Çarşamba, Ocak 16, 2019
Text Size

Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

ASKON Konya Şubesi Yönetim Kurulu üyelerine ''İş Hayatında İletişim, Aile İçi Huzurun Dinamikleri, İş ve Aile Ahlakı'' konularında sunum yaptık.YK Baş...

Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

  • Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

    Pazartesi, 24 Aralık 2018 14:06
  • Muhabbethane'de Gençlerle ''Huzurun Anahtarı''nı konuştuk...

    Salı, 13 Kasım 2018 08:17
  • Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

    Perşembe, 25 Ekim 2018 09:01
  • Emirgazi'de öğretmenlerimizle beraberdik...

    Pazartesi, 24 Eylül 2018 11:06
  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02

Sosyal Hizmet



İnsan canlılar içerisinde eğitime en fazla ihtiyaç duyan varlıktır. Eğitim anne karnına düştüğü andan itibaren başlayan ve son nefese kadar devam eden etkin bir süreçtir.

Eğitimin en önemli mekanı ise ailedir. Anne baba ve çocuklardan oluşan ve mutluluğun imalatının yapıldığı ana kaynak olan aile insanın kişiliğinin oluştuğu müessesenin adıdır.

İnsanda özgüven, zihni arka plan ve sosyal çevre aile sayesinde oluşur.Toplumun temel yapı taşı olan aile sosyal hayatın tarihin bütün dönemlerinde en önemli kurumu olarak kabul edilmiştir.

Kişinin eğitiminde en önemli kurumun aile kabul edildiğinde ailenin eğitiminin daha önemli olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalıyoruz.

Özellikle sanayileşmeyle birlikte ataerkil yapının bozularak çekirdek aileye dönüşen bir toplumda kişinin en önemli eğitim mekanı olan ailenin eğitimi bilhassa önem kazanmaktadır.

Peki ailemizi nasıl eğiteceğiz ?

Devletimiz bu gerçekten hareketle önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını kurdu.Bakanlığın Koruyucu Önleyici Hizmetler adına en önemli birimi olarak Aile Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğünü kurdu.

Aile Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü yüzlerce uzmanın katkısıyla Aile Eğitim Programını (aep) oluşturdu. Burada bakanlığın amacı bütün ilgili kurumlarında sürece dahil edilmesiyle aile eğitiminin toplumda en hızlı şekilde yaygınlaşmasını sağlamaktı.

Aile Eğitimi Programı(aep); Aile Eğitimi, Evlilik Öncesi Eğitim, Boşanma Öncesi Eğitim, Aile ve İletişim, Aile ve Hukuk, Aile ve Sağlık, Aile ve Ekonomi, Aile ve Sosyal Medya Okuryazarlığı gibi ana başlıklar , 23 modül ve 170 civarında üniteyle aile ile ilgili gerekli tüm konuların yer aldığı modüler bir programdır.

Devamını oku...

Büyükşehir Belediye Başkanımız Tahir Akyürek Bey seçildikten sonra ilk ziyaretini Gül Madde Bağımlıları Kurtarma ve Gençlik Derneği’ne ikinci ziyaretini ASPİM’e bağlı 13-18 yaş arası Kız Çocukları Bakım Sosyal Rehabilitasyon Merkezi’ne yaptı.

Başkan bu adımlarıyla 3. Dönemde ‘Sosyal Belediyecilik’ alanına daha fazla ağırlık vereceğinin ilk işaretlerini verdi.

Sosyal dışlanma insanlık tarihiyle başlayan bir süreçtir. Dışlanmış/damgalanmış bölgelerde bu yaklaşımın tabii sonucu.

Alemlere rahmet olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) sosyal dışlanmanın zirveye çıktığı bir zamanda vazifelendirildi. 18-60 yaş arası erkeklerin merkezde durduğu çocuk , yaşlı , kadın , özürlü ve arap olmayanların sosyal dışlanmaya maruz bırakıldığı bir sosyal hayat vardı  Mekke’de. Kabe’yi tavaf etmek için zengin Mekke ’lilerin kiraladığı elbiseyi giymek zorundaydı yabancılar. Kiralamak için parası olmayanlar Kabe’yi ancak çıplak olarak tavaf edebilirlerdi.

Peygamber ömrü boyunca bu dışlanma hastalığıyla mücadele etti. Ama o kadar yaygın bir toplumsal alışkanlıktı ki Peygamberin görme özürlü  ve gariban olan Abdullah bin Ümmi Mektum’ a davranışında kendini gösterdi ve Rabbi tarafından uyarılmasına sebep oldu. (Abese suresi,80/1-12)

En önde sahabelerden olan Ebu Zer Gifari toplumsal hastalığın alışkanlığıyla Bilal-i Habeşi’ye ‘Ey siyah kadının oğlu’ demiş ve Peygamberden çok şiddetli ikaz almıştı. Hz.Peygamber derhal sırf bu konuyu -sosyal dışlamanın zararlarını-  içeren çok önemli bir hutbe vermişti.

Devamını oku...

Bizim kültürümüzde çok önemlidir ‘hüsnü hatime-güzel son’.Bütün dualarımızda Rabbimizden iyi bir finalle kendisine son defa yürümeyi isteriz.

Hayat bir taraftan bakılınca çok kısa , diğer taraftan bakılınca uzun.Özellikle ihtiyarlık zamanın adeta durduğu,yavaş aktığı bir zaman.

Yüce Allah dünyayı imtihan salonu olarak yaratmış ve burada hangi kulunun daha güzel, en güzel davranışı (Kuranı Kerim,67/2)   yapacağını görmek istiyor.Bu derin hikmetin gereği olarak hayırla şerri, iyiyle kötüyü ikisini de yaratıyor. Biz insanlardan kalbimizi ,aklımızı, vicdanımızı ve bize verilen bütün kabiliyetleri kullanarak hayrı doğruyu iyiyi seçmemizi ve yapmamızı istiyor.

Kur’an-ı Kerim ‘’Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi? Yasin,36/68 ifadesiyle ihtiyarlık aynı zamanda bir nevi çocukluktur.

Yaşadıklarımız çoğu zaman kendi ellerimizle yaptıklarımızdır.Özellikle çocuk yetiştirirken onları bize çok ihtiyaçlarının olduğunu bizim söylediklerimizi dinleyerek değil , bizim yaptıklarımızı dikkatle izleyerek , kaydederek ve taklit ederek büyüdüklerini unutmayalım. Unutmayalım ki ileride o örnekleri önümüze koyduklarında yüzümüz kızarmasın.

Babamız Ademin ilk oğullarından Kabil’le başlayan bir tarihi süreç var. Tüm insanlık boyunca Habillere düşen Kabillerin zulmünden, yanlışlarından, kötülüklerinden insanlığı korumak, muhafaza etmek olmuştur. Yüce Allah’ın istediği de budur.İmtihanın gereği de budur.Yüce Allah isteseydi tüm insanları melek gibi yapardı.Ama o zaman insanın yaratılmasına gerek olmaz çünkü melekler zaten vardı.

Çok kıymetli yazarlarımızdan düşünürlerimizden, entelektüellerimizden zaman zaman  “Keşke bütün huzurevlerini, yurtları, yuvaları kapatabilsek…” dileklerini okuyoruz, işitiyoruz. Bu dileğe ,temenniye katılmamak mümkün değil. Evet biz de bütün samimiyetimizle Huzurevlerini , Çocuk Yuvalarını,Yetiştirme Yurtlarını ve Yatılı Özürlüler Rehabilitasyon Merkezlerinde kapatmak istiyor ve sürekli onun için çalışıyoruz.

İşte bizim yatılı olarak hizmet verdiğimiz sosyal hizmet kuruluşları insanlığın bu kadim imtihan gerçeğinin ürünü. Biz milyarlarca kez dilek tutsak, gece gündüz durmadan dua etsek bazı gerçekleri, bazı hikmetleri değiştiremeyiz, değiştiremiyoruz.

Devamını oku...

Sosyal Politikanın merkezinde aile olmalıdır. Aile anne , baba ve çocuk (3) tan oluşan toplumun yapı taşıdır. Aileyi  esas almadan çocuk, kadın ve erkeklere yönelik sağlıklı politika geliştirmek mümkün değildir.

03 Temmuz 2005 tarihinde çıkarılan 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve 08 Mart 2012 de çıkarılan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun mevzuat olarak en çok aileyi ilgilendiren yasal metinler olarak uygulanıyor.

Uygulamaya başlanılmasının üzerinden 8 yıla yakın zaman geçen Çocuk Koruma Kanunu ile ilgili geçenlerde bir gazetenin manşetten verdiği bir istatistik dikkat çekici. TÜİK' e göre son 4 yılda çocuk suçu sayısının yüzde 36 arttığı kaydedildi. Kanun; bir taraftan iyi niyetle bakıldığında  çocuğu korumak için cezaları silerken veya indirirken , diğer taraftan onları suç örgütlerinin potansiyel malzemesi haline getirebiliyor.

Benim önerim; Aileyi , yeni kurduğu bakanlığın isminin başına koyacak kadar önemseyen ve tüm sosyal politikaların merkezine alan hükümetin Aileyi direk ilgilendiren 5395 ve 6284 sayılı iki yeni kanunun uygulama sonuçlarının tekrar değerlendirilmesi ve gerekirse kanunda revizyona gidilmesidir.

Bu anlamda 5395 sayılı kanunun çıktığı tarihten bu güne Konya İli genelinde kanunun uygulayıcılarından birisiyim. Kesintisiz Çocuk Koruma Kurulu üyesi olarak görev yaptım. Bu tecrübeyle önerilerimi , kanunun güçlü ve zayıf yönlerini, koruyor, uygulamada yaşanılan zorlukları ve çözüm önerilerimi paylaşacağım.

Çocuğa yönelik hizmetleri 3 ana kademede ele alabiliriz.

a-İyileştirici-geliştirici hizmetler

b-Koruyucu-önleyici hizmetler

c-Tedavi ve rehabilite edici hizmetler

En ideali birinci ve ikinci kademe hizmetlerle çocuğun anne karnına düştü andan itibaren sağlıklı her yönden kendine   yeten bir birey olarak yetiştirmek olmalıdır.

Özellikle 0-7 yaş çocuk yetiştirme de altın dönemdir. Bu dönemde anne ve babaların yaptığı hatalar ‘Oral Fiksasyon’ dediğimiz çocuğun ömrü boyunca tüm zamanlarını etkileyen kalıcı hasarlara sebep olmaktadır.

Sadece annenin 2 yıl çocuğunu emzirmesi ve bu zamanı çocuğuyla geçirmesi ya da geçirmemesi bile çocukta olumla ya da olumsuz etkilerle bir ömür kendini göstermektedir.

Devamını oku...

Zihinsel engelliler başta olmak üzere birçok engelli grubundan insanlarımızı görünce hep bu gerçeği müşahede etmişimdir.

Bunlar ‘direk Allah’a bağlı insanlar’ diyorum. Gerçekten o kadar şirin, o kadar tatlı , o kadar samimiler ki insan Yüce Allah’ın birçok esmasını direk onların simaları ve hareketlerinde görmek mümkündür.

Rabbime bu ‘direk Allah’a bağlı’ insanlara hizmet etme lütfunda bulunduğu için nihayetsiz hamd ve şükürler olsun.

Bu samimiyet ve tatlılıktır ki birkaç gün önce iki engellimizin yaptığı düet başta Fatma ŞAHİN ve Binali YILDIRIM bakanlarımız olmak tüm salonu ağlattılar.

Dünyada tüm insanların aradığı ve gerçekleşmesini isteği ortak değer adâlet ilkesidir. (Hud, 11/18; Şûra, 42/40; Mâide, 5/8.) İslâm’da fertler arasında ırk, renk, soy, sop, makam, mevki, fakirlik, zenginlik, şan, şöhret gibi hususlarda üstünlük yoktur. (Bkz. Tevbe, 9/24–25; Kehf, 18/28,32–43; Taha, 20/131; Kasas, 28/76–82; Sebe, 34/35; Abese, 80/1–12).

Adalet ilkesi konusunda en çok dikkat etmemiz gereken gruplar dezavantajlı gruplardır. Bunlar ;  Çocuklar , engelliler , kadınlar , yaşlılar ,hastalar , musibetzedeler, yoksullar , kimsesizler , işsizler , yetim ve öksüzlerdir.

Kuran-ı Kerim’de Yüce Allah ve Hadisleriyle Peygamberimiz yukarıda saydığımız tüm gruplara davranışlarımız konusunda  özellikle bizleri uyarmıştır. Rabbimiz bu konular için Kuran-ı Kerim’in bir çok yerinde çok hassas bir şekilde ikazlarla bizlerin dikkatini çekmiştir. Mesela yetim hakkı konusunu bahsederken ‘Yetimin hakkına riayet edin’ yerine daha şiddetli bir ikaz ile ‘yetimin malına yaklaşmayın’ (Yetimin malına da yaklaşmayın. Ancak rüşdüne (yaşına) erişinceye kadar en güzel şekilde (malını koruyup çoğaltmak için) yaklaşabilirsiniz. Bir de ahdi (yapılan sözleşmeyi) yerine getirin, çünkü verdiği sözden cayan (kıyamet günü) sorumludur.) İsra/17,34 uyarısını yapmıştır.

Kuran-ı Kerim dezavantajlı gruplara iyi davranmayı , onlarla ilgilenmeyi , onlara bakmayı  ‘sarp yokuş’ olarak nitelendirmiş ama o yokuşu aşanları cennetle müjdelemiştir. ’’Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?, O tutsak bir boynu çözmek (köle azat etmek)tir, Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.’’ Beled,90/12-16

Engellilik hesaplanabilen, beklenen , istenen bir durum değildir dostlar.

Hepimizin her an yaşayabileceği bir durumdur. Bu anlamda toplumun gerçek refahı da sunulan tüm hizmetlerin dezavantajlı kesimi içine alan şekilde gerçekleştirilmesiyle mümkündür.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 5 - 18

5