Çarşamba, Şubat 26, 2020

Text Size


Daha önce ifade ettiğimiz gibi , İslam fütühatı gelişip bir çok ülke İslam devletinin bir parçası haline geldiğinde , Müslümanlar fethettikleri bu yerlerde çok çeşitli din ve kültürlerle karşı karşıya gelmişlerdi.Fethedilen devletlerdeki kültürler çok köklü , büyük ölçüde felsefi ve akli ilimlere nüfuz etmiş , eski filozofların eserlerine bihakkın vakıf olmuş kimselerdi.Müslümanlar Mısır , Suriye , Irak ve İran topraklarını fethetmeden önce bu ülkelerde Yunan , İran , Süryani ve Hint kültürü biliniyordu.[1] Buralarda İskenderiye okulu , Ruha (Urfa) okulu , Cundişapur okulu , Harran okulu gibi ilim , kültür , tefekkür merkezleri vardı.[2]

Emeviler devrinde Müslümanlar bütün bu felsefe ve kültürlerle ilgilenmeye başladılar.Müslümanlar arasında hızla gelişen bu ilim hareketlerinin sonucunda Basra ,  Kufe , Abbasiler zamanında Bağdat birer ilim ve kültür merkezi haline geldi.Mansur (ö.H.137/M.754-775) ‘un halifeliği zamanında başlayan tercüme faaliyetleri , Me’mun (ö.H.1987M.813)’un halife olmasıyla Yunanca’dan , Pehlevice’den  ve bilhassa Süryanice’den Arapça’ya birçok eser tercüme edildi.Daha sonra H.217/m.832’de Me’mun tarafından kurulan Beytü’l Hikme’nin de büyük rolü oldu.Mütevekkil’in (ö.H.233/M.847) tercüme faaliyetine desteği devam ettiği birçok eser Arapça’ya aktarılmış oldu.[3]

Mutezile mensupları böyle bir zamanda İslam dininin savunucusu olarak ortaya çıktılar.Tercüme edilen tüm eserleri büyük bir iştiyakla okumuş ve kendilerini düşmanlarına karşı savunmada  , bu eserlerden edindikleri bilgileri çok fazla kullanmışlardır.Bu konuda öncülüğü Nazzam yapmış , başkaları onu takip etmiş böylece Mutezile , felsefe ile dini uzlaştırmaya çalışan teolojik sistemlerin ilki olarak İslam tarihindeki yerini almıştır.[4]

İslam dini ile felsefeyi uzlaştırmaya çalışan ve kendisini aşırı derecede felsefi cereyanlara kaptıran Mutezile , bu cereyanların etkisinde kalmış , görüşlerinin ekserisi bu felsefenin karışımından oluşturmuş ve İslam kültüründe derin izler bırakmıştır.

Bu mücadele ortamında bulunan Mutezile’nin kendine has metodları ve özellikleri vardı. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür:

1-Mutezile; dini akideleri anlayışta selefin yolundan yürümemiştir.İman edilmesi gereken akideler , o güne kadar Kur’an-ı  Kerim’e müracaatla alınırdı. Anlamadıkları hususlarda ileri gitmez dururlardı.Mutezililer ise araştırmalarında aklı esas tutup her işin künhüne akılla varmak istediklerinden  , bu tutumları fukaha ve hadisçiler tarafından yadırgandı.

2- Mutezile ; zındık , putperest , v.b. ile savaşırken , savaşın gereği olarak onların usullerini kullanıyor , bu sebeple de yepyeni konulara girmiş olarak yine yadırganır duruma düşüyorlardı .

3.Mutezile ; sadece nasslarla yetiniyor , akla fazlaca yaslanıyor , dolayısıyla bazı yanlış hükümlere saplandıkları oluyordu.

4.Mutezile ; ümmet arasındaki ileri gelenlerle mübahese ve mücadele ediyor , onlar hakkında sözlerini sakınmıyor bu da farklı kesimlerden tepki alıyordu.

5-Mutezile’ ye taraftar olan Abbasi halifelerin halkı bilhassa fukaha ve muhaddisleri bu mezhebe zorlamaları yoğun tepki topluyordu.

6.İlhad taraftarlarının çoğu , bozuk fikirlerini yaymak için Mutezile arasında elverişli bir ortam bulabiliyordu.İslam’a fitne sokuyorlardı.Gerçi öylelerinin maksatları anlaşılınca Mutezile onları dışarı atıyordu.Ama yine de bu onlar üzerinde menfi bir iz bırakıyordu.[5]



[1] Ülken , Hilmi Ziya , İslam Medeniyetinde Tercümeler ve Tesirler , s.64 ,102 , İstanbul 1948

[2] Ülken , Hilmi Ziya , Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü , s.40, İstanbul 1935

[3] Ülken , Hilmi Ziya , İslam Medeniyetinde Tercümeler ve Tesirler , s. 102-103 , İstanbul 1948

[4] Şehristani , a.g.e. , c.1 , s.53-54

[5] Yetik Zübeyr , a.g.e. ,s.91

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy