Pazar, Haziran 16, 2019
Text Size

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar Erh...

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bize bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar ve Erhan Dargeçit beylere teşekk...

Zehra Okullarındaydık..

Zehra Okullarında Eğitimcilerle birlikteydik...

  • ''Yorulmaz Bilginler'' kreşimiz velilerine ''Ailede Sosyal medya ve iletişim'' konulu konferans verdik.

    Cuma, 10 Mayıs 2019 08:21
  • 5. Akşehir Kitap Fuarına katıldık...

    Pazartesi, 06 Mayıs 2019 12:04
  • İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 30 Nisan 2019 08:51
  • İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Çarşamba, 24 Nisan 2019 10:16
  • Zehra Okullarındaydık..

    Pazartesi, 22 Nisan 2019 12:06

Sosyal



Şu kısacık hayat değirmeninde bize verilen süre ve imkanlar sınırlı, istek, talep ve emellerimiz sınırsızdır.

‘Şimdi’ ile yüzleşmek, kendisiyle, aynalarla barış içinde bir hayat sürmek çoğumuzun cesaret edemediği bir husustur.

‘Şimdi’ ile yüzleşemediğimizde ya geçmişe(mazi), ya da geleceğe(ati) kaçarız.

Kur’an-ı Kerim dünya ve ahrette insanın bu kaçış mazeretine dikkat çeker ve uyarır:

O gün insan:  “Kaçacak yer yok mu?” der. Kıyame, 75/10

Ve kaçış için sürekli ürettiğimiz, süpervizörlüğünü şeytan ve nefsin yaptığı mazeretler...

‘Yarın yaparım’, ‘Daha sonra’, ‘Referandumdan sonra’, ‘Seçimden sonra’, sonra, sonra, sonra...

Ve hiç beklemediğimiz bir zamanda ‘kalemleri bırak’ emri.

Ortaokulda Fen Bilgisi öğretmenimiz Faruk hoca çoktan seçmeli, doğru-yanlış ve boşluk doldurmalı 100 sorulu bir soru kağıdı hazırlamış,

her doğru cevabın 1,5 puan olduğunu ifade etmiş ve toplam 30 dakika süre sınırı belirlemişti.

Bu halde 66 doğru 100 puan almanıza yetiyordu.

Bir hafta sonra 1200 kişilik Alparslan Ortaokulu idarecileri, öğretmenleri ve öğrencileri ile beni tanımış, Faruk Hocam beni okulda meşhur etmişti.

Sebep, Faruk Hoca benden 66 doğru cevap isterken ben 30 dakikada 92 doğru cevap işaretlememdi.

İlkokulu Çeltek Köyünde okumuş 55 bin nüfuslu Zile ilçesinde 2 ortaokuldan birisinde yaşadığım bu onur beni çok etkilemişti.

Bu olayı hiç unutmadım.

İnsanlara elimden geldiğince hep beklediklerinden daha fazlasını vermeye çalıştım.

18 yaşında Sağlık Memuru olduğumda Yozgat-Çekerek-Kazankaya’da aynı anlayışla çalışmaya başladım.

Babaları kanserin son aşamasında olan evlatların hakları olmayan bir talebi dile getirdiklerini düşünerek ezile-büzüle,

‘’Cemil Bey, babamızın ağrıları sabah şiddetleniyor, sabah namazından sonra iğne yapmak için bizim eve gelebilir misin?’’ diye sormuşlardı.

‘’Elbette dedim, bizi devletimiz 7/24 esasına göre hizmet için yetiştirdi’’ diye cevap verdim.

İğne sonrası hazırlanan kahvaltıdan rahatsız olmuştum.

‘’Teyze bu kahvaltı beni rahatsız ediyor, lütfen, ben görevimi yapıyorum’’ diye rahatsızlığımı ifade ettim.

Teyze’nin cevabını da hiç unutmadım:

‘’Evladım, sağlıkçım, yiğenim benim evime sabah namazı DEVLET geliyor, bunun karşısında benim hazırladığım kahvaltının sözümü olur’’ demişti.

Teyzem beni 18 yaşında bir delikanlı değil, DEVLET olarak görüyordu.

Bu bakış açısına biz ‘Anadolu İrfanı’ diyoruz.

Rabbim yine GERÇEK İYİLİĞE kavuşmanın sevdiklerimizden harcamaktan geçtiğini hatırlatıyor bize:

Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilendir. Al-i İmran, 3/92

Bu yazıyı arkadaşım, dostum, kardeşim Yusuf ÇİĞDEM’ in vefatı yazdırdı.

Devamını oku...

15 Temmuzun üzerinden  5 ay geçti.

Şu an daha soğukkanlı değerlendirmeler yapmak mümkün.

Halkın iradesine halktan aldığı yetki ve vergilerle düzenli olarak müdahale eden ‘Darbeci-Jakoben Habis Ruh’  Devletten tamamen kovulmadıkça 15 Temmuz ilk değildi son da  olmayacak.

Çok fazla gerilere  gitmeden 150 yıllık yakın tarihimize göz attığımızda aynı şartlar altında yaşadığımız benzer sonuçları çok net görürüz. Zira sünnetullah değişmez.(Ahzab,33/62,Fetih,48/23,Fatır,38/43)

Kısaca olaylara ve sonuçlara göz atalım:

1.Osmanlı’da sistemi re-organize yapıp sistemi rehabilite etmek isteyen Sultan Abdulaziz iki bileği kesilip, ‘intihar etti’ iftirası yaparak katleden darbe şebekesini organize eden Mithat Paşa İngiliz Büyükelçiliğinde saklandı .

2.II.Abdulhamid’i tahtından indiren hareket ordusu yönetimi darbeyi devletin içerisine, en derinliklerine yerleştiren bir sistem kurdular, ‘devlet içinde devlet’ diyebileceğimiz ‘komitecilik’ virüsünü devletin en kılcallarına kadar yaydılar.

Komiteciler halk ne derse desin kendi Jakoben yaklaşımlarına aykırı siyaset yapan halkın temsilcilerini milletin vatanı korumak için kendilerine namusları olarak teslim edilen silahları kullanarak indirmeyi kendilerine  en önemli vazife olarak gördüler, yani ‘zinde güçler durumdan vazife çıkararak’ sık sık harekete geçtiler.

3.1913 Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü desteğini yine ülke düşmanlarından alan Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla gerçekleştirilen askerî darbe olarak tarih kitaplarındaki yerini aldı . Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir.

Baskının ertesi günü Britanya Askerî Ateşesi Yarbay Frederick Tyrrell ile baskını gerçekleştiren Binbaşı Enver Bey’in birlikte göründüğü fotoğraf darbecilerin mantığını çok iyi gösteriyor. Kendi vatan ve milletinin meşru Harbiye Nazırını öldüren ,Başbakanını silah zoruyla istifa ettiren çetecilerin başı zavallı,ezik,şahsiyetsiz,3 ahmak kafadan olan (diğerleri Cemal ve Talat)  bir İngiliz yarbayı karşısında köpek gibi yalakalık yapıyor.

İşte arkasını dışarıdaki efendilerine dayamış  bu darbeci köpekler devletin kılcallarına kadar sirayet ettiler. Ne zaman efendilerinden talimat gelse  gözlerini kırpmadan kendi vatan ve milletinin aleyhine harekete geçtiler ve her zaman efendilerinin istediğinin fazlasını yaptılar.

4.27 Mayıs 1960 devrin meşru Başbakanı Adnan Menderes yine aynı kafa ve aynı yöntemlerle iktidardan indirildi, köpek-bebek davalarıyla, yalan ve dezenformasyonlarla itibarsızlaştırılıp, üzerinde sigara söndürülüp, idamdan önce prostat muayenesi yapıyoruz gerekçesiyle işgal ordularının daha yapmayacağı, hayasızlık ve alçaklığı yaptı darbeci zihniyetin  piyonları.

5.12 Mart 1971 de yine seçilmiş hükümet ve Başbakanı Süleyman Demirel’e muhtıra verdiler. Muhtıradan önce yaşanan bir olayı hatırlatalım. ABD Demirel’den Afyonun yasaklanmasını istemişti. Demirel, Afyonun Türkiye’de 1970’li yıllarda önemli bir geçim kaynağı olduğunu hatta Afyon isimli bir İl olduğunu ifade ederek geri çevirmişti.

12 Mart 1971 muhtırasıyla indirilen Demirel’den sonra darbeciler tarafından Başbakan yapılan Nihat Erim hükümetinin ilk işi afyonu yasaklamak oldu.

Devamını oku...

 

Son yazımızda ‘Cumhurbaşkanımız yalnız mı ?’ sorusuna cevap aramıştık.

İşin devlet kısmını ele almış, tahlil yapmış ve 2 sebeple yalnızlığına yönelik tespitlerde bulunmuştuk.

http://www.cemilpasli.com/tarih/cumhurbaskanimiz-yalniz-mi

Bu yazımızda konunun devlet tarafından değil, millet tarafından görünüşüne dair görüşlerimizi ifade etmeye gayret edeceğiz.

Devletimizin 1839 dan itibaren yönünü batıya dönmesi ve batıda hakim olan Jakoben bakış açısını benimsemesi asırlık devlet tecrübesi olmasına rağmen devlet-millet buluşması ve beraberliği konusunda zaman zaman büyük sıkıntılar yaşadığımız doğrudur.

Milletin adamları diyebileceğimiz devlet adamları bu beraberliğin oluşmasındaki engelleri ortadan kaldırmaya çalışsa da mevcut sistemin bu işi kolaylaştırmak yerine engellediğini söyleyebiliriz.

Allah’ın kainata koyduğu düzene ‘Sünnetullah’ diyoruz ve ilmin temeli olan bu düzende aynı sebepler aynı sonuçları doğuruyor, bu değişmeyen bir kanun.(Fetih,48/23)

Normal Şartlar Altında son 150 yılda yaşadıklarımıza göz atalım;

1876 (Abdulaziz’in öldürülmesi), 31 Mart(1908),1960 (Menderes’in idam edilmesi), 1971(Demirel’in indirilmesi), 1980(Siyasetin tümden tasfiyesi), 1997(Erbakan’ın indirilmesi), 2007(Erdoğan’ın indirilme teşebbüsü), 15 Temmuz 2016(İç savaş ve ülkeyi küçük kantonlara bölme girişimi)

Yukarıdaki olaylara göz attığımızda şunu net bir şekilde görürüz.

Milletin iradesine rağmen milletin adamlarına karşı operasyon yapan güçlerin ellerindeki güç ve imkanlara asla dokunulmamış, aksine  her teşebbüsten sonra millete rağmen, millete darbe yapan kişi ve kurumlar güçlenmiş ve 15 Temmuzda milletin devletini koruması için teslim ettiği uçak, tank, topu milletine çevirme ve pervasızca kullanma cesaretini göstermiştir.

Peki ne yapmak lazım ???

Devamını oku...

Kişiyi ayakta tutan ve birbiriyle tamamen bağlantılı 3 temel esas vardır:

1.Özgüven

2.Sosyal Çevre

3.Zihni arka plan(güncel, taze, doğru bilgi birikimi)

Medya kişileri ayakta tutan bu 3 temel esası en çok etkileyen sektördür.

Bu tarih boyunca hiç değişmemiştir.

Peygamberimiz döneminde medya işlevini şairler yerine getiriyor ve onların en iyi şiirleri altın harflerle Kabe’nin duvarında (Muallakat-ı Seb’a:Yedi asılanlar) Mekke halkının ve Hacıların dikkatine sunuluyordu.

Bu gün medya akıllı telefonlar vasıtasıyla tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hayatımıza girdi.

Eğer kişiler özellikle sosyal medya kullanımını bir sistem ve disiplin içerisinde kullanmazsa  -bunun bu gün örnekleri var- ilerleyen aşamada psikiyatri servislerinde yatış verilerek sosyal medya kullanımı disipline edilmesi gereken vakalar oluşacak.

İnsanın özgüvenini geliştirme, zihni arka planını zenginleştirme ve sosyal çevresini güncel, taze ve geniş tutma konusunda tabii ki sosyal medyaya ihtiyacı var. Sosyal Medyadan tamamen uzaklaşmak ve salt kendisini bir tehdit olarak görmek kişiyi zamandan koparır ve yalnızlığa, gündem-dışılığa, bilgisizliğe iter ve her konuda başarısız kılar kabul.

Bu sebeple Ailede önce anne-babalar kendileri bizzat örnek olarak ‘’Aile ve Medya Okuryazarlığı’’ konusunda çocuklarını eğitmeli ve onlara rehberlik etmeliler tamam.

Bir önceki yazımda (Aile ve Medya(Sempozyum tebliğim)= http://www.cemilpasli.com/sosyal-hizmet/aile-ve-medya-sempozyum-tebligim ) ailenin medyaya karşı duruşunu ayrıntılı bir şekilde yazmıştım.vBu yazımda Özgüven ve sosyal medya bağlantısı ve olayın nasıl klinik psikiyatri alanına kaydığını açıklamaya çalışacağım.

İnsanı halife yapan diğer varlıklardan farklı olarak kendisine verilen egodur/nefistir.

Nefis, psikolojide ego ile ifade edilmekte onu dengeleyen (akıl, kalp, vicdan) unsurlarda süper ego olarak tarif edilmektedir.

Devamını oku...

basın yayın enformasyon ile ilgili görsel sonucu

Söz sihirdir.

Söz insanoğlu yaratıldığından bu tarafa önemini artarak devam ettirmiştir.

İlk Peygamberler sözlerin yazılı olduğu sahifelerle, sonrakiler kitaplarla desteklenmiş, toplumun en iyi söz söyleyen insanları olarak sözün gerçek sahibince desteklenerek ön plana çıkmışlardır.

Peygamberimiz döneminde sözü etkin kullanan şairler toplumun önde gelen insanları olarak kabul ediliyorlardı.

Onların yazdığı şiirler Kabe’nin duvarına altın harflerle yazılmış ve bu şiirler muallakat-ı seb’a(yedi asılan) namıyla tarihe geçmişti.

Kabileler içlerinden çıkan şairlerin yazdıkları şiirlerle övünürler,birbirlerine onlarla üstünlük taslamaya çalışırlardı.

Ve Kuran-ı Kerim sözün revaçta olduğu topluma mucize olduğunu kanıtlamak için tam da söz üzerinden meydan okumuş ve tüm söz sahiplerini kıyamete kadar kendisine teslim olmaya mecbur etmişti.( Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sure getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın. Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır.Bakara,2/23,24)

Peygamberimizde Hasan bin Sabit,Kab bin Malik gibi şairleri övmüş be sözleriyle dine hizmetlerini takdirle yad etmişti.

‘Söyle ey Hasan senin sözlerin onları ok ve kılıçtan daha çok yaralıyor’ demişti.

İnsan aklının, beyninin, gönlünün dış dünyaya yansıma biçimidir söz.

Ve sözün içeriği kadar hatta daha önemlisi sözün söyleniş biçimi, yani usulüdür.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 3 - 29

3