“Alevilik” meselesi ülkemizde sıcak tartışma konularından birisi. En son Erbilli Şeyh Esad Efendi’nin torunu ünlü bir şovmenin gafıyla gündemdeki yerini sağlamlaştırdı.

Ülkemizde genel bir alışkanlığımız var. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı çok seviyoruz.

Hakkında bilgi sahibi olmadığımız konularda teşhis koymak ve çözüm önerilerini sıralamak özel zevklerimiz arasında.

Fikirlerimizi beyan ederken ise, köşeli laflar, imalar, hakaretler, kişilerin, özel ve tüzel şahsiyetlerin haklarına tecavüzler yoğun bir şekilde.

Oysa konuları “kişiselleştirmek” küçük insanların işidir. Büyük insanlar fikirleri, orta insanlar olayları, küçük insanlar kişileri konuşur.

Allah bize “ey kullarım siz dillerinizi temiz tutun ki, ben de sizin ellerinizi temiz tutayım” demiştir. Dolayısıyla her iyilikte kötülükte önce DİL de başlar. İsra suresi 36. ayette rabbimiz “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur” der. Gündelik konuşmalarımızda yalan, gıybet, bühtan, iftira oldukça büyük bir yer işgal ediyor.

“Alevilik” konusunu çalışmış ve bu çalışmaları 2006 yılında kitap haline getirmiş , ( http://www.cemilpasli.com/turk-aleviligi/ ) bir çok mekanda bu konuları konuşan bir kişi olarak , “Alevilik” konusuna ilgi duyan kişilere şu önemli hususları hatırlatmak istiyorum.

    “Alevilik” konusunda konuşmak istiyorsak önce bilgi sahibi olacağız.
    Aleviliğin; Allah-Muhammed-Ali-Ehli Beyt ekseninde şekillenen bir “kültür hareketi” olduğunu anlayacağız.
    “Ali’yi sevmek Alevilikse bende aleviyim “ beylik lafıyla yaptığımız, çözüme hiçbir katkısı olmayan kolaycılıktan ve şark kurnazlığından vazgeçeceğiz.
    Aleviliğin hâkim renginin Orta Asya da şekillenen, İslam’la zenginleşen, göçlerde geçtiği coğrafyalarda etkilenen, Anadolu’da ki mevcut medeniyetlerle bezenen bir “kültür” olduğunu bileceğiz.
    Alevilerin çoğunluğunun (en az %85) din dersine değil, din dersinin içeriğine itirazları olduğunu kabul edeceğiz.
    “Mum söndü” gibi insanlıkla alakası olmayan ağır bir bühtan ve iftirayı beynimizden sileceğiz.
    Peygamberimizin “Hilafetim 30 yıl sürecek sonra ısırıcı bir saltanat gelecek” sözüyle işaret ettiği, Sıffin den sonra iktidara gelen Emevi saltanatının hayatın tüm alanlarında problemli bir yapı kurduğunu, fetih anlayışını değiştirdiğini ve bu yapının asırlara sarkan etkileri olduğunu asla ihmal etmeyeceğiz.
    “Ehli sünnet” olarak ifadelendirdiğimiz kendimizin de “Kuran ve Sünnet” i doğru anlama ve yaşama konusunda problemlerimiz olduğunu unutmayacağız.
    Alevileri kategorize etme yerine, onları dinlemeyi, anlamayı, diyalog kurmayı önceleyeceğiz.
    “Türk Aleviliği” ile “Şia” arasında bazı benzerlikler bulunsa da temelde çok ciddi farklılıklar olduğunun bilincinde konuyu değerlendireceğiz.
    Kendisi Şii olan, Şah İsmail’le başlayan Alevileri siyasi amaçlarına uğruna kullanma yaklaşımı, farklı zamanlarla devam etmiş, yakın tarihimizde de bunun örneklerinin sergilendiği tarihi bir hakikat olarak değerlendirilmelidir.
    Modernizm ve globalizm her kültürü etkilediği gibi Aleviliği de etkilediği ve GDO lu bir Alevilik anlayışı oluşturmaya çalıştığı, bunda da kısmi olarak başarılı olduğu gerçeği gözden ırak tutmayacağız.( http://www.cemilpasli.com/sosyal/alevilere-neler-oluyor )
    Alevilerle Sünnilerin bu meseleleri konuşmalarından ve çözüm aramalarından rahatsız olan bir gurubun varlığının farkında olacağız.
    Alevilikte motiflerin ve yaşanan kültürün halk müziğine katkısı önemli. Ama “Semah hak için ola seyr için olmaya “ tespiti önemli. Aynı düşüncenin Mevlevilikte ki “sema” için de geçerli olduğu bir hakikat. Alevilikte semah, Mevlevilikteki sema ve Yesevilikte ki “devran” ın köklerinin de ki benzerliği gözden kaçırmayacağız.
    Çalıştayların kapıları açtığını, ama kökeni eskilerde olan tüm problemler gibi “Alevilik” konusunda da sabırla çalışmalara devam etmemiz gerektiği inancı ve motivasyonunu içimizde hiç eksiltmeden, artırarak taşıyacağız.

Konu kadim, yerim dar dostlar. Ama “arife işaret yeter”. Bu memleketin harcında SEVGİ ve MUHABBET var. Halis bir niyetle, kardeşlik duyguları içerisinde, iletişim yollarını sürekli açık tutarak, ön yargısız, azimle, aşkla, sevgiyle, sabırla, bilgiye dayanarak çalışmalara devam edersek çözemeyeceğiz hiçbir meselemiz kalmayacaktır.

Muvaffakiyet niyeti halisenin refikidir.