Cuma, Ağustos 14, 2020

Text Size

Sosyal Hizmet



Emine Bulut'un çocuğunun gözü önünde hunharca öldürülmesi kadın cinayetleri konusunu bir kez daha gündemin üst sırasına taşıdı.

30 yılık sivil toplum 19 yıllık sosyal hizmet tecrübem dolayısıyla aile, çocuk ve kadın konularında çok yazılar yazdım, onlarca projede bulundum.

Tabii ki biz yazmaya çizmeye, çözüm aramaya devam edeceğiz.

Ülkemizde geldiğimiz nokta itibariyle ‘”Aile Eğitim Seferberliği” ilan edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Seferberliğe tüm Kamu kurumları, Yerel Yönetimler, Sivil Toplum Kuruluşları katılmalılar.

Verem hastalığı ile savaşırken, Verem Savaş Dispanserlerinden, BCG Aşısına, her vatandaşın röntgeninin taranmasından okullar, askeri birlikler, camiler ve tüm toplantı yapılabilecek alanlarda eğitimlere kadar nasıl ciddi bir seferberlikle verem yok edildiyse;

Aynı şekilde “Aile Bütünlüğünü, Huzurunu Koruma ve Kadına, Erkeğe, Çocuğa Karşı Sevgiyi Yaygınlaştırma Seferberliği” ilan edilmeli.

Peki bu seferberliğin anahtar kelimeleri neler olmalı:
--Şiddetle mücadele için 180 derece politika değişikliği:

Kadın değil aile,

Çocuk değil aile,

Erkek değil aile,

Engelli değil aile,

Yaşlı değil aile,

Şiddet değil sevgi,

Kötülük değil iyilik,

Karanlık değil aydınlık...

--Boşanma olayı bu kadar kötü olarak değerlendirilmemeli. Aile yürümüyor ise eşler boşanmanın bir çözüm yolu olduğunu bilmeli, kabul etmeli ve diğer çözüm yolları tükendiğinde iletişi koparmadan, özellikle çocuklar varsa barış içerisinde uygulamalı.

Devamını oku...

Lgbt yürüyüşüne farklı tepkiler geldi.

Bu tepkiler şu soruyu akla getiriyor?

Sosyal problemler karşısında doğru yerde miyiz?

Sosyal, psikolojik, siyasi, ekonomik v.b. sorunları ele alırken 3 kademe esastır.

1. İyi ve güzel hizmetleri SÜREKLİ KILMAK için: İyileştirici-geliştirici hizmetler,

2. İyi ve güzel hizmetleri KORUMAK için: Koruyucu-önleyici hizmetler,

3. İyi ve güzel hizmetleri kaybettiğimizde GERİ DÖNMEK için: Tedavi ve rehabilite edici hizmetler.

Dikkatinizi çekmiştir.

Ortaya çıkan sonuçlara tepki göstermek bu hizmet modelleri arasında yok.

Misal: Lgbt yürüyüşü.

Siz sağlıklı birey ve huzurlu toplum için mutlu aileyi herkes için ulaşılabilir bir imkan haline getirmemişseniz bu nevi sonuçlara tepki göstermeniz problemi çözüme yardımcı olmayacağı gibi sorunu daha da derin hale getirecektir.

Bugün madde bağımlılığından, okul başarısına, Lgbt meselesinden, çocuk ve kadına şiddet olgusuna kadar sosyal problemlerimizin kökeninde aile kurumumuzun eksikliği ve yetersizliği vardır.

Sosyal problemler kökeni toplumun hücresi, temel yapı taşı, mihengi olan aile kurumuyla alakalıdır.

Devamını oku...

İlk insan ve Peygamber Hz. Adem’le başlayan ve son Peygamber Hz. Muhammed(s.a.v) ile devam ederek tamamlanan ahlak sisteminin merkezinde gerçek vardır.

Gerçeğe uygun hayat; sünnetullah dediğimiz Yüce Allah’ın kainata koyduğu kanunları, bilme, tanıma ve onlara uygun hareket etmekle gerçekleşir.

Bu sebeple; Kainatın özü ve özeti olan insanın kainatla birlikte onunla uyumlu hareket etmesine kendini gerçekleştirme diyoruz.

İnsan Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde ve önderliğinde aklını ve kalbini aktif kullanarak önce Kainatı, kainatın gösterdiği işaretleri kullanarak Rabbini tanıyacak ve elde ettiği gerçeğe teslim olacak ve yaratılışının hikmeti olan kendini gerçekleştirme makamına çıkacaktır.

Bu yolda başarı için insan; tezekkür ile geçmişi/tarihi iyi bilecek, tefekkür ile geleceğe/hedefine kilitlenecek, taakkul ile geçmiş ve geleceği birlikte değerlendirecek, tedebbür ile adım adım Rabbinin istediği kulluğu ifa ederek yaratılış hikmetini ifa edecektir.

Eşya, kitap ve başta insan tüm canlıları 3 defa okuyacak, öğrendiklerini kendi iç dünyasında hazmedecek ve ürettiği özgün gerçekliğini yaşayacak ve yazacaktır.

Mesela bir nefisten yaratılmış erkek ve kadının nikahla, evlenerek bir araya gelerek o nefsi birleştirip tamam etmeleri iki aynı kaynaktan ayrılmış iki cinsin de kendini gerçekleştirmesi demektir.

Günümüz insanı kendi iç dünyasında yaşayacağı bu tecrübeyle gerçeğe dolayısıyla huzura ve mutluluğa ulaşabilecekken iç dünyasında dış dünyaya savrularak gerçekten kopmuştur.

En az %51 iç dünyasına yürümesi gereken insan kapitalizme bir tüketim makinesi olması için dışarıya yönlendirilmiş ve kendinden ve gerçekten uzaklaştırılmıştır.

Devamını oku...

Durgun bir suya taş attığınızda etrafında daireler oluşur.

Bu dairelerin sonsuza kadar büyüdüğünü düşünebiliriz.

Bizim ’’Ailede Huzur İçin 9 S’’ çalışmamız bütün bu daireler için huzur formülüdür.

En dar dairede kişinin kendi ruh ve bedeniyle ilişkisi ile başlayan, aile, sülale, cemaat, cemiyet, millet, ümmet ve beşeriyet şeklinde genişleyerek devam eden toplumsal gruplar için de huzur için 9 S formülü geçerlidir.

Bizim ‘’Ailede Huzur İçin 9 S’’ başlığını kullanmamızın sebebi kişi ile toplumu bağlayan ‘’kilit taşı’’ olan ailenin önemini vurgulamaktır.

9 S: Sohbet(iletişim), Sofra, Seyahat, Seccade, Sevgi, Sayfa, Samimiyet, Sistem ve Sabırdır.

Bireyin kendi ruh ve beden ilişkisinden en geniş daireye kadar bütün dairelerde 9 S etkilidir.

9 S içerisinde 3 S diğerlerinden daha önemlidir.

Birey, aile ve toplumu bir bina gibi düşünürsek 3 S taşıyıcı kolonları oluşturmaktadır.

Bunlar 1.S: Sohbet birliği(İletişim), 2. Sevgi birliği, 3. Sabır birliğidir.

Bu 3 S dinimiz, örfümüz, gelenek ve kültürümüzle desteklenmiştir.

Dinimiz sohbet ve iletişimin besmelesi olan selamı imana bağlamıştır.

Devamını oku...

Yazımın başlığını oluşturan cümle 8 mart Dünya kadınlar günü etkinlikleri çerçevesinde benim de panelist olarak katıldığım bir panelde sarf edildi.

Benden önce konuşan bir hanımefendi ‘’İlahiyatçı değilim ama Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de o kadar özgürlük vermiş ki, şartlarını oluşturduğunda bir anne bebeğini emzirmeyebilir’’ cümlesini kurdu.

Hanımefendiden sonra konuşmaya başladığımda selamlama ve giriş cümlelerinden sonra; ‘’25 yıl önce İlahiyat Fakültesi’nden mezun, şu an yine İlahiyat Fakültesi’nde doktora yapan, 9 yıl sağlık, 19 yıllık sosyal hizmet, 4 yıl basın yayın alanlarında iş tecrübesi olan bir kardeşiniz olarak kesin ve net ifade ediyorum ki; Kur’an-ı Kerim’de; Bakara 233 (2 yıl) Ahkaf 15(30 ay), Lokman 14(24 ay) Allah Teala anneye bebeğini emzirmesini EMRETMİŞTİR’’ dedim.

Kendisini tanıdığım kadarıyla muhafazakar değerlere sahip bir hanımefendinin bu görüşü ifade etmesi beni son derece üzdü.

Yazıma başlamadan yaptığım kısa bir araştırmada bu görüşün toplumda yayılmaya çalışıldığını öğrendim.

Bebeğin anne rahmine düşmesi ile birlikte başlayan 3 yıllık süre bir insan hayatındaki en önemli ve en değerli süredir.

İnsanı bir bina gibi değerlendirirsek 0-3 yaş temel, 4-7 yaş su basmanı seviyesini manasındadır.

Kişiliğin %90 0-7 yaş arasında oluşur.

0-7 yaşları arası gereken annelik babalık yapılmış çocukta inşa edilen kişilik 12 şiddetinde depremlere dayanacak bir kişiliktir.

Ve bu %90’ın %70’ni 0-3 yaş bebeklik dönemi oluşturur.

Anne bebeğe en az 2 yıl boyunca sadece bir ömür boyu beden sağlığı için lazım olan dünyanın en zengin gıdası olan anne sütünü değil; o anne sütüyle beraber yine bir ömür boyu lazım olacak ruh sağlığı için gereken muhabbeti, şefkati, merhameti, sabrı, şükrü ve özgüveni verir.

Bebekte 3 yıllık süreçte öz annesinden uzun süre ayrı kaldığında ‘’oral fiksasyon’’ sendromu gelişir.

Oral fiksasyon; bebeğin başta anne sütü, ilgi, alaka, şefkat ve merhameti olmak üzere beden ve ruh sağlığı için gerekli bakımlardan yoksun bırakıldığında oluşan ve tamamen tedavisi mümkün olmayan bir patolojinin adıdır.

Sigara, alkol dahil bağımlılığın her çeşidi, cinsel sapkınlıklarda dahil tüm ahlak dışı alışkanlıklar, obezite, tırnak yeme, kürdan çiğneme, kendi vücuduna ve sağlığına zarar verdiği halde kişinin terk edemediği her davranışının altında çocukluk döneminde gelişmiş oral fiksasyon sendromu en büyük paya sahiptir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 3 - 21

3