra Hanım veOkul müdürümüz Fehmi Adam BeyeTeşekkür ederim.

  • Konya-Derbent'teydik...

    Cuma, 30 Haziran 2017 12:11
  • Selçuk Üniversitesindeydik...

    Perşembe, 16 Mart 2017 09:07
  • Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

    Çarşamba, 01 Şubat 2017 08:29
  • Kur'an Kursu Eğiticileriyle 'Ailede Huzur İçin 9 S'i konuştuk.

    Salı, 24 Ocak 2017 11:52
  • Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

    Perşembe, 08 Aralık 2016 07:59

Tarih



23 Eylül 2008 tarihiydi.

Ramazan ayının son 10 gününe girmiştik.

İddia edilen Ergenekon terör örgütüne dair bir yazı yazmıştım.

Yazının başlığı: ‘İÇİMİZDEKİ ERGENEKONLARI TEMİZLEME ZAMANI’ idi.

Bu gün 08 Ocak 2015 Perşembe.

Yeni Türkiye’yi, 2023 ve 2053 ve 2071 hedeflerini konuşuyoruz.

O  tarihte farklı bir Ergenekon(etö) tarifi yapmıştım.

http://www.cemilpasli.com/ahlak/yeni-turkiye-ye-gecisin-yolu-icimizdeki-ergenekon-lari-temizlemekten-geciyor

Maalesef zaman beni haklı çıkardı ve o gün en yüksek sesle Ergenekon diye feryat edenler, o gün şikayet ettikleri tüm olumsuz olayların başka bir versiyonu ile olarak karşımıza çıktılar.

O gün Kırmızı renklisini gördüğümüze Ergenekon’un bu gün yeşil renkli olanını yaşıyoruz.

8 0cak 2015 tarihinden 1 yıl 7 ay 7 gün sonra 15 Temmuz 2016 da yeşil renkli Fetö  tarihimizin en büyük ihanetlerinden birisine kalkıştı ve 249 kardeşimizin şehit ve 2193 kardeşimizin gazi olmasına sebep oldular.

Şimdi travmanın üzerinden 1 yıl geçti ve taakkul, tefekkür, tezekkür, tedebbür, tedbir zamanı.

Bir daha 15 Temmuzun yaşanma ihtimalini sıfırlamak için ne yapmak gerekiyor?

Dostlar;

O  günkü(23 Eylül 2008) yazından kısa bir alıntıyla tespitimi sizinle paylaşayım, zamanın  tarifi ne kadar doğruladığına siz de hak vereceksiniz.

Devamını oku...

Benî Kurayza Yahudilerinin Peygamber Efendimizle olan yazılı anlaşmalarına gö­re,

Hendek Muharebesi’nde düşman tarafından sarılan Medine’yi Müslü­manlarla el ele vererek müdafaa etmeleri gerekiyordu.[1]

Fakat bunu yapmadı­lar; üstelik, anlaşma hükümlerini hiçe sayarak, harbin en nâzik safhasında müşriklerle iş birliğine giriştiler;

Peygamber Efendimizin tahkik ve sulh için gönderdiği heyete hakarette bulundular ve “Re­sû­lul­lah da kim oluyormuş?

Mu­hammed’le aramızda ne ahit vardır, ne de akd!” dediler; hatta daha da ileri giderek,

Peygamber Efendimiz için küstahça ağır sözler bile sarfettiler.[2]

Bu­nunla da yetinmediler: Medine üzerine baskınlar düzenleyerek, Müslüman aile ve çocukları kılıçtan geçirme teşebbüsüne kalkıştılar.

Bu hareketleriyle, Müs­lümanları, harp endişesinden daha büyük bir telâş ve endişeye düşürdüler.

Bu, Peygamber Efendimizin kendilerine lütufkâr davranmasına karşı açık bir nan­körlük ve hıyanetti.

Hendek Muharebesi’nde on bini bulan düşman ordusu, büyük bir hezimete uğrayarak geri çekilmişti.

Harpte müş­rikler yanında yer alan Kurayzaoğulları da, hayal kırıklığı içinde, Medine’ye iki saatlik mesafede bulunan sağlam ka­lelerine çekilmişlerdi.

Giriştikleri haince hareketin farkında idiler. Bu sebeple, Resûl-i Ekrem’in her an üzerlerine yürümesinden endişe duyup korkuyorlardı!

Hz. Cebrail’in Getirdiği Emir(Olağan üstü hal= ikindi namazını Benî Kurayza yur­dunda kılsın!)

Nitekim Müslümanlar, Medine’ye henüz yeni dönmüşlerdi ki Cebrail (a.s.), Resûl-i Ekrem’e şu emri getirdi:

“Yâ Muhammed! Yüce Allah, sana, Benî Kurayza üzerine yürümeni emredi­yor!”[3]

Resûl-i Ekrem Efendimiz, silahını yeni çıkarmış, temizliğini henüz bitir­mişti. Derhal Hz. Bilâl’i çağırtarak, bütün Müslümanlara şunu nidâ etmesini em­retti:

“İşiten ve Allah’ın emrine itaat edenler, ikindi namazını Benî Kurayza yur­dunda kılsın![4]

Devamını oku...

Milletleri güçlü kılan üzerinde birleştikleri ve evrensel değerlerdir.

Adaletin temel alındığı, Düşünce Özgürlüğünün hakim kılındığı ve İşlerin herkesin elinin içinde olduğu bir İSTİŞARE ile çözüldüğünde milletler birbirine kurşunla tutuşturulmuş tuğlalardan meydana gelmiş bir sur duvarı gibi tek ve yekpare olurlar.

Böyle yekpare bir duvara dışarıdan hiçbir güç zarar veremez, delik açamaz.

Adaletin, Düşünce Özgürlüğünün ve İstişarenin yaşadığı ve yaşatıldığı oranda o millet ve o milletin kurduğu devlet yaşar.

Bu 3 esas birbirine bağlı güçlenir veya zayıflar.

Adaletin olmadığı yerde düşünce özgürlüğünden, düşünce özgürlüğü ve istişarenin olmadığı yerde adaletten, adalet ve istişarenin olmadığı yerde düşünce özgürlüğünden bahsedilemez.

Beşeriyet için tarihin şeref levhalarıdır; Hılfıl-Fudul/Medine Vesikası/Hudeybiye/Mekke’nin ve İstanbul’un Fethi/15 Temmuz/Yenikapı olayları.

Bu olaylar insanlık için temel parametreler içeren kilometre taşlarıdır.

Hepsinin temelinde aynı anne/babadan gelen insanoğlunun birlikte hür, özgür ve adil bir yönetim altında BARIŞ ve HUZUR içerisinde yaşama gaye ve hedefi vardır.

BARIŞ ve HUZUR için yukarıda verdiğimiz tarihi örneklerde olduğu gibi bütün imkanlar ve şartlar zorlanmalı, gerekirse Hudeybiye Barışında olduğu gibi fedakarlıktan kaçınılmamalı.

Bu konuda dinine ve tarihsel misyonuna bağlı sorumluluk ve zorunluluk ile en büyük vazife bizlere ‘Anadolu İrfanı’ na sahip milletimize düşüyor.

Dünya ve diğer milletler nerede, nasıl durursa dursun biz olaylara tepkisel, re-aksiyoner yaklaşamayız.

Bizim gibi derinliği olan, ilkeleri olan, milletlere yakışan re-aksiyoner değil, aksiyoner olmak ve sadece kendimize yakışanı yapmaktır.

‘Ne İskender takmışım,

Ne şah, ne sultan

Anadolu’yum ben,

Tanıyor musun?’

Ahmet Arif, Anadolu’nun irfan ve derinliğini bize böyle hatırlatır.

O halde önce içimizde BARIŞ ve HUZURU tesis ederek dünyaya Hılfıl-Fudul, Medine Vesikası, Hudeybiye, Mekke ve İstanbul’un Fethi, Milli Mücadele, 15 Temmuz, Yenikapı Ruhuyla edindiğimiz tecrübeyi tüm dünyaya ve dünya milletlerine ihraç etmeliyiz.

‘Dünya 5’den büyüktür.’ bu iddianın ifadesidir.

Devamını oku...

13 Ekim 2008’ de ‘Batıya Neler Oluyor?’ başlığıyla bir yazı yazdığımda her şey bu kadar açık değildi.

Ve o yazıdan sonra birçok arkadaş beni polyannacılıkla suçlamıştı.

ABD ve Avrupa’dan ekonomi ile başlayan ve diğer alanlara da yayılan birbiri ardına olumsuz haberler gelmesinin onları nereye sürüklediğini ifade etmeye çalışmıştım yazımda.

Tüm dünyanın en mutlu, en gelişmiş, en müreffeh ülkelerinden gelen kötü haberlerin sebebini izah etmiştim.

Bana göre bunun 3 adet temel sebebi vardı:

1.Aşırı tüketim, yani israf: Yüce Allah yarattığı mahlukatla birlikte ona, ömrü boyunca yetecek rızkı da yaratıyor. Yaratılanların rızkının Yüce Allah tarafından teminat altına alınıp yaratıldığı Kuran-ı Kerim’in nassı ile sabit. Ancak hırsızlar ve müsrifler herkese yetecek olan bu rızkı çalarak ve israf ederek dünyanın bu günkü manzarasının ortaya çıkmasına neden oluyorlar. Özellikle yıllarca Ortadoğu, Doğu ve Afrika’yı sömüren, bu coğrafyanın tüm kaynaklarını yağmalayan Avrupa ve ABD bu gün kurdukları ekonomik düzene aynı oranda hammadde taşıyamamanın sıkıntısına girdiler.

İsraf kulluğa,  Allah’a ibadet anlayışına aykırı bir eylemdir. Kulluk,ibadet; hukuku ibada (yaratılmışların haklarına)  tecavüz etmemekle birlikte hukukullahı bi hakkın yerine getirmek demektir. Yani Yüce Allah yaratılmışların haklarını, kendi haklarının önüne koymuştur. Hırsızlık ve israf hukuku ibada (yaratılanların haklarına) tecavüzdür. Onun için Kuran-ı Kerim’de Yüce Allah “Yiyiniz içiniz ,israf etmeyiniz”, “İsraf edenler şeytanın kardeşleridir” ifadeleriyle israf konusunda insanlığı şiddetle men etmiştir.

Bu gün ekonomik krizin en çok vurduğu ABD, israfın ve tüketimin en fazla olduğu ülkedir. ABD’li bir araştırmacıya kulak verelim: Aldıklarımızın %90 ı 6 ayda çöp oluyor. Bu tespit dünyanın 270 ülkesinde 300 milyondan fazla kişinin izlediği “Şeylerin Hikayesi-The Story of Staff” belgeselinin yapımcısı Amerikalı çevreci aktivist Annie Leonard’a ait. Leonard acaip ve önemli şeyler söylüyor. Türkiye’yi ABD gibi olmaktan kaçınması gerektiği noktasında uyarıyor.

Popüler kültürün sürekli yalan söylediğini ifade ediyor.

Dünyamızı tüketim çılgınlığı esir aldı. Dünya kaynaklarının 3/1 i son 30 yılda tüketildi. Dünya ormanlarının % 80 i yok oldu. Amazon ormanlarında dakikada 2.000 ağaç yok ediliyor. Bu 7 futbol sahası büyüklüğü demek.ABD de herkes günde 3.000 reklama maruz kalıyor,2 kilo çöp üretiyor.ABD nüfus olarak dünyanın % 5 ine sahip olmasına rağmen dünyadaki kaynakların %30 unu tüketiyor. Ama ABD dünya mutluluk endeksinde 150. sırada. İnsan tüketerek, tüketimi sürekli artırarak mutlu olamıyor.

Kainatın en üstün varlığı insan yıllarca ustaca yapılan manevralarla tam bir “tüketim makinesine” dönüştürüldü. Bu tüketim makinesi hem yaşadığı dünyayı hem de insanı insan yapan unsurları yok ediyor,yani tüketirken tükeniyor aslında.

Devamını oku...

Ne iskender takmışım ben,

Ne şah,

Ne sultan. . .

Anadolu'yum ben,

Tanıyor musun ? ? ?

Ahmed Arif

Anadolu; Hitit, Eti, Urartu, Ahameniş, Ermeni, Pakraduni, Klikya, Troya, Med, Selevkos, Sasani, Trabzon Rum, Pontus, Kizzuvatna , Karya , Makedon, Pergamon, Gürcü Bagratlı , Hatti, Arzava, Frigya, Assuva, İyonya, Akad, Mittani, Lidya, Bitinya, Luvi, Kolha, Lazika, İberya, İznik Rum , Bizans, İlhanlı, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet devlet/millet hakimiyetlerini yaşatmış bir toprak parçası.

Yukarıda üzerinde yaşadığımız ve vatan edindiğimiz Anadolu topraklarında tespit edebildiğim devletler ve uygarlıklar.

Anadolu, öyle derin ve büyük bir gerçektir ki , kendisini anlamayanı aşar, ezer, tarihin dışına atar.

Tarih boyunca bu devletler ve milletler bu coğrafyada yaşadılar ve geride ilim, bilim, kültür, sanat kısaca uygarlık adına eserler bıraktılar.

Biz her açıdan iklimi gibi zengin bu kültürel mirasa ‘Anadolu İrfanı’ diyoruz.

Bir toprağın, bir coğrafyanın fethedilmesinde, kazanılmasında, orada hâkimiyet kurulmasında kısaca gerçekten "vatan" haline getirilmesinde askeri güçten daha önemlisi gönüllerin fethedilmesi gerekliliğini insanlık tarihi, özellikle bu coğrafya  bize defalarca göstermiştir.

Anadolu'nun bu kadar farklı devlet, millet ve uygarlıktan sonra ; Türkleşmesi ve İslamlaşmasında da en büyük pay askeri fetihlerden ziyade "gönüllü hareketler" tarafından yapılmış olan "gönül fetihleri" ne aittir.  İslam'ın Anadolu'daki yayılışında - Aşık Paşazade'nin yaptığı dörtlü tasnif "şablon" olarak tarihçiler tarafından kullanılmıştır- dört grup etkili olmuştur. Bunlar:

1.Gaziyanı Rum,

2.Baciyanı Rum,

3.Ahiyanı Rum,

4.Abdalanı Rum’dur.[1]

Bu dört grup 900'lü yıllardan itibaren Anadolu'ya gelmiş ve birbiriyle kardeşlik, dayanışma duyguları içinde faaliyet göstermişlerdir. Gaziler, Bacılar, Ahiler, Dervişler  ve Abdallar Peygamberimizin Hz. Ali'ye söylediği Hadis-i Şerif’i ideal olarak almışlar ve hiçbir zaman hadisin manasını unutmamışlardır. Resulullah Hayber'in fethiyle görevlendirdiği Hz Ali'ye şöyle demişti: "Vallahi senin vesilenle bir kişinin imana, hidayete ermesi, üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır. "[2]

Çoğu Türkmen olan bu gaziler Anadolu'daki İslami faaliyetleri "örgütlü davet" şeklinde yürütüyorlar ve bu dört grup birbirleriyle yardımlaşıyor, birbirlerinin eksiğini tamamlıyorlardı.

Bunlar sosyal yardımlaşma müesseseleri kuruyor, toplumda yardıma ihtiyacı olan çocuk, yaşlı, borçlu, garip, misafir herkese merhamet kanalları oluşturuyor ve "kimsesiz ve muhtaç" herkese sahip çıkıyorlardı.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 8

Başlangıç
Önceki
1