Perşembe, Ekim 17, 2019

Text Size

Sosyal Hizmet



Anne karnındaki bebek, gebelik boyunca göbek kordonu vasıtasıyla plasentaya bağlı olarak yaşar. Doğumdan sonra göbek kordonunun kesilmesiyle bebeğin plasenta ile olan bağı sona erer.

Bu eylem insanın ilk bağımlılığının sonlandırılması işlemidir.

Bebeğin en az 24 aylık anne sütüne bağımlılık dönemi başlamıştır artık.

Bakara 233, Ahkaf 15 ve Lokman 14. Ayetlerde Yüce Allah annelerin bebeklerini en az 24 ay emzirmesini emreder. Bu emir iman, namaz, oruç, zekat kadar önemli ve ciddi bir emirdir.

Zira anne bebeğine sadece dünyanın en değerli gıdasını değil, aynı zamanda özgüveni, güveni, kimlik ve kişiliği, şefkati, merhameti, sevgiyi yükler.

Bu bağımlılığında sonlandırılması için bebeğin annesinin memesini kendisi bırakması gerekir.

Kısaca, rahimde kordonla başlayan anne bağımlılığı memeden süt emmeyle devam eder.

Anne bu iki aşamada bebeğini her açıdan doyurması ve bağımlılığını bebeğin kendinin bırakmasını beklemelidir.

Peki bebek bu aşamaları anneyle yakın bir muhabbet ilişkisi ile tamamlayamazsa ne olur?

“Oral Fiksasyon” dediğimiz sendrom bebekte gelişir ki CD artık derinden çizilmiştir.

Tabula Rasa tam anlamıyla tamir edilemeyecek kadar zarar görmüştür.

“Orak fiksasyon” toplumda ilkokuldan itibaren öğretilmesi gereken en önemli kelimedir.

Kainatın halifesi insanın kişilik oluşumunda en önemli döneme işaret eder.

Eğer 0-2 anneler bebekle irtibatlarına dikkat etmez “oral fiksasyon” gelişirse işimiz çok zordur.

Tamamen ayrı bir yazımın konusu olan “Oral fiksayon=Anne yoksunluğu” meselesini linke havale edip “bağımlılık” konusuna devam edelim: http://www.cemilpasli.com/sosyal-hizmet/oral-fiksasyon-ve-anne-yoksunlugu

Demek ki bağımlılığın en temelinde ve en birinci sebebi 0-2 yaş anne yoksunluğu.

İkinci sebep: Hedefi olmayan çocuk.  Başarı için hedefine yürüyen çocukta 3 temel şart gerekiyor. Özgüven, zihni arka plan(güncek taze, bol bilgi) ve iyi bir sosyal çevre(arkadaş).

Devamını oku...

Emine Bulut'un çocuğunun gözü önünde hunharca öldürülmesi kadın cinayetleri konusunu bir kez daha gündemin üst sırasına taşıdı.

30 yılık sivil toplum 19 yıllık sosyal hizmet tecrübem dolayısıyla aile, çocuk ve kadın konularında çok yazılar yazdım, onlarca projede bulundum.

Tabii ki biz yazmaya çizmeye, çözüm aramaya devam edeceğiz.

Ülkemizde geldiğimiz nokta itibariyle ‘”Aile Eğitim Seferberliği” ilan edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Seferberliğe tüm Kamu kurumları, Yerel Yönetimler, Sivil Toplum Kuruluşları katılmalılar.

Verem hastalığı ile savaşırken, Verem Savaş Dispanserlerinden, BCG Aşısına, her vatandaşın röntgeninin taranmasından okullar, askeri birlikler, camiler ve tüm toplantı yapılabilecek alanlarda eğitimlere kadar nasıl ciddi bir seferberlikle verem yok edildiyse;

Aynı şekilde “Aile Bütünlüğünü, Huzurunu Koruma ve Kadına, Erkeğe, Çocuğa Karşı Sevgiyi Yaygınlaştırma Seferberliği” ilan edilmeli.

Peki bu seferberliğin anahtar kelimeleri neler olmalı:
--Şiddetle mücadele için 180 derece politika değişikliği:

Kadın değil aile,

Çocuk değil aile,

Erkek değil aile,

Engelli değil aile,

Yaşlı değil aile,

Şiddet değil sevgi,

Kötülük değil iyilik,

Karanlık değil aydınlık...

--Boşanma olayı bu kadar kötü olarak değerlendirilmemeli. Aile yürümüyor ise eşler boşanmanın bir çözüm yolu olduğunu bilmeli, kabul etmeli ve diğer çözüm yolları tükendiğinde iletişi koparmadan, özellikle çocuklar varsa barış içerisinde uygulamalı.

Devamını oku...

Lgbt yürüyüşüne farklı tepkiler geldi.

Bu tepkiler şu soruyu akla getiriyor?

Sosyal problemler karşısında doğru yerde miyiz?

Sosyal, psikolojik, siyasi, ekonomik v.b. sorunları ele alırken 3 kademe esastır.

1. İyi ve güzel hizmetleri SÜREKLİ KILMAK için: İyileştirici-geliştirici hizmetler,

2. İyi ve güzel hizmetleri KORUMAK için: Koruyucu-önleyici hizmetler,

3. İyi ve güzel hizmetleri kaybettiğimizde GERİ DÖNMEK için: Tedavi ve rehabilite edici hizmetler.

Dikkatinizi çekmiştir.

Ortaya çıkan sonuçlara tepki göstermek bu hizmet modelleri arasında yok.

Misal: Lgbt yürüyüşü.

Siz sağlıklı birey ve huzurlu toplum için mutlu aileyi herkes için ulaşılabilir bir imkan haline getirmemişseniz bu nevi sonuçlara tepki göstermeniz problemi çözüme yardımcı olmayacağı gibi sorunu daha da derin hale getirecektir.

Bugün madde bağımlılığından, okul başarısına, Lgbt meselesinden, çocuk ve kadına şiddet olgusuna kadar sosyal problemlerimizin kökeninde aile kurumumuzun eksikliği ve yetersizliği vardır.

Sosyal problemler kökeni toplumun hücresi, temel yapı taşı, mihengi olan aile kurumuyla alakalıdır.

Devamını oku...

İlk insan ve Peygamber Hz. Adem’le başlayan ve son Peygamber Hz. Muhammed(s.a.v) ile devam ederek tamamlanan ahlak sisteminin merkezinde gerçek vardır.

Gerçeğe uygun hayat; sünnetullah dediğimiz Yüce Allah’ın kainata koyduğu kanunları, bilme, tanıma ve onlara uygun hareket etmekle gerçekleşir.

Bu sebeple; Kainatın özü ve özeti olan insanın kainatla birlikte onunla uyumlu hareket etmesine kendini gerçekleştirme diyoruz.

İnsan Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde ve önderliğinde aklını ve kalbini aktif kullanarak önce Kainatı, kainatın gösterdiği işaretleri kullanarak Rabbini tanıyacak ve elde ettiği gerçeğe teslim olacak ve yaratılışının hikmeti olan kendini gerçekleştirme makamına çıkacaktır.

Bu yolda başarı için insan; tezekkür ile geçmişi/tarihi iyi bilecek, tefekkür ile geleceğe/hedefine kilitlenecek, taakkul ile geçmiş ve geleceği birlikte değerlendirecek, tedebbür ile adım adım Rabbinin istediği kulluğu ifa ederek yaratılış hikmetini ifa edecektir.

Eşya, kitap ve başta insan tüm canlıları 3 defa okuyacak, öğrendiklerini kendi iç dünyasında hazmedecek ve ürettiği özgün gerçekliğini yaşayacak ve yazacaktır.

Mesela bir nefisten yaratılmış erkek ve kadının nikahla, evlenerek bir araya gelerek o nefsi birleştirip tamam etmeleri iki aynı kaynaktan ayrılmış iki cinsin de kendini gerçekleştirmesi demektir.

Günümüz insanı kendi iç dünyasında yaşayacağı bu tecrübeyle gerçeğe dolayısıyla huzura ve mutluluğa ulaşabilecekken iç dünyasında dış dünyaya savrularak gerçekten kopmuştur.

En az %51 iç dünyasına yürümesi gereken insan kapitalizme bir tüketim makinesi olması için dışarıya yönlendirilmiş ve kendinden ve gerçekten uzaklaştırılmıştır.

Devamını oku...

Durgun bir suya taş attığınızda etrafında daireler oluşur.

Bu dairelerin sonsuza kadar büyüdüğünü düşünebiliriz.

Bizim ’’Ailede Huzur İçin 9 S’’ çalışmamız bütün bu daireler için huzur formülüdür.

En dar dairede kişinin kendi ruh ve bedeniyle ilişkisi ile başlayan, aile, sülale, cemaat, cemiyet, millet, ümmet ve beşeriyet şeklinde genişleyerek devam eden toplumsal gruplar için de huzur için 9 S formülü geçerlidir.

Bizim ‘’Ailede Huzur İçin 9 S’’ başlığını kullanmamızın sebebi kişi ile toplumu bağlayan ‘’kilit taşı’’ olan ailenin önemini vurgulamaktır.

9 S: Sohbet(iletişim), Sofra, Seyahat, Seccade, Sevgi, Sayfa, Samimiyet, Sistem ve Sabırdır.

Bireyin kendi ruh ve beden ilişkisinden en geniş daireye kadar bütün dairelerde 9 S etkilidir.

9 S içerisinde 3 S diğerlerinden daha önemlidir.

Birey, aile ve toplumu bir bina gibi düşünürsek 3 S taşıyıcı kolonları oluşturmaktadır.

Bunlar 1.S: Sohbet birliği(İletişim), 2. Sevgi birliği, 3. Sabır birliğidir.

Bu 3 S dinimiz, örfümüz, gelenek ve kültürümüzle desteklenmiştir.

Dinimiz sohbet ve iletişimin besmelesi olan selamı imana bağlamıştır.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 19

Başlangıç
Önceki
1