Çarşamba, Ekim 28, 2020

Text Size

Sosyal



Kâinat, insan için yaratıldığından her işin merkezinde insan vardır.

Akıl ve iradeyi yüklenerek kâinata halife olan insan önce kendini iyi tanımalı.

“İlim kendin bilmektir” aslında.

Gündemden hiç düşmeyen “şöyle-böyle” Tv. Programları ve sosyal medya paylaşımları ve onların taşıdığı, zina, iftira, günah, günah, günah…

Bir konunun çözümünü konuşuyorsanız o işin çözüm sonrası olması gereken “normal” halini temsil etmelisiniz.

İyi, güzel, hayırlı olanı, şiddeti değil sevgiyi gündemde tutmalı ve ödüllendirmelisiniz. Yani, beyaz köpeği iyiliği beslemelisiniz ki iyilik güçlensin kötülüğe galip gelsin.

Problemleri sadece dile getirmek, -çözümünüz yoksa- problemi kronikleştirir ve derinleştirir ve size bedava reklamını yaptırmış olur.

Bir yerde bir “kirlilik”ten söz ediyorsanız oraya yanınızda “su” ile gitmelisiniz.

Bir yerde “yangın” dan bahsediyorsanız “yangın söndürme tüpü”nüz olmalı.

Aksi şunu düşünmek zorunda kalırız.

Bu çirkinliği sürekli dile getiren o çirkinlikten daha çirkin bir iş yapıyor…

O iğrençliği yayarak kendini tatmin ediyor,

O çirkinliği gündemde tutarak kendini vitrine çekmeye çalışıyor,

O berbat durumu dillendirmekle kendi alçak egosunu tatmin etmek için kullanıyor,

O fahşayı konuşmakla kendi bilinç altını deşifre ediyor,

O günahtan bahsederek çok arzulayıp yapamadığını ağzından kaçıyor aslında…

Allah’ın “settar” ismi çirkinlikleri, ayıpları ve günahları örtmeyi ifade eder.

Devamını oku...

Eşyanın hareketi ve değişimiyle ortaya çıkan sürece "zaman" diyoruz.

İnsan dünyanın ritmini anlar ve aynı frekansa girerse dünya/ahiret saadetini yakalar.

Paket program verilmeden gönderilen insanın çabasına değer veriliyor.

Çabayla melekleri geride bırakıp, çabayla şeytanı geçebiliyor.

Bu çabada en büyük motivasyon kaynağımız kainatın ritmini çözmek ve uyumla hareket.

Taakkul(akletme/bağlama), tezekkür(geçmiş), tefekkür(gelecek) tedebbür(geçmiş ve geleceği bağlayıp tedbirler geliştirme) ile hayatına anlam katar.

Sır değişimde...

Elmas, çok değişime giren maden olduğundan en kıymetli.

Devamını oku...

Yüce Allah Rahman suresinde imtihan salonumuz dünyayı bize tanıtır ve beraberinde sınavın kurallarını da hatırlatır:

“Güneş ve ay dakik bir hesap iledirler. Necm (bitki ve yıldız) ve ağaçlar devamlı secde ederler. Göğü de Allah yükseltmiş; tartı ve ölçü (denge) koymuş ki, kendi mizanınızı (dengenizi) bozmayasınız. Adalet terazisini doğru tutunuz, (alışverişlerde) kâr terazisini zarara uğratmayınız.” Rahman, 55/5-9.

Asla değişmeyecek olan sünnetullahtakar terazisini merkeze alan bir mizan/ölçü vardır.

Hakim-i Rahim gerek Kur’an-ı Kerim (Hicr,15/9), gerekse Kitab-ı Kebir-i Kainat’ta/Fıtrat/Sünnetullah(Fetih,48/23; Fatır, 35/43) asla değişiklik olmayacağıtaahhüdünde bulunmuştur.

Her şeyin ifrat-tefrit ve vasatı vardır.

“Ve işte böylece sizi (ifratla tefrit arasında) vasat bir ümmet kıldık ki, bütün insanlara karşı âdâlet örnekleri, hak şahitleri olasınız.” Bakara, 2/143.

İşlerin hayırlısı vasat olandır. Hadis-i Şerif-Keşfü'l Hafa, C.1. S. 391.

İfrat ve tefrit zulmü, vasat ise adaleti işaret eder.

Namazlarımızda günde 40 kez Rabbimizden bizi hidayete ve istikametli yola iletmesini talep ederiz.

Sıratı müstakim, vasatların hâkim olduğu ana caddedir.

Ev, insanlığın ana vatanı cennetin dünyadaki demosudur.

Bu demo üzerinden imtihan edilir beşeriyet.

Sağlıklı birey, huzurlu toplum ve mutlu aile sayesinde olur; mutlu ailenin ise iyi bir eve ihtiyacı vardır.

Bu sebeple bütün büyük hareketlerin çıkış noktası “ev”dir.

Hak-batıl mücadelesinin çekirdekteki mekânları Dar’ul-Erkam ve Dar’ul-Nedve idi.

Devamını oku...

İnsanoğlu Hz. Adem’den itibaren sürekli üzerine bir şeyler ilave ederek Ümran(Medeniyet) tesisine katkı verdi.

Milletler çaba ve çalışmalarıyla kültür(hars) inşa ederken, milletleri “biz” yaklaşımı ile bünyesinde tutabilen devletler ümran(medeniyet) inşa ettiler.

Aslında milletlerde kültür(hars) oluşumunda “biz” yaklaşımıyla hareket ettiler.

İnsan sosyal bir varlık oluğu için diğeriyle irtibat kurmak, iletişim halinde olmak, birlikte çalışmak zorundadır.

İnsan “ben” diyerek bencil bir biçimde sadece kendini düşünerek hareket ederse insanlıktan çıkar, vahşi bir canavara dönüşür.

Bu sebeple iblisi de ebedi helake götüren “ben” iddiası yaratılışa aykırıdır.

İslam cemaati önemser.

Bütün ibadetleri cemaatle yapmaya teşvik eder.

Müslümanların bir vücudun azaları gibi, kurşunla birbirine tutuşturulmuş bir binanın tuğlaları gibi omuz omuza verip birlik ve beraberlik içinde olmalarını emreder.

Bütün müminlerin istisnasız kardeş kılındığını ve aralarında sıkıntılar olduğunda diğer Müslümanların devreye girip aralarını ıslah etmelerini emreder. (Hucurat, 49/10)

Geniş dairede ise tüm insanlarla barış ve güveni esas alan ilişkilerle ortaya ümran(medeniyet) adına güzellikler ortaya koyma çabası yaratılışın gaye ve hikmetidir.

Devamını oku...

Konuşmalar yapılıyor, yazılar yazılıyor, her şey âlemin ıslahı ve dünyanın nasıl düzeleceğine dair…

İnsan konuşurken ve yazarken “etki alanı” içerisinde kalmaya özen göstermeli.

Nedir “etki alanı”?

Konuştuğun, yazdığın veya harekete geçtiğinde değişim yapabilme alanın senin “etki alanın”

Durgun bir suya taş attığınızda oluşan halkaları düşünün.

O taş attığınızda suda oluşan halkaların tam merkezinde siz varsınız.

Ve etki alanınızın en güçlü olduğu yer tam da taşın düştüğü yer, yani merkezi.

Demek ki neymiş!

En çok kendimizi konuşacağız ve yazacağız.

En çok kendimize eleştiri balyozunu indireceğiz.

İndireceğiz ki mermerden daha sert egomuza şekil verelim.

Üflemekle o ego sadece ferahlar ve güçlenir.

Kitap okunmadığından bahseden zavallı! Sen ne en son hangi kitabı okudun?

Yazılmadığından bahseden ukala! Sen en son neyi ne kadar yazdın?

Çevredeki olumsuzluktan bahseden şovmen! Çevre için ömrü hayatında ne yaptın?

Ne ürettin, Kızılay kaç ünite kan verdin ve kaç STK’na üyesin ve destek veriyorsun?

Annemiz bir sebepti, Rabbimiz bizi “tek başına” dünya imtihanına indirdi.

Kalemleri bırak emrinden sonra yine 2. Annemiz: Kabirde “tek başına” döneceğiz imtihan dünyasından gerçek hayatın bekleme istasyonuna.

Yalın gerçek işte bu!

Gerisi hepsi masal.

Çıplak doğduk bir kundağa sardılar ve altımıza bez bağladılar.

Çıplak öleceğiz bir kefene saracaklar.

Ve dünyada giderayak daha fazla çevreyi kirletmemiz için pamuk tıkayacaklar…

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 31

Başlangıç
Önceki
1