Çarşamba, Ocak 16, 2019
Text Size

Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

ASKON Konya Şubesi Yönetim Kurulu üyelerine ''İş Hayatında İletişim, Aile İçi Huzurun Dinamikleri, İş ve Aile Ahlakı'' konularında sunum yaptık.YK Baş...

Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

  • Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

    Pazartesi, 24 Aralık 2018 14:06
  • Muhabbethane'de Gençlerle ''Huzurun Anahtarı''nı konuştuk...

    Salı, 13 Kasım 2018 08:17
  • Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

    Perşembe, 25 Ekim 2018 09:01
  • Emirgazi'de öğretmenlerimizle beraberdik...

    Pazartesi, 24 Eylül 2018 11:06
  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02

Sosyal



Özgecan Aslan’ın vefatı kalbime bir kor gibi düştü.

Hiç hatayı sağda solda aramadım.

Nefsime döndüm ve dedim ki;

Özgecan’ı sen öldürdün.

Ey Rabbim affet ! Özgecan’ı ben öldürdüm.

Bu kadar yazdım,çizdim,projeler yaptım ama sesimi duyuramadım.

‘Daha ETKİN Bir Sosyal Devlet için Tek Çatı’ Projemi 2009 da yazdım.

Projenin uygulanması halinde sosyal devletin mevcut durumdan en az 100 kat daha etkili olacağını iddia ettim.

Bu konuda etkili olabilecek siyasi,bürokrat,gazeteci herkesle paylaştım.

Projeyi ‘Başbakanımıza Açık Mektup’ başlığıyla medya üzerinden yayınladım,ama ulaşamadım.

Sıradışı bir bürokrat olmaya çalıştım.

Konferanslar,seminerler verdim,kitaplar yazdım,köşe yazarlığı yaptım,T.v. programlarına katıldım.

Mutluluk=Anne+Baba+Çocuk(3) formülüyle mutluluğun sadece ve sadece aile içerisinde üretildiğini delileriyle ispat etmeye çalıştım.

Aile Huzur ve Mutluluğu için 9 S kitabını yazdım,bir yılda 2. Baskıyı yaptı kitap.

Şuralara,Sempozyumlara,Çalıştaylara katıldım.

Ama gücüm yetmedi anlatamadım.

‘Oral Fiksasyon’dedim.

Devamını oku...

İnsanın en çok kullandığı, muhtaç olduğu şeyler sırasıyla hava, su ve gıda maddeleridir.

Bu gün şehir hayatında, özellikle büyükşehirlerde bu 3 temel maddeye doğal, temiz ve sağlıklı bir şekilde ulaşmak çok zorlaşmış durumda.

3 temel maddeye ulaşmanın zorluğu ve maliyeti yanında trafik ve gürültü gibi birçok insanın ruhsal ve fiziki sağlığını tehdit eden unsurlar var.

O halde bütün akıllı insanlar şu tercihi yapmalı.

Kırsal da yaşa, şehirde çalış.

Konya için örnek verelim.

Konya’nın şehrin sınırından itibaren 30 km bir daire halinde ele alındığında kırsalda yaşamak isteyen tüm Konyalılar için yeterli imkan ve alt yapı var.

Bu gün sahip olduğumuz imkanlarla günlük 40-50 km yol yapmak çok zor değil.

Zaten birçoğumuz buna yakın km yi yapıyoruz.

Gelin kırsal da, köylerde tertemiz doğa içerisinde geniş bir arazide güzel evler yapalım.

Evlerin müştemilatı olsun.

Sigortalı,sertifikalı, işinin ehli insanları arazimizde istihdam edelim.

Yediğimiz içtiğimiz şeyleri kendimiz üretelim.

Çocuklarımız bitki ve hayvanlarla birlikte büyüsün çiftlikte.

Köylerimize kırsala hayat bahşedelim, canlansın mahzun köyler.

Şehirler de rahatlasın, nefes alsın.

Bu düşüncem uzun süredir vardı dostlar.

Devamını oku...

 

Valimiz Muammer Erol ’un önderliğinde yürütülen ‘Sektör Çalışmaları’nın ‘Kültür,Turizm ve Tanıtım’ ayağının üçüncüsüne kurumum ve Konya Platformu Derneği adına katıldım.

Faydalı bir istişare toplantısı oldu. Şehirle ilgili kültür,turizm ve tanıtım adına bence çok şey konuşuldu.Konuşulanları Konya kamuoyuyla paylaşmak adına kendi fikir ve önerilerimi de katarak siz değerli okuyucularıma aktarmak istedim.

Aslen Tokat’lıyım.29 yıldır bu şehirde yaşıyorum. Ben tüm eşyanın dolayısıyla da şehirlerin de ruhu olduğuna inananlardanım.

Her ruhun önüne de Ahsen-i takvim ile esfel-i safilin arasında cereyan eden, asla durmayan, sabit kalmayan, ilerleyen ya da gerileyen, yükselen ya da alçalan bir imtihan alanının bulunduğunu düşünüyorum.

Bir şehir gerçekten marka yapmak istiyorsak; olaya ‘şehrin ruhu nedir ve onu nasıl geliştirebiliriz’ açısından konuyu ele almamız gerekiyor.

Bu konuyla ilgili 2007 den bu yana çok yazılar yazdım. (http://www.cemilpasli.com/sosyal/ilimizi-daha-yasanabilir-kilmak-icin-herkese-gorevler-dusuyor) 07 Eylül 2009 da yazdığım yazıya baktığımızda olumlu anlamda ciddi mesafe kat ettiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim.

Geçmişten bu güne yaşanan gelişmelerden aldığımız moral ve motivasyonla şehrin ruhuna olumlu katkı yapmak anlamında öneri ve tespitlerimi paylaşıyorum:

  • Tarihi zenginliğimize daha fazla atıfta bulunan çalışmalar yapmalıyız:Anadolu Selçuklu Başkenti:’Bir başkent daima başkenttir’ sözü tüm şehrin girişlerinde yer almalı,Çatalhöyük,Kilstra,T Kiliseler,Eflatun Pınarı,İvriz kabartmaları,Sille v.b.
  • Kültürel Zenginliğimizi dünyaya duyurmalıyız:İslam ,Hristiyanlık ve daha öncesi dönemlere ait tüm eserlerin Dünya çapında ses getirecek bir ‘Şehir Müzesi’ ile tanıtılması
  • İpekyolu üzerindeki tüm Kervansaraylar ve Han’ların aktif olarak kullanması
  • Sağlık Merkezi:Tıp,Alternatif tıp,kaplıca gibi bu alanındaki tanıtım ve yatırımların yapılması
  • Kongre Merkezi:Son yıllarda yapılan ataklara devam edilmesi
  • Alternatif turizm alanları:Mağara,av,dağcılık,el sanatları,hat konusunda tanıtımlara ağırlık verilmesi
  • Konya mutfağı:Konya pilavı, meram şerbeti, tuzda balık,hadim kirazı,Akşehir çileği,kaşınhanı havucu,keçimen üzümü gibi bize ait gıdaların tanıtılması ve satışı

    Devamını oku...

Son günlerde olup bitenleri ibretle izliyoruz.

Olaylar olmadan yıllar önce işin buraya gelmemesi için çok çaba sarf ettim.

Ehl-i hamiyet yüz binlerce insanın da böyle bir çaba içinde olduğunu biliyorum.

‘Biz Uhud’un okçusuyuz, bizim harp meydanında ki ganimetle işimiz olmaz,olmamalı’ dedim.

Konuşan yalnız hakikat olması için bu hizmetin bırakın dünya menfaati ahrete yönelik menfaatler için dahi kullanılmasına kader-i İlahi izin vermez,vermiyor,vermemiş‘diye bağırdım

‘Taraftarlarınızı Cemel  Ovasına götürmeyin,biz birinci Cemel’in yaralarını tam anlamıyla saramadık.Hala içten içten kanıyor.2. Cemel olayına tahammülümüz yok.Taraftarlarınızı harp meydanına götürürseniz onlara sahip çıkamazsanız.Aralarındaki provokatörler onları birbirine düşürür ve bu işin kazananı olmaz ’ diye FERYAT ETTİM.

Şefkat tokatları risalesini hatırlattım.Üstad’ın zikrettiği kendi başına gelen tokatlardan bahsettim, laakal(en geç) 15 günde bir okunmalı dediği İhlas Risalesini tavsiye ettim.

‘Uhuvvet(kardeşlik) risalesini okuma vaktidir’ dedim. Ve şu bölüme dikkat çektim:’ Medar-i ibret bir hikâye:Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden, belki elli adamdan fazla öldürdükleri hâlde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit, o iki düşman taife, eski adâveti unutup, omuz omuza verip, o haricî aşireti def edinceye kadar dahilî adâveti hatırlarına getirmezlerdi.

İşte, ey mü'minler! Ehl-i İmân aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Her birisine karşı tesanüd ederek, el ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecburken, onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârâne tarafgirlik ve adâvetkârâne inat, hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı? O düşman daireler, ehl-i dalâlet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehvâl ve mesâibine kadar, birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırsla bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var. Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kalen, uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kale-i İslâmiyeyi küçük adâvetlerle ve bahanelerle sarsmak, ne kadar hilâf-ı vicdan ve ne kadar hilâf-ı maslahat-ı İslâmiye olduğunu bil, ayıl.

Ehâdis-i şerifede gelmiş ki: "Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhâs-ı müdhişe-i muzırraları, İslâmın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek, az bir kuvvetle nev-i beşeri hercümerc eder ve koca âlem-i İslâmı esaret altına alır."

Devamını oku...

15 yıldan fazla bir süredir Alevilik konusunu çalışıyorum. Ülkenin üzerinde kafa yorması gereken önemli bir konu Alevilik.

2006 yılında bu konuda ilk kitabı yazdım.17-18 Mart 2007 de Abant Platformu ev sahipliğinde ‘’Tarihi , Kültürel , Aktüel , Folklorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik’’ konulu çalıştayda bulundum.

Toplantıyı ‘İKİ KITANIN BİRLEŞTİĞİ YERDE İKİ FARKLI KÜLTÜRÜ KONUŞMAK’ başlıklı yazımda 12 maddede değerlendirmişmiş(http://www.cemilpasli.com/sosyal/iki-kitanin-birlestigi-yerde-iki-farkli-kulturu-konusmak ) son paragrafı şöyle bağlamıştım:

‘"İttifak marifetle olur” Marifet ilimle, irfanla ,görüşme ,konuşma ve diyalogla sağlanır.İlk toplantı olmasına rağmen fevkalade mesafe alındı. Mesafe uzatılmadan toplantıların devamı sağlanmalı ve bu konudaki konsensüs yüksek sesle ifade edilmelidir. Prof. Dr. Seyit Ali Tekalan beyin toplantının sonlarında yaptığı konuşmada altını çizdiği “bir çiçekle bahar gelmez ama her bahar bir çiçekle başlar “ anlayışı gereği bu konuda bahara oldukça yaklaştık kanaatiyle iki kıtanın birleştiği yerden iki kültürün asırlardır birlikte yaşadığı Anadolu’ya ümitle, sevinçle döndüm.

O tarihten sonra konu hiçbir zaman gündemden düşmedi. Çalıştaylar yapıldı.Bu konuya kafa yoranların gayretleriyle ciddi mesafeler alındı.

Ama en somut, en net adım bu hafta içerisinde Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin DOĞAN tarafından kamuoyuna duyuruldu. Ankara’da Başkent’te bir arsa içerisine Aşevi-Camii ve Cemevi’nin birlikte yapılacağını,teklifin Fethullah GÜLEN Hocaefendi tarafından yapıldığını ve masraflarında Hocaefendi’nin yönlendireceği hayır sahiplerince karşılanacağını açıkladı.

Böyle güzel, harikuladeve anlamlı bir projeyi hayata geçirmede emeği olan herkese canı gönülden teşekkür ediyor, kardeşliğimize, birlik ve beraberliğimize vesile olmasını rabbimden niyaz ediyorum.

Alevilik konusunu çalışanlar şunu bilirler Alevi vatandaşlarımızın problemlerini çözmeden terör meselesini de minimize edemezsiniz.

Gerçek anlamda bir huzur iklimi oluşturulmak isteniyorsa devletin 76 milyon vatandaşını kucaklayabileceği bir şekle getirilmesi gerekir.

Bunun için bireyi ön plana alan, her bir bireyin problemini önemseyen ve çözüm üreten bir sistematiğe sahip şefkatli bir devlet yapısı oluşturulmalıdır.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 4 - 29

4