Pazar, Ağustos 18, 2019
Text Size

Seydişehir'de özel insanlarla birlikteydik...

Seydişehir'de özel çocuklarımızın velileri ve öğretmenleriyle zamanı paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar Erh...

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bize bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar ve Erhan Dargeçit beylere teşekk...

  • Seydişehir'de özel insanlarla birlikteydik...

    Cuma, 05 Temmuz 2019 12:00
  • ''Yorulmaz Bilginler'' kreşimiz velilerine ''Ailede Sosyal medya ve iletişim'' konulu konferans verdik.

    Cuma, 10 Mayıs 2019 08:21
  • 5. Akşehir Kitap Fuarına katıldık...

    Pazartesi, 06 Mayıs 2019 12:04
  • İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 30 Nisan 2019 08:51
  • İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Çarşamba, 24 Nisan 2019 10:16

Sosyal



İnsanın dünyaya Yüce Yaratıcı tarafından gönderilme sebebi en kısa açıklamasıyla ‘’iyi insan’’ olması yani ‘’iyilik’’ yapmasıdır.

Peki ‘İYİLİK’ yaparken tercihlerimizi ne yönde kullanacağız?

Her hususta olduğu gibi bu hususta da insanın aklını etkin kullanıp seçici olmasında fayda vardır.

Başkasına iyilik yapmak demek Allah’ın bize rızık olarak emanet ettiği imkanları paylaşmak demektir.

Yani bize verilen sınırlı imkanları en etkili ve verenin rızası doğrultusunda kullanmak gerekiyor dostlar.

‘’O korunanlar ki gayb (fizik ötesinden verilen ilâhî haberler)e inanırlar ; namazı vakitlerinde kılmaya devam ederler; kendilerine rızık olarak verdiğimiz nimetlerden (Allah'ın hoşnutluğuna erişmek için) harcarlar.’’ Bakara, 2/3

Yüce Allah hemen Bakara suresinin 3. Ayetinde kendisinin bize rızık olarak verdiği nimetlerden başkasına vermenin şartlarını kısaca, veciz bir şekilde ifade etmiştir.

Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî (v. 538/1144) el-Keşşâf isimli tefsirinde Allah’ın verdiklerinden Allah için harcamanın şartlarını şöyle açmıştır.

“İnfak, muhtaç olmayacak derecede, malın hepsini değil, bir kısmını, azını zekât vermek, Ali’den alıp Veliye vermek şeklinde değil, kendi malından vermek, verirken Allah’ın nimetini, Allah’ın kullarına verdiğinden, kesinlikle minnet etmemek; infakı, sefih, kişiliksiz, nankör ve ahlâksızlara değil, nafakasına sarf edeceklere vermek, Allah namına vermek, sadece malın değil, ilmin, fikrin, sözün, bilginin, kısaca Allah’ın nimet olarak verdiği her nimetin cinsinden infakını vermek...”

İyilik yaparken seçmenin önemine dair en güzel tespitlerden birisi de şu arapça beyitle en güzel şekilde ifade edilmiştir.

İza ekremtel-kerime melektehü

Ve iza ekremtel-leime temerreda

Kişilikli, kaliteli, kerim birine iyilik edersen dostluğun gelişir, pekişir.

Kişiliksiz, karaktersiz, leim, alçak birine iyilik edersen iyice azar, şımarır, tepene çıkar.

‘’İyilik yaptığım kişinin şerrinden sana sığınırım’’ şeklinde hatla yazılmış dua gördüm ben.

Devamını oku...

Bizi de dahil ederek tüm Müslümanları içine alan din, tarih ve örfümüze aykırı iki cümle 300 yıldan fazla bir süredir bizim hareketlerimizin temel referansı oldu.

1.Bizden bir şey olmaz. (ümitsizlik, kendine güvenin olmaması, birbirine değer vermeme, birbirini hakir görme)

2.Bize bir şey olmaz. (lakaytlık, kuralsızlık, ‘sünnetullah’ tabir ettiğimiz tabiat kanunlarını bilmeme ve aykırı hareket, tembellik, pasiflik)

İslam alemi dünya üzerinde bütün alanlarda zirveyi 12. Asırda doğuda Maveraünnehir’de birçok İslam ülkesi ve batıda Endülüs Devletiyle yakaladı.

Bu üstünlük batıda 1492, doğuda 1517’ye kadar devam etti.

Zirvede iken  İbni Tufeyl dünyayı bir ada ve Hay bin Yakzan’ı da Müslümanların ideal şahsiyeti şeklinde kitabında anlattı.

Batı orta çağı yaşarken biz Müslümanlar her açıdan ümranın zirvelerindeydik.

12. asırdan sonra biz Müslümanlar zirvede olmanın rehavetiyle gelişme hızımızı yavaşlatırken batı Endülüs devletini yıkıp bütün mirasına kendi malıymış gibi sahiplenip reform ve Rönesansı o miras üzerine bina etti.

Batı entellektüelleri Endülüs ve diğer İslam ülkelerindeki birikimi alıp kendi yükselmelerine esas yaparken kendi çürük ve bozuk mallarını bizim pazarımıza parlak ambalajlar ve dini kılıflar içerisinde sürdüler.

1719’da zirveye çıktıklarını düşünen batılılar İbn Tufeyl’ in(1106-1186) Hay bin Yakzan’da anlattığı Müslüman Adem’e, Daniel De Foe’nin(1660-1731) Robinson Crusoe ile cevap verdiler.

Artık dünyaya hakim olan Hay bin Yakzan değil Robinson De Crusoe anlayışıydı ve O'nun kodlarıydı.

Devamını oku...

Hz. Adem (a.s.) ile başlayan ve Hz. Muhammed (s.a.v.) ile tamamlanan Peygamberlik mesleğinin en önemli özelliği yapılan hizmet karşılığında bir ücret alınmamasıdır.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah defalarca bu KESİN ve ÖNEMLİ kuralı hatırlatır.

‘’İşte, o peygamberler, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: "Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur'an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır." En'âm, 6/90

‘’Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah'a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi." Yûnus,10/72

"Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a âittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum." Hûd, 11/29

"Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?" Hûd, 11/51.

‘’Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.’’ Yûsuf, 12/104

‘’Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.’’ Mü'minûn, 23/72

‘’De ki: "Ben buna karşılık sizden dileyen kimsenin, Rabbine giden yolu tutmasından başka herhangi bir ücret istemiyorum." Furkân, 25/57

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." Şuarâ, 26/109, 127, 145, 164, 180,

‘’Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! (Vazifelerine karşılık) sizden hiçbir ücret istemeyen(bu) kimselere uyun! Onlar doğru yoldadır.” Yasin, 36/20-21

“(Ey Muhammed!) De ki: "Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim." Sâd, 38/86

Devamını oku...

Hz. Adem’le başlayan ve Hz. Muhammed(s.a.v) ile tamamlanan İslam dininin temel hedefi Allah’ın varlığı ve birliğini tesis, yani Tevhid ilkesini dünyaya hakim kılmaktır.

Allah’ın varlığı ve birliği önündeki en büyük engel daima kafirlerden çok müşrikler olmuştur.

Müşrik, Allah’ın varlığı ve birliğini inkar etmemekle beraber O’na ortak koşan kimsedir.

Mekke müşrikleri İslam kendileri tebliğ edilmeden öncede Allah’ biliyorlardı, Resulü evlatları kadar iyi tanıyorlardı.

Aynı zamanda Kabe’ye yerleştirdikleri 360 civarında putlara, 360 putu temsilen de 4 büyük puta (Hübel, Uzza, Lat, Menat) tapmaya devam ediyorlardı. Bu putları Allah’a yaklaştıran aracılar olarak kabul ediyorlardı.

Peygamberimiz İslam’a davete başlamadan önce Arap toplumunda paganizm  yaygınlaşmış, puta tapınma o kadar yaygın hale gelmiş, o kadar ucuzlamıştı ki, müşrikler helvadan putlar yapıyorlar, acıkınca yiyebiliyorlardı.

Hz. Peygamber(s.a.v.) 23 yıllık sürede en çok puta tapan müşriklerle mücadele etti.

Ve fetihlerle vefat etmeden Arap Yarımadasını büyük/küçük tüm putlardan temizlemişti.

Peki Hz. Peygamber vefat ettiğinde durum neydi?

Vefat ettiğinde Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’in yaklaşımında ortaya çıkan fark önemli bir anlayış farklılığına işaret ediyordu.

Bu anlayış ve yaklaşım farklılığı ise üzerinde hassasiyetle durulmayı hak ediyor.

Bu iki farklı yaklaşım, sosyolojik ve psikolojik tahlillerle desteklenerek bugüne dair işaretler veriyor.

Peygamberimizin vefat haberini alan Hz. Ömer ; ‘’ "Resûlullah ölmemiştir ve sağdır. Ona sadece Hz. Musa'ya ârız olan saika gibi bir saika arız olmuştur. Kim Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim" sözleriyle tepki vermişti.

Hz. Ebu Bekir ise;  "Kim ki Muhammed'e (a.  s.m.) tapıyorsa, bilsin ki, Muhammed (a.s.m.) ölmüştür. Kim ki Allah'a ibadet ve kulluk ediyorsa bilsin ki, Allah Hayy'dır, ölümsüzdür."

Devamını oku...

İlk insan ve Peygamber Adem babamızla başlayan güzel ahlakı inşa etme vazifesi Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.) ile tamamlandı:

Ve şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerindesin.(Kalem, 68/4)

Şüphesiz ki Allah’a, ahiret gününe iman edenlerle Allah’ı çok anan kimseler için Allah’ın elçisinde güzel bir örnek vardır. (Ahzâb, 33/21)

Bugün dininizi olgunlaştırdım ve size olan nimetimi tamamladım. (Mâide, 5/3)

Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.(Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381)

Bir adam: “Ey müminlerin annesi! Bize Allah’ın Resulünün ahlakından bahseder misin?” dedi.  O da: “Sen hiç Kur’an okumuyor musun?” diye sordu.  Adam: “Tabi ki okuyorum.” diye cevap verince Hz. Aişe de:  “Onun ahlakı, Kur’an (ahlakı) idi.” dedi. (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 139 (746)

Mekke dönemiyle temeli atılan ve su basmanı seviyesine çıkarılan İslam Ümranı’nın binası Medine’de tamamlandı.

Beşerin en akıllısı en temiz ve sahih bilgiyle(vahiy)kıyamete kadar  insanlığın ihtiyaçlarına cevap verecek ‘’kök hücreleri’’ miras olarak bıraktı. (Bkz: Sosyal, siyasi, hukuki, kültürel problemlerimiz için ‘kök hücre kaynağımız’ var mı? http://www.cemilpasli.com/egitim/sosyal-siyasi-hukuki-kulturel-problemlerimiz-icin-kok-hucre-kaynagimiz-var-mi )

İslam Ümranı’nı bir vücuda benzetirsek kalp Medine’de atıyor ve tüm dünyanın akıl sahiplerine vahyi(Kur’an/Sahih Sünnet) pompalıyor.

Bugün üzerinde acil ve hassasiyetle üzerinde durmamız gereken konu kalp ile akıl sahipleri arasında vahyi taşıyan damarlardaki daralma hatta tıkanma konusudur.

Kalpte yer alan ‘’kök hücre’’ hükmündeki vahiy(Kur’an/Sahih Sünnet) muhataplarına bu tıkanan veya daralan damarlar yüzünden hiç ulaşamıyor veya eksik ulaşıyor.

Müslümanlarda kolaycılığa kaçarak ve tembellik yaparak doğrudan Kur’an ve Sahih Sünnet’e ulaşıp dinlerini öğrenme yerine suyunun suyu hükmündeki aracılara müracaat ediyorlar.

Kendileri vahye ulaşmaktan aciz aracılar kendi anlayışlarına göre bir din anlayışı oluşturduğundan bu gün istediğimiz ve her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz birlik ve beraberliğimizi gerçekleştiremiyoruz.

‘’Kur’an’ın hakimiyet-i mutlakası ‘’ başlıklı risalesinde Said Nursi birlik ve beraberliğimizin önündeki en büyük engeli doğrudan Kur’an ve Sahih Sünneti göstermesi, anlatması, götürmesi gereken İslam adına yazılan kitapların, Kur’an ve Sünnet yerine geçerek gölge etmesi olarak anlatır. Çözümü de şeffaf bir şekilde Kur’an’ı gösteren kitaplara müracaat edilmesini tavsiye eder.

Kur’an’ı mana adına az okuyan insanımız özellikle birçoğu sahih olmayan hadisler üzerinden anlatılan bir din algısı içerisinde İslam’ı yaşamaya çalışıyor.

Aslına, orjinaline göre oldukça ilaveler yapılmış  obez din algısı ile karşı karşıyayız.Bu obez din algısı insanlarda günümüzde tartışılan ‘din yorgunu’ insanların sayısını her geçen gün artırıyor.

Kalpten yeterince kan alamayan organlar fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getiremez. Hatta damarlardaki bu daralma ve tıkanma organlarda kangrene kadar gider.

Din’in(Kur’an/Sahih Sünnet) anlaşılması konusunda İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin(ö.150/767) yaklaşımı şöyleydi:

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 2 - 29

2