Arnold Joseph Toynbee(1889-1975);

’’Osmanlı durdurulmuş  bir medeniyetti’’ ifadesini kullanmıştı.

Osmanlı Devleti’nin durdurulması aslında dünyada bana göre medeniyet yürüyüşünün de durdurulmasıydı.

Onu durduran ve sanayi devrimine imza atanlar yaptıkları işleri adaletten uzak, zulüm ve sömürü üzerine tesis etmişlerdi.

Kısaca ifade etmek gerekirse kendi saadetlerini başkalarının felaketi üzerine kurmuşlardı.

Kilise üzerinden okudukları dini ve tüm ilahi kavramları sosyal hayattan temizleyen , manevi değer kabul etmeyen pozitif anlayış, kendince yeni bir beşeri din tesis etmişti.

Tüm ilahi kavramların yerine batı, kelime olarak çok cazip(demokrasi, insan hakları, adalaet, özgürlük v.b.) ama içini asla dolduramadığı alternatif kavramlar koymaya çalıştı 200 yıldır.

Manevi değerleri maddeyle karşılamaya çalışan bu sakat anlayış kalbi, vicdanı, imanı ıskaladığı için tüm toplumsal değerlere zarar verdi.

Aile kurumu mesela !

Toplumun temel taşı olan aile bu değişimden en fazla zarar gören kurum oldu.

Aile içerisinde kadın, erkek, yaşlı, engelli, çocuk hepsi kıymetli, korunaklı ve mutlu iken, bireylerin özgürlüğünü esas alan pozitivizm hepsini ayrı ayrı özgür kılmak için aile boyunduruğundan(!) kurtardı ve yeni kurumlara(huzurevi, kreş, engelli bakım rehabilitasyon merkezi, çocuk yuvaları, sevgi evleri, çocuk evleri, kadın sığınma evi, erkek sığınma evi)  mahkum etti.

Bu kurumların aile saadetinden çok uzak olduğu bilimsel bir gerçek.

Geçenlerde Google bir bilgi paylaştı Çorum ilimizle ilgi ve hemen geri çekti.

Aslında o bilgi her açıdan doğru ve anlamlıydı.

Dünya’nın merkezi Çorum’un da içerisinde olduğu Anadolu ve Mezopotamya topraklarıydı.

Işık dünyaya buradan yükseliyor, güneş burada doğduğu gibi hiçbir yerde doğmuyordu.

Dünyadaki tüm Gordion düğümleri burada atılıyor, burada çözülüyordu.

Büyük İskender bu tarafa doğru hareket ediyordu,

Truvalılar hedefi hep bu topraklardı.

Peygamberler hep bu coğrafyadan yetişmiş, buradan dünyayı irşad etmişti.

Burada medeniyet yükselince dünya medeniyetle tanışıyor,

Burada medeniyet durdurulduğunda dünyayı zulüm, anarşi, kaos kaplıyordu.

Batı’nın Osmanlı’yı durdurduktan sonra insanlığa yaşattığı 2 dünya savaşı 100 milyona yakın ölüm, milyonlarca engelli, açlık, sefalet, zulüm gözyaşı idi.

Osmanlı Medeniyeti göçmen kuşalar için en sanatlı eserleri uygun yerlere yaparken Batı’nın medeniyet laboratuvarı ABD’de zenciler Rosa Parks’ın başlattığı mücadele sonucunda  21 Aralık 1956’da otobüslerde oturma hakkını elde ettiler.

Afrika’yı ‘kara kıta’ diye aşağılayan ve sömüren, kazanımlarının çoğunluğunu borçlu olduğu siyahlara karşı  bugün yine zirve yapan ırkçılık bataklığında boğuşuyor batı dünyası.

Fransa milli takımında birkaç beyaz olmasa son Avrupa kupasını alırdı ironisi yapılıyor bu günlerde.

İki savaşla yakıp yıktığı dünyayı 5 ülkenin ve uydularının insaf sınırlarına mahkum eden BM Teşkilatıyla zulmü sistemleştirdi.

Arjantin Devlet Başkanı Cristina Fernandez de Kirchner’in Obama ve diğer 4 ülke liderlerinin suratına çarptığı BM’nin adalet değil, zulüm makinesi haline getirilmesi tespitini tüm dünya takdirle karşıladı.

Srebrenitsa’da BM’ye sığına 8372 Boşnak’ın her tür zulüm reva görülerek öldürülmesi tarihin en önemli km taşlarından birisiydi.

Doğu batı Arasında İslam kitabıyla Doğu ve Batı’yı en iyi anlatan Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç ;

‘’Batı’dan umudu olanlar bilsinler ki Batı;1992’de Bosna’da öldü’’ sözleriyle 200 yıla yakın bir zamadır medeniyet iddiasında bulunan Batı’nın ölümünü ilan etmişti.

Mahatma Gandhi’ye de sordular;

‘’Batı Medeniyeti hakkında ne düşünüyorsun’’ dediler.

Gandhi biraz düşündü ve ;

‘’Olsaydı iyiydi’’ dedi.

Hal böyle iken ve aslında akıl sahipleri için tablo çok ama çok net iken ;

Bu günlerde ülkede yaşananlar 200 yıllık Batılılaşma maceramızın sonuçlarının test edildiği laboratuvar sonuçları aslında.

İçimizden devşirdikleri beyin ve göbeğinden batıya bağlı entellektüellerin doğruya görme şansları yok, çünkü abileri onları yetiştirirken o programı onlara yüklemedi.

Ülke şu an için hassas bir tercihi balıksırtı yaşıyor;

Ya kendi köklerine dinine, ananesine, geleneğine, manevi değerlerine, kendi köklü kurumlarına  dönecek , özgüvenle satranç tahtasında bende varım diyecek,

Ya da 150 yıldır 1837 Tanzimattan beri yaptığı gibi çareyi Platonik aşkı Batı da arayacak.

Batı’nın çare değil problem ürettiğini yukarıda ifade ettik.

Abdulhamid Han, Menderes, Özal, Erbakan gibi milletin adamları bu tercihi 2.cinden yana yapmaya çalıştılar ve bedel ödediler,

Ama bu kez millette, milletin adamı da daha tecrübeli, daha güçlü.

Biz safımızı milletten ve onun değerlerinden yana koyalım,

Tarih bizi öyle yazsın,

Varsın toplum kutuplaşıyor desinler !

Hayır toplum kendine geliyor,dünya kendine geliyor,

‘’Dünya 5 den büyüktür’’ ifadesi Brezilya’dan,Arjantin’den duyuluyor.

Mazlum milletler sesimize ses veriyor.

Aslına özüne dönüyor,

Bu da Batı ve devşirdikleri içimizdeki uşaklarını korkutuyor,

Zira sınırlı beyinleri işe yaramayacak, göbekleri eskisi gibi beslenemeyecek eriyecek,

Ama sosyoloji bu,

Dünyayı döndürerek kullarını test eden Yüce İrade böyle istiyor.

Haydi herkes bu ağır yüke el atsın, omuz versin.

Eski hal muhal !

Ya yeni hal, ya izmihlal.

Şimdi inanan her insan için hamd ve istiğfar zamanı;

Allah'ın yardımı ve fethi gelince, Sen de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiklerini görünce, hemen Rabb'ini hamd ile tesbîh et.

O'ndan bağışlanmayı iste.

Şüphesiz ki O, tövbeleri çok kabul edendir.Nasr,110/1-3