Perşembe, Kasım 14, 2019

Text Size

Siyaset



Fetö v.b. yapıların ortaya çıkmasını sağlayan toplumsal bir zemin var.

Bu zemini tanımak için zaman tünelinde kısa bir tarihi yolculuk yapalım.

Dinin aslı ve özü olan; güzel ahlak son Peygamber Hz. Muhammed(s.a.v.) ile tamamlandı.

Din ahlaktı, samimiyetti, sosyal hayatta bize tesir eden ilkelerdi ve bunlara SALİHAT denildi.

Ahlakı, samimiyeti, dürüstlük ve çalışkanlığı hatırlatan kişisel ibadetlere HASENAT denildi.

Hasenat salihate dönüşmüyorsa hiçbir önemi yoktu. Kıldığınız namaz sizi taşkınlık ve aşırılıktan alıkoymuyorsa o namaz namaz değil eğilip kalkmaktan ibaretti. Ankebut, 29/45

Hz. Peygamber ve 4 halifesi bu anlayışı yaşadı, uyguladı devlete ve topluma hakim kıldı.

Sıffin’den sonra işler değişmeye başladı.

İslam’a sokulmuş en büyük bid’at Bizans’tan Muaviye bin Ebu Süfyan tarafından alınan saltanatın kurumsallaştırılması ve İslami gibi gösterilmesi çabasıdır.

Devlette kurumsallaştırılan saltanat ümera, ulema, asker, kısaca hayatın bütün alanlarını etkiledi. Akıl iptal edildi, eleştiri kapısı kapatıldı, koşulsuz teslimiyet için gereken tüm adımlar atıldı.

Ehli beyte yapılan zulümler de dahil tüm olumsuzluklar İslam’dan referanslarla savunulmak istendi.

Bu Hz. Peygamber ve Raşid halifelerle kurumsallaştırılmaya çalışılan hilafeti ısırıcı bir saltanata dönüştürdü. Emeviler İslam’ı kendi kavimlerine kadar daraltıp, katı ırkçılık üzerine bir siyaset izleyerek Arap olmayanlara mevali tabir ederek her açıdan 2. Sınıf vatandaş muamelesi yaptılar, Arap olmayan Müslümanlardan haraç ve cizye aldılar.

Bu ısırıcı saltanattan kaçan ehli beyt ve diğer ashap Maveraünnehir bölgelerine çekildiler.

Türk Milleti olarak biz İslam’ı ehli beytten ve bu zulümden kaçan ashaptan öğrendik.

Büyük Selçuklu Devleti ve diğer Müslüman Türk devletlerinde ortaya çıkan İslam anlayışı beylikler ve Osmanlı Devletinde de 1516-1517 yılına kadar etti.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır’dan el-Ezher’deki alimleri İstanbul’a getirip baş tacı yapması, Maveraünnehir’de oluşturulmuş kodların hızla değişmesine yol açtı.

Maturidi çizgisindeki Osmanlı, Eşarici bir çizgiye doğru hızla savruldu.

Aklın geri plana atıldığı, kaderin yanlış yorumlanmasıyla eskileri körü körüne taklidin hakim olduğu, Emevi döneminde oluşturulmuş eleştiri ve farklı fikir ve düşünceye kapalı dar ve sınırlı İslam’ı boğan kodlar Osmanlının umera, ulema ve askeri anlayışına hakim olmaya başladı.

Ufuktaki bu daralma hayatın tüm alanlarına yansıdı ve bana göre Osmanlı Devleti 1517’de duraklamaya başladı.

Osmanlı Devleti, 1571’de İnebahtı faciasını yaşadı, bir mermi, top atamadan tüm donamasını kaybetti; bu büyük bir şoktu ama maalesef uyanmaya yetmedi.

Devamını oku...

Buğday ile koyun, gerisi oyun.

Bu hakikat Habil Kabil’den beri böyle…

Temiz su ve sağlıklı gıda bütün zamanlarda yaşam için olmazsa olmazdır.

Askon Konya öncülüğünde düzenlenen Çatalhöyük Milli Tarım Zirvesi’ne katıldım.

Ülkem adına ümidimi artırdı bu zirve.

Zirve’de ülkemizin gıda ve tarıma dair bütün meseleleri konuşuldu ve gündem oluşturuldu.

Gen bankasından, endemik bitki zenginliğimize, hayvancılıktaki ihtiyaçlarımızdan, tohum bankasına enine boyuna çok çeşitli paylaşımları işin uzmanlarından dinledik.

Zirve  sonbaharda düzenlenecek ‘’Milli Tarım Şurası’’na davetle bitti.

Tarımda ciddi mesafeler aldığımızı memnuniyetle müşahede ettim.

Tabii ki daha almamız gereken çok mesafe var.

‘’Gayri memnunlar medeniyet kuramaz’’ der İbn Haldun.

Önce geldiğimiz mesafeye şükredeceğiz ve bu ileri adımlar için bu bize moral ve motivasyon kaynağı olacak.

Sonra emin adımlarla yolumuza devam edeceğiz.

Tespit ettiğim en acil konu buzağı ölümleri.

Bu bir zamanlar ülkenin gündemi olan bebek ölümlerini akla getirdi.

Sağlık bakanlığının yaptığı geniş çaplı çalışmalarla bebek ölümleri asgariye indirildi.

Birinci önceliğimiz buzağı ölümlerinin önlenmesi için milli bir seferberlik ilan edilmeli ve buzağı ölüm oranı hızla düşürülmeli.

Devamını oku...

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. Yılı olan 2023 için Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan hedefler açıklamıştı.

Bu hedeflerden en önde geleni ekonomik büyüklükte dünya ülkeleri arasında ilk 10 ülke arasına girmekti.

Dünya ekonomisinde ilk 10’na girmek ve diğer tüm hedeflerin gerçekleşmesi için ülke olaral mevcut performansımızı en az %30 artırmamız gerekiyor.

30 Ağustos 2016 tarihinde yani 2023 den 7 yıl önce hedeflere ulaşmak için HAYATİ önerilerimi sıralamıştım:

Kamu Yönetiminde ‘’Evrim’’ Şart : http://www.ereglimetro.com.tr/pasli-kamu-yonetiminde-evrim-sart-28528h.htm

Bugün 18 Nisan 2019.

3 yıla yakın zaman geçti.

Kamu Yönetiminde ‘’evrim’’ yapabildik mi?

Maalesef!

‘’Zararın neresinden dönülse kardır’’ ilkesinden hareketle bugün HAYATİ önerilerimi yeniden hatırlattım.

Zira bu HAYATİ değişiklikleri yapmadığımız zaman bırakın dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında girmeyi 17 ekonomi olma pozisyonunu dahi kaybeder ilk 20’den de çıkmak zorunda kalırız.

Konuyu biraz açalım:

Çalışma hayatımıza bakalım.

En son 15 Temmuz ve 1 Mayıs resmi tatil kervanına eklendi.

Türkiye’de dini, milli bayramlar ve diğer tatil günleri oldukça fazla. Bunlara zaman zaman yaşanan soğuk ve kar tatilleri de eklendiğinde tam bir tatil cenneti oluyor ülkemiz.

Bu kadar tatil olması ne kadar sağlıklı, ne kadar verimli, ne kadar maksada hizmet ediyor ?

İnsan için üç şey çok zordur.

Devamını oku...

‘’İnsanlar develer gibidir, 100 deveden tam istediğin gibi 1deve bulabilirsin.’’

Hadis-i Şerif

Peygamberimizin bu sözünden ben Yüce Allah’ın 100 insandan birisini ‘’çok zeki/özel/farklı/lider’’ yarattığını anlıyorum.

O halde devletler ve milletler bu 100 den 1 ni testlerle tespit edip onlara yönelik farklı eğitim programlarını mutlaka yapmalılar.

Aksi halde bu 100 den 1 ya yurt dışına kaçar, ya da ülkede kalmak zorunda kalırsa şizofren olur.

Kendi ülkesinde değer bulmayan 100 den 1 n yurt dışına kaçmasına ‘’beyin göçü’’ diyoruz.

Bir millet ve devlet için en büyük tehlike ‘’beyin göçü’’ dür.

Zira siz beyinleri tutamazsanız diğer beyinleri eğiten milletlerin ‘’taşeron’’ işlerini yapmak zorunda kalırsınız.

Peki ‘’beyin göçü’’ nü engellemek için neler yapmalıyız?

Salih amelin 3 şartı vardır:

1.Adalet

2.Düşünce özgürlüğü

3.Adaletin ve düşünce özgürlüğünün hakim olduğu istişare

Adaletin ve düşünce özgürlüğünün önündeki en büyük engel ise Nepotizm(akraba kayırmacılığı) ve patriotizm (hemşehricilik)dir.

Devamını oku...

Liyakat TDK’nın sözlüğünde; ‘’Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu, değim’’ şeklinde açıklanmış.

Liyakata dair dinimizde kesin hüküm bildiren yüzlerce ayet ve hadis var. En kuvvetli, net ve vurgulu olanı ise Nisa Suresi 58. Ayet ve ayetin nüzul sebebi.

Nisa Suresi 58 ayetin Nüzul sebebini hatırlayalım. Zira nüzul sebebi manayı kuvvetlendiriyor ve daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

Bu ayetin iniş sebebine dair şu rivayet nakledilmiştir: Bu ayetin hedef davranışı, özelde Ka‘be'nin anahtarı, genelde emanetin(işin) ehline verilmesi hususunda Peygamber'e (s.a) ve O’nun şahsında tüm zaman ve mekanlarda ümmetine yöneltilmiş bir hitaptır.

Hz. Peygamber Kabe’nin anahtarını Mekke'nin fethedildiği sırada, henüz ikisi de kâfir bulunan Abduddar Oğulları’ndan Osman b. Ebî Talha el-Hacebî el-Abderî ile amcasının oğlu Şeyhe b. Osman b. Ebî Talha'dan almıştı. Abbas b. Abdulmuttalib, Sikâye(Hacıları Sulama Görevi) görevi ile birlikte Sidâne(Kabe’nin korunması, emniyeti,  anahtarının muhafazası) görevini de almak için anahtarı Hz. Peygamber'den istemişti. Rasûlullah (s.a) Ka‘be'ye girdi,    içerisinde bulunan putları kırdı, Hz. İbrahim’in makamını çıkardı. Cebrail de bu âyet-i kerimeyi indirdi. Ömer b. el-Hattâb der ki: Rasûlullah (s.a) bu ayeti okuyarak Ka‘be'den dışarı çıktı. Daha önce O'ndan bu ayeti işitmiş değildim. Sonra, Osman ve Şeybe'yi çağırıp söyle dedi: “Haydi bu anahtarları alın. Bu, ebediyen sizin ve soyunuzdan gelen çocuklarınızın elinde kalacaktır.

Peygamber devamla; ‘’Bu anahtarları sizden ancak zalim bir kimse alır.”  Bu ayetin mesajını böyle bir olaya indirgemek büyük bir vebaldir. Zira ayette; milletleri ve devletleri ayakta tutan ilkeler bildirilmektedir. Adalet, emanet, ehliyet, Allah'ın üzerinde önemle durduğu ilkelerdir. Emanet sözcüğünün anlamı ile ilgili Ahzâb sûresi'nde detaylı bilgi verilmiştir.

Buradaki konu edilen emanet, sözcüğünün terimsel anlamlarından biri olan, “kamu görev”idir. Ayetteki, Şüphesiz Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor ifadesinin birinci cümlesi topluma, ikinci cümlesi de toplumsal görev alanlara yöneliktir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 13

Başlangıç
Önceki
1