Perşembe, Aralık 12, 2019

Text Size


DİB bu yıl Kutlu Doğum haftasında ‘Hz. Peygamber ve İnsan Onuru’ konusunu seçti. İnsanı yaratan , yaratılışıyla beraber onun en kerim , en onurlu , en üstün varlık olduğunu ilan etmiştir. ‘And olsun, biz insanoğlunu onurlu , şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.’ İsra , 17/70

Şerefle yaratılmış insanoğlu Müslüman olmakla bu şerefi katlamıştır. Şerefli ve onurlu bir Müslümana düşense;  tüm insanlığın , tüm canlıların onur ve haysiyetine saygı duymak ve başkalarının da saygı göstermesi konusunda sarf etmektir. ’Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona hainlik etmez , onu yalanlamaz , onu yardımsız ve yüz üstü bırakmaz. Her Müslümana diğer Müslümanın onuru , malı ve kanı haramdır. Takva/İhlas işte şurada kalptedir. Kişiye şer/günah olarak Müslüman kardeşini hakir görmesi yeter. Müslim , Birr ,32 ; Tirmizi , Birr,18

Dünyada tüm insanların aradığı ve gerçekleşmesini isteği ortak değer adâlet ilkesidir. (Hud, 11/18; Şûra, 42/40; Mâide, 5/8.) İslâm’da fertler arasında ırk, renk, soy, sop, makam, mevki, fakirlik, zenginlik, şan, şöhret gibi hususlarda üstünlük yoktur. (Bkz. Tevbe, 9/24–25; Kehf, 18/28,32–43; Taha, 20/131; Kasas, 28/76–82; Sebe, 34/35; Abese, 80/1–12).

Adalet ilkesi konusunda en çok dikkat etmemiz gereken gruplar dezavantajlı gruplardır. Bunlar ;  Çocuklar , engelliler , kadınlar , yaşlılar ,hastalar , musibetzedeler, yoksullar , kimsesizler , işsizler , yetim ve öksüzlerdir.

Kuran-ı Kerim’de Yüce Allah ve Hadisleriyle Peygamberimiz yukarıda saydığımız tüm gruplara davranışlarımız konusunda  özellikle bizleri uyarmıştır. Rabbimiz bu konular için Kuran-ı Kerim’in bir çok yerinde çok hassas bir şekilde ikazlarla bizlerin dikkatini çekmiştir. Mesela yetim hakkı konusunu bahsederken ‘Yetimin hakkına riayet edin’ yerine daha şiddetli bir ikaz ile ‘yetimin malına yaklaşmayın’ (Yetimin malına da yaklaşmayın. Ancak rüşdüne (yaşına) erişinceye kadar en güzel şekilde (malını koruyup çoğaltmak için) yaklaşabilirsiniz. Bir de ahdi (yapılan sözleşmeyi) yerine getirin, çünkü verdiği sözden cayan (kıyamet günü) sorumludur.) İsra/17,34 uyarısını yapmıştır.

Kuran-ı Kerim dezavantajlı gruplara iyi davranmayı , onlarla ilgilenmeyi , onlara bakmayı  ‘sarp yokuş’ olarak nitelendirmiş ama o yokuşu aşanları cennetle müjdelemiştir. ’’Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?, O tutsak bir boynu çözmek (köle azat etmek)tir, Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.’’ Beled,90/12-16

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "İnsanlar Adem'in oğullarıdır, Adem'i de Allah, topraktan yaratmıştır (Tirmizî, Menakıb, 73; Ebu Davud, Edeb, 111., 3) "Ey insanlar! İyi biliniz ki Rabbiniz birdir; babanız birdir. Arab'ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arab'a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza Allah'a bağlılık dışında hiçbir üstünlüğü yoktur" (Ahmed b.Hanbel, Müsned, V, 411)

Ebu Zerr-i Gıfarî hazretleri, Bilal-i Habeşî hazretlerine: "Kara kadının oğlu!" diye hakaret etmişti. Bu söz peygamberimize ulaşınca, Ebu Zerr'i: "Ey Ebu Zer! Sen onu anasından dolayı ayıplıyorsun öyle mi? Demek ki sen, içinde hala cahiliye ahlakı kalmış bir kişi imişsin!" diye azarladı. Ebu Zer (r.a) söylediği o sözden o kadar pişman oldu ki, yanağını yere koyarak: "Bilal yanağıma ayağıyla basmadıkça, başımı yerden kaldırmayacağım!" diyerek özür diledi. Hz. Bilal bunu yapmadan da özrünü kabul edeceğini söylemişse de Ebu Zerr'in ısrarı karşısında yanağına basmak zorunda kaldı.

Hz. Osman'ın halifeliği sırasında bir sahabî, yine Ebu Zerr hazretlerini Rebeze'de görmüştü. Burası Medine'ye yakın bir köydü. Ebu Zerr'in ve hizmetçisinin üstünde aynı kumaştan birer gömlek vardı. Ona: İkisini birleştirip de kendine elbise yapsaydın ya!" deyince Hz.Ebu Zer, Peygamberimizden işittiği şu hadisi nakletti: "Hizmetçileriniz, Allah'ın, iradenize emanet ettiği kardeşlerinizdir. Kimin yanında hizmetçi bulunursa kardeşine yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara zahmetli bir iş yüklemeyiniz. Şayet yüklerseniz, kendilerine yardım ediniz. (Buhari, İman, 22; ltk, 15.,)

Peygamber ‘kadınlar’ konusunda ümmetine öyle bir eğitim vermişti ki ; Abdullah ibn. Ömer: ’ biz peygamber döneminde hanımlarımıza yüksek sesle konuşmaktan korkardık. Hakkımızda vahiy gelecek diye düşünürdük’ sözüyle gelinen noktayı ortaya koymuştu.

Hz. Peygamber, azad ederek hürriyetine kavuşturduğu Zeyd b. Harise'yi ve bu zatın oğlu 19 yaşındaki Üsame 'yi İslam’ın o zamana kadar ki en büyük ordusunun ordu kumandanlığına getirmişti. Siyah derili bir zat olan Bilal-i Habeşî'yi de camiinin müezzinliğine getirmiş, aynı zamanda önemli memuriyetlerde vazifelendirmişti.

Peygamberimiz dadısı olan Ümmü Eymen cariye-hizmetçi statüsünde olup hürriyetine kavuşturulmuştur. Sevgili Peygamberimiz kendisine "Anneciğim, anneciğim!" diye hitap ediyordu. Köle ve hizmetçilerin değersiz sayıldığı bir zamanda, Peygamberimizin Ümmü Eymen' e "Anneciğim" demesi köklü bir düşünce değişikliğini müjdeliyordu. Bu düşüncenin esasını da: "Ne olursa olsun insanı insan olarak sevip saymak" oluşturuyordu.

Bir gün Zahir adında kötürüm bir sahabi Medine çarsısında üzüm satmakta idi. Allah Rasulü (s.a.s) mübarek elleriyle Zahir’in gözlerini kapayarak Zahir’i satıyorum alan var mı diye latife yaptı. Zahir: ey Allah’ın Rasulü ben kötürüm birisiyim bana çok para vermezler deyince, Allah Rasulü (s.a.s); sen ucuza gidecek bir varlık değilsin diyerek onu onore etti. (Buhari/İman 5) Hz. Peygamber ve tebliğ ettiği yüce İslam dini insana ve insanlık onuruna yeryüzünde hiçbir sistemin vermediği değeri vermiştir.

İnsan olmak hasebiyle, her Müslüman’ın diğer Müslümanlara olduğu gibi Müslüman olmayanlara karşı da belli bazı sorumlulukları vardır. Bu sorumlulukları yerine getirmeyen Müslümanlar günah işlemiş olur ve Allah tarafından cezalandırılırlar. Kişi, yaptığı iyi işleri, güzel davranışları ve güzel ahlakı ile özel bir değere sahip olacaktır. Nitekim: "İşlediklerine karşılık her birinin dereceleri vardır"(En'am, 6/132) ayetinden, herkesin, yaptığına uygun bir dereceye getirileceği ve mükafatlandırılacağı anlaşılmaktadır.

Özgürlük insan onuru ile aynı anlamdadır. Ve bu onur bir haktan ziyade, insanın özünde bulunan bir cevherdir. İnsandan bu onur alınırsa geriye hayvan mertebesinde bir varlık kalır. Özgürlük açısından da böyledir. İnsan, irade ve özgürlüğü varsa ancak insandır. Eğer ona herhangi bir fikir empoze etmeye çalışılırsa, özgürlüğü ortadan kalkacak ve insanlık onuru zedelenecektir. İslam, insanlara fikir empoze etmeyi büyük bir günah olarak görür. Mantıki temellere değil, körü körüne taklide dayanan inançları da asla kabul etmez.

“İnsan hakları” kavramı günümüzde gittikçe daha bir önem kazanmaktadır. İnsan haklarının toplumda hâkim olması herkesin arzu ve isteğidir. Bu hakları insanlara kimse vermiş değildir, bundan dolayı da kimse alamaz. İnsan, ilahi kudretin kendisine bahşettiği haklara sahip olarak onurlu ve insanca yaşamayı arzu etmektedir. İnsan haklarının toplumda hâkim olabilmesi için ferde ve topluma pek çok yükümlülükler düşmektedir. İslâm’a göre herkes sorumlu olup üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmekle görevlidir

Sonuç olarak ; toplumda dezavantajlı kesimler başta olmak üzere her insan Allah’ın yeryüzünde  halifesidir , saygındır , canı ve malı gibi onuru ve haysiyeti de dokunulmazdır. Peygamberimiz (s.a.s.) Kabe’yi tavaf sırasında şöyle demiştir:

’’(Ey Kabe) Sen ne kadar hoşsun, kokun ne kadar güzel ! Sen ne kadar yücesin , saygınlığın ne kadar yüce ! Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki müminin saygınlığı Allah katında senin saygınlığından daha büyüktür , onun malı , canı ve saygınlığı senin saygınlığından daha üstündür.’’(İbn Mace , Fiten,2)

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy