Perşembe, Eylül 24, 2020

Text Size

Sosyal



Eşyanın hareketi ve değişimiyle ortaya çıkan sürece "zaman" diyoruz.

İnsan dünyanın ritmini anlar ve aynı frekansa girerse dünya/ahiret saadetini yakalar.

Paket program verilmeden gönderilen insanın çabasına değer veriliyor.

Çabayla melekleri geride bırakıp, çabayla şeytanı geçebiliyor.

Bu çabada en büyük motivasyon kaynağımız kainatın ritmini çözmek ve uyumla hareket.

Taakkul(akletme/bağlama), tezekkür(geçmiş), tefekkür(gelecek) tedebbür(geçmiş ve geleceği bağlayıp tedbirler geliştirme) ile hayatına anlam katar.

Sır değişimde...

Elmas, çok değişime giren maden olduğundan en kıymetli.

Devamını oku...

Yüce Allah Rahman suresinde imtihan salonumuz dünyayı bize tanıtır ve beraberinde sınavın kurallarını da hatırlatır:

“Güneş ve ay dakik bir hesap iledirler. Necm (bitki ve yıldız) ve ağaçlar devamlı secde ederler. Göğü de Allah yükseltmiş; tartı ve ölçü (denge) koymuş ki, kendi mizanınızı (dengenizi) bozmayasınız. Adalet terazisini doğru tutunuz, (alışverişlerde) kâr terazisini zarara uğratmayınız.” Rahman, 55/5-9.

Asla değişmeyecek olan sünnetullahtakar terazisini merkeze alan bir mizan/ölçü vardır.

Hakim-i Rahim gerek Kur’an-ı Kerim (Hicr,15/9), gerekse Kitab-ı Kebir-i Kainat’ta/Fıtrat/Sünnetullah(Fetih,48/23; Fatır, 35/43) asla değişiklik olmayacağıtaahhüdünde bulunmuştur.

Her şeyin ifrat-tefrit ve vasatı vardır.

“Ve işte böylece sizi (ifratla tefrit arasında) vasat bir ümmet kıldık ki, bütün insanlara karşı âdâlet örnekleri, hak şahitleri olasınız.” Bakara, 2/143.

İşlerin hayırlısı vasat olandır. Hadis-i Şerif-Keşfü'l Hafa, C.1. S. 391.

İfrat ve tefrit zulmü, vasat ise adaleti işaret eder.

Namazlarımızda günde 40 kez Rabbimizden bizi hidayete ve istikametli yola iletmesini talep ederiz.

Sıratı müstakim, vasatların hâkim olduğu ana caddedir.

Ev, insanlığın ana vatanı cennetin dünyadaki demosudur.

Bu demo üzerinden imtihan edilir beşeriyet.

Sağlıklı birey, huzurlu toplum ve mutlu aile sayesinde olur; mutlu ailenin ise iyi bir eve ihtiyacı vardır.

Bu sebeple bütün büyük hareketlerin çıkış noktası “ev”dir.

Hak-batıl mücadelesinin çekirdekteki mekânları Dar’ul-Erkam ve Dar’ul-Nedve idi.

Devamını oku...

İnsanoğlu Hz. Adem’den itibaren sürekli üzerine bir şeyler ilave ederek Ümran(Medeniyet) tesisine katkı verdi.

Milletler çaba ve çalışmalarıyla kültür(hars) inşa ederken, milletleri “biz” yaklaşımı ile bünyesinde tutabilen devletler ümran(medeniyet) inşa ettiler.

Aslında milletlerde kültür(hars) oluşumunda “biz” yaklaşımıyla hareket ettiler.

İnsan sosyal bir varlık oluğu için diğeriyle irtibat kurmak, iletişim halinde olmak, birlikte çalışmak zorundadır.

İnsan “ben” diyerek bencil bir biçimde sadece kendini düşünerek hareket ederse insanlıktan çıkar, vahşi bir canavara dönüşür.

Bu sebeple iblisi de ebedi helake götüren “ben” iddiası yaratılışa aykırıdır.

İslam cemaati önemser.

Bütün ibadetleri cemaatle yapmaya teşvik eder.

Müslümanların bir vücudun azaları gibi, kurşunla birbirine tutuşturulmuş bir binanın tuğlaları gibi omuz omuza verip birlik ve beraberlik içinde olmalarını emreder.

Bütün müminlerin istisnasız kardeş kılındığını ve aralarında sıkıntılar olduğunda diğer Müslümanların devreye girip aralarını ıslah etmelerini emreder. (Hucurat, 49/10)

Geniş dairede ise tüm insanlarla barış ve güveni esas alan ilişkilerle ortaya ümran(medeniyet) adına güzellikler ortaya koyma çabası yaratılışın gaye ve hikmetidir.

Devamını oku...

Konuşmalar yapılıyor, yazılar yazılıyor, her şey âlemin ıslahı ve dünyanın nasıl düzeleceğine dair…

İnsan konuşurken ve yazarken “etki alanı” içerisinde kalmaya özen göstermeli.

Nedir “etki alanı”?

Konuştuğun, yazdığın veya harekete geçtiğinde değişim yapabilme alanın senin “etki alanın”

Durgun bir suya taş attığınızda oluşan halkaları düşünün.

O taş attığınızda suda oluşan halkaların tam merkezinde siz varsınız.

Ve etki alanınızın en güçlü olduğu yer tam da taşın düştüğü yer, yani merkezi.

Demek ki neymiş!

En çok kendimizi konuşacağız ve yazacağız.

En çok kendimize eleştiri balyozunu indireceğiz.

İndireceğiz ki mermerden daha sert egomuza şekil verelim.

Üflemekle o ego sadece ferahlar ve güçlenir.

Kitap okunmadığından bahseden zavallı! Sen ne en son hangi kitabı okudun?

Yazılmadığından bahseden ukala! Sen en son neyi ne kadar yazdın?

Çevredeki olumsuzluktan bahseden şovmen! Çevre için ömrü hayatında ne yaptın?

Ne ürettin, Kızılay kaç ünite kan verdin ve kaç STK’na üyesin ve destek veriyorsun?

Annemiz bir sebepti, Rabbimiz bizi “tek başına” dünya imtihanına indirdi.

Kalemleri bırak emrinden sonra yine 2. Annemiz: Kabirde “tek başına” döneceğiz imtihan dünyasından gerçek hayatın bekleme istasyonuna.

Yalın gerçek işte bu!

Gerisi hepsi masal.

Çıplak doğduk bir kundağa sardılar ve altımıza bez bağladılar.

Çıplak öleceğiz bir kefene saracaklar.

Ve dünyada giderayak daha fazla çevreyi kirletmemiz için pamuk tıkayacaklar…

Devamını oku...

Rabbim “ben yeryüzünde halife yaratacağım” dediğinde melekler itiraz etmişti.

“Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde (hükümlerimi icra edecek) bir halife (etkili ve yetkili olmaya elverişli insan) yaratacağım” buyurmuştu. (Melekler de: Ya Rab!) “Seni övgüyle yüceltip takdis eden bizler dururken, orada bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. (Allah da) şöyle buyurdu: “Ben, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim.”(Bakara, 2/30)

İblis, insanın bozgunculuk ve yozlaşma yönünün ağır basacağına inananların başını çekmişti. Öyle ki, emre rağmen insanın secde edilecek bir halife olamayacağını kibirle ve böbürlenerek ifade etmiş, haddini aşmıştı.

“Dedi ki: “Kokuşmuş balçığın kurumuş çamurundan yarattığın bir insana secde edecek değilim.” (Hicr, 15/33)

Secde etmemesi üzerine huzurdan kovulan ve ebedi helakete yuvarlanan İblis bir iddiada bulundu.

“(Bunun üzerine İblis:) “Mademki beni (yaptıklarım yüzünden rahmetinden uzaklaştırarak) azgın bıraktın, o halde ben de, gidip senin doğru yolunun üzerinde onlar(ı saptırmak) için pusuya yatacağım. Sonra and olsun ki: “Onların önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından gelip sokulacağım. Ve sen, onların çoğunu şükreder bulmayacaksın” dedi. (Allah) buyurdu ki: “Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! And olsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım.” (A’raf, 7/16,17,18).

Yüce Allah insanın hayrının şerrinden daha fazla olacağı hikmetiyle insanı yarattı, cennetine koydu ve malum yasağın çiğnenmesiyle cennetten dünyaya inerek imtihan sürecimiz başladı. Ve Hz. Adem’den günümüze beşeriyet kah ahsen-i takvimde, kah esfeli safilinde bu günlere geldi. Bazen insanlık bozgunculuk ve zulümde çok ileri gitti. Hz. Nuh’un, Hz. Lut’un, Hz. Salih’in kavimlerinde olduğu gibi toplu helakler yaşadılar.

Hz. Peygamberimizden itibaren kıyamete kadar toplu helak olmayacağını Yüce Allah kutlu elçisine bildirdi.

Ama Hz. Peygamber’den sonra da ne zaman insanlık ekser olarak zulme ve bozgunculuğa dönse Allah’ta musibetler vererek kötü gidiş için acil frenler yaptı.

“(Tevbe ederseniz) umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz biz de (sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz. Biz, cehennemi inkârcılar için bir zindan (hapishane) kıldık.”(İsra, 17/8).

Hüküm çok açık, siz bozgunculuğa dönerseniz, biz de sizi cezalandırmaya döneriz.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 31

Başlangıç
Önceki
1