Çarşamba, Ağustos 05, 2020

Text Size


İnsanoğlu Hz. Adem’den itibaren sürekli üzerine bir şeyler ilave ederek Ümran(Medeniyet) tesisine katkı verdi.

Milletler çaba ve çalışmalarıyla kültür(hars) inşa ederken, milletleri “biz” yaklaşımı ile bünyesinde tutabilen devletler ümran(medeniyet) inşa ettiler.

Aslında milletlerde kültür(hars) oluşumunda “biz” yaklaşımıyla hareket ettiler.

İnsan sosyal bir varlık oluğu için diğeriyle irtibat kurmak, iletişim halinde olmak, birlikte çalışmak zorundadır.

İnsan “ben” diyerek bencil bir biçimde sadece kendini düşünerek hareket ederse insanlıktan çıkar, vahşi bir canavara dönüşür.

Bu sebeple iblisi de ebedi helake götüren “ben” iddiası yaratılışa aykırıdır.

İslam cemaati önemser.

Bütün ibadetleri cemaatle yapmaya teşvik eder.

Müslümanların bir vücudun azaları gibi, kurşunla birbirine tutuşturulmuş bir binanın tuğlaları gibi omuz omuza verip birlik ve beraberlik içinde olmalarını emreder.

Bütün müminlerin istisnasız kardeş kılındığını ve aralarında sıkıntılar olduğunda diğer Müslümanların devreye girip aralarını ıslah etmelerini emreder. (Hucurat, 49/10)

Geniş dairede ise tüm insanlarla barış ve güveni esas alan ilişkilerle ortaya ümran(medeniyet) adına güzellikler ortaya koyma çabası yaratılışın gaye ve hikmetidir.

Günlük hayatta kullandığımız eşyaların ilk icadına baksak yaşadığımız birikimde herkesin katkısı oluğunu görür ve “ben” demekten uzaklaşır “biz” ile kardeş oluruz.

Günümüzde yaşanan sosyal hayatın oluşumunda asırların birikimiyle birbirinden etkilenerek gelen inanç, itikat ve uygulamaların önemli katkısı olmuştur. İnsan sosyal bir varlık olduğu için çevresinden etkilenir ve etrafını da etkiler.

Sosyolojik bir bakışla ele alındığında, iletişimin en az düzeyde olduğu dönemlerde bile toplumlar maddi ve manevi kültür alışverişi içinde olmuşlardır. Kişilerin ve toplumların günlük hayatlarında hâkim olan davranışların arkasında inanç ve itikatları olduğu yine bütün sosyal bilimlerin ortak görüşüdür. Bunun en büyük delili; dünyanın en eski yerleşim yeri kabul edilen Göbeklitepe’de iskânın merkezinde ibadet mekânının bulunmasıdır.

Bu etkileşim konusunun önemini günlük hayattan verdiği çarpıcı örneklerle çok güzel vurgulaması bakımından, burada Amerikalı kültür antropoloğu Ralph Linton’un, her kültürün kendi dönemindeki ve tarihteki diğer insan kültürlerine ne çok şey borçlu olduğunu ve insan kültürünün bütünlüğünü ve etkileşimini çok güzel ifade eden şu tespitlerine yer verelim:

‘’Sabah olunca yatağında gözlerini açan halis-muhlis Amerika’lının uyuduğu karyola, ilk defa Yakın-Doğu’da icat edilmiş, daha sonra Kuzey Avrupa’da bazı tadilatlar geçirdikten sonra Amerika’ya ulaşmıştır. Kalkarken üzerinden attığı yorgan veya şilte eğer pamuktansa ilk defa Hindistan’da, ketense Yakın-Doğu’da, ipekse Çin’de, yünse Asya’da üretilmiştir. Bütün bu maddelerin iplik haline getirilme ve dokunma teknikleri de Yakın-Doğu’da geliştirilmiştir. Ayağına geçirdiği makosen terlikler bir Kızılderili buluşudur. Girdiği banyodaki teçhizat son asırlarda Avrupa ve Amerika’da geliştirilen buluşların bir terkibidir. Kullandığı sabun Galya’lılardan kalmadır. Üstünden çıkardığı pijama ilk defa Hindistan’da icat edilmiş bir giysidir. Şimdi de tıraşa mı başladı? Bu da muhtemelen Sümer’den veya kadim Mısır’dan kaynaklanan, insanların her sabah kendilerine uyguladıkları eziyet etme ritüelidir. Tekrar yatak odasına dönen halis-muhlis Amerika’lının giysilerini üzerinden aldığı sandalye, Güney Amerika’nın hayatımıza soktuğu eşyadır. Üzerine giydiği elbisenin menşei Asya steplerindeki göçebelerin kullandıkları deri giysilerdir. Ayakkabıları, ilk defa Mısır’da geliştirilmiş bulunan dericilik tekniğinin eseri olup, Akdeniz halkları tarafından bugünkü hale getirilmişlerdir. Boynuna taktığı kravat mı? O da Hırvat’lardan kalma bir hatıradır. Dışarı çıkmadan önce baktığı pencerenin camları eski bir Mısır buluşudur. Yağmur yağıyorsa muşamba bir yağmurluk giyer veya yanına bir şemsiye alır. Bunlardan ilki Orta Amerika Kızılderililerinin bir buluşu olup, ikincisi de Uzak Doğu’da icat edilmiştir. Başına geçirdiği şapkanın keçesi de Orta Asya steplerinin bir buluşudur. Caddeye çıkınca önüne çıkan ilk büfeden bir gazete mi aldı? Cebinden çıkardığı madeni para Lidyalıların icadıdır. Şimdi, kahvaltı için bir yere girdi. Önündeki porselen tabak bir Çin buluşudur. Kullandığı kaşığın menşei eski Roma; çatal ise Orta Çağ İtalya’sından gelmedir, kullandığı çelik bıçağın alaşımı da ilk defa Hindistan’da geliştirilmiştir. Kahvaltı masasındaki portakal Ortadoğu, kavun İran, karpuz ise Afrika kaynaklıdır. İçtiği kahvenin ilk kaynağı Habeşistan’da yetişen bir ağaçtır. Kahvesine kattığı süt ve kremasını da ineğin ilk defa ehlileştirildiği Yakın Doğu’ya borçludur. Karıştırdığı şeker de ilk defa Hindistan’da imal edilmiştir. Gelelim yanında yediği keklere… Bunlar da Küçük-Asya’da geliştirilen hububatın İskandinav usulünce pişirilmenin sonucudurlar. Masasındaki yumurtayı da onu yumurtlayan kuşun Hindi-Çin’de ehlileştirilmiş olmasına borçludur. Tabaktaki et dilimleri mi? Onlar da yine ilk defa Doğu Asya’da evcilleştirilmiş bir hayvanın etlerinin Kuzey Avrupalıların geliştirdikleri bir tekniğe göre tuzlanıp, tütsünmesi sonucu orada duruyorlar. Şimdi de aldığı gazeteyi okumaya başladı değil mi? O da Çin’den Almanya’ya kadar uzanan basım tekniklerinin bir eseri olarak ortaya çıkmıştır.’’(Ralph Linton, The Study of Man, (New York: Appleton Century Crofts, 1936), 326.)

Uygarlık saatinin zembereği “biz” yaklaşımıdır.

Ve “biz” demeyen hiçbir millet üretemez, üretemeyen millet özgür olamaz, özgür kalamaz.

Önce “biz” ile kendi kültürünü(hars) inşa edecek, sonra da yine aynı “biz” ile millet olarak beşeriyetin uygarlık(ümran) ihyasına katkı verecektir.

”Uygarlık zembereği boşalmış bir halk yeniden özgür olamaz. Ey özgür uluslar, şu özdeyişi unutmayın: Olmayan özgürlüğü sağlayabilirsiniz, ama yitirdiğiniz özgürlüğü asla!” (Toplum sözleşmesi - Jean Jacques Rousseau)

Hiçbirimiz hepimiz kadar akıllı ve becerikli değiliz.

Hep birlikte ütopyamız cennetten imtihan için gönderildiğimiz dramımız dünyayı biraz olsun cennete dönüştürmek için “ben” değil, “biz” algısıyla davranmak ve birbirimizi kucaklamak, birbirimizle yardımlaşmak zorundayız.

İnsan kalmak ancak “biz” demekle mümkün.

“Bir adamın kıymeti himmeti nispetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir. Kimin himmeti yalnız nefsi ise, o insan değil, çünkü insanın fitratı medenidir. Ebna-i cinsini mülahazaya mecburdur.” (Bediüzzaman Said Nursi, Hutbe-i Şamiye)

Selam olsun!

Bir buz parçası hükmündeki “ben”liğini “biz” havuzuna atıp eriterek ümmetin en mütevazısı olarak insanlığa hizmete koşanlara, koşturanlara…

"I" kills "we" alive.

Human beings Hz. Since Adam, he added something to him and contributed to the Ümran (Civilization) facility.

While the nations were building culture (hars) with their efforts and efforts, the states that could keep the nations with the “we” approach built the umran (civilization).

Actually, they acted with the "we" approach in the formation of culture (hars) in the nations.

In order for a social entity to be a human being, it has to communicate with the other, to communicate, to work together.

If a person acts selfishly by only saying herself, saying “I”, she will be dehumanized and become a wild monster.

For this reason, the claim of "I", which leads the demon to eternal destruction, is against creation.

The Islamic community cares.

It encourages all worshipers to perform with the congregation.

He orders the Muslims to be shoulder-to-shoulder and togetherness, like the bricks of a body, the bricks of a bullet-fired building.

He orders that all the believers are made brothers without exception and that other Muslims step in and correct them when there are troubles between them. (Hucurat, 49/10)

In the spacious apartment, it is the hope and wisdom of creation to create hope with relationships based on peace and trust with all people.

If we take a look at the first invention of the things we use in daily life, we see everyone's contribution in our experience and get away from saying “I” and become brothers with “we”.

Beliefs, beliefs and practices that have been influenced by the accumulation of centuries have contributed to the formation of social life today. Since it is a social entity, it is affected by its environment and affects its environment.

Considered from a sociological perspective, societies have been exchanging material and spiritual culture even during periods of minimal communication. It is the common view of all social sciences that people and societies have beliefs and beliefs behind the behaviors prevailing in their daily lives. The biggest proof of this; In Göbeklitepe, which is accepted as the oldest settlement in the world, there is a place of worship in the center of the settlement.

In terms of highlighting the importance of this interaction issue with the striking examples it gives from daily life, it is here that the American cultural anthropologist Ralph Linton has the following findings that express how much each culture owes to other human cultures in its own era and history and the integrity and interaction of human culture. Let's take:

"In the morning, the bed that was opened by the state-of-law Americans, who opened their eyes in the bed, was invented for the first time in the Near-East, and then reached America after some renovations in Northern Europe. The quilts or mattresses that he threw on his way up were produced in India for the first time, rather than cotton, in the Near East of the linen, in China if silk, and in Asia. The techniques of spinning and touching all these materials have also been developed in the Near East. The moccasian slippers he put on his feet are an Indian invention. The equipment in the bathroom it enters is a combination of inventions developed in Europe and America in recent centuries. The soap he used is from the Gallic people. The pajama she wears above is a dress invented for the first time in India. Did he start shaving now? This is the ritual of tormenting people every morning, probably originating from Sumer or ancient Egypt. The chair that the state-of-Americans returned to the bedroom took over their clothes is the item that South America has put into our lives. The origin of the dress he wears is the leather clothes used by the nomads in the Asian steppes. The shoes are the work of the leatherwork technique developed for the first time in Egypt and they have been made by the Mediterranean peoples today. The tie he wore around his neck? It is also a memory from Croatians. The windows of the window he looked at before going out are an ancient Egyptian invention. If it is raining, linoleum will wear a raincoat or take an umbrella with it. The first is an invention of the Central American Indians, and the second was invented in the Far East. The felt of the hat he has had is an invention of the Central Asian steppes. When he went out on the street, did he get a newspaper from the first buffet in front of him? The coin he took out of his pocket is the invention of the Lydians. Now, he has entered somewhere for breakfast. The porcelain plate in front of it is a Chinese invention. The origin of the spoon used was ancient Rome; The fork is from medieval Italy, and the steel blade that it uses has been developed for the first time in India. The orange on the breakfast table originates from the Middle East, melon is Iran and watermelon is from Africa. The first source of the coffee it drinks is a tree grown in Abyssinia. He also owes the milk and cream he added to his coffee to the Near East, where the cow was tamed for the first time. The sugar it mixed was also produced in India for the first time. Let us come to the cakes he eats ... These are the result of the Scandinavian style cooking of cereals developed in Asia Minor. The egg on the table also owes the bird that spawned it to domestication in Turkey-China. Meat slices on the plate? They are standing there for the first time as the meat of an animal domesticated in East Asia is salted and smoked according to a technique developed by Northern Europeans. Now he started reading the newspaper he bought, right? He emerged as a work of printing techniques from China to Germany.” (Ralph Linton, The Study of Man, (New York: Appleton Century Crofts, 1936), 326.)

The mainspring of the civilization clock is the "us" approach.

And no nation that does not say “us” cannot produce, and the nation that cannot produce cannot be free.

It will first build its own culture (hars) with “us” and then will contribute to the civilization (hope) of humanity as a nation with the same “we”.

A people whose civilization has been emptied cannot be free again. O free nations, do not forget the saying: You can achieve the freedom that does not exist, but the freedom you have never lost! ” (Community contract - Jean Jacques Rousseau)

None of us are as smart and resourceful as all of us.

Together, we have to act with the perception of “us” and not to embrace each other, and to help each other, in order to make the world a little bit more, our drama, which is sent to our utopia from heaven for the test.

Staying human is only possible by saying “we”.

“The value of a man is worthy of him. Whose patronage is the nation, he alone is a small nation. Whose patronage is only his ego, he is not man, because man's fit is a civilization. He is obliged to consider the Ebna-i genus. ” (Bediuzzaman Said Nursi, Hutbe-i Şamiye)

Greetings!

For those who run into service to humanity as the most humble of the ummah, by throwing the "I" title in the form of an ice floe into the pool of "us".

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy