Pazar, Temmuz 12, 2020

Text Size


Belge gazetesinde Kasım 2008 de ‘Batı’ya Neler Oluyor ? ‘ başlıklı bir yazı kaleme almıştım. ( http://www.belge.com.tr/arc/belgeci/mustafa.php?sayfa=yazi&yno=374 ) Makalem de savunduğum tezim dolayısıyla bir kısım insanlar tarafından ‘objektif’ olmamakla eleştirilmiştim. Makale de Avrupa’nın ve ABD’nin yani Batı’nın 3 temel sebepten çöküşe doğru koşar adımlarla ilerlediğini ifade etmiştim.

Makalem de çöküşe  3 adet temel sebebi yazmıştım:

  • Aşırı tüketim yani israf
  • Gurur ve kibir
  • İslami-fobia

Londra'da krallar gibi ağırlanan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İngiltere yolunda Avrupa için 'miserable' (sefil) bir birliğe böyle yarım bir başkan’ nitelemesiyle Avrupa’nın en önemli ülkesine giderken , İngiltere’nin başında bulunduğu Batılı ülkelerin 1800 ler de dedeleri için söyledikleri ‘hasta adam’ nitelemesine 200 yıl sonra torun olarak ‘miserable (sefil)’ kelimesiyle cevap verdi.

Cumhurbaşkanımız gerçeği çok veciz bir biçimde ifade etti.Batı son 200 yılın en kötü dönemlerini yaşıyor.Her açıdan derin bir buhranın içerisinde ve nasıl çıkacağı konusunda kesin ve doğru bir fikre de sahip değil.

Büyüme hızımız  , ekonomik ve sosyal değerlerimiz dünden bu güne olağanüstü iyileşmeler gösteriyor. İtalya’nın sadece Fransa’ya borcu 392 milyar dolar. Avrupa’da, Yunanistan, İtalya, Fransa’nın borçları 3 trilyon 350 milyar Avro yu aşmış durumda; tüm batmış AB ülkelerinde bankacıları kurtarmak adına akıl almaz ekonomik kısıtlamalara gidilmekte, halklara kemerleri sıkma politikaları uygulanmakta. Birinin batması domino taşı gibi diğerlerini de etkileyecektir. Biz 8.2 büyürken Almanya ve İngiltere 0.5, Fransa 0.4 büyüyor. Din , kutsallar , aile , evlilik , çoğalma gibi sosyal konularda ise Avrupa tam anlamıyla (miserable).

Acı olan o ki ; Batı böyle bir çıkmazın içerisinde iken bizde bir çok problemin çözümünde işin uzmanları tarafından referans olarak alınmaya devam edilmesidir. ’İlim müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa alır’ diyen peygamberin ümmeti olarak tabii ki dünyanın neresinde olursa olsun bilimsel gelişmelerden istifade edeceğiz. Fen ve teknoloji alanındaki gelişmeleri çok rahat alabiliriz. Ancak özellikle sosyal bilimler konusunda dışarıdan aldığımız bilgi ve fikirlerin bize uygun olup olmadığı konusunda bazı süzgeçlere sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Sosyal konular ; milletlerin dini , dili , tarihi , kültürü , örf ve ananesi v.b. konularla farklı farklı şekillenen konulardır. Bu konularda bir fikri , çözümü aynen tercüme edip diğer millete tatbik etmek yanlıştır. Mesela: Avrupa’da Ortaçağın karanlık ,boğucu atmosferinden çıkmak için haklı olarak ‘Haklar’ mücadelesi verdiği için  ‘Hak’ eksenli bir düşünce yapısı gelişti. İşci hakları , kadın hakları , engelli hakları v.b. Oysa ‘hak’ eksenli düşünce çatışmanın fitilini yakıyor. Bu kadar yıldır ‘hak’ lar mücadelesi veren Avrupa’nın bu gün geldiği nokta üzerinde dikkatle durulması gereken bir özellik arz ediyor.Bu gün Avrupa’da aile çatısı altında yaşan kişi sayısı % 40 lar civarında , biz de % 76. Tabii ki hak çok önemli. Hatta ‘Kul hakkı’ İslam’da hukuk-u Allah’ tan daha öncelikli ve önemli. Ama İslam ‘ da asıl fazilet ve takva ; fedakarlıkta , veren el olmakta, ‘en muhtaç olduğu anda bile kardeşini,eşini,babasını,çocuğunu kendisine tercih etmekte.’

Tüm sosyal konularda ; özellikle evlilik ve insan ilişkilerini dinimiz ve örfümüz ’Hak’ ları asgari bir sınır olarak çizdikten sonra ‘Haklar’ bağlamında değil , ‘Sorumluluklar’ bağlamında ele alınmasını tavsiye ediyor. Bu sistemde hayatı ‘Ruhsatların’ çizdiği sınırlar değil , ‘Faziletlerin’ belirlediği sınırsızlıklar yönetiyor.

Tüm sosyal bilimcilerin ilgilendikleri her konuyla alakalı olarak ; Batıdan aldıkları bilgilerle beraber dinimiz , tarihimiz , kültürümüz ve örfümüz açısından da meseleye bakmalarının doğru teşhis ve çözüm için gerekli olduğuna inanıyorum.

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy