Pazar, Kasım 17, 2019

Text Size

Sosyal Hizmet



Sosyal dışlanma insanlık tarihiyle başlayan bir süreçtir. Babamız Hz. Adem’in oğlu Kabil için , kendi yaptığı hatalar ve olaylara yaklaşım biçimini hesaba katmadan ilk sosyal dışlanmaya uğradığını iddia eden  kişi diyebiliriz. Habil ve Kabil hediyelerini sunarken birisi iyi niyetle kazandığı ürünün en iyisini Rabbine takdim etmiş , diğeri kötü bir niyet ve yanlış bir hesapla yetiştirdiği ürünün en kötüsünü hediye olarak sunmuştur. Hediyesi kabul edilmediğinde ise hatayı kendinde aramak yerine başkalarını suçlama yolunu seçmiştir.

Aslında Hz. Adem ile İblis arasındaki yaklaşım farkını da sosyal dışlanmanın ilk örneklerinden olarak zikredebilriz. Kendi icat ettiği üstünlük ölçüsüyle Rabbinin emrine uymayan İblis yaptığı hatayı anlayıp özür dilemek yerine inatla söylediklerinin doğru olduğunu iddia etmiş ve iddialarını ispatlamak içinde Yüce Mevla’dan kıyamete kadar mühlet istemiştir.

Hz. Yusuf’a kardeşlerinin yaptığı ve canına kast etmeye kadar uzanan yaklaşım biçimi tipik bir sosyal dışlama örneğiydi.

Alemlere rahmet olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) sosyal dışlanmanın zirveye çıktığı bir zamanda vazifelendirildi. 18-60 yaş arası erkeklerin merkezde durduğu çocuk , yaşlı , kadın , özürlü ve arap olmayanların sosyal dışlanmaya maruz bırakıldığı bir sosyal hayat vardı  Mekke’de. Kabe’yi tavaf etmek için zengin Mekke ’lilerin kiraladığı elbiseyi giymek zorundaydı yabancılar. Kiralamak için parası olmayanlar Kabe’yi ancak çıplak olarak tavaf edebilirlerdi.

Peygamber ömrü boyunca bu dışlanma hastalığıyla mücadele etti. Ama o kadar yaygın bir toplumsal alışkanlıktı ki Peygamberin görme özürlü  ve gariban olan Abdullah bin Ümmi Mektum’ a davranışında kendini gösterdi ve Rabbi tarafından uyarılmasına sebep oldu. (Abese suresi,80/1-12)

Devamını oku...

02-07 Temmuz arası Ankara’da düzenlenen ‘Aile İrşat ve Rehberlik Büroları’ nda görev yapan personele yönelik eğitim seminerinde ‘İletişim’ (Dinleme-Konuşma-Problem Çözme) konulu sunumumu paylaştım. 150 yi aşan katılımcıyla Aile odaklı iletişim tekniklerini konuştuk.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bu haliyle teşkilatlanması bu alanda dev bir adımdı.(http://www.cemilpasli.com/sosyal-hizmet/aile-ve-sosyal-politikalar-alaninda-dev-bir-adim-atildi) Ancak aile müessesi sadece bir bakanlığın çalışmalarıyla yetinilecek bir alandan çok daha geniş bir alanı içeriyor. Bunun farkında olan ASPB birçok kamu-yerel yönetim ve STK ile protokollerle belirlenen ortak çalışmalar içerisine giriyor.

Aile İrşat ve Rehberlik Büroları bu açıdan bakıldığında önemli bir yük alacak , önemli bir katkı verecek mahiyette görünüyor. Daire başkanlığı çatısı altında şekillenen yapı kurulduğundan bu güne hızlı adımlarla önemli hizmetler ortaya koyuyor.

Birçok faaliyetine yakından şahit olduğum bu büroların zaman içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığı hizmetleri içerisinde ilk 3 e gireceğine can-ı gönülden inanıyorum. Eğitimdeki personelin daire başkanından tüm çalışanlarına yüksek motivasyonu bende çok iyi yolda oldukları kanaatini pekiştirdi.

Dib te yapılan Vaizliğe Hazırlama Müfredat Programının hazırlık çalışmalarına da katıldım. O çalışmalarda da gördüm ki Aile İrşat Büroları kurum tarafından da  çok önemseniyor ve büro personeli için güçlü bir alt yapı çalışması öngörülüyor.

Daire Başkanımız Doç. Dr. Huriye Martı bu gayret , samimiyet ve temposuyla  büroları etkin ve verimli bir hale getirecektir. Bunun için personelin eğitim ve materyalle desteklenmesi ve sağlam , güçlü yasal altyapı ve imkanlarla donatılması gerekiyor.

Ülkemizde devlet ve ASPB olarak  evlenecek her gence ‘evlilik sertifikası’ vermek ve sertifikası olmadan nikah kıymamayı stratejik hedef olarak koymuşsak , kayınpeder ve kayınvalide okulundan bahsediyorsak bu gibi kardeş organizasyonların çoğalması ve bakanlığın paralel hizmetlerine katkı vermelerini desteklemeliyiz.

Devamını oku...

(Peygamberimizden çok güzel bir yaşlı rehabilitasyon örneği)

Ensardan yaşlı bir kadın Resulullah'a (s.a.) gelerek.


- Ya Resulullah! Bağışlanmam için bana dua et.


Resulullah (s.a.) :
- Bilmiyor musun ki cennete yaşlı kadınlar giremez, buyurdu.


Bunun üzerine kadının ağlamaya başlaması üzerine Resulullah (s.a.) gülümseyerek:
- Sen o gün ihtiyar bir kadın olmayacaksın. Allah'ın "Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık. Onları, bâkireler kıldık.Eşlerine düşkün ve yaşıt." buyruğunu hiç okumadın mı ? (Vakıa 36-37)

Yukarıda anlattığımız olay özelde yaşlılar genelde her yaş grubu için mükemmel bir rehabilitasyon örneği aslında. Peygamberimiz burada ‘la ayşa illa ayşul ahire – hayat ancak ahiret hayatı sayesinde hayattır.’ Cümlesiyle ifade ettiği öldükten sonraki ebedi hayata dikkatleri çekiyor ve diyor ki ;

---Ey yaşlı; ‘erzelil ömür’ denilen hayatın en sıkıntılı zamanı olan bu ihtiyarlık sen de baki değil , en genç , en güzel , en mükemmel , bakire-bakir bir halde ebedi bir hayat için tekrar yaratılacaksın. Üzülme , ağlama , sabret , sabret ki o cennet ellerini açmış seni bekliyor. Sen yeter ki bu geçici duruma sabret ve şükret diyor.

---Ey özürlü; sen de üzülme.Bu halin baki değil.Üstelik rabbin sana bu dünyada sahip olmadıklarından dolayı seni kat kat ödüllendirecek.Şu kısa dünya hayatı imtihan meydanıdır.Sen yeter ki bu geçici duruma sabret ve şükret diyor. (Bu konuda Hz. Cüleybib üzerinden ‘dezavantajlı gruplara yönelik bir rehabilitasyon örneğini de bir önceki yazımızda vermiştik.Bakınız:http://www.cemilpasli.com/egitim/peygamberimizden-dezavantajli-gruplar-icin-bir-sosyal-rehabilitasyon-ornegi )

---Ey musibetzede; Bu musibet sen de kalıcı değil,geçecek.Ve rabbin o musibetle sen den aldığından çok daha güzelini sana ebedi bir surette verecek.O musibet ya günahlarına kefaret ya da derecenin artmasına sebep olacak. Sen yeter ki bu geçici duruma sabret ve şükret diyor. Bu konuyla alakalı daha ayrıntılı bir hadisi de zikretmek gerekiyor.

Devamını oku...

  • Yaşlılara yönelik  dini danışmanlık ve rehberlik konusunun alanında uzman , özel eğitim almış personel tarafından yapılmalıdır.
  • Bu eğitimin sürekli yenilenen protokollere bağlı olarak değil , yasal alt yapısı sağlam bir şekilde meşruiyet alanına kavuşturulması zaruri ve önemlidir.
  • Doğudan batıya doğru dini ve geleneksel değerlerimizin durumunun huzurevleri doluluk oranına yansıdığını tespitine katılıyorum.Doğu illerimizde huzurevine ihtiyaç batı illerine göre çok az miktarda olduğunu söyleyebilirim.
  • Huzurevinde kalan yaşlılardan çocuğu olmayan ve yalnız yaşayanlarda %27 sinde  depresyon  görülürken , çocuğu olanlarda bu oranın %51 olarak belirlenmesi çok önemli ve üzerinde durulması gereken bir tespit.Aynı tespit yuva ve yurtta kalan çocuklar içinde geçerli.Anne babası hayatta olan çocukların psikolojik problemleri , anne babası ya da anne veya babası ölmüş çocuklardan çok daha fazla.
  • Protokol gereği kurumlarımıza gelen din görevlilerinden istediğimiz verimi alamadık, alamıyoruz. Bunun en önemli sebebi kurumlara gelecek görevlilere mutlaka en azından yeterli Hizmeti içi eğitimden geçirilmeli.
  • Maddi olarak tüm ihtiyaçlar karşılanıyor ama ondan daha önemli olan manevi boşluğun doldurulması.Bu konuda resmi sivil tüm gönüllü ve iyi niyetli çabalara açığız ve ihtiyacımız var.
  • Devletin din eğitimine yakın tarih itibariyle yaklaşımlardan aile içerisinde yaşayan yaşlılardan huzurevindeki yaşlılar daha fazla etkilenmiştir.
  • Peygamberin ashabı suffe başta olmak üzere yetim , yaşlı , özürlü ve kimsesizlere yönelik uygulamaları ve aynı konuyla ilgili Kuran-ı Kerim’in tavsiyeleri dikkatle incelenmeli ve çağdaş bir dille yaşlılarımıza aktarılmalıdır.

    Devamını oku...

Geçtiğimiz günlerde katıldığım Yaygın Din Eğitimi Sempozyumunda yuva,yurt ve huzurevleri ile ilgili 2 tebliğe müzakere sunma imkanım oldu.Bu müzakereleri ilgilene okurlarım için en kısa haliyle aşağıda vermek isterim:

  • Yetiştirme Yurtları,Çocuk Yuvaları,Sevgi Evleri ve en yeni hizmet modelimiz olan Çocuk Evlerinde kesinlikle Din Eğitimi verilmeli kanaatine katılıyorum.3 yıllık süreçte yurt ve yuvaların çocuk evlerine dönüştürüleceği düşüncesiyle din eğitiminin bu yeni sisteme uygun olarak planlanmalı.
  • Bu danışmanlık ve rehberlik konusunun alanında uzman , özel eğitim almış personel tarafından yapılmalıdır.
  • Bu eğitimin sürekli yenilenen protokollere bağlı olarak değil , yasal alt yapısı sağlam bir şekilde meşruiyet alanına kavuşturulması zaruri ve önemlidir.
  • 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gereğince 2 ayda bir yapılması gereken ‘Çocuk Koruma Kurulu’na Dib ve İl Müftülüklerinin de üye olarak alınması.
  • Protokol gereği kurumlarımıza gelen din görevlilerinden istediğimiz verimi alamadık.Bunun en önemli sebebi kurumlara gelecek görevlilere mutlaka en azından yeterli Hizmeti içi eğitimden geçirilmeli.
  • Maddi olarak tüm ihtiyaçlar karşılanıyor ama ondan daha önemli olan manevi boşluğun doldurulması.Bu konuda resmi sivil tüm gönüllü ve iyi niyetli çabalara açığız ve ihtiyacımız var.
  • ‘Oral Fiksasyon’ çocuk yetiştirme konusunda ilgili herkesin çok iyi bilmesi gereken bir kavram.Bu konuda çok araştırma yaptım ve www.cemilpasli.com da yayınladım.0-7 yaşta çocuk yetiştirmede yapılan yanlışlığın telafisi çok çok zor. Bu en çok bizim kuruluşlarımızdaki içeriden ya da dışarıdan gelerek çalışanlarımızın bilmesi gereken husus.
  • Aile çocuğun gelişmesinde o kadar önemli ki ailesinden ayrı kalan çocuğun kanda şeker değerleri bozuluyor , altını ıslatma gibi etkiler gelişiyor.
  • Çocuk Hakları çalışmaları Bakanlığımızca yürütülüyor ve önemine binaen şube müdürlüğünden Daire Başkanlığı düzeyine yükseltildi.
  • Devletin din eğitimine yakın tarih itibariyle yaklaşımından aile çocuklarından çok daha yüksek oranda yuva ve yurtlarımızdaki çocuklarımız etkilenmiştir.
  • Peygamberin ashabı suffe başta olmak üzere yetim , yaşlı , özürlü ve kimsesizlere yönelik uygulamaları ve aynı konuyla ilgili Kuran-ı Kerim’in tavsiyeleri dikkatle incelenmeli ve güncel bir dille çocuklarımıza aktarılmalıdır. Çocuk ve gençlere yönelik bu yaklaşımları derli toplu bir şekilde ortaya koyan rehber kitapçıklarının hazırlanması.

    Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 10 - 19

10