Eğitim sistemi bizlere hep dış alemi öğretmeye çalıştı.

Bilimler hücreden başlayarak vücudumuz,şehrimiz,dünyamız ve evreni ayrıntısıyla bize anlattı.

Bizi biz yapan , bizi Kainatın halifesi haline getiren özel konumumuz anlatılmadı.

NLP kitapları da hep insanın dış alemle mücadelesini yüceltti.

‘Çare sizseniz çare sizsiniz’ gibi parıltılı laflarla insana hep dışarıya doğru gaz verdi.

Oysa insanı değerli kılan ruhu,kalbi ve onları sürekli gelişmeye zorlayan iç alemdeki nefsi idi.

Nefis terbiyesi kemal yolunun en önemli öğretisi dostlar.

İnsanoğlu; imtihan ve için gönderildiği dünyanın ve kendisinin hakiki mahiyetini çoğu

zaman anlayamadan kendisine ayrılan zamanı dolduruyor ve ölüyor.

Şurası çok net ki ; burası bir imtihan salonu.

Sorular ve sorulara verilmesi gereken cevaplar belli aslında.

Salon görevlileri hem soruları hem de verilmesi gereken cevapları insanlara bizzat yaşayarak,uygulayarak,en zor soruları cevaplayarak öğretiyorlar.

124 bin  peygamber, 124 milyon asfiya ve evliya bunun için yaşadılar.

3 ler , 7 ler , 40 lar bunun için.Ve kadro boşaldığında derhal dolduruluyor.

İmtihan salonu her bakımdan mükemmel,eksiksiz işliyor.

O zaman bizlere imtihana adam gibi hazırlanmak ve soruları doğru yapmak düşüyor.

Peki imtihanın en zor sorusu nedir ???

İşte onun cevabı insanın içinde çoğu zaman en son bakacağı yere saklanmış.

Bu sebepledir ki; çoğu zaman o sorunun cevabı hep dışarılarda aranıyor.

Yanlış yerde arandığı içinde bir ömür bulunamadan geçiyor çoğu zaman.

İmtihan salonunun en büyük rehberi ve elindeki en büyük kılavuz kitapla bu soruları açıkça cevaplıyor aslında kulak verenlere.

Kılavuz kitapta Yusuf suresinde her nefsin özelliği şöyle bildirilmiş: ‘’ "Doğrusu, ben nefsimi temize çıkarmam.Çünkü Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister, kötülüğe sevk eder.Doğrusu Rabbim gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur)." Yusuf,12/53

Peygamberimiz:’’Senin en büyük düşmanın, seni çepeçevre kuşatan nefsindir.’’

Bir gün , Hazret-i Âişe validemiz;

“ İnsan Rabbini ne zaman tanır?” diye sual edince,

Peygamber Efendimiz; ‘’Nefsini tanıdığı zaman’’ buyurdu.

O halde hem fert ,hem aile,cemaat ve ümmet olarak hatayı yanlışı,kusuru dışarıda aramayı terk edip hepimiz fert fert daima kötülüğü emredeceğinden emin olduğumuz nefislerimize yoğunlaşmalıyız.

Herkesin hesabını kendi dar dairesinden vereceğiniz, dışarıdaki dairelerdeki vazifelerin düzelmesinin bizim dar dairemizin düzelmesine bağlı olduğunu unutmayalım.

Bedir savasında birileri şehadetle cennete uçarken, birilerinin (Allah rızası değil Medine hurmalıkları için savaştığı için) cehenneme yuvarlandığını hatırlayalım.

Önce kendini , sonra aileni , sonra çevreni feth et !

İstanbul arkadan gelir.

Unutmayalım içimizde ömür boyu bizi zorlayacak bir ÖKÜZ var,bir BOĞA var.

Kızmayın ona, onun vazifesi.

İçimizdeki öküze OHAA diyebildiğimiz oranda dünyayı düzeltebileceğiz.

Nefsimize basabildiğimiz, gururumuzdan vazgeçebildiğimiz kadar iyi insan olacağız.

Evet ! kim var deyince sağına ve soluna bakmadan ben varım diyecek bir GENÇLİK.

Kendini bilen, dinini bilen, tarihini bilen, Allah’a ve ahrete inanan bir gençlik.

En hayırlı genç odur ki; ölümü ve ahreti düşünmek konusunda ihtiyarlara benzeyendir.

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Bu nice okumaktır.