Salı, Haziran 18, 2019
Text Size

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar Erh...

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bize bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar ve Erhan Dargeçit beylere teşekk...

Zehra Okullarındaydık..

Zehra Okullarında Eğitimcilerle birlikteydik...

  • ''Yorulmaz Bilginler'' kreşimiz velilerine ''Ailede Sosyal medya ve iletişim'' konulu konferans verdik.

    Cuma, 10 Mayıs 2019 08:21
  • 5. Akşehir Kitap Fuarına katıldık...

    Pazartesi, 06 Mayıs 2019 12:04
  • İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 30 Nisan 2019 08:51
  • İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Çarşamba, 24 Nisan 2019 10:16
  • Zehra Okullarındaydık..

    Pazartesi, 22 Nisan 2019 12:06

Sosyal



7. yüzyılda Mekke/Medine’den başlayan İslam Medeniyeti zirveyi Endülüs ve Selçuklularla 12. Yüzyılda yaşadı.

Selçuklularda zirve şehir Anadolu Devletinin başkenti Konya, Endülüs’te Kurtuba idi.

İslam ümmeti 17. yüzyılda duraklamaya başladı ve 18. Yüzyılda maddi üstünlüğü batıya kaptırdı.

‘’Allah’ın günleri sırayladır.’’ Al-i İmran, 3/140.

Bugün toparlanıyor ve medeniyet terazisini dengelemeye çalışıyoruz.

Bu konuda en büyük görev Konya’ya düşüyor.

Cerrahlar kesilmiş bir kol ya da bacağı vücutla birleştirirken tüm damar ve sinirleri titiz bir çalışma ile birbirine bağlarlar ki, kol ve bacak sağlıklı bir şekilde görevini yapsın.

7 den 70 şine bugün Konya’da yaşayan herkes 12. Yüzyıldan bugüne koptuğumuz/koparıldığımız tüm değerlerle yeniden buluşma konusunda titiz bir çalışmanın içinde olmalıdır.

Bu iş çok tarihi ve önemli bir  iş.

Peki nasıl bir yöntem izlenilmeli.

Kabe’nin zarar görmesi sonucu tadilatı esnasında Hacer’ül Esved’i yerine koyarken daha sonra Peygamberimiz olacak olan Muhammed bin Abdullah’ın çözümüyle bütün kabile temsilcilerinin kenarından tuttuğu bir örtüyle taşınması bizim metodumuz olmalı.

Seçimsiz 5 yıla yakın bir süreyi altın yıllar ilan edip tam bir seferberlikle Konya’yı 12. Yüzyıldaki zirve pozisyonuna taşımalıyız.

Peki Konya 12. Yüzyılda zirveyi nasıl yakalamıştı.

Devamını oku...

Bir yazarın başlattığı ve peşinden gidenlerle yol olmaya başlayan bir davranış: ‘’kaçmak’’

Süslü cümlelerle yapılan veda mesajları ve ben gidiyorum havası.

Sanki onlar gidince dünya çok etkilenecek ve arkalarından ağlayacak.

Vedalarında bile bir ego, bir gurur, bir bensiz olmaz, ben önemliyim havası.

Mezarlıklar dünyada iken kendini vazgeçilmez sanan insanlarla dolu.

Oysa bizim felsefemiz ‘’Giden kal, gelene git dememek’’ üzerine kurulu.

Giden gitsin biz kalan sağlarla mücadelemize devam edeceğiz Allah’ın yardımıyla.

Doktora konum: Sosyal kelam.

İctimaiyyatın gücü.

Bir kişi bir, iki kişi yirmi iki, üç kişi üç yüz otuz üç, dört kişi dört bin dört yüz kişidir.

Cemaatte rahmet ayrılıkta azap vardır.

Rabbim cemaatin gücünü bize anlatmak için ‘’ben’’ tabirini hiç kullanmaz, hiç kimseye ihtiyacı olmadığı halde daima bize örnek olmak için ‘’biz’’ tabirini kullanır.

Namazda safların sık ve düzgün olması, omuzların birbirine yaslanması toplumda iyiliklerin çoğalması ve kötülüklerin azalması için inananların omuz omuz verip mücadele etmesini işaret içindir. Toplumda omuz omuza verip mücadele etmeyenin kıldığı namaz namaz değildir.

‘’İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.’’ Maide, 5/2

Dünyaya iyi olmak ve iyiliği yaymak, çoğaltmak için gönderilen ve bu konu üzerinden imtihan edilen insan için kaçış yoktur.

Bu mücadeleden kaçan herkes iblisin vazifesi olan kötü olmak ve kötülüğü yayma misyonuna hizmet eder.

Yeis, ümitsizlik acizlikten, tembellikten gelir.

Devamını oku...

Ne mutlu o kimseye ki haddini bilir, tavrından tecavüz etmez.

Tuuba li men arefe haddehu Ve lem yetecavez tavrahu.

Kendini bilmek=Haddini bilmekdir.

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsin,

Ya nice okumaktır.

Okumaktan murat ne,

Kişi Hak'kı bilmektir.

Çün okudun bilmezsin,

Ha bir kuru ekmektir.

Toprağı bol olsun Ara Güler,  “Yaşam size verilmiş boş bir film; her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.” demişti.

Bu kareleri, çerçeveleri doldururken en önemli konu kendimize doldurabileceğimiz bir çerçeve çizmemizdir.

Bu da her şeyden önce kendimizi iyi tanımaktan neyi iyi yapabileceğimizi, neyi yapamayacağımızı bilmekten geçiyor.

Bugün kendimizi takdim ettiğimiz en önemli vitrin sosyal medya kanalları oldu.

Buraları kullanan insanlar kendi eserleri olup olmadığına bakmalılar paylaştıkları şeylerin.

O kanallarda çizdikleri çerçeveyi ne kadar dolduruyoruz muhasebesiyle hareket etmeliler.

Devamını oku...

İnsanın dünyaya Yüce Yaratıcı tarafından gönderilme sebebi en kısa açıklamasıyla ‘’iyi insan’’ olması yani ‘’iyilik’’ yapmasıdır.

Peki ‘İYİLİK’ yaparken tercihlerimizi ne yönde kullanacağız?

Her hususta olduğu gibi bu hususta da insanın aklını etkin kullanıp seçici olmasında fayda vardır.

Başkasına iyilik yapmak demek Allah’ın bize rızık olarak emanet ettiği imkanları paylaşmak demektir.

Yani bize verilen sınırlı imkanları en etkili ve verenin rızası doğrultusunda kullanmak gerekiyor dostlar.

‘’O korunanlar ki gayb (fizik ötesinden verilen ilâhî haberler)e inanırlar ; namazı vakitlerinde kılmaya devam ederler; kendilerine rızık olarak verdiğimiz nimetlerden (Allah'ın hoşnutluğuna erişmek için) harcarlar.’’ Bakara, 2/3

Yüce Allah hemen Bakara suresinin 3. Ayetinde kendisinin bize rızık olarak verdiği nimetlerden başkasına vermenin şartlarını kısaca, veciz bir şekilde ifade etmiştir.

Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî (v. 538/1144) el-Keşşâf isimli tefsirinde Allah’ın verdiklerinden Allah için harcamanın şartlarını şöyle açmıştır.

“İnfak, muhtaç olmayacak derecede, malın hepsini değil, bir kısmını, azını zekât vermek, Ali’den alıp Veliye vermek şeklinde değil, kendi malından vermek, verirken Allah’ın nimetini, Allah’ın kullarına verdiğinden, kesinlikle minnet etmemek; infakı, sefih, kişiliksiz, nankör ve ahlâksızlara değil, nafakasına sarf edeceklere vermek, Allah namına vermek, sadece malın değil, ilmin, fikrin, sözün, bilginin, kısaca Allah’ın nimet olarak verdiği her nimetin cinsinden infakını vermek...”

İyilik yaparken seçmenin önemine dair en güzel tespitlerden birisi de şu arapça beyitle en güzel şekilde ifade edilmiştir.

İza ekremtel-kerime melektehü

Ve iza ekremtel-leime temerreda

Kişilikli, kaliteli, kerim birine iyilik edersen dostluğun gelişir, pekişir.

Kişiliksiz, karaktersiz, leim, alçak birine iyilik edersen iyice azar, şımarır, tepene çıkar.

‘’İyilik yaptığım kişinin şerrinden sana sığınırım’’ şeklinde hatla yazılmış dua gördüm ben.

Devamını oku...

Bizi de dahil ederek tüm Müslümanları içine alan din, tarih ve örfümüze aykırı iki cümle 300 yıldan fazla bir süredir bizim hareketlerimizin temel referansı oldu.

1.Bizden bir şey olmaz. (ümitsizlik, kendine güvenin olmaması, birbirine değer vermeme, birbirini hakir görme)

2.Bize bir şey olmaz. (lakaytlık, kuralsızlık, ‘sünnetullah’ tabir ettiğimiz tabiat kanunlarını bilmeme ve aykırı hareket, tembellik, pasiflik)

İslam alemi dünya üzerinde bütün alanlarda zirveyi 12. Asırda doğuda Maveraünnehir’de birçok İslam ülkesi ve batıda Endülüs Devletiyle yakaladı.

Bu üstünlük batıda 1492, doğuda 1517’ye kadar devam etti.

Zirvede iken  İbni Tufeyl dünyayı bir ada ve Hay bin Yakzan’ı da Müslümanların ideal şahsiyeti şeklinde kitabında anlattı.

Batı orta çağı yaşarken biz Müslümanlar her açıdan ümranın zirvelerindeydik.

12. asırdan sonra biz Müslümanlar zirvede olmanın rehavetiyle gelişme hızımızı yavaşlatırken batı Endülüs devletini yıkıp bütün mirasına kendi malıymış gibi sahiplenip reform ve Rönesansı o miras üzerine bina etti.

Batı entellektüelleri Endülüs ve diğer İslam ülkelerindeki birikimi alıp kendi yükselmelerine esas yaparken kendi çürük ve bozuk mallarını bizim pazarımıza parlak ambalajlar ve dini kılıflar içerisinde sürdüler.

1719’da zirveye çıktıklarını düşünen batılılar İbn Tufeyl’ in(1106-1186) Hay bin Yakzan’da anlattığı Müslüman Adem’e, Daniel De Foe’nin(1660-1731) Robinson Crusoe ile cevap verdiler.

Artık dünyaya hakim olan Hay bin Yakzan değil Robinson De Crusoe anlayışıydı ve O'nun kodlarıydı.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 29

Başlangıç
Önceki
1