Çarşamba, Ekim 28, 2020

Text Size

Sosyal Hizmet



Coronavirüs (covid 19) günleri bir kez daha en değerli kurum olarak aileyi ve en kıymetli mekân olarak sığınağımız evimizin önemini açık bir şekilde ortaya koydu.

Evlilik akdiyle kurulan ailenin ilki cennette Yüce Allah’ın kıydığı nikâhla insanlığın anne ve babası Hz. Âdem (a.s.) ile Hz. Havva (r. anhuma) arasında kuruldu.

Eşlerin birbiriyle ilişkisini en güzel anlatan ifadelerden birisi de; Nisa Suresi 21. Ayette geçen “efda: adamak” kelimesidir. “Efda: adamak” kelimesi, eşlerin birlikte yaşadığı duyguları, sevgileri, şefkatleri, fedakârlıkları, ortak arzuları, mahremiyetleri, özelleri ve her türlü özel/genel iletişim biçimlerini anlatıyor. Efda fiili, hayatın her alandaki birlikteliği ortaya koyar. Bu ifadede geçim zamanlarına ilişkin birçok manzarayı gözler önüne seriyor ve ailenin eşlerin birbirlerine “adanmış ruhlar” olarak devam edebileceği dersini veriyor:

“Kendinizi birbirinize adadıktan ve eşiniz sizden sağlam bir taahhüt (nikâh) aldıktan sonra verdiğinizi ondan nasıl geri alabilirsiniz?”[1]

İsmini insanlığın annesi kadın(Nisa)dan alan surenin ilk ayetinde yaratılışımız anlatılır. Bizi bir tek nefisten yaratan sonra erkek ve kadın olarak ayıran Yüce Allah ilk cennetine eşler olarak yerleştirmiştir. O halde aile kurmak cennetten başlayan ve cennetin şubesini dünyaya taşıyan mübarek ve en değerli kurumdur. Rabbimize imandan sonra,  yapacağımız en öncelikli ve değerli amel; kendimize uygun ebedi hayat arkadaşımızla nikâhlanıp, birbirilerine kendilerini adayıp, el ele, gönül gönüle tekrar ana vatanımız cennete dönmek için dünya imtihanını birlikte başarıyla vermektir.

Devamını oku...

Corona ile ilgili ilk yazımı 27 Ocak 2020 tarihinde yazmıştım.

Yazımda sadece corona(covid 19)'dan bahsetmedim.

İnfuenza, sars, mers v.b. tüm virütik rahatsızlıklar üzerinde durdum.

İlgilenen dostlar corona, virüs ve gribin sağlık ve bireysel yönünü yazdığım yazıya

http://www.cemilpasli.com/egitim/grip-bir-hastalik-degil-sefkatli-ama-ciddi-bir-mufettistir

linkinden ulaşabilirler.

Hatta konunun önemine binaen benzer içerikte video yayınladım:

https://www.youtube.com/watch?v=p9Q3oQE_YJg

Bugün corona(covid 19)'un sosyolojik ve psikolojik tarafına dikkat çelmek istiyorum.

Aileyi Destekleme Derneği Başkanı ve Aile Eğitim ve İletişi Uzmanı olarak 30 yılı aşan bir sürede sürekli aile çalışıyorum.

Sağlıklı birey ve huzurlu toplumun kilit taşının mutlu aile olduğuna iman ediyorum.

"Akılcı kapitalizmin gelişiminin önündeki en büyük engel ailedir. Özellikle birleşik aile grubu (hısımlar) ilişkileri kapitalizmin gelişimini boğar" der Max Weber.

Bu yüzden ısrarla aile diyoruz.

Sosyal bilimlerde önem verdiğim konuların net anlaşılması için formüller kullanırım.

Konu en az matematik kadar net mesajımı muhatabıma vermek için.

Evlilik 2 yarım insanı birleştirir ve bir tam insan yapar.

Aksi halde ikisi de eksiktir, yarımdır.

Aile erkeğe, kadına ve çocuklara kimlik ve kişilik sunar.

Aile alternatifi olmayan tek kurumdur.

Mutlu Aile= Anne(%66)+Baba(%34)+Çocuk(3)

Devamını oku...

 

 

Aile; dünyada cennetin bir şubesi.

Aile; kadın, erkek, yaşlı, engelli ve çocuğun güven, huzur ve mutluluğu gerçek anlamda yaşayabilecekleri ve yaşatabilecekleri alternatifi olmayan tek kurum.

Bu sebeple çocukluktan itibaren kız ve erkek çocuklarımıza iyi bir aile kurmaları ve bir ömür ailenin sürekliliğini sağlamak için gereken bütün eğitimleri verilmeliyiz.

Peki bütün tedbirleri almamıza rağmen evlilik düşündüğümüz, planladığımız, hayal ettiğimiz  gibi gitmiyorsa ne yapmalıyız?

Boşanma hayatın sonu mu?

Tabii ki değil ve olmamalı.

Ülkemizde boşanmaya aşırı negatif yaklaşım evlenmeden önce dahi geçlerimizi strese sokuyor.

“Gelinliğinle evden ayrılır, ancak kefeninle dönersin” anlayışı günümüzde yumuşasa da hala toplumda boşanma çok büyük bir ayıp ve günah olarak değerlendiriliyor ve bu yaklaşım gençlerin aile kurma cesaretini zorluyor.

Ya başarısız olursam ve boşanırsak?

Bu problem için benim çözüm önerim “boşanma öncesi danışmanlığı”nı yaygınlaştırmak…

Boşanma öncesi danışmanlığa bakışımı ve çözüm önerimizin ana hatlarına  yazımızın sonunda döneceğiz, şimdi işin temeli olan “boşanma” konusunda biraz bilgi verelim.

İslam’da boşanma, Allah’ın en hoşlanmadığı helal olarak kabul edilen amel ve eylemdir.

Zira İslam öncelikle eşlerin evlilik birliğini, karşılıklı sevgi ve saygı ortamını olabildiğince korumalarını, bu hususta fedakârlık gösterilmesini, özellikle de erkeklere eşleriyle iyi geçinmelerini ve onların kusurlarını değil olumlu yönlerini görmeye çalışmalarını öğütlemiştir.[1]

Devamını oku...

Aile kurumu, İslam dininin sahih kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Sünnette ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Ve bu konuda en temel referans noktamız da Kur’an-ı Kerim’dir. Öyle ki Hz Aişe (r.anha) validemiz, Efendimizin (asm) ahlâkını soranlara; “Siz Kur’ân’ı okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kur’ân’dı.” diye tarif etmiştir.[1]

Yüce Allah bebeğin doğumundan itibaren insanın yetişmesini temel alan ayetler göndermiştir. Tam 3 ayetle bebeğin anne tarafından en az 24 ay emzirilmesini emretmiştir.[2] Zira bebeğini emzirmekle sadece dünyanın en değerli gıdası olan anne sütünü değil, aynı zamanda bebeğinin ömür boyu etkileyecek olan şefkati, merhameti, muhabbeti ve özgüveni verir. Bu nimetten mahrum kalan bebeklerde “oral fiksasyon” gelişir. Bu sendrom bütün olumsuzlukların kaynağı kabul edilmektedir.[3]

Bu konunun önemini bilen beşeriyet tecrübesi son 150 yıla kadar bebeklerin mutlaka bir aile içerisinde büyütülmesini önemsemiştir. Peygamberimizde önce dedesi Abdulmuttalip, O’nun vefatı üzerine de amcası Ebu Talip’in yanında bugünkü anlamda “koruyucu aile” formatında büyüttü. Kendisi de Zeyd bin Harise, Ali bin Ebu Talip ve Enes bin Malik’in koruyucu ailesi oldu. Ashab-ı Suffe’yi ilk sosyal hizmet kurumu olarak sayabiliriz. Orada dezavantajlı gruplara yönelik tüm hizmetler yerine getiriliyordu. Allah Resulü ashabı-ı suffeye o kadar önem veriyordu ki, onların ihtiyaçları kızı Hz. Fatıma(r.anha)’nın ihtiyaçlarından önde geliyordu.[4]

Tarih boyu tarihte etkili olan kişilerin iyi bir aile içerisinde yetiştiklerini görürüz. Sağlıklı birey için ve huzurlu toplum için mutlu bir aile gerekliliktir. O halde iyi bir gençlik için en önemli önceliğimiz iyi bir aile kurumudur.

Aileyi bir bina gibi düşünürsek, 12 şiddetinde sosyal problemlere dayanacak bir aile yapısının teorik alt yapısını ortaya koyduk. Ailede huzur çin temelde ana taşıyıcı kolonlar olarak 3 ilke ve 6’da yardımcı kolon olarak 6 ilke belirledik. Sohbet(iletişim) birliği, sevgi birliği ve sabır birliği ana esasları teşkil ederken, sofra birliği, seccade birliği, seyahat birliği, sayfa birliği, samimiyet birliği ve sistem birliği yardımcı kolonları oluşturur.[5]

Zira aile birlikteliğin en zirvede olduğu kurumdur. Genç bir ömür boyu ihtiyaç duyacağı  bütün erdemleri aile birlikteliği sayesinde öğrenir. Aynı çatı altında ama odalarında yalnız insanlar aile değildir. Biz bu anlamda 9 S’e “birlik” ifadesini ekleme zarureti duyduk.

İslam teoriyle pratiğin birlikte yaşanması hatta ahlakın teessüs ederek bir Müslümanın hasenat dediğimiz kişisel ibadetlerini toplum hayatında yansıması olan salihatla taçlandırmalı ve bütün bu davranışları onda bir İslam ahlakı haline gelmelidir. Bu sürecin en önemli kısmı aile kurumu içerisinde gelişmektedir.

Hasenatın, salihatle birlikte yaşanıp ahlaka dönüşeceği en uygun şartlar önce aile içerisinde; daha sonra ise geniş aile tabir edebileceğimiz gönüllü teşekküller kurup cemaatle hareket etmekle mümkündür.

Amelin salih olması için temel olarak 3 şartın birlikte bulunması zarureti vardır: Adalet[6], düşünce özgürlüğü[7] ve şuradır.[8] İslam cemaat dini olup Müslümanların bütün işleri işleri için gönüllü teşekküller kurmak zorundadır.

Devamını oku...

Bağımlılıkla mücadelede 2020-2023 stratejik planı çalışmalarına Konya Platformu Eğitim, Kültür, Sağlık ve Çevre Derneği adına katıldım.

Bize “bağımlılıkla mücadelede koruyucu önleyici” faaliyetleri planlayan 2. Komisyonun  moderatörlüğü görevi verildi.

Bizde her üyeye en çok önemsediği öneriyi bir cümle ile dile getirmesini talep ettik.

2. önerisi olanlar için 2. Tura döneceğimizi söyleyerek bütün üyelerin aktif katılımının olduğu verimli bir toplantı yaptık.

Sonuçta harika, uygulanabilir öneriler çıktı:

Bağımlılıkla mücadele toplumun tümünü ilgilendirdiği için ben de kamuoyu ile paylaşmak istedim. İşte bağımlılıkla mücadelede koruyucu ve  önleyici önerilerimiz:

1. Bağımlılıkla mücadelede 0-2 yaşta annenin bebeğini sütüyle beslemesi yanında şefkate, muhabbete doyurması ve oral tatminin tamamlanıp çocuğun kendi bırakması önemli. Aksi halde “oral fiksasyon” gelişiyor ve her tür bağımlılığın altında bu sendrom yatıyor. Bu anlamda anne babalara ve anne baba adaylarına farkındalık eğitimi verilmeli.

2. Okullarda çocuklara derslerin yanında günlük yaşam becerileri kazandırılmalı, her çocuğun en az bir hobisi olmalı, eğitsel kol çalışmalarına aktif destekleri alınmalı.

3. Kredi Yurtlar Kurumu ve Yatılı eğitim kurumlarında gençlerin serbest zamanlarını verimli değerlendirebilecekleri alternatifli programlar sunulmalı.

4. Sertifikalı aile eğitimleri yaygınlaştırılıp, sertifikası olmayanların nikahları kıyılmamalı. Kişiler ailede yaşanan problemler ve çözüm önerileri konusunda yetiştirilmeli, kendilerini aşan konularda hangi kurumlara başvuracakları öğretilmeli.

5. “Uyuma” dedektörü herkesin bileceği ve kullanabileceği düzeyde tanıtılmalı.

6. Her çocuk mutlaka en az bir amatör kulüpte spor yapmalı, resmi kurumlar ve Stk’lar da amatör spor kulübü kurup hareketli ve hedefi olan bir hayata destek vermeli.

7. Medyada iletişim dili bağımlılığı özendirmemeli, Rtük Televizyonu, Btk internet mecrasını bağımlılık ve diğer kötü alışkanlıklar konusunda daha aktif denetlemeli.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 2 - 21

2