Pazar, Kasım 17, 2019

Text Size

Sosyal Hizmet



Ülkemizde boşanmaların %46 sının ilk 5 yılda , bu % 23 sinin de yarısının ilk 1 yılda gerçekleştiği ve boşananların %17 sinin aynı eşleriyle evlendikleri gerçeğinden dolayı evliliğin devamı konusunda  en önemli ihtiyacımız sabırdır.

Fakültenin bitişine doğru evlenmeyi planladığım zamanlarda Türkçe ,Arapça ve İngilizce bir çok makale okudum. Bunlardan arapça makalenin birisinden okuduğum bir hikaye (kıssa) beni çok etkilemişti.

Makale bir doktorun evliliğini anlatıyordu , doktorun ağzından:

Doktor anne babası çok geçimsiz , sürekli , tartışan insanlar olduğu için evlenmekten ve kendisinin de eşiyle anne-babası gibi olacağından dolayı sürekli kaçıyordu.

Fakat dindar bir genç olduğu için Kuran ve sünnetin evlenmeyi teşvik eden hükümlerinden etkileniyor, o emirlere de duyarsız kalamıyordu.

Bir gün muayenehanesinde radyo dinlerken ‘Evlilik benim sünnetimdir. Benin sünnetimden ayrılan benden değildir’ şeklindeki Peygamberin sözünü işitti. Bu söz üzerine evlenmeye karar verdi.

Etrafını araştırmaya başladı. Annesi sabırsız olduğu ve evde babasıyla kavgaların genelde annesinin bu sabırsız ve sert çıkışlarından kaynaklandığını bildiği için doktor müstakbel eşi için en çok sabır özelliğinin kuvvetli olması üzerinde duruyordu. Her şeyden önce eşi çok sabırlı bir insan olmalıydı.

İş yerinde tanıştığı bir esnaf beyefendinin davranışları çok hoşuna gitmişti. Asil bir adam  olduğu her halinden anlaşılıyordu. İşte benim aradığım huy, karakter , ağır başlılık bu demişti adamı tanıdıkça.

Adamın kızı olup olmadığını araştırdı. Doktorun yaşına uygun kızı olduğunu öğrendiğinde havalara uçmuştu.

Tüm araştırmaları sonucunda kızla evlenmeye karar verdi. İstemeye gittiklerinde kızın sabrını denemek için kahveyi üzerine kasten döktü ve yüzüne dikkatle baktı. Kızın yüzünde sabırsızlık ve kızgınlıktan eser yoktu. İşte benim istediğim insan dedi ve evlendi.

Yıllar birbirini kovaladı. Huzurlu ve mutlu bir evlilikleri vardı. Doktor eşinin özellikle sabrından , alttan almasından , yumuşak sözlerle konuşmasından çok memnundu.

Devamını oku...

Hekim-akademisyen bir dostum anlattı. Eğitim için İngiltere’ye gitmem gerekiyordu. Arkadaşlarımdan kalacak yer tavsiyesi sordum. Bir arkadaşım pansiyoner bir bayan tavsiye etti. Londra’ya gittim. Bayanı buldum. Bir yıllığına anlaştık ve kalmaya başladım.

80 yaşlarında bir bayandı ev sahibem. Şartları sıraladı. Sadece sabah kahvaltı verebilirim , Perşembe günü hariç dedi. Merak ettim sordum.

Neden Perşembe dedim ?

Ev sahibem yıllardır  her Perşembe günü  ‘gönüllü’ olarak bir huzurevine gittiğini ve oradaki yaşlıların tırnaklarını kestiğini söyledi.

Batı da bu tarz gönüllü çalışmalar çok yaygın dostlar. Devletler kayıtlı gönüllü sayısıyla övünüyor. Toplumun erdemliliği gönüllü sayısıyla ölçüyor.

Bizim toplumumuzda da  ‘gönüllülük’ çok köklü bir gelenek olarak yaşıyor aslında. Çünkü bu dini en kısa ve en güzel anlatan söz (hadis) bizzat gönüllüğün en güzelini anlatır.

’Din nasihattir (samimiyettir-yaptığı her işe , söylediği her söze gönlünü koymaktır). Yine toplumun %99 unun mensup olduğu İslam dinini anlatan Peygamberi anlatırken gönüllülüğe vurgu yapılır.

‘Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun. Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir. Yasin 20,21”

“Sizden buna karşılık hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım âlemlerin Rabb’ine âittir.” demişlerdi. (Şuarâ: 109)

"Ey îmân edenler! İnsanlara gösteriş için malını sarf etmekte olan, Allah’a ve âhiret gününe îmân etmiyor olan kimse gibi başa kakmak ve (gönül) incitmekle sadakalarınızı boşa çıkarmayın! İşte onun misâli, üzerinde biraz toprak bulunan bir kayanın hâli gibidir ki, ona şiddetli bir yağmur isâbet etmiş de, onu çıplak bir hâlde bırakmıştır. (Onlar) kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allah ise, kâfirler topluluğunu (inkârlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyete erdirmez!" (Bakara, 264)

Onlar (takva sahipleridir) ki, gaybe (gaybte Allah'a) îmân ederler, namazlarını kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler (başkalarına verirler).(Bakara 3)

Bir önceki gönül elçileri konulu yazımda (GÖNÜL ELÇİMİZ OLMAYA NE DERSİNİZ ? http://www.cemilpasli.com/sosyal-hizmet/gonul-elcimiz-olmaya-ne-dersiniz ) gönüllüğün bu topraklarda ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğunu anlatmıştım.

“Toplum Kalkınmasında Gönül Elçileri Projesi” 17 Ocak ta tüm Türkiye’de eş zamanlı başlatıldı. Daha 20 gün oldu ve ‘gönül elçisi’ sayımız birinci İl Konya Olarak 3.000 Ülke olarak 21.000 lere ulaştı hamdolsun.

Devamını oku...

Bir toprağın, bir coğrafyanın fethedilmesinde, kazanılmasında, orada hâkimiyet kurulmasında kısaca gerçekten "vatan" haline getirilmesinde askeri güçten daha önemlisi gönüllerin fethedilmesi gerekliliğini insanlık tarihi bize defalarca göstermiştir.

Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında da en büyük pay askeri fetihlerden ziyade "gönüllü hareketler" tarafından yapılmış olan "gönül fetihleri" ne aittir. İslam'ın Anadolu'daki yayılışında - Aşık Paşazade'nin yaptığı dörtlü tasnif "şablon" olarak tarihçiler tarafından kullanılmıştır- dört grup etkili olmuştur. Bunlar:

1.Gaziyanı Rum,

2.Baciyanı Rum,

3.Ahiyanı Rum,

4.Abdalanı Rum’dur.[1]

Bu dört grup 900'lü yıllardan itibaren Anadolu'ya gelmiş ve birbiriyle kardeşlik, dayanışma duyguları içinde faaliyet göstermişlerdir. Gaziler, Bacılar, Ahiler ve Abdallar Peygamberimizin Hz Ali'ye söylediği hadisi ideal olarak almışlar ve hiçbir zaman hadisin manasını unutmamışlardır. Resulullah Hayber'in fethiyle görevlendirdiği Hz Ali'ye şöyle demişti: "Vallahi senin vesilenle bir kişinin imana, hidayete ermesi, üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır. "[2]

Çoğu Türkmen olan bu gaziler Anadolu'daki İslami faaliyetleri "örgütlü davet" şeklinde yürütüyorlar ve bu dört grup birbirleriyle yardımlaşıyor, birbirlerinin eksiğini tamamlıyorlardı. Bunlar sosyal yardımlaşma müesseseleri kuruyor, toplumda yardıma ihtiyacı olan çocuk, yaşlı, borçlu, garip, misafir herkese merhamet kanalları oluşturuyor ve "kimsesiz ve muhtaç" herkese sahip çıkıyorlardı.

Anadolu Gazileri yıllar süren davet ve gayri nizamı gazalar sonucu ülfet peyda ettiği Anadolu'nun Rum halkıyla yaşamaya alışmışlardı. Zaten Gazilerin mücadele ettiği asilzadeler, toprak ağaları, tekfurlar ve Bizans yönetimi Anadolu halkını yıllardır sömürerek canlarından bezdirmişlerdi. İşte yıllarca zulümlerden bıkmış ve şefkat ve merhameti unutmuş olan halk bu gönüllü teşekküllerde aradıklarını buluyorlardı. Hiçbir menfaat beklemeden sadece Allah rızası için yapılan bu hizmetler insanların gönlünü fethetmişti.

Gaziyan, Ahiyan, Baciyan ve Abdalan hareketi bugünkü tabiriyle birer "gönüllü kuruluş" hüviyetinde idi. Kendisini İslam'a adayan fertlerin disiplinli, inanç, duygu, düşünce ve eylem birliğini bünyelerinde gerçekleştirdikleri cemaat hareketleriydi. Temelini istibdat ve maddi güce dayalı saltanatın değil, sevgiye, inanca dayalı kardeşliğin oluşturduğu bu cemaatlerde faziletlerin tümünü içine alan "fütüvvet" ilkesinin ayrıcalıklı bir yeri vardı. Cömertlik, mertlik, cesaret, kahramanlık, tevazu, hilm, şefkat, hoşgörü, ülfet, muhabbet, meveddet ve fedakârlık gibi tüm faziletleri bünyesinde toplayan "fütüvvet" in tarihi çok eskilere dayanmaktadır.

Devamını oku...

Tüp bebekle ilgili hükümetin son kararı sosyal devlet olma konusunda çok önemli bir adım. Ülkemizde evli çiftlerin 0-1 yaş bir bebeği evlat edinmek için 3 yıldan fazla zaman beklemeleri gerekiyor.

Konya’ da evlat edinmek isteyen ailelerin sayısı 70 den fazla. Yılda ortalama 20 civarında çocuk evlat edindiriliyor.

Koruyucu aile olarak ta 34 ailemizde 40 çocuğumuz bulunuyor. 7 ailemiz Koruyucu aile olmak için sırada bekliyor. Bütün çabamızı ortaya koyarak bu iki sisteme ilaveten  Ayni Nakdi Yardım modellerini çalıştırdık. Yuvamızın ve yurtlarımızın kapasitelerini ikiyüzlü rakamlardan ellili rakamlara çektik.

Mutluluk= Aile , Aile = Anne + Baba + Çocuk demek. Dolayısıyla maddi imkanı olan ailelerin başvurduğu ‘Tüp Bebek’ yönteminden , maddi imkanı olmayan ailelerinde faydalanması sosyal adaletin en önemli önceliklerinden bana göre.

Evli çiftlerin  kendi çocuklarını kucaklarına almalarının bir devlet ve toplum için faydaları saymakla bitmez. Bu konuda yapılan yatırımın en önemli yatırımlardan birisi olduğunu düşünüyorum.

Sağlık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında yapılacak ciddi bir çalışma ile hizmetin çerçevesi çok net bir şekilde çizilmesi gerekiyor.

Çerçeve diyorum çünkü dezavantajlı gruplara yönelik hizmetlerde çerçeveyi ortaya koymak çok önemli.

20 yıla yakındır bu konuları çalışıyorum. Bu bakanlık kurulmadan çok önceleri ‘Daha Etkin bir Sosyal Devlet İçin ‘Tek Çatı’ ‘ ismini verdiğim bir proje yaptım. ( http://www.cemilpasli.com/daha-etkin-bir-sosyal-devlet-icin-tek-cati-onerim/ ) Bu projeyi ilk defa yıllar önce kaleme aldım. (http://www.belge.com.tr/arc/belgeci/mustafa.php?sayfa=yazi&yno=103 )

Projede üzerinde durduğum en önemli hususlardan birisi ‘YARDIM’ (balık verme) kelimesi yerine ‘DESTEK’ (balık tutmayı öğretme) kelimesini önermemdi. Bakanlığa isim olarak ta ‘Sosyal Hizmet ve Destek Bakanlığı’ ismini önermiştim.

Başlangıçta 2007 yı8lında 300 bin öngörülen Evde Bakım Ücreti bu gün 400 bine (392.000 dayanmış durumda. Bu hizmetten faydalanan engellilerin bir çoğu 2022 Özürlü maaşından da yararlanıyor. SYDV çok ciddi ödenekler kullanıyor.

Olayın bu gün geldiği noktada destek ve yardım farkı çok daha önemli bir hale geldi. Bu şekilde yapılan sosyal yardımlar belli bir süre sonra bütçe için döndürülemez miktara ulaşabilir. Davos’ta Sayın Bakanımız sosyal yardım miktarını açıkladığında diğer ülke temsilcilerin ‘acaba bir tercüme hatası mı var , bu kadar sosyal yardım fazla değil mi ? ’ sorusu bizim için aslında bir uyarı anlamı da taşıyor.

Devamını oku...

Sosyal Politikanın merkezinde aile olmalıdır. Aile anne , baba ve çocuk (3) tan oluşan toplumun yapı taşıdır. Aileyi  esas almadan kadın , çocuk ve erkeklere yönelik politika geliştirmek mümkün değildir.

03 Temmuz 2005 tarihinde çıkarılan 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve 08 Mart 2012 de çıkarılan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun mevzuat olarak en çok aileyi ilgilendiren yasal metinler olarak uygulanıyor.

Üzerinden 8 yıla yakın zaman geçen Çocuk Koruma Kanunu ile ilgili geçenlerde bir gazetenin manşetten verdiği bir istatistik dikkatimi çekti. TÜİK' e göre son 4 yılda çocuk suçu sayısının yüzde 36 arttığı kaydedildi. Kanun; bir taraftan iyi niyetle bakıldığında  çocuğu korumak için cezaları silerken veya indirirken , diğer taraftan onları suç örgütlerinin potansiyel malzemesi haline getirebiliyor.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun metninde de buna benzer dikkat edilmesi gereken hükümler var.

Benim önerim; Aileyi , yeni kurduğu bakanlığın isminin başına koyacak kadar önemseyen ve tüm sosyal politikaların merkezine alan hükümetin Aileyi direk ilgilendiren 5395 ve 6284 sayılı iki yeni kanunun uygulama sonuçlarının masaya yatırıldığı geniş katılımlı en az 5 günlük bir sempozyum düzenlemesi. Bu sempozyumda akademisyenler , hukukçular , aile ve sosyal politikalar çalışanları , Diyanet İşleri Başkanlığı Aile İrşat Bürosu Çalışanları ,  Sivil Toplum Kuruluşları ve Yerel Yönetimler gibi ilgili tüm taraflar davet edilerek iki kanunun sonuçları enine boyuna tartışılmalıdır.

Her teorinin uygulamada mutlaka düzeltilmesi ve düzenlenmesi gereken parçaları olur. Bu eşyanın doğasında vardır. İnsanlar ne kadar çaba gösterirse göstersin plan , proje ve teorilerini uygulamaya yüzde yüz aktaramazlar.

Aile gibi temel bir konuda çok iyi niyetle ve büyük hedeflere yönelik olarak çıkarılmış bu iki kanun metni yapılacak sempozyumla tekrar gözden geçirilmelidir. İlave edilmesi , düzeltilmesi , çıkarılması gereken maddeler revize edilmelidir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 9 - 19

9