Pazar, Haziran 16, 2019
Text Size

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar Erh...

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bize bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar ve Erhan Dargeçit beylere teşekk...

Zehra Okullarındaydık..

Zehra Okullarında Eğitimcilerle birlikteydik...

  • ''Yorulmaz Bilginler'' kreşimiz velilerine ''Ailede Sosyal medya ve iletişim'' konulu konferans verdik.

    Cuma, 10 Mayıs 2019 08:21
  • 5. Akşehir Kitap Fuarına katıldık...

    Pazartesi, 06 Mayıs 2019 12:04
  • İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 30 Nisan 2019 08:51
  • İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Çarşamba, 24 Nisan 2019 10:16
  • Zehra Okullarındaydık..

    Pazartesi, 22 Nisan 2019 12:06

Siyaset



Başbakanımız , hemşehrimiz Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu Yeni Türkiye’nin oluşumundan bahsederken liyakat,ehliyet ve sadakatin merkeze alınarak hareket edileceğini söyledi.

Bundan böyle devlet kadrolarında görevlendirilecek,siyaset yapacak insanların bu üç özelliğe sahip insanlar olması konusunda azami hassasiyet gösterileceği anlaşılıyor.

Başka bir konuşmasında Başbakanımız kaliteli kişi ve kurumlarda olmazsa-olmaz 3 özellikten bahsederken şunları sırladı:

1.Özgüven

2.Zihni arka plan

3.Sosyal Çevre(network)

77 milyon halkımız, Cumhurbaşkanı ve Başbakanımızın açıklamaları ile işaretleri verilen Yeni Türkiye için hazırlıklarını yapmalı, gereken desteği vermelidir.

Halkın desteği ile seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı’nın ilan ettiği 2023, 2053 ve 2071 hedefleri doğrultusunda hepimiz, herkes el birliğiyle çalışmalıyız.

Bu günkü dünya’da ülkemiz mazlumların ve mağdurların tek ümidi haline geldi. 5 ülkenin veto yetkisiyle işlevsiz hale getirilen içi tamamen boşaltılan, en son genel kurulunu bir darbeciye açarak meşrutiyetini tamamen kaybeden BM dünya mazlum ve mağdur halkları için hiçbir şey ifade etmiyor artık.

Cumhurbaşkanımız; ‘’dünya 5 den büyüktür’’ sözüyle bu yanlış düzene esaslı bir duruş sergileyerek dünya mağdur ve mazlumlarının hislerine tercüman oldu.

Genç Siviller de güzel bir çalışma ile ‘’dünya 5 den büyüktür’’ sözünü tüm dillerle ve o milletlerin dilinden söyleterek olayı global bir mücadele formatına taşıdılar.

‘’Dünya 5 den büyüktür’’ ifadesine inanan ve onun yaşatılması için mücadele verenler İslam’dan önce kurulan mağdur ve mazlum insanların hak ve hukukunu korumak için kurulmuş olan  Hılfılfudul teşkilatını hatırlatıyor. Peygamberimiz Mekke’de kurulan bu STK ya katılmış ve İslam’dan sonra bu gün kurulsa yine katılırım diyerek kuruluşun çalışmalarından övgü ile bahsetmiştir.

Dünya’da mağdur ve mazlumun yardımına koşarken içimizdeki mağdur ve mazlumları da unutmamak gerekiyor.

Devamını oku...

06 Eylül 2010 tarihinde yazdığım yazının başlığını ve içeriğini başta nefsim olmak üzere nisyana mübtela olan herkes için tekrar etmek istiyorum.Yazının başlığı:’ “ESKİ HAL MUHAL YA YENİ HAL YA İZMİHLAL” DİYORSANIZ: EVET,EVET,EVET’ idi.İçeriği ise;

‘’1993-1994 yılları arasında İstanbul ‘da bir grup gazeteci-yazar arkadaşım “Yeni Zemin” dergisini çıkardılar. Dergi 18 sayı yayın hayatına devam etti. 18. sayısını 1994 Mayısında çıkardı.

Yeni Zemin dergisi çok önemli konuları gündeme taşıdı. Türkiye’nin ilerlemesi, gelişmesi için yapması gerekenleri işledi. Dergi yazarları, gündeme getirdiği konuların çözümlerini de sundu. Bu sorunların çözülmesi durumunda Türkiye’nin Dünyanın en saygın güçlü ülkelerinden birisi olacağı hususunun altı çizildi.

Peki 1994 den 2010 a ,yani bu güne aldığımız mesafe nedir ?

Ne kadar yol aldık.

Neleri değiştirdik ?

Hangi yenilikleri yaptık ?

Hangi Problemleri çözdük ?

Kıymetli okuyucularım. Ben size Yeni Zemin dergisinin işlediği dosyaların isimlerini vereyim. Neden istediğimiz gibi ilerleyemiyoruz ,neden “süper güç” olamıyoruz ? siz karar verin.

1993 Ocak Sayı 1: Türkiye’nin 70 yıllık Politikası :Değişmeden İlerlemek (Eski hal muhal.Ya Yeni hal Ya İzmihlal )

1993 Şubat Sayı 2 : Türkiye’de Denetim Altındaki Dinin Özgürleşme Talebi

1993 Mart   Sayı 3 : Rejim Ordusu mu ?  Savunma Ordusu mu ?

1993 Nisan  Sayı 4 : Nasıl Bir Anayasa ? Dayatmam mı ? Sosyal Mutabakat mı ?

1993 Mayıs Sayı 5 : İslam’ın Alternatif Devlet Modeli Var mı ? “İslam Devleti Tartışılıyor “

1993 Haziran Sayı 6 :Yeni Siyasi Arayışlar Sürüyor.Demokrasi Son Çaremi ?

1993 Temmuz Sayı 7: Kadının Kimlik Arayışı

1993 Ağustos  Sayı 8 : Türk Ekonomisi Darboğazda.Özelleştirme Çare mi ?

1993 Eylül       Sayı 9 : Türkiye Nereye Gidiyor ? (Dış Politika)

1993 Ekim       Sayı 10: Tıkanan Sistemin Çöken Kurumu:Üniversite

Devamını oku...

Toplumun genelinin talebi aslında tarihte hep belirleyici olmuştur.

Bu, toplumun çekirdeği ailede,işyerlerinde,tüm küçük ve büyük topluluklarda geçerli bir esastır.

Halkının,tabanının nabzını tutabilen , halkıyla sağlıklı iletişim kurabilen liderler hep başarılı olmuştur.

‘Nasılsanız öyle yönetilirsiniz’ sözü bunu anlatır.

Bu aşağıdan yukarıya daha etkilidir.

Yukarıdan aşağıya etki de vardır.

‘İnsanlar emirlerinin yolu üzerinedir’ sözü de bunu anlatır.

Demek ki küçük ve büyük gruplarda başarılı bir yönetim için sağlıklı ve sürekli iletişim şarttır.

Peygamberimiz bunun en güzel örneklerini gösterdi.

Muhatabına tam anlamıyla yönelmek bunu anlatır.

Halkından kim ona ‘lebbeyk’ dese hem fiziki hem de psikolojik olarak ona yönelirdi.

Muhatabını dikkatle dinler ve talebini gerçekleştirirdi.

Sürekli halkının arasındaydı.

Onlar gibiydi,onlarlaydı.

Halifeleri ve onu sevenler bu geleneği devam ettirdi.

Hz. Ömer geceleri şehrin kenar mahallelerini gezerdi.

İhtiyaç sahiplerini bizzat tespit ederdi.

3 kıtaya yayılan 3 milyon orduya sahip güçlü Osmanlı Padişahları tebdili kıyafetle halkın arasında dolaşmak ve onlarla sıcak temas kurmaktan vazgeçmedi.

Aile reisliğinden devlet başkanlığına kadar her kademedeki idareciler bu kurala uymak zorunda.

Bu konuyu ‘’Bazılarımız, adil bir yönetim için başkasının ayakkabısıyla 3 gün yürümek zorunda.’’ Başlıklı yazımda geniş bir şeklide değerlendirmiştim. (http://www.cemilpasli.com/sosyal/bazilarimiz-adil-bir-yonetim-icin-baskasinin-ayakkabisiyla-3-gun-yurumek-zorunda )

Konuyu ayrıntılı okumak isteyenleri linkteki yazıyı okumayı tavsiye ediyor ve idarecilik konusunda Mehmet Akif merhumun uyarılarıyla bitiriyorum.

(...) Kadın ne söyledi, Abbas, işitmedin mi demin?

Yarın huzûr-i İlâhide, kimseler, Ömer'in

Şerîk-i haybeti olmaz, bugünlük olsa bile;

Evet, hilâfeti yüklenmeyeydi vaktiyle.

Devamını oku...

Son bir ay içerisinde Batman ASPİM ve Konya ADEF’in organizasyonu ile Batman, Sason, Pazarcık, Kahta ve Besni’de ‘Aile Huzur ve Mutluluğu için 9 S ‘ konulu konferanslar verdim.

Yine yakın tarihte Niğde, Adana, Gaziantep, Ordu, Denizli gibi illerde aynı konuda konferanslarım oldu.

Dolayısıyla Büyükşehir, Şehir ve ilçeleri yakından tanıma ve kıyaslama imkanını buldum.

Küçük yerlerin bu gibi eğitim, kültür ve sosyal faaliyetler çalışmalarına daha fazla ihtiyacı olduğunu gördüm.

Çoğu zaman bu ihtiyaçlarını bulundukları yerlerde gidermeyenler büyükşehir ve şehirlere göç etmeyi tercih ediyor.

O halde şu gerçeği tespit ederek tüm kalkınma plan ve projelerini ona göre dizayn edelim.

Kalkınma da öncelik küçükten büyüğe doğru yapılmalı.

Sosyal devlet halkının tüm ihtiyaçlarını ayağında sunarak göçün önüne geçmek için seferberlik ilan etmeli.

İnsanlar yaşadıkları topraklarda nüfuslarına göre tüm eğitim, kültür ve sosyal imkanlara mutlaka kavuşturulmalıdır.

Göç çoğu zaman insanlarda telafisi imkansız yaralar açıyor.

Bir kırsal kalkınma örneği olarak bizzat görüp incelediğim Yaylacık (Nuzumla) köyü örneğini vermiştim.http://www.cemilpasli.com/sanat/yaylacik-nuzumla-koyu-turkiye-icin-guzel-bir-modeldir

Devamını oku...

Kuran-ı Kerim biz Müslümanları ‘fitne katilden (adam öldürmekten) şiddetlidir.

(Bakara,2/191)’ ve 'fitne katilden daha büyüktür (Bakara,2/217) ayetleriyle fitneye karşı uyarır.

Son dönemde kökü biraz eskiye dayanan, içten içe tutuşturulan ,

yakılan özellikle gezi olaylarıyla birlikte alevleri görünür hale gelen bir fitne ateşi yakılmış durumda.

Peki fitne katilden (adam öldürmekten) daha kötü olduğu halde Müslümanlar bu durumda ne yapmalı ???

Bu soruya bir kelimeyle cevap ver diyen biz fazla okuyamıyoruz diyen okuyucularımızdan başlayalım.

Bu sorunun tek kelimelik cevabı: Her Müslüman ‘’samimi’’ olmalı. ’’Ed-dinün nasiha-din samimiyettir.’’

Ne demek samimiyet ? Samimiyet: Gerçekten neysen o olacaksın. İçin dışın bir olacak.

Meşhur hikaye.

Deve kuşuna sormuşlar.

‘Sen kuş musun kuşsan uç’ demişler:

Kanatlarını kapatıp ‘ben deveyim’ demiş.

Deveysen yük taşı demişler:

Kanatlarını açmış ‘ben kuşum’ demiş.

İşte fitnenin kaynağı buradadır. Ya kuşsun , ya devesin.

Ülkemizde kurumlar var. Nedir bunlar , misalen:

Devlet , hükümet , iktidar , meclis , ordu , basın , STK’lar , yerel yönetimler v.s

Bunların tüm rolleri anayasa , yasa ve diğer mevzuatla belirlenmiş.

Peki fitne nerden çıkıyor ?

Kurumlar hadlerini ve çizgilerini aşıyor , bir diğerinin işine burnunu sokuyor.

Yıllarca Ülkemizde taşların yerine oturmamasının, fitnenin ana kaynağı bu.

Gezi Parkı olayları ve sonuçları üzerinden tartışmalar devam ediyor. Herkes

bulunduğu yeri unutarak içindeki duygu ve düşünceyi fikir gibi ortaya koyarak olayları soğutmadan

değerlendirmeye çalışıyor. Gezi Parkı olaylarını şöyle değerlendirmiştim.

‘Gezi Parkı olayları tam anlamıyla 1909 da 104 yıl önce gerçekleşen 31 Mart Vaka sına benziyor aslında.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 4 - 13

4