Perşembe, Eylül 24, 2020

Text Size

Sosyal Hizmet



Son zamanlarda en çok aileyi yazıyorum.

‘’Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!
Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey;’’

Şeklinde feryadı figan yazıyorum.

Başka bir yerden gelen desteğe bu hafta köşemi ayırmak istedim, buyrun.

İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği İDSB tarafından 24-25 Ocak 2015 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen Uluslararası Aile Konferansı 2’incisinin sonuç bildirgesi açıklandı.

Bildirgenin açıklanmasının ardından kapanış konuşmasını yapan İDSB Genel Sekreteri Av. Ali Kurt konferansın önemli fikirlerin ortaya çıkmasına ve sunulmasına vesile olduğunu belirterek, bildirgenin gerekli merciler tarafından dikkate alınacağına inandığını söyledi.

Av. Ali Kurt;’24-25 Ocak 2015 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen ve 30 ülkeden yaklaşık 500 STK temsilcisi, ilim adamı, akademisyen ve bürokratın katıldığı “Uluslararası Değişen Dünyada Bireyler Arası Etkileşim Ağı Olarak AİLE: Şefkat, Hürmet, Nezaket, Paylaşım” başlıklı İDSB II. Uluslararası Aile Konferansı’nın katılımcıları olarak bizler, aşağıdaki hususları dünya kamuoyunun dikkatine sunuyoruz’ sözleriyle sonuçları paylaştı.

Devamını oku...

Başbakanımız,Hemşehrimiz Ahmet Davutoğlu Aile yönelik atılacak adımları açıklamadan hemen önce 25 Aralık 2014 de ‘3 Çocuk Ama Nasıl ? başlıklı yazımı yazmıştım.

Yazım da Huzur ve Mutluluğun üretildiği tek mekan olan 3 çocuklu Ailenin nasıl ve ne şekilde hayata geçirileceğini ifade etmeye çalışmıştım.

Paket açıklandı.

Ben bu paket için ‘yetmez ama evet’ diyenlerdenim.

Gerekçem ise; olaya bakış açımızın bir medeniyet tasavvuruyla aileyi değerlendirmek ve medeniyeti o aile üzerine kurmak üzerine olma konusunda gereken hassasiyetin bulunmadığı endişem.

‘3 Çocuk Ama Nasıl ?’yazımın son cümleleriyle konuya başlamak istiyorum;

‘’Burada benim dikkat çekmek istediğim konu özellikle çocuk yetiştirme, annelik döneminde olan bayanların özellikle çalışmadan ziyade ev hanımlığına teşviki konusu.

Çocuk büyütmede 0-3 yaşın anne babaya özellikle anneye çocuğun oksijenden daha çok muhtaç olduğu bir dönem olarak ısrarla anlatıyoruz.(http://www.hurriyet.com.tr/saglik/23728749.asp )

0-3 de anneye babaya doymamış çocuklarda ‘’oral fiksasyon’’ dediğimiz sendrom gelişiyor.Bu ‘’oral fiksasyon’’ denilen sendromdan tüm çocukların korunması için devlet tüm politikalarını yeniden gözden geçirmeli. Çünkü çocuklarda madde bağımlılığına kadar giden etkileri var. http://www.haberturk.com/saglik/haber/873982-madde-bagimliligina-daha-yatkin-oluyorlar

3 çocuk yapacak ailelerde özellikle kadınlara çocuk üzerinden anne olma üzerinden çok ciddi teşvikler ve özendirici adımların, maddi manevi desteklerin devletimiz tarafından hızlı bir şekilde alınması gerekiyor.

Her kadının ekonomimiz büyüsün, istihdam oranları yükselsin söylemiyle çalışmaya teşvik edildiği günümüzde siz bırakın 3 çocuğu bir çocuk konusunda dahi aileler zorlanıyor.

Hatta evlilik yaşı erkek ve kadında  sürekli yükseliyor ülkemde.

Devamını oku...

‘Ben haklı değil mutlu olmak istiyorum’

Sözü için ‘şimdi haykırmak zamanı’ demiştik bir yazımızın başlığında.

‘Hak’ kavramının ön plana çıktığı ‘fazilet’ kavramının geride kaldığı bir çağdayız.

Üstadın ‘Mariz bir asır’ dediği 19. Yüzyıl bütün evrensel kavramları alt üst etti.

İnsanlar üzerinde düşündüğü ve anlaştığı kavramlar ters yüz olunca bu durum bütün hayatımıza yansıdı.

Batının ortaçağdan çıkışının şifrelerinden birisiydi ‘hak’ kavramı.

Konu çok ama çok geniş ben olaya sadece aile de hak kavramı üzerinden ele alacağız konuyu.

Peygamberimiz; ‘Münakaşadan hak lı bile olsa vazgeçmedikçe kişinin İMANI tamam olmaz’ der.

Bu gün toplumda ve onun çekirdeği ve aynası olan ailede en temel probleme kaynağı bu.

Ben hak lıyım , ben mağdurum , ben yük alanım , ben arka plana atılıyorum, ben itiliyorum , ben yeterince kale alınmıyorum , bana değer verilmiyor v.b.

Bizim kültürümüzde başa gelen olaylarda ilk yapılması gereken ÖZ ELEŞTİRİ dir.

Peygamberimiz Taif lilere tebliğde bulundu.

Onlar tebliği kabul etmek bir yana Alemlere Rahmet insanı taşladılar, yaraladılar.

Ama Peygamberim onları ASLA suçlamadı.

Devamını oku...

Tarih:22 Aralık 2010

O zaman ki adıyla  Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürü Doç. Dr. Ayşen Gürcan medyaya söyleşi veriyor.

Söyleşinin ana başlığı aile yapımız.

‘’Geleceğe dönük politikalar geliştirilmesi gerektiğini söyleyen Gürcan, bu kapsamda aile eğitimini çok önemsediğini aktardı. Bunun toplum eliyle yapılması gerektiğini belirten Gürcan, "Mesela, bugün kadın çalışma hayatına girdi, eğitim düzeyi arttı. Çocukların okula gitme oranları arttı, ki doğrusu da budur ama bunlardan dolayı kadınların üzerlerine binen ve geçmişten getirdiği yüklerin paylaşılması lazım. Bir şekilde bu ilişki sisteminin kendi değer sistemimizde yeniden üretilmesi gerekir. Yani, yük olan değil, yükü alan insanlar yetiştirmeliyiz. Fedakar insanlar yetiştirmeliyiz. Bu, aynı zamanda huzur da getirir." şeklinde konuştu.

Huzuru iyi olmayan aileden başarı da çıkmayacağını vurgulayan Gürcan, "Aile mutluluğunun paradan, kariyerden, statüden çok daha önemli olduğunu çocuklarımıza öğretmeliyiz. Aile kaybedilmeyecek en büyük değerimiz olmalı. Bu değerler ise öğretilemez, çocuğa sizin haliniz geçer. Armut dibine düşer, diye bir söz vardır. Anne baba olarak sizde bir fedakarlık yoksa, ötekiler de onu alacaktır. Ne kadar verirsen o kadar alırsın." dedi. Gürcan, ailedeki networkun gücünün de doğru bir şekilde anlatılması gerektiğinin altını çizdi.

Türk aile yapısında anne, baba, baldız, bacanak, dünür, enişte, hala, teyze gibi 41 tane isimlendirme bulunduğunu belirten Gürcan, bunlar arasındaki iletişimi bir çeşit network olarak nitelendiriyor. Türkiye'de azınlık olmakla birlikte 'akraba-i ret' yaparak networku koparmış aileler bulunduğuna dikkat çeken Gürcan, "Bu tür ailelerin sayısı az, ancak şimdiden önlem alınmazsa bu artacak.(http://www.haber7.com/yasam/haber/669071-ne-amca-ne-hala-ne-teyze-kalacak

Özellikle 3 çocuğun aile sağlıklı ve dengeli bir ortamda yetişmesi ve aile bağlarının muhafazasında çok büyük önemi olduğu bir gerçek.

Bu söylemi Cumhurbaşkanımız en güçlü şekliyle gündemde tutuyor.

Devamını oku...

Diyanet İşleri Başkanlığı ülkemizin en eski ve köklü kurumlarından.

İlahiyatçı olarak kurumu sürekli yakından takip etme hatta birçok projede birlikte çalışma imkanı buldum.

2009 yılında yapılan 4. Din Şurasına ‘Yetiştirme Yurdu Gençliği ve Din Eğitimi’ konulu tebliğimle katıldım.

Şura 3 komisyondan oluşuyordu.

Ben 3. Komisyonda yani Camii dışı din hizmetleri komisyonunda idim.

Bu sen 5.Din Şuarası yapılacak.

5 yıllık bir süreçte Diyanet İşleri Başkanlığının hizmet sunumunda ciddi değişikler olduğunu gördük.

Şuradaki izlenimlerimi ve kararları paylaşmıştım.

O günden bu güne değişimi görmek isteyenler yazıma başvurabilir.

Diyanet İşleri Başkanlığının Açılımı: 4. DİN ŞURASI http://www.cemilpasli.com/sosyal-hizmet/diyanet-isleri-baskanliginin-acilimi-4-din-surasi

Merkezi vaaz sisteminden vazgeçildi, sosyal hizmet kurumlarına,ceza evleri ve hastanelere daha aktif katkılar sağlandı, sosyal meselelere DİB in ilgisi daha fazla arttı ve bir çok projelerle hayatın da tam da içine girdi.

Konya Müftülüğü ile İl Merkezindeki tüm Din Görevlileri ve eşlerine SHU Bilal ERDOĞAN Bey kardeşimle ‘Aile İçi İletişim’ seminerleri verdik.

Aile ve Dini Rehberlik Daire Başkanımız Huriye MARTI ‘’Sağlıklı Birey,Mutlu Aile,Huzurlu Toplum’’ Projesiyle 81 İl Müftülüğüyle aileye yönelik güzel çalışmalar yaptı,bir çoğunun içinde bulundum.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 6 - 21

6