Pazartesi, Aralık 09, 2019

Text Size

Sosyal Hizmet



Toplumun temeli olan aileyi ayakta tutan 5 sütun vardır. Bu sütun üzerinde aileler ne kadar sağlam bir yapıda tesis edilirse toplumun yapısı da o oranda sağlam olur.Aileyi ayakta tutan 5 sütun şunlardır.

1.Hukuk

2.Sağlık

3.İletişim

4.Ekonomi

5.Medya okuryazarlığı

Bakanlık olarak Aile Eğitim Programlarını da (www.aep.gov.tr ) bu beş temel başlıkta ele aldık. Bunlarda ;

1.Aile ve Hukuk. Hak yerde kalmaz

2.Aile ve Sağlık. Sağlam baş yastık istemez

3.Aile ve İletişim. Evceğizim evceğizim saklar benim halceğizim.

4.Aile ve ekonomi. Ayağını yorganına göre uzat

5.Aile ve Medya Okuryazarlığı. Üzüm üzüme baka baka kararır.

Hepsi birbirinden önemli ve hepsi birbiriyle bağlantılı bu esasların bu yazımda ekonomi başlığı üzerinde durmak istiyorum.

İktisatta kazanmak kadar harcamanın da aynı oranda önemli olduğu gerçeğini unutmamamız gerekiyor. ’İşten artmaz dişten artar’ atasözü , ‘Akan bir nehirde bile abdest alsanız israf etmeyin’ hadisi şerifi bu gerçeği çok güzel anlatır.

Toplumda Aile , Aile de ekonomi bu kadar önemli olunca en önemli harcama kalemlerinden enerjide Bakanlığımızın da ortak olduğu ‘enerji hanım projesi’ başlatıldı.

Devamını oku...

 

Tarihin ilk zamanlarından bu güne iyilik ve kötülük hep birlikte at başı yürümüştür. Her zaman Habil’in hemen yanı başında bir Kabil belirmiş hatta babamız Hz. Adem yaratıldığı anda İblis ona muhalefetini ortaya koymuştur.

Aslında Yüce yaratıcı dünyanın yaratılışını böyle takdir etmiş siyahla beyaz , iyiyle kötü , güzelle çirkin , doğruyla yanlış iç içe var olagelmiştir. Yaratıcı akıl ve kalp sahibi insanı bu iki seçenekten doğru olanı seçme konusunda serbest bırakmıştır.

Şems suresinde (Şems,91,7,8) insanı bir bilgisayar örneğiyle anlatan yaratıcı , ona  iki farklı program (fücur-takva) yüklediğini seçimin kendisine ait olduğunu , seçimin sonuçlarıyla birlikte en açık şekliyle  ifade eder.

Peygamberin ölüm kalım savaşlarından olan Uhud’da savaş için yola çıkan 1000 kişiden 300 e yakını Peygambere ihanet ederek ve moral bozmak amacıyla Medine’de değil , yoldan geri dönmüştür.

Kısaca en iyi niyetli , en mükemmel olarak düşünülmüş , tasarlanmış hareketler içerisinde  dahi istismarcılar , art niyetliler bulunur. Tarlaya atılan her tohum yeşermez , bir kısmı çürür. Ama kalan tohum ürün almamız için yeter. Hangi ilaç var ki  yan etkisi bulunmasın. Ama biz yan etkisi var düşüncesiyle ilaç kullanmaktan vaz geçmeyiz.

‘Gönül Elçileri’ projesi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından 19 Aralık’ta duyuruldu. 17 Ocak 2013 tarihine kadar  tanıtım çalışmaları yapıldıktan sonra 17 Ocak’ta projeye start verildi. Konya’da Sayın Valimiz ve değerli eşleri Hatice Doğan Hanımefendi himayesinde etkili bir tanıtım kampanyası yürütüldü. Bu gün itibariyle 8.000 ne yakın Gönül Elçisi , 6.000 ne yakın ihtiyaç sahibi www.konyagonulelcileri.gov.tr adresine kayıt yaptırdı. 2 yıllık bir süre için düşünülen projede 30 ilimizde hiç olmadığı için ‘Koruyucu Aile’ başlığı düşünüldü. İlimizde 38 ailede 47 çocuğumuza bakılıyor ve 20 den fazla ailemiz sırada.

Gönül Elçileri projesinin Konya ayağını Valimiz ve Hanımefendinin himayesinde, Vali Yardımcımız başkanlığında çok farklı Kamu-Yerel Yönetim ve STK lardan katılan seçkin 20 kişilik bir komisyon yürütüyor.

Devamını oku...

Ülkemizde boşanmaların %46 sının ilk 5 yılda , bu % 23 sinin de yarısının ilk 1 yılda gerçekleştiği ve boşananların %17 sinin aynı eşleriyle evlendikleri gerçeğinden dolayı evliliğin devamı konusunda  en önemli ihtiyacımız sabırdır.

Fakültenin bitişine doğru evlenmeyi planladığım zamanlarda Türkçe ,Arapça ve İngilizce bir çok makale okudum. Bunlardan arapça makalenin birisinden okuduğum bir hikaye (kıssa) beni çok etkilemişti.

Makale bir doktorun evliliğini anlatıyordu , doktorun ağzından:

Doktor anne babası çok geçimsiz , sürekli , tartışan insanlar olduğu için evlenmekten ve kendisinin de eşiyle anne-babası gibi olacağından dolayı sürekli kaçıyordu.

Fakat dindar bir genç olduğu için Kuran ve sünnetin evlenmeyi teşvik eden hükümlerinden etkileniyor, o emirlere de duyarsız kalamıyordu.

Bir gün muayenehanesinde radyo dinlerken ‘Evlilik benim sünnetimdir. Benin sünnetimden ayrılan benden değildir’ şeklindeki Peygamberin sözünü işitti. Bu söz üzerine evlenmeye karar verdi.

Etrafını araştırmaya başladı. Annesi sabırsız olduğu ve evde babasıyla kavgaların genelde annesinin bu sabırsız ve sert çıkışlarından kaynaklandığını bildiği için doktor müstakbel eşi için en çok sabır özelliğinin kuvvetli olması üzerinde duruyordu. Her şeyden önce eşi çok sabırlı bir insan olmalıydı.

İş yerinde tanıştığı bir esnaf beyefendinin davranışları çok hoşuna gitmişti. Asil bir adam  olduğu her halinden anlaşılıyordu. İşte benim aradığım huy, karakter , ağır başlılık bu demişti adamı tanıdıkça.

Adamın kızı olup olmadığını araştırdı. Doktorun yaşına uygun kızı olduğunu öğrendiğinde havalara uçmuştu.

Tüm araştırmaları sonucunda kızla evlenmeye karar verdi. İstemeye gittiklerinde kızın sabrını denemek için kahveyi üzerine kasten döktü ve yüzüne dikkatle baktı. Kızın yüzünde sabırsızlık ve kızgınlıktan eser yoktu. İşte benim istediğim insan dedi ve evlendi.

Yıllar birbirini kovaladı. Huzurlu ve mutlu bir evlilikleri vardı. Doktor eşinin özellikle sabrından , alttan almasından , yumuşak sözlerle konuşmasından çok memnundu.

Devamını oku...

Hekim-akademisyen bir dostum anlattı. Eğitim için İngiltere’ye gitmem gerekiyordu. Arkadaşlarımdan kalacak yer tavsiyesi sordum. Bir arkadaşım pansiyoner bir bayan tavsiye etti. Londra’ya gittim. Bayanı buldum. Bir yıllığına anlaştık ve kalmaya başladım.

80 yaşlarında bir bayandı ev sahibem. Şartları sıraladı. Sadece sabah kahvaltı verebilirim , Perşembe günü hariç dedi. Merak ettim sordum.

Neden Perşembe dedim ?

Ev sahibem yıllardır  her Perşembe günü  ‘gönüllü’ olarak bir huzurevine gittiğini ve oradaki yaşlıların tırnaklarını kestiğini söyledi.

Batı da bu tarz gönüllü çalışmalar çok yaygın dostlar. Devletler kayıtlı gönüllü sayısıyla övünüyor. Toplumun erdemliliği gönüllü sayısıyla ölçüyor.

Bizim toplumumuzda da  ‘gönüllülük’ çok köklü bir gelenek olarak yaşıyor aslında. Çünkü bu dini en kısa ve en güzel anlatan söz (hadis) bizzat gönüllüğün en güzelini anlatır.

’Din nasihattir (samimiyettir-yaptığı her işe , söylediği her söze gönlünü koymaktır). Yine toplumun %99 unun mensup olduğu İslam dinini anlatan Peygamberi anlatırken gönüllülüğe vurgu yapılır.

‘Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun. Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir. Yasin 20,21”

“Sizden buna karşılık hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım âlemlerin Rabb’ine âittir.” demişlerdi. (Şuarâ: 109)

"Ey îmân edenler! İnsanlara gösteriş için malını sarf etmekte olan, Allah’a ve âhiret gününe îmân etmiyor olan kimse gibi başa kakmak ve (gönül) incitmekle sadakalarınızı boşa çıkarmayın! İşte onun misâli, üzerinde biraz toprak bulunan bir kayanın hâli gibidir ki, ona şiddetli bir yağmur isâbet etmiş de, onu çıplak bir hâlde bırakmıştır. (Onlar) kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allah ise, kâfirler topluluğunu (inkârlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyete erdirmez!" (Bakara, 264)

Onlar (takva sahipleridir) ki, gaybe (gaybte Allah'a) îmân ederler, namazlarını kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler (başkalarına verirler).(Bakara 3)

Bir önceki gönül elçileri konulu yazımda (GÖNÜL ELÇİMİZ OLMAYA NE DERSİNİZ ? http://www.cemilpasli.com/sosyal-hizmet/gonul-elcimiz-olmaya-ne-dersiniz ) gönüllüğün bu topraklarda ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğunu anlatmıştım.

“Toplum Kalkınmasında Gönül Elçileri Projesi” 17 Ocak ta tüm Türkiye’de eş zamanlı başlatıldı. Daha 20 gün oldu ve ‘gönül elçisi’ sayımız birinci İl Konya Olarak 3.000 Ülke olarak 21.000 lere ulaştı hamdolsun.

Devamını oku...

Bir toprağın, bir coğrafyanın fethedilmesinde, kazanılmasında, orada hâkimiyet kurulmasında kısaca gerçekten "vatan" haline getirilmesinde askeri güçten daha önemlisi gönüllerin fethedilmesi gerekliliğini insanlık tarihi bize defalarca göstermiştir.

Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında da en büyük pay askeri fetihlerden ziyade "gönüllü hareketler" tarafından yapılmış olan "gönül fetihleri" ne aittir. İslam'ın Anadolu'daki yayılışında - Aşık Paşazade'nin yaptığı dörtlü tasnif "şablon" olarak tarihçiler tarafından kullanılmıştır- dört grup etkili olmuştur. Bunlar:

1.Gaziyanı Rum,

2.Baciyanı Rum,

3.Ahiyanı Rum,

4.Abdalanı Rum’dur.[1]

Bu dört grup 900'lü yıllardan itibaren Anadolu'ya gelmiş ve birbiriyle kardeşlik, dayanışma duyguları içinde faaliyet göstermişlerdir. Gaziler, Bacılar, Ahiler ve Abdallar Peygamberimizin Hz Ali'ye söylediği hadisi ideal olarak almışlar ve hiçbir zaman hadisin manasını unutmamışlardır. Resulullah Hayber'in fethiyle görevlendirdiği Hz Ali'ye şöyle demişti: "Vallahi senin vesilenle bir kişinin imana, hidayete ermesi, üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır. "[2]

Çoğu Türkmen olan bu gaziler Anadolu'daki İslami faaliyetleri "örgütlü davet" şeklinde yürütüyorlar ve bu dört grup birbirleriyle yardımlaşıyor, birbirlerinin eksiğini tamamlıyorlardı. Bunlar sosyal yardımlaşma müesseseleri kuruyor, toplumda yardıma ihtiyacı olan çocuk, yaşlı, borçlu, garip, misafir herkese merhamet kanalları oluşturuyor ve "kimsesiz ve muhtaç" herkese sahip çıkıyorlardı.

Anadolu Gazileri yıllar süren davet ve gayri nizamı gazalar sonucu ülfet peyda ettiği Anadolu'nun Rum halkıyla yaşamaya alışmışlardı. Zaten Gazilerin mücadele ettiği asilzadeler, toprak ağaları, tekfurlar ve Bizans yönetimi Anadolu halkını yıllardır sömürerek canlarından bezdirmişlerdi. İşte yıllarca zulümlerden bıkmış ve şefkat ve merhameti unutmuş olan halk bu gönüllü teşekküllerde aradıklarını buluyorlardı. Hiçbir menfaat beklemeden sadece Allah rızası için yapılan bu hizmetler insanların gönlünü fethetmişti.

Gaziyan, Ahiyan, Baciyan ve Abdalan hareketi bugünkü tabiriyle birer "gönüllü kuruluş" hüviyetinde idi. Kendisini İslam'a adayan fertlerin disiplinli, inanç, duygu, düşünce ve eylem birliğini bünyelerinde gerçekleştirdikleri cemaat hareketleriydi. Temelini istibdat ve maddi güce dayalı saltanatın değil, sevgiye, inanca dayalı kardeşliğin oluşturduğu bu cemaatlerde faziletlerin tümünü içine alan "fütüvvet" ilkesinin ayrıcalıklı bir yeri vardı. Cömertlik, mertlik, cesaret, kahramanlık, tevazu, hilm, şefkat, hoşgörü, ülfet, muhabbet, meveddet ve fedakârlık gibi tüm faziletleri bünyesinde toplayan "fütüvvet" in tarihi çok eskilere dayanmaktadır.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 9 - 20

9