Çarşamba, Şubat 26, 2020

Text Size


Lügatte ; i’tizal eden , cemaatten ayrılıp bir tarafa çekilen ayrılan manalarına gelen Mutezile kelimesi ıstılahta  aşağıda inceleyeceğimiz gibi , Vasıl b. Ata tarafından 8. yüzyılda kurulan ve ilk kelam okulu , ilk akılcı akım gibi isimler alan fırkaya verilen isim. [1]

Mutezile ifadesi hakkında çeşitli görüşler vardır.Dini anlamda Mutezile ifadesinin ortaya çıkışını tarihçiler genellikle , dört sebebe dayandırmaktadırlar:

1-Fırkanın kurucusu Vasıl b. Ata’nın Hasan el – Basri’ nin meclisinden ayrılarak Amr b. Ubeyd ile büyük günah (kebire) işleyen kimsenin küfür ile iman arasında orta bir yerde (el-menziletü beyne’l-menzileteyn ) olup ne mü’min ve de kafir olmadıklarını ifade etmeleri üzerine , Hasan el Basri’nin bunlar hakkında “Kad i’tezela kavle’l ümme” yani ümmetin görüşünden ayrıldılar veya Vasıl için “kad i’tezela anna’l Vasıl” yani Vasıl bizden ayrıldı demesi üzerine , Vasıl ve onun gibi düşünelere “i’tizal edenler “ anlamında “Mutezile” denildi.[2]

2-Vasıl ve arkadaşlarına Mutezile denilmesinin gerçek sebebi olarak , bunların önce büyük günah işleyenler hakkında ileri sürülen yanlış veya bid’atlikle vasıflanabilecek birtakım düşüncelerden ayrılmış olmaları olarak ta gösterilmektedir.[3] “Mürcie” büyük günah işleyen kimsenin mümin olduğunu söylemekle beraber , bu hususta ki kesin hükmü ahrete ertelerken , Haricilerin bir kolu olan Ezarika onun kafir olduğunu söylüyordu. Hasan el- Basri ise büyük günah işleyenin münafık olduğunu söylüyordu. Vasıl ‘ın , bütün bu görüşlerini reddedip , “Büyük günah işleyen ne mümindir , ne kafirdir , ancak o fasıktır” iddiasıyla ortaya atılışı , kendisinin ve onun gibi düşünenlerin “Mutezile” adıyla anılmasına neden oldu.

3. Bir başka görüş ; “Büyük günah işleyenin müminlerinden ve kafirlerinden ayrılmış “ olduğunu söylemelerindendir ki bu isimle anılmış olmalarını sağlamıştır.[4]

4-Bazı müsteşriklere göre , itizalcilerin dünya nimetlerinden uzaklaşarak , zahidane bir hayatı tercih etmeleri bu ismi almalarına sebep olmuştur.[5]

Değişik kaynaklara geçen şekliyle “Mutezile”  isminin menşei bu şekildedir.Ahmet Emin’in iddia ettiği bu ismin Yahudi kaynaklarından gelebileceği fikri daha sonradan kendisinin vazgeçmesi ile[6] geçersiz olmuştur.

Her fırsatta isimlerini “Ehl el Adl ve’t-Tevhid” olarak ifade eden Mutezileler “Mutezile” isminin kullanılmasını istememişlerdir.Çünkü muhalifleri , kendilerine hücum etmek için bu ismi bir koz ve dayana noktası olarak kullanmışlardır.Bağdadinin  onlar hakkında “icma-i Ümmetten ayrıldıkları için kendilerine Mutezile dendi” [7] demesi bile bu ismi reddetmeleri için kafi bir sebepti.

İtirazlarına rağmen bu ifadenin kendilerine has bir isim olarak tüm toplum tarafından kullanıldığını gören Mutezile mensupları , hiç olmazsa bu ismin müdafaasını yapmaya , bunun fazilet ve üstünlüklerinden bahsetmeye başladılar.Mesela : “ Sizi Allah’tan başka taptıklarınızla bırakıp sizden ayrılırım…” [8] “Putperestlerin söylediklerine sabret , yanlarından güzellikle ayrıl”[9] gibi ayetleri , “Senden uzaklaşan hayra düşer “ ve Süfyan es-Sevri’den rivayet edilen “Benim ümmetim yetmiş küsur fırkaya ayrılacak ; bunların içinde en doğru olanı Mutezile fırkasıdır “[10] gibi hadisleri kullanmışlardır.

Bütün bunlardan başka “Mutezile” sözü tarafsız kalan topluluğu ifade etmek için İslam tarihinde kullanıldı.  Hz. Osman’ın katlinden sonra meydana gelen Cemel ve Sıffin savaşlarına iştirak etmeyen , iki tarafa da katılmayan tarafsız kimselere Mutezile deniyordu. Yine Hz. Hasan ile Hz. Muaviye arasındaki mücadelede tarafsız kalanlara Mutezile denildi.[11]

Mutezile’ye verilen diğer isimler :

i.Ehl-i Adl ve’t-Tevhid: Mutezile için en çok kullanılan ve kendilerinin en çok beğendikleri isim budur. Onlara göre , Allah’ın gerek birliğini en iyi şekilde anlayan ve ispat eden kimseler olmaları itibariyle kendilerine bu ismi uygun görmüşlerdir.El-Adl sözü ile kaderi inkar edip , insana kendi fiilini yaratma kudreti vermiş böylece Allah’a şer isnadından kendisini tenzih etmiş olduklarına , Tevhid ile de Allah’ın bütün kadim sıfatlarını nefyetmek suretiyle O’nun hakiki birliğini ispat ettiklerine inanmış olmalarından ötürü bu ismi almışlardır.[12]

ii.El-Kaderiyye : Mutezile bu isimle de anılmaktadır.Bu ismi almalarının sebebini Bağdadi şöyle naklediyor:” İnsanın kendi fiilini takdir ve yaratma kudretine sahip olduğunu ve Allah’ın kulun fiili üzerinde bir etkisi bulunmadığını ileri sürmelerinden dolayı , ehli sünnet tarafından bu isim verilmiştir.[13] Mutezile bu ismi reddederek bunun , kaderin hayır ve şer Allah’tan başka olduğunu söyleyenlere ıtlak edilmesinin daha doğru olacağını ileri sürmektedir. Mutezile ‘ nin bu isimden bu kadar nefret etmesinin ve bu ismi muarızlarına yakıştırmasının sebebi ise , Hz. Peygamber’den rivayet edilen “Kaderiyeciler bu ümmetin Mecusileridir” hadisidir.[14] Aşırı tepkinin nedeni de kendilerini Mecusilik isnadından kurtarmak içindir.

Bunlar dışında Mutezile için bir çok isim zikredilmektedir:

1.el-Harkiyye:Kafirler ancak bir defa yanacaklar diyenlerin aldığı isim

2.el-Mufniyye: Cennet ve Cehennem’in sonlu olduğunu söyleyenlerin aldıkları isim.

3.el-Vakıfiyye: Kur’an’ın yaratılmış olduğu hususunda tevakkufu , susmayı tercih edenlerin aldıkları isim.

4.el-Lafziyye: Kur’an’ın lafızlarının gayri mahluk olduğunu söyleyenlerin aldıkları isim

5.el-Mültezime. Allah’ın her yerde , her mekanda bulunduğunu söyleyenlerin aldıkları isim

6.el-Kebriyye: Kabir azabını inkar edenler[15]

Bunlar dışında da el-Cehmiyye , el-Muattıla ,el- Havaric , el- Vaidiyye gibi isimleri de vardı.İnsanın sosyal yapısına hakim olan bir takım prensip ve kuralları fertlerin en çok sevdikleri isim ve lakaplarla anılmaları gerektiğine göre , İslam topluluğunda büyük bir yer işgal eden bu sisteminde ikiden fazla ismi üzerinde durulmamış , genelde “Mutezile “ ve el-Ehl-i Adl ve’t-Tevhid” isimleri kullanılmıştır.



[1] İbn Manzur , Lisan’ul- Arap , “ e-t-z” maddesi , Mısır , 1301/1883

[2] Bağdadi  , el-fark, beyne’l fırak , s.71 ; Şehristani , el milel , c.1 , s. 48 ; Ahmet Emin , Fecrü’l İslam , s.288

[3] İbn-i el –Murtaza , Ahmet b. Yahya i Tabakat el Mutezile , s.5 ; Susana Divald Wilzer Neşri , Beyrut 1380/1961

[4] Ebu’l Hasan Ali el- Mesudi , Mürucu’z-Zeheb ve Maadin  el Cevher , c.3 , s.235 , Kahire

[5] Muhammed Ebu Zehra , a.g.e. , c.1 , s.148 ; Şenel Lütfi , a.g.e. , s.126

[6] Ahmet Emin , Fecru’l –İslam ,s.289

[7] Bağdadi , a.g.e. ,s.71 ; Işık Kemal , a.g.e. , s.54

[8] Meryem , 19/48

[9] Müzzemmil ,73/10

[10] Işık Kemal , a.g.e. , s.55

[11] Ahmet Emin , Fecru’l – İslam , s.290

[12] Şenel Lütfi , a.g.e. ,s.127

[13] Bağdadi , el-Fark, s.101 ; Şenel Lütfi , a.g.e. , s.127

[14] Şehristani , el-Milel ,c.1, s.43 ; Işık Kemal ,a.g.e., s.57 ; Şenel Lütfi , a.g.e. , s.128

[15] El-Makrizi , a.g.e., s.169

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy