Çarşamba, Ocak 16, 2019
Text Size

Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

ASKON Konya Şubesi Yönetim Kurulu üyelerine ''İş Hayatında İletişim, Aile İçi Huzurun Dinamikleri, İş ve Aile Ahlakı'' konularında sunum yaptık.YK Baş...

Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

  • Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

    Pazartesi, 24 Aralık 2018 14:06
  • Muhabbethane'de Gençlerle ''Huzurun Anahtarı''nı konuştuk...

    Salı, 13 Kasım 2018 08:17
  • Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

    Perşembe, 25 Ekim 2018 09:01
  • Emirgazi'de öğretmenlerimizle beraberdik...

    Pazartesi, 24 Eylül 2018 11:06
  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02

Siyaset



Konya 15 gün içerisinde iki önemli olaya ev sahipliği yaptı. 30 Martta Konya Platformu nun organize ettiği Konya Küçük Millet Meclisi (KmMM) toplandı. KkMM’nin ilk toplantısı ile ilgili yazdığım yazı 17 yorum ve 900 e yakın ‘tık’ la Yeni Konya Gazetesindeki köşemde en ilgi gösterilen yazı oldu.

12 Mart Cumartesi günü ise Konya STK’ları ‘Akil İnsanlar’la buluştu. Akil insanlar onarlı gruplarla  2 kez söz hakkı verdiler STK temsilcilerine. KmMM’de moderatör Şanar YURDATAPAN’ın uyguladığı usul uygulansaydı bir o kadar kişi daha konuşabilirdi. Yine de genel itibariyle Konya kamuoyunun görüşleri ’akil insanlara’ aktarıldı. Notlar alındı, kayıtlar tutuldu. Ben bütün gayret ve çabama rağmen söz alamadım ama başkan Ahmet TAŞGETİREN’den mail adresini alarak şu görüşlerimi gönderdim:

’Bu gün çözüm sürecini konuştuğumuz terör tabii ki çözülmelidir. Ve çözüm sürecini destekliyorum. Ancak bu gün çözümünü konuştuğumuz terör bir sonuçtur, semptomdur. Asıl dikkat ve enerjini bu sorunu ortaya çıkaran yapının değiştirilmesi için sarf edilmelidir. Sadece terör sorununun değil , ülkenin tüm temel sorunlarının sebebi mevcut statükodur. Bu mevcut statüko tam da halkın , devletin ve hükümetin ciddi bir çözüm iradesi koyduğu bir zamanda derhal değiştirilmesi gerekmektedir. Bu gün bu bahar havası içerisinde bu statüko değiştirilmezse bahardan sonra yaz , yaz dan sonra kış gelecek ve statüko daha güçlü bir şekilde kendini gösterecektir.

Statükonun 2 si İstanbul , 3 ü Ankara da olmak üzere 5 temel direği vardır. Merkezleri bu iki ilimizde olmak üzere ülkenin her tarafında şubeleri de bulunmaktadır. Ticari ve Medya ayağı İstanbul , Bürokrasi (sivil-asker) , Siyaset ve STK ayağı da Ankara da bulunmaktadır. Gücünü , meşruiyetini ve enerjisini mevcut , anayasa , yasa , mevzuat ve teamüllerden almaktadır. Kısaca bu mevcut yapı(statüko) , herkesin eşit olduğu demokratik sistemde ‘diğerlerine göre biraz daha fazla eşit olan’ insan ve kurumlardan oluşmaktadır.

Bu bahar mevsiminde anayasa dan başlayarak tüm mevzuat ve uygulamalarda bir daha geri dönmeye imkan ve ihtimal bırakmayacak şekilde tüm ‘daha eşit’ kişi ve kurumlar halkla eşit hale getirilmelidir. Eğer bu mevcut statüko değiştirilemezse yarın farklı ya da aynı problemlerle yine karşımıza çıkacağı ve canımızı yakacağı unutulmamalıdır.’

Gerek KkMM gerekse ‘Akil İnsanlar’ la buluşmamızda zaman zaman konuşmaların hararetlendiği , seslerin yükseldiği zamanlar oldu. Bu son derece doğal. Çünkü müsademe-i efkardan barika-i hakikat tevellüt eder.(Fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşeği ortaya çıkar) Özellikle bir araya çok sık gelmeyen insanları bir araya getiriyorsanız bu gibi yüksek sesli toplantılara alışmalısınız. 19 Ocak 2011 de yazdığım ‘AÇILIMLARIN KONTRAENDİKASYONU BUNLAR. BİRAZ DAHA SABIR‘ (http://www.cemilpasli.com/siyaset/acilimlarin-kontraendikasyonu-bunlar-biraz-daha-sabir ) başlıklı yazımda bu konuya işaret etmiştim.

Devamını oku...

Ülkemizde uzun süredir özlemini çektiğimiz ‘barış’ ortamının oluşmakta olduğunu görüyoruz. On yıl , hatta yüz yılları aşan kadim sosyal problemlerimizin çözümleri üzerinde konuşabiliyoruz. Sağ-sol , Türk-Kürt , Sünni-Alevi , Laik-anti-laik gibi ihtilaf alanlarından hızla halkların kardeşliği ve Türkiye’li olmak paydasında birleşmeye başlıyoruz.

Barış, İslam’ın Türkçe karşılığı sihirli bir kelimedir. Önce insanın kendisiyle , sonra rabbiyle ve tüm kainatla barışık olmasıdır gerçek anlamda Müslüman olmak. Onun için dinimiz öncelikle barışı emreder , barış ortamının oluşturulmasını ister.

Bu dinin barışa ne kadar önem verdiğinin en güzel örneği Hudeybiye antlaşmasıdır. Bedir ve Uhud’ta birbirine önemli zararlar vermiş çoğu akraba iki topluluk arasında o cahiliyenin hüküm sürdüğü bir zamanda barış çok zor bir olaydı. Ama Peygamberimiz Rabbinden gelen emirle O barışı zorladı ve başardı. Bu gün Hudeybiye’yi tekrar hatırlamak ve ülkemizde oluşturulmaya çalışılan barış iklimine katkı vermek zorundayız.

Hudeybiye’yi kısaca hatırlayalım. Hicretin 6'ıncı yılı, Peygamberimiz, rüyasında Kâbe’yi ziyaret ettiklerini gördüğünü, yakında hep birlikte Mekke’ye gideceklerini ashâbına müjdeledi. Hazırlıklar tamamlandı. Savaş yapılması yasak olan aylarda bulunuyorlardı. Müslümanların amacı savaş olmayıp, yalnızca Kâbe'yi ziyâret etmekti. Mekkelileri telâşlandırmamak için, ashâbının silah taşımalarına izin vermemiş, sadece yolcu silâhı olarak birer kılıç almışlardı. Hac için Mekke'ye gelecek düşman kabîlelerle yolda karşılaşmamak için, Kâbe ziyâretini hac günlerinden önce yapmayı uygun görmüştü. Yanlarındaki 70 kurbanlık deveyi işaretlediler ve Zülhuleyfe'de "umre" niyetiyle ihrama girdiler. Yol güvenliğini sağlamak için 20 kadar süvâriyi öncü olarak gönderdiler.

Mekkeliler, Hz. Peygamberin Kâbe'yi ziyâret için yola çıktığını duyunca telâşlandılar. Müslümanları Mekke'ye sokmamağa karar verdiler. Velîd oğlu Hâlid ve Ebû Cehil'in oğlu İkrime'yi 200 süvâri ile öncü olarak gönderdiler. Peygamberimiz, Mekkelilerin bu kararını önden gönderdiği gözcüleri aracılığıyla öğrendi. Sağ tarafa sapıp, yol güzergâhını değiştirerek, Hudeybiye'ye kadar ilerledi.

Bu sırada bir elçi, Kureyş’in, Müslümanları Mekke'ye sokmamak için müşrik kabilelerle anlaştığını ve savaş hazırlığı içinde olduklarını haber verdi. Peygamberimiz savaş amacıyla değil, sâdece Kâbe'yi ziyâret için gelmişti. Kureyş'le görüşmek üzere Hz.Osman’ı Mekke'ye gönderdi. Hz. Osman, Ebû Süfyân ve diğer Kureyş ileri gelenleriyle görüştü. Maksatlarının sâdece Kâbe'yi ziyâret olduğunu anlattı. Mekkeliler:

Devamını oku...

Belge gazetesinde Kasım 2008 de ‘Batı’ya Neler Oluyor ? ‘ başlıklı bir yazı kaleme almıştım. ( http://www.belge.com.tr/arc/belgeci/mustafa.php?sayfa=yazi&yno=374 ) Makalem de savunduğum tezim dolayısıyla bir kısım insanlar tarafından ‘objektif’ olmamakla eleştirilmiştim. Makale de Avrupa’nın ve ABD’nin yani Batı’nın 3 temel sebepten çöküşe doğru koşar adımlarla ilerlediğini ifade etmiştim.

Makalem de çöküşe  3 adet temel sebebi yazmıştım:

  • Aşırı tüketim yani israf
  • Gurur ve kibir
  • İslami-fobia

Londra'da krallar gibi ağırlanan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İngiltere yolunda Avrupa için 'miserable' (sefil) bir birliğe böyle yarım bir başkan’ nitelemesiyle Avrupa’nın en önemli ülkesine giderken , İngiltere’nin başında bulunduğu Batılı ülkelerin 1800 ler de dedeleri için söyledikleri ‘hasta adam’ nitelemesine 200 yıl sonra torun olarak ‘miserable (sefil)’ kelimesiyle cevap verdi.

Cumhurbaşkanımız gerçeği çok veciz bir biçimde ifade etti.Batı son 200 yılın en kötü dönemlerini yaşıyor.Her açıdan derin bir buhranın içerisinde ve nasıl çıkacağı konusunda kesin ve doğru bir fikre de sahip değil.

Devamını oku...

12 eylül 2010 referandumunun sonuçlarını1400 YILDAN SONRA İLK DEFA…’ başlıklı yazımda değerlendirmiştim.’(http://www.cemilpasli.com/siyaset/1400-yildan-sonra-ilk-defa)Makalemde I.Muaviye’nin oğlu Yezid’i veliaht göstermesiyle başlayan saltanatın farklı devletlerle devam ettiğini 12 eylül 2010 da ise bambaşka bir gelişmenin yaşandığını , bunun sosyolojik olarak 9 şiddetinde bir deprem kabul edilmesi gerektiğini , merkez üssü Türkiye olan bu depremin tsunami oluşturacağını ,oluşan bu tsunaminin içeride ve dışarıda çok farklı etkilerinin yaşanacağını ifade etmiştim.

Osmanlının yıkılması ve Cumhuriyetin kurulmasıyla saltanat yıkılsa da bu kez halk adına karar veren müesseseler oluşmuştur. Tek kişinin yerine kararlar alan oligark diyeceğimiz bu kurumlar vesayete muhtaç gördükleri halk adına kendileri karar vermeye, anayasa ve yasa yapmaya devam etmişlerdir.

Halka tepeden bakan bu yapılar tarafından yapılan 12 Eylül anayasası bu güne kadar etkinliğini sürdürmüştür. Yani trenin gideceği rayları ve rotasını bu oligarklar belirlerken, demokrasi görüntüsü olsun, dünyaya rezil olmayalım gibi mülahazalarıyla “dostlar alışverişte görsün kabilinden trenin yönetimine dair kısıtlı bir kısım imkânları halkın temsilcilerine bırakmışlardır.

Devamını oku...

Ülkeyi insan vücudu olarak düşünürsek meclis-parlamento beyin, hükümette beyincik hükmündedir. Yani meclis kararları alır, hükümette alınan kararları uygular. Bu anlamda bizim ülkemizde en önemli kurum beyni temsil eden meclistir.

Bu anlamda milletvekilliği çok önemli, hatta en önemli bir makamdır. Biz de daha çok nimetleriyle gündeme gelen bu makamlar, sorumluluklarıyla da değerlendirilmelidir.73 milyonun vekâletine talip olan insanlar neye talip olduklarını ve omuzlarındaki sorumluğun ağırlığının farkında olmalıdırlar.

4 yıllığına vekâlete niyet eden herkes şunu bilsin ki milletvekilliği ağır bir yüktür. Aday olan herkes kendine ya da seçen insanlar adaylara şu soruları sormalıdır.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 5 - 13

5