Cumartesi, Ocak 25, 2020

Text Size

Sosyal




Hisbe, “bir fiili sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapmaktır.”[1]

Hisbe görevi, ”iyiliği emretmek, kötülüğü nehyetmek” prensibine dayanan en önemli görevdir. Bu görevi yapan kişiye muhtesip denir.[2]

En geniş manasıyla “hisbe”; adalet ve fazileti; Kur’an ve Sünnet esasları ve her devir ve muhitte alışılagelen örf ve adetlere uygun olarak gerçekleştirmek amacıyla fertlerin ahlak, din ve iktisat; yani umumi olarak sosyal hayatta toplumun refahı için devletin bu işle ilgili seçilmiş özel görevliler eliyle yerine getirdiği idari kontrol sistemidir.

Tanımından da anlaşıldığı gibi hisbe teşkilatı, başta belediyeler, maliye, ticaret, iktisat, sanayi, sağlık, ve DİB’in gördükleri işleri kapsamaktadır.

2012 de çıkarılan 6360 sayılı Büyükşehir yasası Hz. Peygamberin kurduğu, Raşid halifelerin saadet asrında en kamil manada uyguladığı hisbe teşkilatını uygulamayı tavsiye ediyor.

O halde hisbe teşkilatı hakkında biraz bilgi verelim:

Hz. Peygamber Medine’ye hicretten sonra İslam ekonomi kurallarının yürürlükte olduğu müstakil bir alışveriş merkezi ve pazarın teşekkülünü sağlamış, kendisi de sık sık bu merkeze giderek denetlemelerde bulunmuştur.[3] Merkez ve pazardaki denetimleri esnasında her meslek ehline kendi işiyle ilgili emir ve direktifler verip gerekli uyarılarda bulunmuştur.[4] Said bin el-As’ı Mekke çarşı ve pazarına muhtesip olarak görevlendirmiştir.[5] Valilerine yazdığı bir takım talimatlarında onlara hisbe faaliyetlerinden sorumlu olduklarını bildirmiştir.[6]

İslam’a has orijinal bir müessese olan hisbe, Hz. Peygamber ve Raşid halifeleri devrinde; halkın umumi ahlakını, alış verişini, fertler ile cemiyetin ticari münasebetlerini düzenleme ve kontrol vazifesini yerine getiren anayasal bir kurumdu.[7] Hisbeyi ilk kuran ve uygulayan Hz. Peygamberin şu sözü anayasal kurumun gerekçesini ifade etmiştir:

“İnsanoğlunun iyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek ve Allah’ı zikretmesi müstesna bütün sözleri aleyhinedir.”[8]

Dört Halife Dönemi, kıyamete kadar sürecek olan peygambersiz hayata uyumun sağlandığı çok önemli bir dönemdir. Bu dönemde görev alan Raşid Halifeler, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde uygulamaları, devam ettirmişler, geliştirmişler, kurumsallaştırmışlar ve “Saadet Devri”ni insanlığa miras bırakmışlardır.

Hisbe teşkilatı Hz. Ebubekir döneminde biraz daha genişleyerek sürdürülmüş ama Hz. Ömer döneminde birçok konuda olduğu gibi hisbe teşkilatında da kurumsal bir yapıya kavuşmuştur.

Devamını oku...

07.07.2007 yılında ‘’Türk Aleviliği’’ konferansı verdiğimde Konya Yazarlar Birliği ailesiyle tanışmıştım.

O tarihten sonra bu kıymetli aileden hiç ayrılmadım.

‘’Ailede Huzur için 9 S’’ i anlattım 28.10.2013’de.

Ama daha çok dinledim, öğrendim, tanıştım, kaynaştım, ufkumu açtım.

Konya Yazarlar Birliği benim ve tanıştığım, tanıştırdığım tüm dostlarımın ifadesiyle bir akademi, sürekli eğitim merkezi oldu.

25 yıldır Cumartesi günü saat 14.00 de kıymetli bir konu ve değerli bir konukla öğrencilerinin ruhunu, aklını, kalbini doyurma gayretinden hiç taviz vermedi Konya Yazarlar Birliği.

14.00 deki programdan sonra önce havuzlu, çiçekli doğal bahçesinde gerçekleşen sohbetler şimdilerde Kılıçarslan Meydanı  bitişiğindeki STK’lara ayrılmış havzadaki merkezinin harika salonunda devam ediyor.

‘’Dost dostun zehrini alır.’’

‘’Müsademe-i efkardan barika-i hakikat tevellüt eder/Fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşeği ortaya çıkar.’’

Sadece Cumartesi 14.00’de düzenlenen panel ve konferanslar değil, bazen şiir akşamları, bazen sempozyumlarla akademi özelliğini pekiştiriyor Konya Yazarlar Birliği.

Bir de eğitimin yaşamın içerisinden yürümesi gerektiğini vurgulayan ‘’Yazılacak çok şeyimiz var’’ gezilerini düzenler.

Bu geziler bazen yakın çevremize, bazen ülkemizin farklı coğrafyalarına uzanır.

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Sorusunun cevabı aslında ‘’Gezerken okuyandır.’’

Gezilen yerler 100’ün üstünde göz, 50’nin üstünde akıl ve gönülle yazıya ve söze dökülür ve akademi hem üyelerine hem de Konya’dan başlayarak ülkeye, ümmete ve insanlığa katkı yapar.

Yazarlar gezi boyunca dağarcıklarını birbirlerine açarlar ve ortaya muazzam bir yerli sofra orta çıkar.

Tam anlamıyla fikrin hakim olduğu bir yerli malı havası eser gönüllerde.

Karabük-Safranbolu-Amasra-Bartın gezisi de bu manaların coştuğu bir seyahat oldu.

Devamını oku...

İnsanı ve toplumu ayakta tutan 7 ayak vardır:

1.İnsan da özgüven

2.Ailede kadın

3.Okulda öğretmen/Üniversitede hoca

4.Camide imam

5.Ticarette marka kurumlar

5.Millette aksaçlılar( toplumun tarihte veya bugün önde gelen şahsiyetleri)

6.Ümmette, ümmeti birbirine bağlayan manevi bağlar.

Bir devlet ordularla yıkılmaz.

Bir millet ordularla teslim alınmaz.

Milleti ve devleti koruyan ve kollayan ayakları zayıflattığında o millet veya devleti teslim alabilirsiniz.

Bu işi de ancak içeriden o milletten görünen veya o devletin adamı gibiymiş gibi davranan hain münafıklarla yapabilirsin.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’in 2. Suresi Bakara suresinin hemen başında kafirleri bize 2 ayetle anlatırken, münafıkları(mümin görünen kafirleri/içimizdeki kafirleri) 13 ayette ayrıntılı tarif etmektedir. Yine Münafikun suresinde münafıklar uzun uzun tanıtılmaktadır.

B. Said Nursi, kafirler 2 ayetle anlatılırken, münafıkların 13 ayetle anlatılmasını şöyle yorumlar:

Birincisi: Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur. Kandırıcı olursa daha habis olur. Aldatıcı olursa, fesadı daha şedit olur. Dahili olursa, zararı daha azim olur. Çünkü; dahili düşman kuvveti dağıtır, cesareti azaltır. Harici düşman ise, bilakis, asabiyeti şiddetlendirir, salabeti arttırır. Nifakın cinayeti, İslam üzerine pek büyüktür. Alem-i İslamı zelzeleye maruz bırakan nifaktır. Bunun içindir ki, Kur’an-ı Azimüşşan, ehl-i nifaka fazlaca teşniat ve takbihatta bulunmuştur.

Devamını oku...

7. yüzyılda Mekke/Medine’den başlayan İslam Medeniyeti zirveyi Endülüs ve Selçuklularla 12. Yüzyılda yaşadı.

Selçuklularda zirve şehir Anadolu Devletinin başkenti Konya, Endülüs’te Kurtuba idi.

İslam ümmeti 17. yüzyılda duraklamaya başladı ve 18. Yüzyılda maddi üstünlüğü batıya kaptırdı.

‘’Allah’ın günleri sırayladır.’’ Al-i İmran, 3/140.

Bugün toparlanıyor ve medeniyet terazisini dengelemeye çalışıyoruz.

Bu konuda en büyük görev Konya’ya düşüyor.

Cerrahlar kesilmiş bir kol ya da bacağı vücutla birleştirirken tüm damar ve sinirleri titiz bir çalışma ile birbirine bağlarlar ki, kol ve bacak sağlıklı bir şekilde görevini yapsın.

7 den 70 şine bugün Konya’da yaşayan herkes 12. Yüzyıldan bugüne koptuğumuz/koparıldığımız tüm değerlerle yeniden buluşma konusunda titiz bir çalışmanın içinde olmalıdır.

Bu iş çok tarihi ve önemli bir  iş.

Peki nasıl bir yöntem izlenilmeli.

Kabe’nin zarar görmesi sonucu tadilatı esnasında Hacer’ül Esved’i yerine koyarken daha sonra Peygamberimiz olacak olan Muhammed bin Abdullah’ın çözümüyle bütün kabile temsilcilerinin kenarından tuttuğu bir örtüyle taşınması bizim metodumuz olmalı.

Seçimsiz 5 yıla yakın bir süreyi altın yıllar ilan edip tam bir seferberlikle Konya’yı 12. Yüzyıldaki zirve pozisyonuna taşımalıyız.

Peki Konya 12. Yüzyılda zirveyi nasıl yakalamıştı.

Devamını oku...

Bir yazarın başlattığı ve peşinden gidenlerle yol olmaya başlayan bir davranış: ‘’kaçmak’’

Süslü cümlelerle yapılan veda mesajları ve ben gidiyorum havası.

Sanki onlar gidince dünya çok etkilenecek ve arkalarından ağlayacak.

Vedalarında bile bir ego, bir gurur, bir bensiz olmaz, ben önemliyim havası.

Mezarlıklar dünyada iken kendini vazgeçilmez sanan insanlarla dolu.

Oysa bizim felsefemiz ‘’Giden kal, gelene git dememek’’ üzerine kurulu.

Giden gitsin biz kalan sağlarla mücadelemize devam edeceğiz Allah’ın yardımıyla.

Doktora konum: Sosyal kelam.

İctimaiyyatın gücü.

Bir kişi bir, iki kişi yirmi iki, üç kişi üç yüz otuz üç, dört kişi dört bin dört yüz kişidir.

Cemaatte rahmet ayrılıkta azap vardır.

Rabbim cemaatin gücünü bize anlatmak için ‘’ben’’ tabirini hiç kullanmaz, hiç kimseye ihtiyacı olmadığı halde daima bize örnek olmak için ‘’biz’’ tabirini kullanır.

Namazda safların sık ve düzgün olması, omuzların birbirine yaslanması toplumda iyiliklerin çoğalması ve kötülüklerin azalması için inananların omuz omuz verip mücadele etmesini işaret içindir. Toplumda omuz omuza verip mücadele etmeyenin kıldığı namaz namaz değildir.

‘’İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.’’ Maide, 5/2

Dünyaya iyi olmak ve iyiliği yaymak, çoğaltmak için gönderilen ve bu konu üzerinden imtihan edilen insan için kaçış yoktur.

Bu mücadeleden kaçan herkes iblisin vazifesi olan kötü olmak ve kötülüğü yayma misyonuna hizmet eder.

Yeis, ümitsizlik acizlikten, tembellikten gelir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 30

Başlangıç
Önceki
1