Pazartesi, Mayıs 27, 2019
Text Size

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar Erh...

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bize bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar ve Erhan Dargeçit beylere teşekk...

Zehra Okullarındaydık..

Zehra Okullarında Eğitimcilerle birlikteydik...

  • ''Yorulmaz Bilginler'' kreşimiz velilerine ''Ailede Sosyal medya ve iletişim'' konulu konferans verdik.

    Cuma, 10 Mayıs 2019 08:21
  • 5. Akşehir Kitap Fuarına katıldık...

    Pazartesi, 06 Mayıs 2019 12:04
  • İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 30 Nisan 2019 08:51
  • İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Çarşamba, 24 Nisan 2019 10:16
  • Zehra Okullarındaydık..

    Pazartesi, 22 Nisan 2019 12:06


Mutezile Fırkası Emeviler devrinde ortaya çıkmakla beraber, en canlı dönemini Abbasiler devrinde yaşamıştır.[1]

Kelam ilmiyle ilgili meseleleri ilk kez aklın ve felsefenin ışığı altında incelemek ve bu şekilde bu ilme alışılmışın dışında değişik bir yön vermek cesaretini gösteren Mutezile Fırkası’nın yaşadığı asır , İslam düşüncesinde çok çeşitli fikir cereyanlarının hakim olduğu  ve itikadi konularda önemli bir takım olayların olduğu kritik bir zamana rastlar. Bidayeten Arap Yarımadası’nın küçük bir şehrinde doğan İslamiyet , hızla gelişmiş , yayılmış ve nihayet bir çok ülkeleri, kavimleri, inançları, adet ve kültürleri farklı olan yabancı unsurları bünyesinde toplamış ve kozmopolit bir toplum ortaya çıkmıştır.[2]

Tek Tanrı inancı,Kelam ilminin temel konusudur.Bunun için bu ilme “Tevhid İlmi” de denilmiştir.Tevhid ilkesi, gelmiş , geçmiş bütün dinlerde mevcuttu.Yani bir Tanrı inancı bütün dinlerin temel esası idi.Bu itibarla , Tanrı düşüncesi ile ilgili fikirler hükümler hiçbir devirde , hiçbir peygamberin şeriatında değişmemiştir.Kuran’ı Kerim’de kuvvetli delillerle bu hükümler beyan edilmiştir.[3]

Üstün bir varlığa inanma ihtiyacı her insanda vardır ve her insan fıtri olarak şüphecidir. Her şeye özellikle metafizik bilgilere şüpheyle bakmak yapısında vardır.İşte bundan dolayı her devirde ve her Peygamberin ümmetinde dini telkin ve irşatta bulunmakla mükellef dini liderlerin bu ödevi yerine getirmekte izlemiş oldukları metodun yetersiz olması ve özellikle akli delillere gerekli önemi vermemiş olmaları,bu gibi davetlerin çoğu zaman insanlar tarafından şüpheyle karşılanmasına ve bunun yanı sıra doğal olan dini ihtiyaçların giderilmesi için tek Tanrı inancı yanında , çok Tanrı düşüncesi gibi bir takım inançların doğmasına sebep olmuştur.

Peygamberimiz İslamiyet ile gönderildiğinde Arap Yarımadasında çok tanrıcılık inancı hakimdi. Her ne kadar Araplar arasında Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi semavi dinlere mensup insanlar varsa da büyük putperest idi.[4] Toplumun çoğunluğu kendi meydana getirdikleri ve çoğunlukla insan gövdesi veya yüzünü andıran bazen de heykel halini alan kaya,bir taş parçası ve benzeri gibi maddelerden mamul bir takım putlara tapıyor ve bunları kendilerine mabut olarak ittihaz ediyorlardı.

İnsanlar tapmış oldukları putların yanı sıra bir üstün yaratıcının , her şeye kadir olan bir Tanrı‘ nın varlığına inanıyorlardı. Fakat zannedildiği gibi onlar bu inançlarını Yahudi ve Hıristiyan dinlerinden almış değillerdi.[5] Gerçek şu ki , onlar böyle üstün kudretin varlığını daha önce Hz. İbrahim ve İsmail devirlerinde öğrenmişlerdi.[6]

Kısaca Araplar bir taraftan Allah’ın varlığına inanırken diğer taraftan kendilerine Allah’tan daha yakın zannettikleri bir takım  putlardan yardım umuyor ve bu ilahların Allah’ın yer yüzündeki halifeleri , oğulları, kızları olduklarına inanıyor ve “Biz onlara, sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlardı.[7]

Bununla birlikte onların putlara karşı duymuş oldukları saygı ve hürmetleri de o kadar derin değildi.Hatta onların bazı günlük işleri ters gittiğim zaman çok kere bunlara kızıldığı ve lanet edildiği de olurdu.[8]

Arap Yarımadasında ki inanç vaziyeti böyle çok çeşitli bir durum arz ederken H.z. Peygamber temelini Tevhid ilkesinin oluşturduğu İslamiyet’le geldi.Nitekim özellikle Mekki ayetlerde Tevhid ilkesi sürekli vurgulanıyordu.[9] Peygamberin getirdiği tek Allah prensibi , en küçük ortağı reddediyor ve onunla ilgili, en küçük yanlış fikir ve beyanı küfür kabul ediyordu.Bu sebeple ,İslamiyet’te kelime-i şehadet ve kelime-i  tevhid esas kılınmış ve Müslüman olabilme bu sözlerin ikrarına bağlanmıştır.[10]

Hz. Peygamberin tebliği temelde üç esas noktada toplanıyordu:

1.O , Allah’ın elçisi olup bütün insanları hak dine davetle görevlendirilmiş bir Peygamberdir.

2.Araplar arasında oldukça yaygın olan putlara tapma adeti artık ilga edilmiştir. Bundan böyle her türlü ibadet ,ancak kainatı yoktan var eden şeriki ve benzeri bulunmayan yüce Allah’a yapılacak ve O’ ndan yardım umulacak ve bağışlanma dilenecektir. Kuran-ı Kerim’de bu iki esasa birden işaret edilerek şöyle söylenmektedir:

“De ki : Ben ancak sizin gibi bir insanım. Bana Rabbimin ancak bir Tanrı olduğu vahiy olunuyor. Onun için hepiniz O’na yönelin , O’ ndan bağışlanma dileyin ; Allah’a ortak koşanların vay haline”[11]

3.Bu yaşamış olduğumuz hayattan sonra ebedi bir hayat vardır.Her insan öldükten sonra dirilecek ve dünyadaki amelinin hesabı kendisinden sorulacaktır.Ameli iyi olan insan , layık olduğu mükafata nail olacak , kötü olan ise müstehak olduğu cezaya çarptırılacaktır.

Mekke’de on üç sene zarfında Hz. Peygamber insanları temeli Tevhid ve ahret inancı olan İslam’a çağırdı.İnsanları alışmış oldukları sapıklık ve gaflet  deryasından kurtarıp doğru yola yöneltmeye,dünya ve ahiret aydınlık ve saadetine kavuşmalarına sağlamak için uğraştı. Bütün engellemelere rağmen O yılmadı . Ama Mekke müşriklerinden pek azı iman etti. Fakat yahudilerle olan yakın temasları dolayısıyla “Tek Allah” gibi mücerret kavramlarla ünsiyeti olan Medinelilerin , Akabe’de tezahür eden Peygambere yakınlıkları neticesi vuku bulan hicretten sonra İslamiyet büyük bir hızla yayılmaya başladı.[12] Ve böylece İslamiyet kısa süre içinde cihanşümul bir din haline geldi.[13]

Yeni bir toplum inşa eden İslamiyet insanlara cins , ırk , asalet gibi mefhumlar ve ayrılık gözetmeksizin her insanın diğeri ile eşit hak ve salahiyetlere sahip olma ilkesini getirdi. Bu dinde Allah katında insanlar arasında tek değer ölçüsü ferdin Allah’a olan takva ve bağlılıklı derecesiyle değerlendirilmesidir.Allah (c.c.) bu temel ölçüyü şu ayetiyle ifade ediyordu:

“Şüphesiz Allah katında en değerliniz ona O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır”[14]

İslamiyet akla ve tefekküre büyük  önem vermiş ve onu ön plana geçirmiştir.İnsanlar tefekkür edecekler , o güne kadar inandıkları bütün batıl inançları (kahinleri,fal oklarını , vücuttan cin ve kötü ruh çıkarmaları) terk edeceklerdir, akıllarını kullanacaklar , bunun dışındakileri reddedeceklerdi. Kuran-ı Kerim doğrudan doğruya akla hitap etmiş , düşünmek suretiyle gerçeklerin araştırılmasını istemiştir. Elli’den fazla yere “tefekkür” ve “taakkul” etmek emredilmiş ve yapanlar övülmüştür.[15]

Kuran-ı Kerim de ifadesini bulan yeni iman esasları , dine itikat yönünden kesin bir şekil ve anlam verilmiştir. Bu esaslara , Kuran-ı Kerim’de ya doğrudan doğruya işaret edilerek inanılması emredilmiştir , yahut inanlar övülüştür , inkar edenler ise yerilmiştir. Kuran-ı Kerim’de bu esasları gayet açık ve seçik bir şekilde ortaya koyan ayetleri hemen her yerde bulmak mümkündür.[16]

Bütün bunlara beraber , İslamiyet’in daha ilk günlerinde bile , inançla ve bir takım şer’i meselelere ilgili olarak müslümanlar arasına zaman zaman bazı münakaşalar cereyan etmiş ve bunun neticesi olarak da çeşitli görüşler ve fikir ayrılılıkları ortaya çıkmıştır. Başlangıçta basit ve önemsiz gibi görünen bu ayrılılıklar, daha sonraları özellikle İslamiyet’in genişlemesi ve yayılmasıyla bir çok taraftarı sinesinde toplayarak fıkra haline gelmişlerdir.


[1] Şenel Lütfi,İslam’da İlk İhtilafların Fırkaların Çıkışına Tesirleri,s.25,Doktora Tezi,Konya-1987 (Basılmamış )

[2] Işık Kemal,Mutezile’nin Doğuşu ve Kelami Görüşleri, s.7,Ankara-1967

[3] İzmirli İsmail Hakkı,Yeni İlmi Kelam,c.1,s.22,İstanbul 1339-1341

[4] Ali Mustafa el- Gurabi, Tarihu’l – Firaku’l – İslamiyye,s.8,Mısır-1378/1959

[5] Brockelmann C. , İslam Milletleri ve Devletleri Tarihi , çev: Neşet Çağatay,s.10,Ankara 1054

[6] Çağatay Neşet , İslam’dan Önce Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı, s.95-96, Ankara 1963

[7] Sad,38/5, Rad,13/33,Fatır ,35/40

[8] Hitti , Philip , Tarih’ul Arap, çev.Muhammet Mebruk Nafi ,s.115,Kahire 1949

[9] İhlas Suresi en kısa ve en veciz şekilde tevhidi tanımlıyordu

[10] Muhammed , 47/19,Saffat , 37/35,Feth, 48/29

[11] Fussilet , 41/6

[12] Kutluay Yaşar , İslamiyet’te İtikadi Mezheplerin Doğuşu, s.14, Ankara

[13] Arnold T.W.,İntişar-ı İslam Tarihi,çev.M.Halid,s.31-35,İstanbul,1343

[14] Hucurat, 49/13

[15] Bakara,2/44,73,75,76,164,170,171,179, Ali İmran ,3/65,100, Maide , 5/58,103, Enam,6/32,151, Araf,7/169, Enfal,8/22, Yunus,10/92,100,Rad,13/3, Haşr,59/21

[16] Bakara, 2/2,20/82,108,136,154,Maide,5/17,46,72,75,109,120,Tevbe,9/30,31,111, Müminun, 23/50, Zuhruf,43/57,65, Saf, 61/6

,Hadid 57/26,27

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy