Pazar, Kasım 17, 2019

Text Size

Sosyal Hizmet



Ülkemizin ana gündem maddelerinden birisi kadına yönelik şiddet konusu.

Yıllarca bu konuları çalışan,yazan çizen,gerek basın gerekse STK aracılığıyla Aile Huzuru ve şiddete karşı mücadele eden bir kardeşiniz olarak Aileyi Destekleme Derneği Başkanı sıfatımla şu tespit ve önerilerimi kamu oyuyla paylaşmak isterim.

Şiddet bize göre ; çocuğun anne karnına düşmesiyle başlayan ve kısır döngüyle bir ömür boyu devam eden bir acılı bir süreçtir.

Kamu-Yerel Yönetim ve STK lar başta kadına şiddetin önlenmesi olmak üzere tüm kesimlere yönelen her türlü şiddete karşı şu tedbirleri almalıyız:

1-Şiddetin önlenmesi çalışmaları her açıdan birbirine denk ve uyumlu evliliklerin gerçekleştirilmesi ile başlamalıdır. Kaliteli bir evlilik sevgi ve muhabbet dolu bir aile hayatını netice verecektir.Sevgi ve muhabbet dolu,şiddetten uzak bir ailede yetişen kişiler asla şiddete başvurmazlar. Evlilik yollarının kolaylaştırılması, evlenecek adayların evlilik öncesi,anne baba eğitimi gibi eğitimlerle desteklenmesi gerekir.

2.Bize göre şiddetin en büyüğü ve temeli özellikle 0-3 yaşta anneden babadan ya da her ikisinden çocuğun kısmi veya tam zamanlı mahrum bırakılmasıdır. Kuran-ı Kerim 3 yerde bebeklerin en az 2 yıl süreyle emzirilmesini emreder.Emzirmekle annenin çocuğa sadece süt değil,şefkat,muhabbet,merhamet,özgüven verdiği anne adaylarına öğretilmelidir. Anneye babaya doymadan büyüyen çocuklar şiddete meyilli olurlar.

0-7 de anne baba yoksunluğu ya da yanlış anne baba tutumları çocukta ‘Oral Fiksasyon’ dediğimiz oral dönemde takıntı sendromuna neden olur ki başta şiddet olmak üzere olumsuz davranışların temelini oluşturur.(Daha geniş bilgi için: ORAL FİKSASYON VE ANNE YOKSUNLUĞU : (http://www.cemilpasli.com/sosyal-hizmet/oral-fiksasyon-ve-anne-yoksunlugu)

Devamını oku...

Son zamanlarda en çok aileyi yazıyorum.

‘’Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!
Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey;’’

Şeklinde feryadı figan yazıyorum.

Başka bir yerden gelen desteğe bu hafta köşemi ayırmak istedim,buyrun.

İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği İDSB tarafından 24-25 Ocak 2015 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen Uluslararası Aile Konferansı 2’incisinin sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgenin açıklanmasının ardından kapanış konuşmasını yapan İDSB Genel Sekreteri Av. Ali Kurt konferansın önemli fikirlerin ortaya çıkmasına ve sunulmasına vesile olduğunu belirterek, bildirgenin gerekli merciler tarafından dikkate alınacağına inandığını söyledi.

Av. Ali Kurt;’24-25 Ocak 2015 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen ve 30 ülkeden yaklaşık 500 STK temsilcisi, ilim adamı, akademisyen ve bürokratın katıldığı “Uluslararası Değişen Dünyada Bireyler Arası Etkileşim Ağı Olarak AİLE: Şefkat, Hürmet, Nezaket, Paylaşım” başlıklı İDSB II. Uluslararası Aile Konferansı’nın katılımcıları olarak bizler, aşağıdaki hususları dünya kamuoyunun dikkatine sunuyoruz’ sözleriyle sonuçları paylaştı.

Aile, sağlıklı birey ve toplumlar için alternatifi olmayan en önemli kurumdur. Bütün kadim din ve kültürlerin kabul ettiği bu önemin tüm resmi kurumlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından günümüzde de kabul edilmesini ve aile birliğinin, güzel bir gelecek için en güçlü şekilde desteklenmesini bekliyoruz.

  1. Aile kurumunu tehdit eden modern kültürün ürettiği sorunların bertaraf edilebilmesi ve ailenin güçlendirilmesi için; Kur’an ve sünnete dayalı aile modeline imkân sağlayan sosyal politikaların hayata geçirilmesini öneriyoruz.
  2. Çekirdek aile yapısından kaynaklanan sorunların giderilebilmesi için şefkat, hürmet, nezaket ve paylaşım temelinde akrabalık bağlarının güçlendirilmesini önemsiyor; bu bağlamda sıla-i rahim kültürünün ihyası için STK’ların ve hükümetlerin ortak projeler geliştirmesini talep ediyoruz.
  3. İslam ülkelerinin, ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik sosyo-ekonomik politikalar geliştirmelerini; İDSB gibi şemsiye kuruluşlar başta olmak üzere STK’ların bu konuda hükümetleri yönlendirici çalışmalar yapmalarını talep ediyoruz.
  4. Şehir planlamaları yapılırken, fiziksel ve sosyal çevrenin, aile hayatına elverişli şekilde oluşturulması hususunda resmi ve sivil kurumların ortak çalışmalar yapmasını tavsiye ediyoruz.

    Devamını oku...

Başbakanımız,Hemşehrimiz Ahmet Davutoğlu Aile yönelik atılacak adımları açıklamadan hemen önce 25 Aralık 2014 de ‘3 Çocuk Ama Nasıl ? başlıklı yazımı yazmıştım.

Yazım da Huzur ve Mutluluğun üretildiği tek mekan olan 3 çocuklu Ailenin nasıl ve ne şekilde hayata geçirileceğini ifade etmeye çalışmıştım.

Paket açıklandı.

Ben bu paket için ‘yetmez ama evet’ diyenlerdenim.

Gerekçem ise; olaya bakış açımızın bir medeniyet tasavvuruyla aileyi değerlendirmek ve medeniyeti o aile üzerine kurmak üzerine olma konusunda gereken hassasiyetin bulunmadığı endişem.

‘3 Çocuk Ama Nasıl ?’yazımın son cümleleriyle konuya başlamak istiyorum;

‘’Burada benim dikkat çekmek istediğim konu özellikle çocuk yetiştirme, annelik döneminde olan bayanların özellikle çalışmadan ziyade ev hanımlığına teşviki konusu.

Çocuk büyütmede 0-3 yaşın anne babaya özellikle anneye çocuğun oksijenden daha çok muhtaç olduğu bir dönem olarak ısrarla anlatıyoruz.(http://www.hurriyet.com.tr/saglik/23728749.asp )

0-3 de anneye babaya doymamış çocuklarda ‘’oral fiksasyon’’ dediğimiz sendrom gelişiyor.Bu ‘’oral fiksasyon’’ denilen sendromdan tüm çocukların korunması için devlet tüm politikalarını yeniden gözden geçirmeli. Çünkü çocuklarda madde bağımlılığına kadar giden etkileri var. http://www.haberturk.com/saglik/haber/873982-madde-bagimliligina-daha-yatkin-oluyorlar

3 çocuk yapacak ailelerde özellikle kadınlara çocuk üzerinden anne olma üzerinden çok ciddi teşvikler ve özendirici adımların, maddi manevi desteklerin devletimiz tarafından hızlı bir şekilde alınması gerekiyor.

Her kadının ekonomimiz büyüsün, istihdam oranları yükselsin söylemiyle çalışmaya teşvik edildiği günümüzde siz bırakın 3 çocuğu bir çocuk konusunda dahi aileler zorlanıyor.

Hatta evlilik yaşı erkek ve kadında  sürekli yükseliyor ülkemde.

Devamını oku...

‘Ben haklı değil mutlu olmak istiyorum’

Sözü için ‘şimdi haykırmak zamanı’ demiştik bir yazımızın başlığında.

‘Hak’ kavramının ön plana çıktığı ‘fazilet’ kavramının geride kaldığı bir çağdayız.

Üstadın ‘Mariz bir asır’ dediği 19. Yüzyıl bütün evrensel kavramları alt üst etti.

İnsanlar üzerinde düşündüğü ve anlaştığı kavramlar ters yüz olunca bu durum bütün hayatımıza yansıdı.

Batının ortaçağdan çıkışının şifrelerinden birisiydi ‘hak’ kavramı.

Konu çok ama çok geniş ben olaya sadece aile de hak kavramı üzerinden ele alacağız konuyu.

Peygamberimiz; ‘Münakaşadan hak lı bile olsa vazgeçmedikçe kişinin İMANI tamam olmaz’ der.

Bu gün toplumda ve onun çekirdeği ve aynası olan ailede en temel probleme kaynağı bu.

Ben hak lıyım , ben mağdurum , ben yük alanım , ben arka plana atılıyorum, ben itiliyorum , ben yeterince kale alınmıyorum , bana değer verilmiyor v.b.

Bizim kültürümüzde başa gelen olaylarda ilk yapılması gereken ÖZ ELEŞTİRİ dir.

Peygamberimiz Taif lilere tebliğde bulundu.

Onlar tebliği kabul etmek bir yana Alemlere Rahmet insanı taşladılar, yaraladılar.

Ama Peygamberim onları ASLA suçlamadı.

Devamını oku...

Tarih:22 Aralık 2010

O zaman ki adıyla  Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürü Doç. Dr. Ayşen Gürcan medyaya söyleşi veriyor.

Söyleşinin ana başlığı aile yapımız.

‘’Geleceğe dönük politikalar geliştirilmesi gerektiğini söyleyen Gürcan, bu kapsamda aile eğitimini çok önemsediğini aktardı. Bunun toplum eliyle yapılması gerektiğini belirten Gürcan, "Mesela, bugün kadın çalışma hayatına girdi, eğitim düzeyi arttı. Çocukların okula gitme oranları arttı, ki doğrusu da budur ama bunlardan dolayı kadınların üzerlerine binen ve geçmişten getirdiği yüklerin paylaşılması lazım. Bir şekilde bu ilişki sisteminin kendi değer sistemimizde yeniden üretilmesi gerekir. Yani, yük olan değil, yükü alan insanlar yetiştirmeliyiz. Fedakar insanlar yetiştirmeliyiz. Bu, aynı zamanda huzur da getirir." şeklinde konuştu.

Huzuru iyi olmayan aileden başarı da çıkmayacağını vurgulayan Gürcan, "Aile mutluluğunun paradan, kariyerden, statüden çok daha önemli olduğunu çocuklarımıza öğretmeliyiz. Aile kaybedilmeyecek en büyük değerimiz olmalı. Bu değerler ise öğretilemez, çocuğa sizin haliniz geçer. Armut dibine düşer, diye bir söz vardır. Anne baba olarak sizde bir fedakarlık yoksa, ötekiler de onu alacaktır. Ne kadar verirsen o kadar alırsın." dedi. Gürcan, ailedeki networkun gücünün de doğru bir şekilde anlatılması gerektiğinin altını çizdi.

Türk aile yapısında anne, baba, baldız, bacanak, dünür, enişte, hala, teyze gibi 41 tane isimlendirme bulunduğunu belirten Gürcan, bunlar arasındaki iletişimi bir çeşit network olarak nitelendiriyor. Türkiye'de azınlık olmakla birlikte 'akraba-i ret' yaparak networku koparmış aileler bulunduğuna dikkat çeken Gürcan, "Bu tür ailelerin sayısı az, ancak şimdiden önlem alınmazsa bu artacak.(http://www.haber7.com/yasam/haber/669071-ne-amca-ne-hala-ne-teyze-kalacak

Özellikle 3 çocuğun aile sağlıklı ve dengeli bir ortamda yetişmesi ve aile bağlarının muhafazasında çok büyük önemi olduğu bir gerçek.

Bu söylemi Cumhurbaşkanımız en güçlü şekliyle gündemde tutuyor.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 4 - 19

4