Pazartesi, Aralık 18, 2017
Text Size

Konya-Derbent'teydik...

Konya-Derbent'te gençlerleydik. Derkad başkanı Hüseyin Eşgin ve İlçe Meb Müdürü Adem Yaldız'a teşekkürler...

Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

Veli Vural Beyin nazik daveti üzerine Minik Adımlar ailesiyle,diriliş nesliyle buluştuk,konferans verdik,kitap imzaladık. Yeni Türkiye Gençliği coşku...

Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

Gençler harikaydı,Başta Süleyman Türk kardeşim olmak üzere,Emeği geçen Rehber öğretmenimiz Esra Hanım veOkul müdürümüz Fehmi Adam BeyeTeşekkür ederim.

  • Konya-Derbent'teydik...

    Cuma, 30 Haziran 2017 12:11
  • Selçuk Üniversitesindeydik...

    Perşembe, 16 Mart 2017 09:07
  • Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

    Çarşamba, 01 Şubat 2017 08:29
  • Kur'an Kursu Eğiticileriyle 'Ailede Huzur İçin 9 S'i konuştuk.

    Salı, 24 Ocak 2017 11:52
  • Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

    Perşembe, 08 Aralık 2016 07:59

Sosyal



Tarihin omuzlarımıza yüklediği yük her geçen gün ağırlaşıyor.

Kalıp cümlemiz aslında bu günlerde tam anlamını buluyor.

Birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz bir dönemi yaşıyoruz.

Mazi-Hal-Müstakbelde bizi birleştirecek ortak paydalarımız/asgari müştereklerimiz yerine bizi ayrıştıracak

azami farklılıklar üzerinde durduğumuz takdirde birlik ve beraberliğimiz zarar görüyor.

Binlerce ortak noktamız yerine onlarca farklı tarafımız ayın güneşi kapatması gibi bizi karanlıkta bırakıyor.

10 Kasım klasiği gibi yine tartışmalar.

Herkes her konuda diğeri gibi düşünmek  zorunda değil elbette.

Ama herkes diğerinin düşüncesine saygı duymak zorunda.

Her zaman yazıyorum:

Bir amelin , Salih amel olması için en az 3 şartı birlikte taşıması gerekiyor.

Ben bu şartlara Salih amelin saç ayağı diyorum.

Bunlar:

1.Adalet

2.Düşünce özgürlüğü

3.İstişare

Bu 3 nden biri eksik olduğunda Salih amel gerçekleşmez.

Zira yapılan işin adil olması için herkesin düşünce özgürlüğüne sahip bir biçimde istişare ile fikrini ifade etmesi gerekir.

Veya istişarenin hakkıyla yapılması için insanların adil olması ve düşüncelerini açık yüreklilikle ortaya koyabilmesi şarttır.

Başka bir açıdan da adil insanlar bir araya gelip istişare yapamadığı sürece düşünce özgürlüğü gerçekleşemez.

Mazi-Hal ve İstikbalimize dair tüm kişi ve konuları bu ölçüyle değerlendirmek zorundayız.

Devamını oku...

Ramazan Bayramı dolayısıyla mesaj yayımlayan Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon (BYEGM) Afyonkarahisar İl Müdürü Cemil Paslı, bayramların sosyal hayatın en temel ilkesi olan iletişim ayarlarının gözden formatlandığı, sevgi ve gönül birliğinin zirveye çıktığı özel günler olduğunu söyledi.

Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon (BYEGM) Afyonkarahisar İl Müdürü Cemil Paslı, Ramazan Bayramı dolayısıyla mesaj yayımladı. Paslı mesajında, Yılda iki kez idrak ettiğimiz bayramların sosyal hayatın en temel esası olan iletişim ayarlarının formatlandığı, sevgi ve gönül birliğinin zirveye çıktığı özel günler olduğunu söyledi.

İLETİŞİMİN ZİRVE ZAMANLARI BAYRAMLARDIR

Peygamber Efendimizin “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” hadisi şerifini de hatırlatan Paslı, Peygamber Efendimizin “Aranızda selamı yayınız” sözüyle de iletişimin temeli olarak “Selam”ı belirlediğini ve çevremizde selam vermediğimiz kişiler varsa bayramda mutlaka ilk selam vererek iletişime geçmemizin önemine dikkat çekti.

Dini inancımıza göre iki Müslüman’ın 72 saatten fazla birbiriyle küs durmasının haram olduğunun altını çizen Paslı, “İdrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramını vesile kılarak, özellikle küs olduğumuz kardeşlerimizle barışmayı, sıla-i rahimde bulunmayı, sadece zenginlerle değil, garip-gureba ve fakir-fukarayla, komşularımızla bayramlaşmamız gerekir” dedi.

ZOR GÜNLERİN SON GÜNLERİ OLSUN

Milli birlik ve kardeşliğimizi hedef alan terör olaylarına da değinen Paslı, “Terör belasının, Türkiye’nin uluslararası alandaki itibar ve güvenini sarsmanın yanı sıra, 1000 yıldır birlikte yaşatılan Türk-Kürt kardeşliğini hedef aldığı bilinciyle bu mübarek günleri değerlendirerek kardeşliğimizi yeniden pekiştirmeli ve ülkemizin yaşadığı zor günlerin son günleri olması için dua edelim” dedi.

Devamını oku...

Şu kısacık hayat değirmeninde bize verilen süre ve imkanlar sınırlı, istek, talep ve emellerimiz sınırsızdır.

‘Şimdi’ ile yüzleşmek, kendisiyle, aynalarla barış içinde bir hayat sürmek çoğumuzun cesaret edemediği bir husustur.

‘Şimdi’ ile yüzleşemediğimizde ya geçmişe(mazi), ya da geleceğe(ati) kaçarız.

Kur’an-ı Kerim dünya ve ahrette insanın bu kaçış mazeretine dikkat çeker ve uyarır:

O gün insan:  “Kaçacak yer yok mu?” der. Kıyame, 75/10

Ve kaçış için sürekli ürettiğimiz, süpervizörlüğünü şeytan ve nefsin yaptığı mazeretler...

‘Yarın yaparım’, ‘Daha sonra’, ‘Referandumdan sonra’, ‘Seçimden sonra’, sonra, sonra, sonra...

Ve hiç beklemediğimiz bir zamanda ‘kalemleri bırak’ emri.

Ortaokulda Fen Bilgisi öğretmenimiz Faruk hoca çoktan seçmeli, doğru-yanlış ve boşluk doldurmalı 100 sorulu bir soru kağıdı hazırlamış,

her doğru cevabın 1,5 puan olduğunu ifade etmiş ve toplam 30 dakika süre sınırı belirlemişti.

Bu halde 66 doğru 100 puan almanıza yetiyordu.

Bir hafta sonra 1200 kişilik Alparslan Ortaokulu idarecileri, öğretmenleri ve öğrencileri ile beni tanımış, Faruk Hocam beni okulda meşhur etmişti.

Sebep, Faruk Hoca benden 66 doğru cevap isterken ben 30 dakikada 92 doğru cevap işaretlememdi.

İlkokulu Çeltek Köyünde okumuş 55 bin nüfuslu Zile ilçesinde 2 ortaokuldan birisinde yaşadığım bu onur beni çok etkilemişti.

Bu olayı hiç unutmadım.

İnsanlara elimden geldiğince hep beklediklerinden daha fazlasını vermeye çalıştım.

18 yaşında Sağlık Memuru olduğumda Yozgat-Çekerek-Kazankaya’da aynı anlayışla çalışmaya başladım.

Babaları kanserin son aşamasında olan evlatların hakları olmayan bir talebi dile getirdiklerini düşünerek ezile-büzüle,

‘’Cemil Bey, babamızın ağrıları sabah şiddetleniyor, sabah namazından sonra iğne yapmak için bizim eve gelebilir misin?’’ diye sormuşlardı.

‘’Elbette dedim, bizi devletimiz 7/24 esasına göre hizmet için yetiştirdi’’ diye cevap verdim.

İğne sonrası hazırlanan kahvaltıdan rahatsız olmuştum.

‘’Teyze bu kahvaltı beni rahatsız ediyor, lütfen, ben görevimi yapıyorum’’ diye rahatsızlığımı ifade ettim.

Teyze’nin cevabını da hiç unutmadım:

‘’Evladım, sağlıkçım, yiğenim benim evime sabah namazı DEVLET geliyor, bunun karşısında benim hazırladığım kahvaltının sözümü olur’’ demişti.

Teyzem beni 18 yaşında bir delikanlı değil, DEVLET olarak görüyordu.

Bu bakış açısına biz ‘Anadolu İrfanı’ diyoruz.

Rabbim yine GERÇEK İYİLİĞE kavuşmanın sevdiklerimizden harcamaktan geçtiğini hatırlatıyor bize:

Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilendir. Al-i İmran, 3/92

Bu yazıyı arkadaşım, dostum, kardeşim Yusuf ÇİĞDEM’ in vefatı yazdırdı.

Devamını oku...

15 Temmuzun üzerinden  5 ay geçti.

Şu an daha soğukkanlı değerlendirmeler yapmak mümkün.

Halkın iradesine halktan aldığı yetki ve vergilerle düzenli olarak müdahale eden ‘Darbeci-Jakoben Habis Ruh’  Devletten tamamen kovulmadıkça 15 Temmuz ilk değildi son da  olmayacak.

Çok fazla gerilere  gitmeden 150 yıllık yakın tarihimize göz attığımızda aynı şartlar altında yaşadığımız benzer sonuçları çok net görürüz. Zira sünnetullah değişmez.(Ahzab,33/62,Fetih,48/23,Fatır,38/43)

Kısaca olaylara ve sonuçlara göz atalım:

1.Osmanlı’da sistemi re-organize yapıp sistemi rehabilite etmek isteyen Sultan Abdulaziz iki bileği kesilip, ‘intihar etti’ iftirası yaparak katleden darbe şebekesini organize eden Mithat Paşa İngiliz Büyükelçiliğinde saklandı .

2.II.Abdulhamid’i tahtından indiren hareket ordusu yönetimi darbeyi devletin içerisine, en derinliklerine yerleştiren bir sistem kurdular, ‘devlet içinde devlet’ diyebileceğimiz ‘komitecilik’ virüsünü devletin en kılcallarına kadar yaydılar.

Komiteciler halk ne derse desin kendi Jakoben yaklaşımlarına aykırı siyaset yapan halkın temsilcilerini milletin vatanı korumak için kendilerine namusları olarak teslim edilen silahları kullanarak indirmeyi kendilerine  en önemli vazife olarak gördüler, yani ‘zinde güçler durumdan vazife çıkararak’ sık sık harekete geçtiler.

3.1913 Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak 1913 günü desteğini yine ülke düşmanlarından alan Enver Bey ve Talat Bey'in başını çektiği bir grup İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin basılmasıyla gerçekleştirilen askerî darbe olarak tarih kitaplarındaki yerini aldı . Bu baskın sırasında Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya zorla istifası imzalattırılmıştır. Darbe sonrasında iktidar İttihat ve Terakki'nin eline geçmiştir.

Baskının ertesi günü Britanya Askerî Ateşesi Yarbay Frederick Tyrrell ile baskını gerçekleştiren Binbaşı Enver Bey’in birlikte göründüğü fotoğraf darbecilerin mantığını çok iyi gösteriyor. Kendi vatan ve milletinin meşru Harbiye Nazırını öldüren ,Başbakanını silah zoruyla istifa ettiren çetecilerin başı zavallı,ezik,şahsiyetsiz,3 ahmak kafadan olan (diğerleri Cemal ve Talat)  bir İngiliz yarbayı karşısında köpek gibi yalakalık yapıyor.

İşte arkasını dışarıdaki efendilerine dayamış  bu darbeci köpekler devletin kılcallarına kadar sirayet ettiler. Ne zaman efendilerinden talimat gelse  gözlerini kırpmadan kendi vatan ve milletinin aleyhine harekete geçtiler ve her zaman efendilerinin istediğinin fazlasını yaptılar.

4.27 Mayıs 1960 devrin meşru Başbakanı Adnan Menderes yine aynı kafa ve aynı yöntemlerle iktidardan indirildi, köpek-bebek davalarıyla, yalan ve dezenformasyonlarla itibarsızlaştırılıp, üzerinde sigara söndürülüp, idamdan önce prostat muayenesi yapıyoruz gerekçesiyle işgal ordularının daha yapmayacağı, hayasızlık ve alçaklığı yaptı darbeci zihniyetin  piyonları.

5.12 Mart 1971 de yine seçilmiş hükümet ve Başbakanı Süleyman Demirel’e muhtıra verdiler. Muhtıradan önce yaşanan bir olayı hatırlatalım. ABD Demirel’den Afyonun yasaklanmasını istemişti. Demirel, Afyonun Türkiye’de 1970’li yıllarda önemli bir geçim kaynağı olduğunu hatta Afyon isimli bir İl olduğunu ifade ederek geri çevirmişti.

12 Mart 1971 muhtırasıyla indirilen Demirel’den sonra darbeciler tarafından Başbakan yapılan Nihat Erim hükümetinin ilk işi afyonu yasaklamak oldu.

Devamını oku...

 

Son yazımızda ‘Cumhurbaşkanımız yalnız mı ?’ sorusuna cevap aramıştık.

İşin devlet kısmını ele almış, tahlil yapmış ve 2 sebeple yalnızlığına yönelik tespitlerde bulunmuştuk.

http://www.cemilpasli.com/tarih/cumhurbaskanimiz-yalniz-mi

Bu yazımızda konunun devlet tarafından değil, millet tarafından görünüşüne dair görüşlerimizi ifade etmeye gayret edeceğiz.

Devletimizin 1839 dan itibaren yönünü batıya dönmesi ve batıda hakim olan Jakoben bakış açısını benimsemesi asırlık devlet tecrübesi olmasına rağmen devlet-millet buluşması ve beraberliği konusunda zaman zaman büyük sıkıntılar yaşadığımız doğrudur.

Milletin adamları diyebileceğimiz devlet adamları bu beraberliğin oluşmasındaki engelleri ortadan kaldırmaya çalışsa da mevcut sistemin bu işi kolaylaştırmak yerine engellediğini söyleyebiliriz.

Allah’ın kainata koyduğu düzene ‘Sünnetullah’ diyoruz ve ilmin temeli olan bu düzende aynı sebepler aynı sonuçları doğuruyor, bu değişmeyen bir kanun.(Fetih,48/23)

Normal Şartlar Altında son 150 yılda yaşadıklarımıza göz atalım;

1876 (Abdulaziz’in öldürülmesi), 31 Mart(1908),1960 (Menderes’in idam edilmesi), 1971(Demirel’in indirilmesi), 1980(Siyasetin tümden tasfiyesi), 1997(Erbakan’ın indirilmesi), 2007(Erdoğan’ın indirilme teşebbüsü), 15 Temmuz 2016(İç savaş ve ülkeyi küçük kantonlara bölme girişimi)

Yukarıdaki olaylara göz attığımızda şunu net bir şekilde görürüz.

Milletin iradesine rağmen milletin adamlarına karşı operasyon yapan güçlerin ellerindeki güç ve imkanlara asla dokunulmamış, aksine  her teşebbüsten sonra millete rağmen, millete darbe yapan kişi ve kurumlar güçlenmiş ve 15 Temmuzda milletin devletini koruması için teslim ettiği uçak, tank, topu milletine çevirme ve pervasızca kullanma cesaretini göstermiştir.

Peki ne yapmak lazım ???

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 27

Başlangıç
Önceki
1