Pazartesi, Aralık 18, 2017
Text Size

Konya-Derbent'teydik...

Konya-Derbent'te gençlerleydik. Derkad başkanı Hüseyin Eşgin ve İlçe Meb Müdürü Adem Yaldız'a teşekkürler...

Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

Veli Vural Beyin nazik daveti üzerine Minik Adımlar ailesiyle,diriliş nesliyle buluştuk,konferans verdik,kitap imzaladık. Yeni Türkiye Gençliği coşku...

Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

Gençler harikaydı,Başta Süleyman Türk kardeşim olmak üzere,Emeği geçen Rehber öğretmenimiz Esra Hanım veOkul müdürümüz Fehmi Adam BeyeTeşekkür ederim.

  • Konya-Derbent'teydik...

    Cuma, 30 Haziran 2017 12:11
  • Selçuk Üniversitesindeydik...

    Perşembe, 16 Mart 2017 09:07
  • Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

    Çarşamba, 01 Şubat 2017 08:29
  • Kur'an Kursu Eğiticileriyle 'Ailede Huzur İçin 9 S'i konuştuk.

    Salı, 24 Ocak 2017 11:52
  • Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

    Perşembe, 08 Aralık 2016 07:59


Winnicott isimli bir bilim adamı "hırsızlık yapan çocuk annesini arar" demiştir. Yani hırsızlık bir anne yokluğu neticesidir. Anne hayatta olabilir. Hayatta olmaması şüphesiz daha büyük bir kayıptır. Ancak hayatta olduğu halde gerçek bir anne davranışı gösteremeyebilir. Özellikle sevgi, şefkat, ilgi konularında çocuğuna sıcak analık yapamayabilir.İşte Winnicott bu tip annelerden bahis etmektedir.

Sevgisiz anneler çocuk için birinci plânda şanssızlıktır. Yine şöyle bir söz vardır: "Her anne babanın çocuğu vardır, ancak pek çok çocuğun anne ve babası yoktur". Ne kadar anlamlı değil mi?

Oral dönem insan yaşamının ilk yılını kapsar.Bu evrede "id"in hakimiyeti vardır. Uzmanlar bebeğin gelişmesinde oral aşamanın , rolünün bilinenden büyük olduğunu iddia etmektedirler. Bir çok nevrotik problemin ve kişilik yapısının bu erken çocukluk döneminde ortaya çıktığını iddia etmektedirler.Haz alımının yolunda gitmesi ya da gitmemesi her dönemde saplanmaya yol açar ve bu da kişiliğinde derin izler bırakır.Bireyin haz kaynağı ağızdır. Bu nedenle bebekler her şeyi ağızlarına alarak tanımaya çalışırlar. Yeterli doyuma ulaşmayıp oral evrede saplanan (oral fiksasyon) kişilerin gelecek yaşamında  sürekli ağzın işler halde, bir şeyle meşgul olmasına ihtiyaç duyma , oburluk , alkol , sigara tiryakiliği , kürdan çiğneme , cinsel sapıklıklar tarzında anormallikler görülebilir. Bu dönemde meydana gelen sapmalar, saplantılar ve fiksasyonlar, bir çok patolojik bireyi doğurmaktadır. Annesinden M yeterince meme alamamış bir bebek (hem maddi ve hem de manevi manada) ileride yetişkin insan olduğunda halâ ağız bölgesini aşırı tatmin etme arayışındadır (aynı zamanda merkezi sinir sistemindeki doyum merkezlerini de...) Buna bağlı olarak ta oral kavitenin hassasiyetleri ortaya çıkmaktadır.

Bir çok alışkanlık oral karakter eğilimlerinin yansımasına bağlıdır. Fazla yemek yemek , sigara içmek, alkol almak bunlara bağlıdır. Oral fiksasyon bazı homoseksüel fantazilerin gelişmesine ve bazı depressif formların ortaya çıkmasına da neden olabilir. Oral fiksasyon ,sürekli başkalarını "iğneleyici" kişilik "oral sadist" kişilik olarak ta kendini gösterebilir.

Çocukta sağlıklı ve yeterli duygu gelişimi anne yakınlığı , teması ve doyumu ile , sağlıklı ve yeterli zeka gelişimi ise baba yakınlığı , teması ve doyumu ile mümkündür.Çocuk özellikle oral dönemde anne ve babaya veya anneye veya babaya doymazsa ileri ki yaşlarda mutlaka yukarıda sayılan anomaliler görülecektir.

Annelik , tümüyle içgüdüsel bir yetenek değil, büyük ölçüde sonradan kazanıldığı kanıtlanmış bir duygu ve davranıştır. İlk yaşlarda, özellikle oral dönemde (bebeklik döneminde) çocuğun en büyük gereksinimi sevgi , ilgi ve ihtiyaçlarının zamanında, yeter ölçüde giderilmesidir. Devamlı, dengeli ve kararlı bir sevgi, çocuğun sağlıklı büyümesi, sağlam bir kişilik geliştirmesi, çevreye uyumu açısından çok gereklidir. Bir başka gereksinim olan güven duyma, dengeli bir sevgi ortamında doğar. Güven duygusu sağlıklı olarak gelişen kişi, hem kendine güvenir, hem de dış dünyaya, insanlara güvenir. Böylelikle bağımsız olmayı, kendi başına kararlar almayı, karşılaştığı güçlüklerin üstesinden gelmeyi öğrenir. Sevgi; kısacası ilgi, sevecenlik, sıcaklık annede olması gereken özelliklerdir.


Anne ile bebeğin arasındaki ilişkinin niteliği kadar, sürekliliği de çok önemlidir.İlk bir yıl içerisinde annenin uzun süreli ayrılığı, çocuğu ruhsal yönden etkilemektedir.İlk üç yaşta çocuk, annesinin ayrılığına birkaç hafta dayanabilir. Bebeklik çağında bu ayrılığın bir haftayı geçmemesi gerekir.Dört, beş yaş çocukları tanıdık bir kimse yanında anne ayrılığına bir-iki ay süreyle katlanabilirler.Ancak anne ile ilişkinin niteliğine, annenin yerine geçecek olan kişiye bağlı olarak çocuğun tepkisi çok farklı olabilir.Yedi-sekiz yaşlarından sonra,çok sarsıcı,etkileyici bir olay olmadıkça bir yıl ayrı kalabilmektedir.14-15 yaşlarından sonra kalıcı iz bırakmaz.

Anne ayrılığına çocuk ağlamayla tepki gösterir. Hırçınlaşır, huysuzlanır. Çocuklarından bir süre ayrı kalan anne, babalar dönüşlerinde, kendilerine yabancı gibi davrandığını, tepkisiz kaldığını görürler. Çocuk sanki onları unutmuş gibi davranır. Bir süre sonra ise, onlara sokulur. Sanki tekrar anne, babası gidecekmiş gibi korkar. Hiç yanlarından ayrılmak istemez. Geceleri bile beraber yatmak ister. Anne-babasına düşkünlüğü iyice artar.


Annenin hastaneye yatması ve başka zorunlu nedenlerle, altıncı aydan sonra olan anne-çocuk ayrılığında, çocukta ağır etkilenmeler ortaya çıkmaktadır. bebekte huzursuzluk, sürekli ağlamalar başlar. Yemekten içmekten kesilir. Uykusuzluk, kusmalar olur. Canlı, neşeli çocuk gider, hasta bir görünüm gelir. Bebeğin gelişimi yavaşlar. Bu ayrılık bir, iki ayı geçerse, bebekte çevreye ilgisizlik, inlemeler başlar. Çevreye donuk bakar. Bu etkilenme bebeklik depresyonu olarak isimlendirilir. Çocuk, önce annenin gidişini tepkiyle karşılar, sonra yasını tutar. İçine kapanmaya başlar. Eğer annenin yerini tutan kişi yabancı değilse daha hafif geçirir. Anne ilk üç ayda geri dönerse, bebek eski durumuna, canlılığına kavuşur. Üç aydan uzun süren ayrılıklarda kendini toparlaması çok güç olur.


Doğumdan kısa bir süre sonra, çeşitli nedenlerle anneden ayrılıp yuvalara yerleştirilen bebeklerde çeşitli gelişim bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Boyları ve ağırlıkları yaşıtlarına göre geri kalır. Sık hastalanırlar. Hastalıkları ağır geçer, ölüm oranı yüksektir.Çevreye ilgisiz olmakta,ilgi ve uyarmaya geç tepki vermektedirler.Baş sallama,baş vurma,yerinde sallanma vardır.Çevreye boş bakışlarla bakarlar.Geç yürür, geç konuşurlar.Tuvalet eğitimleri de geç kalır.


Doğumdan kısa bir süre sonra anneden ayrılıp yuvalara yerleştirilen bebeklerde görülen bedensel ve zihinsel gelişme geriliği ile sık hastalık ve yüksek bebek ölüm oranı gibi sorunların tümüne, Yuva Hastalığı veya Kurum Hastalığı (hospitalizm) adı verilir. Yatılı yuvalardaki ilgi, uyarma ve sevgi yetersizliği buna yol açmaktadır. Kısacası, anne yoksunluğudur. Çünkü bebeğin en önemli ihtiyaçları olan ilgilenme, kucağa alma, sevme, okşama, konuşup gülme yeterince sağlanamamakta, sonuç olarak da olumsuz etkilenmektedir.


Yuvalarda yetişip de daha sonraki yıllarda izlenen çocuklarda ilk görülen şey, çevreyi genel umursamazlık, ilgisizliktir. Kolay arkadaşlık kuramaz, çekingendirler. Düşünme ve kavramaları zayıftır. Zekaları donuk, duygusal tepkileri de künttür. Kuşkulu, saldırgan olurlar. Çalma, okuldan kaçma gibi davranış bozuklukları sık görülür.


Depresyon adı verilen ruhsal çöküklük ve intihar eğilimi gösteren kimselerde, beş yaşından önce anne ölümü yüksek oranda bulunmuştur. Bebek için önemli olan , anne ya da onun yerini tutan bir kimseyle sıcak ve sürekli bir ilişki içinde olmaktır.Özellikle ilk yıllarda, annenin sağladığı bakım ve sevgi çok önemlidir.Bu açığı sonradan kapatmak çok zordur. Yuvalardan alınıp evlat edinilen çocuklarda bu durum açık bir şekilde görülmektedir. Doğumdan birkaç hafta sonra yuvaya yerleştirilen çocuklarla, bir yaşından sonra yerleştirilen çocuklar karşılaştırıldığında, bir yıl anne-baba yanında olanların daha uyumlu olduğu görülmüştür.


Anne yoksunluğu ne kadar erken başlar ve uzun sürerse, davranış bozuklukları ve ruhsal dengesizlikler o oranda çok olmaktadır. Kimsesiz çocuklar için çözüm, yuvalardan çok, koruyucu aileler olmalıdır. İlk birkaç yılda, özellikle birinci yılda çekilen anne yoksunluğu, bütün yaşam boyu silinmeyen izler bırakır.

O halde ey anne babalar, bir eser yetiştirmenin ,  her zaman bir eser yapmaktan daha anlamlı ve önemli olduğu bilinciyle yetiştirin yavrularınızı.Yetiştirdiğiniz eserin kalitesi size bağlı. Dikkat ediniz ki eser her yönüyle sağlam olsun , her türlü zor şartlara dayanabilsin , sizi ve kendisini en kaliteli, en mükemmel şekliyle temsil etsin.

Yorumlar (4)

Bu yorumun beslemesine abone olun
Konya nüfusu ile Yurtta Kalan Öğrencilerin Oranı ?
0

Adrese kayıtlı nüfus bilgilerinden yararlanıldığınd Konya nüfusuna bakıldığında Konya Nüfusu;

İl/İlçe Merkezleri 1.423.546
Belde/Köyler 546.322 ile birlikte
Toplam da 1.969.868 dir.

Konya'da bulunan shçek yuva ile yurt öğrencilerinin yaklaşık olarak dışarıdan gözlemlediğimizde.

350-400 kişidir... Bu çocukların tamamı küçük yaşlarda anne ve babalarından ayrılmamışlardır.
Bebek yaşta anne ve babasından ayrılanların sayısı azdır.Kimi Fakirlik, kimi anne ve babanın ayrılması kimi anne veya babasının hapise girmesi vs..vs gibi nedenlerden dolayı,
-Devletin korumasına alınmışlardır..
-Kişilerin değil...
Ancak; ne zihniyetler gelmiştir ki buralara şeker fabrikasında, memur, gübre fabrikasında hangi kadro ile çalışanlar buralara İdareci/Öğretmen memur olarak atanmaları sonucu.
Sosyal hizmet kavramını anlamamış kendi bulunduğu toplumda yer bulamamış, kadro bulamamış, mevki bulamamış insanlar bu kurumlara gelerek fidandan, ağaç yetiştirme gayreti de göstermeyerek
Nöbetçi öğretmen odasından çıkmayarak buralarda yüksek lisansını tamamlayarak işlerine bakmışlardır.

Konu her nne kadar genel bir başlık altında verilmeye çalışılmış da olsa da, düşünceler sığ bir hamle ile daraltılarak ;
"Duygusal yönden Künt,Çevreyi umursamaz, düşünme kavramaları zayıf, davranış bozuklukları" gibi cümlelerle burada bulunan Çocuk Genç Yetişkin İnsanlara belli kalıplar yazınızda çıkartılmıştır.


Yazımızın tekrar en başına döndüğümüzde, 1.969.868 nüfuslu Konya ilinde bu öğrencilerin sayısı ile sokakta anne ve babası yan yana olan kişilerin oranlarını yanyana getirdiğimizde dışardaki insanlardaki olumsuz / olumlu/ olayların oranlarının hangi açıdan bakarsanız bakın orantılandığında yurttaki öğrencilerin durumlarının sokaktaki insanların yaşamlaraıyla karşılaştırıldığında düşük olacağını ispata lüzümu yoktur..

Bu kurumlara gerçekten sosyal hizmet okullarından mezun, işin ehli, insanlara değer veren, çocukların psikolojisinden anlayan siyasi bakıştan uzak insanların gelmesi dileğimle.....















Kaydet , Haziran 28, 2010
...
0
mrb ahmet bey,
ben yurda geldiğimde 2 fakülte mezunuydum.2. fakültem Sağlık Eğitim Enstitüsü tıp fakültesi,eğitim fakültesi, hukuk fakültesi ve pedogoji ve psikoloji ağırlıklı branşa sahip okulun kendi hocaları vardı.
Yurda 1996 da geldiğimde grubumda 20 genç vardı.Eymen,merdin,hacı ali tecim,cemal ve ahmet kümüştaş,tahir özer,erkan ulaş özen,kemal kökçe,bayram özarslan gibi gençler vardı.Benim grubumda hiçbir öğrencim sınıfta kalmadı.Ben haftasonu ve akşamları çok yurda geldim gençler için .Sen benim grubumda bulunmadın.Beni önyargıyla değil.Grubumda bulunan gençlere sor.Senin bahsettiğin vasıfların hepsini ben eğitim vasıtasıyla aldım.
Yüksek lisansa gelince ,ben cuma yüksek lisans dersine gittim.C.tesi günü 12-20 mesai yaptım.Yüksek lisans yaparken müdür Nafiz beydi oan sorabilirsin.Ben yıllardır her yıl en az 10 gün yıllık iznimi yakarım.Hiç devlete borçlu kalmadım.Bu benim karakterim.Nöbetimde en kalabalık nöbet odalarından birisi benim nöbetimde olurdu.
Makaleye gelince , onların hepsi alanında uzman insanların görüşleri.Benim görüşlerim değil.Bu önyargıyı hakkımda nasıl ve hangi vasıtalarla edindin bilmiyorum,ama çok kırıldım ve üzüldüm.Ömrüm boyunca her açıdan bana en uzak insanla bile iletişim kurmak ve onunla hayatı paylaşmaya çalıştım.
Bunun için Alevilik çalıştım ve 2006 da Akitabını yazdımçÖzellikle shçek e geldim.Şu an İl Müdür Yardımcısı ve Aile Danışma Merkezi Müdürlüğü yapıyorum.
Eğer biraz vicdanın varsa yazdığın mesajı Nafiz beyle paylaş ve onun yorumuyla hareket et.Çünkü bana iftira ediyorsun.
Seni yurtta ben böyle tanımıyordum.Kendimi böyle anlış tanıttığım için üzgünüm ama bir insanı yanlış tanıman ona iftira etme yetksini sana tanımaz.Haa Nafiz beyle bunu paylaşmazsan senin mesajını ve cevabımı ben herkesle paylaşacağım....
Yazık çok yazık.......
Uzm. Cemil PASLI , Haziran 30, 2010 | url
...
0
mrhb.cemil bey.
kişisel olarak sizinle hiçbir problemim yok.
kesin kati şekilde iftira ediyorsun gibi cümleller de hoş değil..
sizin adınızı kullanarak yazı içerisinde bir kelimem varsa..lütfen söyleyin.. ( varsa da özürdilerim ama yok)

yazımı tekrar gözden geçirin..
Sizin geldiğiniz dönemlerdeki davam çizelgenizde şahsen beni ilgilendirmiyor..

Ancak; örnek isterseniz.
size örnek vereyim ...... kişi falanca kurumda kadro alamamış.... ancak Shçek te l şb. müdürü / yok müdür yardımcısı / il müdürü kadrosuna ek ders mesai gibi nedenlerden dolayı aktarıldığını duyduk...biliyoruz...
halen o dönemde olduğu gibi bugünde vardır...

bunların diğer kamu kurumlarında da örnekleri çoktur....

Siz yazdıklarınız konusunda da, eleştiri konusuna da malesef ki yazar olarak ta açık değilmişsiniz..

Ama sizin için "yazık, künt, iftiracı gibi söylemler çabuk söyleyebiliyorsunuz" demek ki.

Bende bunu anladım.
Benim yazımdaki eleştiri konum siz değilseniz o dönemde dışardan atanılan çok kişi vardı tüm shçek'e. (türkiye genelinde) adamların bir daha söylüyorum öğretmenlikle alakası yoktu..
bu siz olmayabilirsniz. üzerinize alınmazsınız biter.

Yazınızdaki bilmsel ifadeler meselesi ne gelince tekrardan söylüyorum...

"" Konu her ne kadar genel bir başlık altında verilmeye çalışılmış da olsa da, düşünceler sığ bir hamle ile daraltılarak ;
"Duygusal yönden Künt,Çevreyi umursamaz, düşünme kavramaları zayıf, davranış bozuklukları" gibi cümlelerle burada bulunan Çocuk/ Genç/ Yetişkin bireylere belli kalıplar vermişssiniz.Savunmasızca

Halbu ki aile yanında bulunan çocuklarında buradaki çocuklardan çok bir farkı olmadığını ben sizin dikkatinizi çekmek istemiştim...

İşte örnek elim bir olay.
Bir bayan vardı ..Fatma hanımda yanlış hatırlamıyorsam...
Temizlik görevlisi olarak çalışıyordu... evlatlarından bir kaçını aynı anda toprağa verdi..bu olaydan her gün dışarda gazetelerde okuyorsunuzdur.. insanlar arasındaki olaylarla birlikte bu cümleleri kullanmış olsaydınız eleştirim olmazdı...

yani sadece burada bulunan bireyler sorunlu değil..
dışardaki sorunlu insanlar kadar buradaki çocuklar da sorunlu.
Ama benim eleştirim tekrardan o kalıplarınıza.

Buralarda yetişmiş çok iyi insanlar da var.

tekrardan sizin kullandığınız kelimeleri kullanmadan.
iyi geceler saygı selam...
A.B.Ö. , Haziran 30, 2010
...
0
mrb Ahmet bey,Tekrar ediyorum.Ben yazıda sadece blimsel ifadeleri aktardım.Oral dönemde anne yoksunluğunun çocuk üzerindeki zararlarını irdeledim.Tabii ki bu yurt ve yuvadan çok toplumu ,tüm anneleri , özellikle "çalışan anneleri" ve ilgisiz anneleri ilgilendiriyor.Bu toplumun genel sorunu olduğu için yazdım bu makaleyi.
Niye alındın ? meselesine gelince.Tabii ki alınırım.Ben yüksek lisansımı yurtta çalıştığım dönemde yaptım.Ama mesaimden çalarak değil.İşimi savsaklayarak değil.
Yurtlardan yetişmiş mükemmel insanların olduğunu, kesinlikle toplum ortalamalarının altında olmadıklarını 8 yıl orada çalışan birisi olarak biliyorum ve savunuyorum.Ama bu makalenin konusu ve yaklaşımı o değil.Biz shçek te çocuğun en sağlıklı bir şekilde yetişmesi için önce any ile aile yanına geri döndürmeyi evlat edinmeyi, koruyucu aileyi,çocuk evlerini, sevgi evlerini önceliyoruz.Bakan hanım açıklama yaptı.5 yıl içerisinde yurt ve yuvalar çocuklar ,Çocuk evi ve sevgi evine döndürülerek kapatılacak.Bunlar işinin ehli bu konulrda uzman insanların görüşleri bağlamında yapılıyor.Biz burada üniversitenin sosyal hizmetler bölümüyle iştişare halinde hareket ediyoruz. Arkadaşlarımız orada derslere giriyor.Öğrenciler bizde staj yapıyor.Bilim duygusallık kabul etmez.
Uzm. Cemil PASLI , Haziran 30, 2010 | url

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy