Salı, Haziran 18, 2019
Text Size

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar Erh...

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bize bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar ve Erhan Dargeçit beylere teşekk...

Zehra Okullarındaydık..

Zehra Okullarında Eğitimcilerle birlikteydik...

  • ''Yorulmaz Bilginler'' kreşimiz velilerine ''Ailede Sosyal medya ve iletişim'' konulu konferans verdik.

    Cuma, 10 Mayıs 2019 08:21
  • 5. Akşehir Kitap Fuarına katıldık...

    Pazartesi, 06 Mayıs 2019 12:04
  • İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 30 Nisan 2019 08:51
  • İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Çarşamba, 24 Nisan 2019 10:16
  • Zehra Okullarındaydık..

    Pazartesi, 22 Nisan 2019 12:06

Sosyal Hizmet



İlk insan ve Peygamber Hz. Adem’le başlayan ve son Peygamber Hz. Muhammed(s.a.v) ile devam ederek tamamlanan ahlak sisteminin merkezinde gerçek vardır.

Gerçeğe uygun hayat; sünnetullah dediğimiz Yüce Allah’ın kainata koyduğu kanunları, bilme, tanıma ve onlara uygun hareket etmekle gerçekleşir.

Bu sebeple; Kainatın özü ve özeti olan insanın kainatla birlikte onunla uyumlu hareket etmesine kendini gerçekleştirme diyoruz.

İnsan Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde ve önderliğinde aklını ve kalbini aktif kullanarak önce Kainatı, kainatın gösterdiği işaretleri kullanarak Rabbini tanıyacak ve elde ettiği gerçeğe teslim olacak ve yaratılışının hikmeti olan kendini gerçekleştirme makamına çıkacaktır.

Bu yolda başarı için insan; tezekkür ile geçmişi/tarihi iyi bilecek, tefekkür ile geleceğe/hedefine kilitlenecek, taakkul ile geçmiş ve geleceği birlikte değerlendirecek, tedebbür ile adım adım Rabbinin istediği kulluğu ifa ederek yaratılış hikmetini ifa edecektir.

Eşya, kitap ve başta insan tüm canlıları 3 defa okuyacak, öğrendiklerini kendi iç dünyasında hazmedecek ve ürettiği özgün gerçekliğini yaşayacak ve yazacaktır.

Mesela bir nefisten yaratılmış erkek ve kadının nikahla, evlenerek bir araya gelerek o nefsi birleştirip tamam etmeleri iki aynı kaynaktan ayrılmış iki cinsin de kendini gerçekleştirmesi demektir.

Günümüz insanı kendi iç dünyasında yaşayacağı bu tecrübeyle gerçeğe dolayısıyla huzura ve mutluluğa ulaşabilecekken iç dünyasında dış dünyaya savrularak gerçekten kopmuştur.

En az %51 iç dünyasına yürümesi gereken insan kapitalizme bir tüketim makinesi olması için dışarıya yönlendirilmiş ve kendinden ve gerçekten uzaklaştırılmıştır.

Devamını oku...

Durgun bir suya taş attığınızda etrafında daireler oluşur.

Bu dairelerin sonsuza kadar büyüdüğünü düşünebiliriz.

Bizim ’’Ailede Huzur İçin 9 S’’ çalışmamız bütün bu daireler için huzur formülüdür.

En dar dairede kişinin kendi ruh ve bedeniyle ilişkisi ile başlayan, aile, sülale, cemaat, cemiyet, millet, ümmet ve beşeriyet şeklinde genişleyerek devam eden toplumsal gruplar için de huzur için 9 S formülü geçerlidir.

Bizim ‘’Ailede Huzur İçin 9 S’’ başlığını kullanmamızın sebebi kişi ile toplumu bağlayan ‘’kilit taşı’’ olan ailenin önemini vurgulamaktır.

9 S: Sohbet(iletişim), Sofra, Seyahat, Seccade, Sevgi, Sayfa, Samimiyet, Sistem ve Sabırdır.

Bireyin kendi ruh ve beden ilişkisinden en geniş daireye kadar bütün dairelerde 9 S etkilidir.

9 S içerisinde 3 S diğerlerinden daha önemlidir.

Birey, aile ve toplumu bir bina gibi düşünürsek 3 S taşıyıcı kolonları oluşturmaktadır.

Bunlar 1.S: Sohbet birliği(İletişim), 2. Sevgi birliği, 3. Sabır birliğidir.

Bu 3 S dinimiz, örfümüz, gelenek ve kültürümüzle desteklenmiştir.

Dinimiz sohbet ve iletişimin besmelesi olan selamı imana bağlamıştır.

Devamını oku...

Yazımın başlığını oluşturan cümle 8 mart Dünya kadınlar günü etkinlikleri çerçevesinde benim de panelist olarak katıldığım bir panelde sarf edildi.

Benden önce konuşan bir hanımefendi ‘’İlahiyatçı değilim ama Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de o kadar özgürlük vermiş ki, şartlarını oluşturduğunda bir anne bebeğini emzirmeyebilir’’ cümlesini kurdu.

Hanımefendiden sonra konuşmaya başladığımda selamlama ve giriş cümlelerinden sonra; ‘’25 yıl önce İlahiyat Fakültesi’nden mezun, şu an yine İlahiyat Fakültesi’nde doktora yapan, 9 yıl sağlık, 19 yıllık sosyal hizmet, 4 yıl basın yayın alanlarında iş tecrübesi olan bir kardeşiniz olarak kesin ve net ifade ediyorum ki; Kur’an-ı Kerim’de; Bakara 233 (2 yıl) Ahkaf 15(30 ay), Lokman 14(24 ay) Allah Teala anneye bebeğini emzirmesini EMRETMİŞTİR’’ dedim.

Kendisini tanıdığım kadarıyla muhafazakar değerlere sahip bir hanımefendinin bu görüşü ifade etmesi beni son derece üzdü.

Yazıma başlamadan yaptığım kısa bir araştırmada bu görüşün toplumda yayılmaya çalışıldığını öğrendim.

Bebeğin anne rahmine düşmesi ile birlikte başlayan 3 yıllık süre bir insan hayatındaki en önemli ve en değerli süredir.

İnsanı bir bina gibi değerlendirirsek 0-3 yaş temel, 4-7 yaş su basmanı seviyesini manasındadır.

Kişiliğin %90 0-7 yaş arasında oluşur.

0-7 yaşları arası gereken annelik babalık yapılmış çocukta inşa edilen kişilik 12 şiddetinde depremlere dayanacak bir kişiliktir.

Ve bu %90’ın %70’ni 0-3 yaş bebeklik dönemi oluşturur.

Anne bebeğe en az 2 yıl boyunca sadece bir ömür boyu beden sağlığı için lazım olan dünyanın en zengin gıdası olan anne sütünü değil; o anne sütüyle beraber yine bir ömür boyu lazım olacak ruh sağlığı için gereken muhabbeti, şefkati, merhameti, sabrı, şükrü ve özgüveni verir.

Bebekte 3 yıllık süreçte öz annesinden uzun süre ayrı kaldığında ‘’oral fiksasyon’’ sendromu gelişir.

Oral fiksasyon; bebeğin başta anne sütü, ilgi, alaka, şefkat ve merhameti olmak üzere beden ve ruh sağlığı için gerekli bakımlardan yoksun bırakıldığında oluşan ve tamamen tedavisi mümkün olmayan bir patolojinin adıdır.

Sigara, alkol dahil bağımlılığın her çeşidi, cinsel sapkınlıklarda dahil tüm ahlak dışı alışkanlıklar, obezite, tırnak yeme, kürdan çiğneme, kendi vücuduna ve sağlığına zarar verdiği halde kişinin terk edemediği her davranışının altında çocukluk döneminde gelişmiş oral fiksasyon sendromu en büyük paya sahiptir.

Devamını oku...

Hz. Adem’le(a.s.) başlayan Hz. Muhammed(s.a.v.) ile tamamlanan Peygamberlerin en büyük katkı yaptığı, diğer iyi insanlarında emek verdiği bugünkü Medeniyet direklerimize son 200 yıldır büyük saldırılar yapılıyor.

Halife eşref-i mahlukat insanı O’nu ayakta tutan bütün direkleri yıkıp bir ‘’tüketim makinesi’’ köle haline getirmeye çalışıyor İblis’in arkadaşları.

İnsanı insan yapan O’nu ayakta tutan 6 adet direkler nelerdir?

  1. İnsan da özgüven
  2. Ailede kadın
  3. Okulda öğretmen/Üniversitede hoca
  4. Camide imam
  5. Millette aksaçlılar( toplumun tarihte veya bugün önde gelen şahsiyetleri)
  6. Ümmette, ümmeti birbirine bağlayan manevi bağlar.

Biliyorlar ki bu altı direği zayıflatıp yıktığında milletler felç olur ve bireyin bütün koruma mekanizmaları kaybederek İblis’in arkadaşlarının tuzağına düşer. Onlarda ağına düşürdüğü sineğin kanını emen örümcek gibi insanların tek tek kanlarını bir ömür emerler.

6 direğe hücum ederken en çok kullandıkları yöntem algıyı yönetmek. Kişilerin kendi istek ve inisiyatifiyle doldurmadıkları kafa, beyin, kalp, mide v.b. bütün boşlukları dolduruyorlar ve bu boşluklara çalışarak insanlığı nakavt etmeye çalışıyorlar.

Günümüzde internet imkanlarını da kullanarak adeta hipnoz ettikleri insanları ve kendilerini uçuruma doğru yönlendiriyorlar.

Bunların sürüklediği 1938-1945 yılları arasındaki ll. Dünya savaşında 60 milyondan fazla insan öldüğü halde bugün insanlık sanki o günler hiç yaşanmamış gibi hareket ediyor.

Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter. Malcolm X

Lütfen!

Uyanık kardeşlerim bizi biz yapan 6 direğimize sahip çıkalım.

Unutmayın bunların kurduğu sadece takılanın kanını emecekleri bir örümcek ağı.

Güçleri sanal, sadece üstadları ve rehberleri İblis’in yaptığı gibi ‘’üflemek’’

Devamını oku...

İnsan için anne karnına düştüğünden itibaren bebekliği, çocukluğu, gençliği, olgunluğu ve yaşlılığı da başlamış demektir.

Fiziksel, ruhsal ve biyolojik açıdan tam bir iyilik halinde olan anne babanın bebekleri ile ilişkileri, ilk günden itibaren hayatın tümünü kapsayan bir inşanın içerisinde olmaları durumudur.

Bu sebeple, anne babalar daha anne karnına düşmeden bebeğin maddi manevi gelişimi ile ilgili tedbirleri almanın önemini bilmeliler.

Örneğin; Kartaçalılar evlenecek çiftleri düğün tarihinin 40 gün öncesinden itibaren gözetim altına alır alkol ve benzeri nesle zarar veren maddelerden uzak tutarlardı.

Alkol v.b. doğacak bebeğe zararlı maddelerden anne ve baba adayları bu takip sistemiyle korunurdu.

Anne karnında bebek tüm olumlu ve olumsuz etkilere en açık pozisyondadır.

Bu sebeple anne 9 aylık süreyi olumlu anlamda çok iyi değerlendirmeliler.

Doğduktan sonra en az 2 yıl annenin bebeğini emzirmesi bebeğin bütün hayatını etkileyen –bana göre- en önemli zaman dilimidir.

Çünkü anne bebeğine 2 yıl süresince sadece dünyanın en değerli gıdası olan anne sütünü değil, aynı zamanda anne sütünden daha değerli olan şefkat, merhameti, sevgiyi, özgüveni, cesareti verir.

Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’de 3 yerde (Bakara, 2/233, Ahkaf, 46/15, Lokman, 31/14) Yüce Allah annenin bebeğini en az 2 yıl emzirmesini emretmiştir.

Anne karnı, 2 yıl emzirme ve 5 yıllık çocuklukla birlikte kişiliğin %70 şekillendiği 7 yaşına ulaşır insanoğlu.

12 yaşına gelindiğinde %90 kişilik tamamlanmış, insanı bir ömür boyu yönlendirecek yaşam kodları kaydedilmiş olur.

Peki ilerleyen zamanlarda kişide ortaya çıkan sorunlarda bu alana dönebilir miyiz?

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 19

Başlangıç
Önceki
1