Perşembe, Mart 21, 2019
Text Size

Kadınlarda Sağlıklı Yaşlanma” konulu panelde ''Kadın ve Medya Algısı''nı anlattım.

Selçuk Üniversitesi Kadın, Aile ve Toplum Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Merkezi (Katum) Müdürlüğünün düzenlediği “Kadınlarda Sağlıklı Yaşlanma” k...

İkindi Sohbetlerinde ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

Konya Kültürünün işlendiği Koyunoğlu Müzesi İkindi Sohbetlerinde seçkin bir toplulukla "Mevlana ve İletişim" konusunu paylaştık. Gerçekten dinleyi...

Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

ASKON Konya Şubesi Yönetim Kurulu üyelerine ''İş Hayatında İletişim, Aile İçi Huzurun Dinamikleri, İş ve Aile Ahlakı'' konularında sunum yaptık.YK Baş...

Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

  • Kadınlarda Sağlıklı Yaşlanma” konulu panelde ''Kadın ve Medya Algısı''nı anlattım.

    Çarşamba, 13 Mart 2019 12:05
  • İkindi Sohbetlerinde ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 05 Mart 2019 08:34
  • Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

    Pazartesi, 24 Aralık 2018 14:06
  • Muhabbethane'de Gençlerle ''Huzurun Anahtarı''nı konuştuk...

    Salı, 13 Kasım 2018 08:17
  • Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

    Perşembe, 25 Ekim 2018 09:01

Sosyal



Bir yazarın başlattığı ve peşinden gidenlerle yol olmaya başlayan bir davranış: ‘’kaçmak’’

Süslü cümlelerle yapılan veda mesajları ve ben gidiyorum havası.

Sanki onlar gidince dünya çok etkilenecek ve arkalarından ağlayacak.

Vedalarında bile bir ego, bir gurur, bir bensiz olmaz, ben önemliyim havası.

Mezarlıklar dünyada iken kendini vazgeçilmez sanan insanlarla dolu.

Oysa bizim felsefemiz ‘’Giden kal, gelene git dememek’’ üzerine kurulu.

Giden gitsin biz kalan sağlarla mücadelemize devam edeceğiz Allah’ın yardımıyla.

Doktora konum: Sosyal kelam.

İctimaiyyatın gücü.

Bir kişi bir, iki kişi yirmi iki, üç kişi üç yüz otuz üç, dört kişi dört bin dört yüz kişidir.

Cemaatte rahmet ayrılıkta azap vardır.

Rabbim cemaatin gücünü bize anlatmak için ‘’ben’’ tabirini hiç kullanmaz, hiç kimseye ihtiyacı olmadığı halde daima bize örnek olmak için ‘’biz’’ tabirini kullanır.

Namazda safların sık ve düzgün olması, omuzların birbirine yaslanması toplumda iyiliklerin çoğalması ve kötülüklerin azalması için inananların omuz omuz verip mücadele etmesini işaret içindir. Toplumda omuz omuza verip mücadele etmeyenin kıldığı namaz namaz değildir.

‘’İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.’’ Maide, 5/2

Dünyaya iyi olmak ve iyiliği yaymak, çoğaltmak için gönderilen ve bu konu üzerinden imtihan edilen insan için kaçış yoktur.

Bu mücadeleden kaçan herkes iblisin vazifesi olan kötü olmak ve kötülüğü yayma misyonuna hizmet eder.

Yeis, ümitsizlik acizlikten, tembellikten gelir.

Devamını oku...

Ne mutlu o kimseye ki haddini bilir, tavrından tecavüz etmez.

Tuuba li men arefe haddehu Ve lem yetecavez tavrahu.

Kendini bilmek=Haddini bilmekdir.

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsin,

Ya nice okumaktır.

Okumaktan murat ne,

Kişi Hak'kı bilmektir.

Çün okudun bilmezsin,

Ha bir kuru ekmektir.

Toprağı bol olsun Ara Güler,  “Yaşam size verilmiş boş bir film; her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.” demişti.

Bu kareleri, çerçeveleri doldururken en önemli konu kendimize doldurabileceğimiz bir çerçeve çizmemizdir.

Bu da her şeyden önce kendimizi iyi tanımaktan neyi iyi yapabileceğimizi, neyi yapamayacağımızı bilmekten geçiyor.

Bugün kendimizi takdim ettiğimiz en önemli vitrin sosyal medya kanalları oldu.

Buraları kullanan insanlar kendi eserleri olup olmadığına bakmalılar paylaştıkları şeylerin.

O kanallarda çizdikleri çerçeveyi ne kadar dolduruyoruz muhasebesiyle hareket etmeliler.

Devamını oku...

İnsanın dünyaya Yüce Yaratıcı tarafından gönderilme sebebi en kısa açıklamasıyla ‘’iyi insan’’ olması yani ‘’iyilik’’ yapmasıdır.

Peki ‘İYİLİK’ yaparken tercihlerimizi ne yönde kullanacağız?

Her hususta olduğu gibi bu hususta da insanın aklını etkin kullanıp seçici olmasında fayda vardır.

Başkasına iyilik yapmak demek Allah’ın bize rızık olarak emanet ettiği imkanları paylaşmak demektir.

Yani bize verilen sınırlı imkanları en etkili ve verenin rızası doğrultusunda kullanmak gerekiyor dostlar.

‘’O korunanlar ki gayb (fizik ötesinden verilen ilâhî haberler)e inanırlar ; namazı vakitlerinde kılmaya devam ederler; kendilerine rızık olarak verdiğimiz nimetlerden (Allah'ın hoşnutluğuna erişmek için) harcarlar.’’ Bakara, 2/3

Yüce Allah hemen Bakara suresinin 3. Ayetinde kendisinin bize rızık olarak verdiği nimetlerden başkasına vermenin şartlarını kısaca, veciz bir şekilde ifade etmiştir.

Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî (v. 538/1144) el-Keşşâf isimli tefsirinde Allah’ın verdiklerinden Allah için harcamanın şartlarını şöyle açmıştır.

“İnfak, muhtaç olmayacak derecede, malın hepsini değil, bir kısmını, azını zekât vermek, Ali’den alıp Veliye vermek şeklinde değil, kendi malından vermek, verirken Allah’ın nimetini, Allah’ın kullarına verdiğinden, kesinlikle minnet etmemek; infakı, sefih, kişiliksiz, nankör ve ahlâksızlara değil, nafakasına sarf edeceklere vermek, Allah namına vermek, sadece malın değil, ilmin, fikrin, sözün, bilginin, kısaca Allah’ın nimet olarak verdiği her nimetin cinsinden infakını vermek...”

İyilik yaparken seçmenin önemine dair en güzel tespitlerden birisi de şu arapça beyitle en güzel şekilde ifade edilmiştir.

İza ekremtel-kerime melektehü

Ve iza ekremtel-leime temerreda

Kişilikli, kaliteli, kerim birine iyilik edersen dostluğun gelişir, pekişir.

Kişiliksiz, karaktersiz, leim, alçak birine iyilik edersen iyice azar, şımarır, tepene çıkar.

‘’İyilik yaptığım kişinin şerrinden sana sığınırım’’ şeklinde hatla yazılmış dua gördüm ben.

Devamını oku...

Bizi de dahil ederek tüm Müslümanları içine alan din, tarih ve örfümüze aykırı iki cümle 300 yıldan fazla bir süredir bizim hareketlerimizin temel referansı oldu.

1.Bizden bir şey olmaz. (ümitsizlik, kendine güvenin olmaması, birbirine değer vermeme, birbirini hakir görme)

2.Bize bir şey olmaz. (lakaytlık, kuralsızlık, ‘sünnetullah’ tabir ettiğimiz tabiat kanunlarını bilmeme ve aykırı hareket, tembellik, pasiflik)

İslam alemi dünya üzerinde bütün alanlarda zirveyi 12. Asırda doğuda Maveraünnehir’de birçok İslam ülkesi ve batıda Endülüs Devletiyle yakaladı.

Bu üstünlük batıda 1492, doğuda 1517’ye kadar devam etti.

Zirvede iken  İbni Tufeyl dünyayı bir ada ve Hay bin Yakzan’ı da Müslümanların ideal şahsiyeti şeklinde kitabında anlattı.

Batı orta çağı yaşarken biz Müslümanlar her açıdan ümranın zirvelerindeydik.

12. asırdan sonra biz Müslümanlar zirvede olmanın rehavetiyle gelişme hızımızı yavaşlatırken batı Endülüs devletini yıkıp bütün mirasına kendi malıymış gibi sahiplenip reform ve Rönesansı o miras üzerine bina etti.

Batı entellektüelleri Endülüs ve diğer İslam ülkelerindeki birikimi alıp kendi yükselmelerine esas yaparken kendi çürük ve bozuk mallarını bizim pazarımıza parlak ambalajlar ve dini kılıflar içerisinde sürdüler.

1719’da zirveye çıktıklarını düşünen batılılar İbn Tufeyl’ in(1106-1186) Hay bin Yakzan’da anlattığı Müslüman Adem’e, Daniel De Foe’nin(1660-1731) Robinson Crusoe ile cevap verdiler.

Artık dünyaya hakim olan Hay bin Yakzan değil Robinson De Crusoe anlayışıydı ve O'nun kodlarıydı.

Devamını oku...

Hz. Adem (a.s.) ile başlayan ve Hz. Muhammed (s.a.v.) ile tamamlanan Peygamberlik mesleğinin en önemli özelliği yapılan hizmet karşılığında bir ücret alınmamasıdır.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah defalarca bu KESİN ve ÖNEMLİ kuralı hatırlatır.

‘’İşte, o peygamberler, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: "Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur'an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır." En'âm, 6/90

‘’Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah'a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi." Yûnus,10/72

"Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a âittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum." Hûd, 11/29

"Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?" Hûd, 11/51.

‘’Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.’’ Yûsuf, 12/104

‘’Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.’’ Mü'minûn, 23/72

‘’De ki: "Ben buna karşılık sizden dileyen kimsenin, Rabbine giden yolu tutmasından başka herhangi bir ücret istemiyorum." Furkân, 25/57

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." Şuarâ, 26/109, 127, 145, 164, 180,

‘’Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! (Vazifelerine karşılık) sizden hiçbir ücret istemeyen(bu) kimselere uyun! Onlar doğru yoldadır.” Yasin, 36/20-21

“(Ey Muhammed!) De ki: "Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim." Sâd, 38/86

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 29

Başlangıç
Önceki
1