Perşembe, Mart 21, 2019
Text Size

Kadınlarda Sağlıklı Yaşlanma” konulu panelde ''Kadın ve Medya Algısı''nı anlattım.

Selçuk Üniversitesi Kadın, Aile ve Toplum Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Merkezi (Katum) Müdürlüğünün düzenlediği “Kadınlarda Sağlıklı Yaşlanma” k...

İkindi Sohbetlerinde ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

Konya Kültürünün işlendiği Koyunoğlu Müzesi İkindi Sohbetlerinde seçkin bir toplulukla "Mevlana ve İletişim" konusunu paylaştık. Gerçekten dinleyi...

Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

ASKON Konya Şubesi Yönetim Kurulu üyelerine ''İş Hayatında İletişim, Aile İçi Huzurun Dinamikleri, İş ve Aile Ahlakı'' konularında sunum yaptık.YK Baş...

Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

  • Kadınlarda Sağlıklı Yaşlanma” konulu panelde ''Kadın ve Medya Algısı''nı anlattım.

    Çarşamba, 13 Mart 2019 12:05
  • İkindi Sohbetlerinde ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 05 Mart 2019 08:34
  • Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

    Pazartesi, 24 Aralık 2018 14:06
  • Muhabbethane'de Gençlerle ''Huzurun Anahtarı''nı konuştuk...

    Salı, 13 Kasım 2018 08:17
  • Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

    Perşembe, 25 Ekim 2018 09:01

Edebiyat

02 Mart 2019 Cumartesi günü saat 16.00 da Konya Koyunoğlu Müzesi konferans salonunda Konya Büyükşehir Belediyesi ve Selçuk Üniversitesi Mevlana Araştırması Enstitüsü’nce düzenlenen İkindi Sohbetleri programında ‘’Mevlana ve İletişim’’ konusunu 50 dakikalık bir sunumla arz edeceğim.

‘’Mevlana ve İletişim’’ konusunu merak eden bütün dostlarımı programa davet ediyorum.

Programa katılamayanlar daha sonra ‘’İkindi Sohbetleri Mevlana ve İletişim’’ konu başlığı ile You Tube’den izleyebilirler.

Sunum planımı, neler konuşacağımı, nelerden bahsedeceğimi sizlerle paylaşmak isterim:

İletişimin önemi

Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler.  Kötü (murdar) söz ise, kötü bir ağaç gibidir. Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır. Allah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini yapar. (İbrahim Suresi, 24-27)

“Öf” bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.’’ (İsra Suresi, 23)

“İkiniz Firavun’a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor.” “Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar.” (Taha Suresi, 43-44)

“Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.’’ (İsra Suresi, 53)

Cennet’e götürecek amel Allah tarafından bağışlanmaktır). Bağışlanmanın sebepleri de bolca selam vermek ve güzel konuşmaktır.” Hz. Muhammed(s.a.v.)

İlişkilerin yenilgisi genellikle iletişim yenilgisidir. Zygmunt Bauman

İletişimin kodları/kökleri/zaman/mekan

İbn Tufeyl/Abentofail(1105-1185)-Marakeş-Hay bin Yakzan: ‘Esrarü’l-Hikmeti’l-Meşrikiye’. Bu ilk ‘felsefi roman’ ve ilk ‘robinsonad’, Tanpınar’ın deyişiyle ‘Müslüman aleminin felsefi tek romanı’, 14. Yüzyıldan başlayarak belli başlı Avrupa dillerine çevrildi; Defoe, Bacon, Spinoza ve More gibi pek çok düşünür ve sanatçı üzerinde etkili oldu. Doğu, özellikle Osmanlı ise İbn Tufeyl’e ve yapıtına ilgisiz kaldı: Üzerindeki ‘Hay bin Yakzan’ etkileri özel çalışmalara konu olan ‘Robinson Crusoe’ defalarca Türkçe’ye çevrildiği halde, ‘Hay bin Yakzan, dilimize kazandırılmak için 1923 yılını, kitaplaşabilmek için de 1985 yılını bekleyecekti. Bu yeni ve genişletilmiş baskıda, İbn Tufeyl’in ‘Hay bin Yakzan’ına ek olarak –M.Şerefeddin Yaltkaya’nın çevirisi ve İslam dünyasında alegorik öykü geleneğinin tarihçesini ve düşünsel arka planını aktardığı giriş yazısıyla İbn Sina’nın ‘Hay bin Yakzan’ı da yer alıyor.

Daniel De Foe-(1660/1731)-Londra-Robinson de Crusoe

Maveraünnehir/Türkistan/Şarkiyatçılık/Oryantalizm

Mevlana Celaleddin Rumi(1207 Belh-1273 Konya)-Gönül

Siraceddin Urmevi(1198 Urmiye – 1283 Konya)-Akıl

Sadreddin Konevi(1209, Malatya- 1274 Konya)- Vicdan

Muhyiddin Arabi(1165, Murcia, Endülüs-1240, Şam, Suriye)

İletişimin kodları/Arka plan

Ebu Mansur Maturidi(853/944)

Mevlanamız-Allah/Kur’an-ı Kerim

Hocamız-Hz. Muhammed(s.a.v.)/Sahih Sünnet

….(Ebu Mansur)

Ahmet Hamdi Tanpınar bir gün Yahya Kemal’e sorar:

Devamını oku...

Konuşarak ve yazarak kendinde olanla kendini ifade edebilme eşref-i mahlukat olan insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliğidir.

İletişim imkanlarının çoğalması ve kolaylaşması insanın konuşma ve yazma isteğini sürekli artırıyor.

Bu işten para kazanan sistem insanları sürekli teşvik ediyor.

Daha çok konuş,

Daha çok paylaş,

Daha çok görün v.s.

Oysa iletişimde asıl olan kendimize ait, özgün ürünümüzü paylaşmak.

Yani bir kuş gibi aldığın gıdaları ağzında çiğneyip yavrunun ağzına koymak değil, bir koyum gibi yediklerini hazmedip, bembeyaz bir süt halinde yavruna takdim etmek.

Kısacası bal arısı gibi kitap ve insanlardan topladığın nektarları kendi kovanına çekilip bal yapmadıkça paylaşmamak gerekiyor.

Paylaştığında sana ait olmayan, senin bünyenden geçmemiş bir cümle seni sadece zayıflatıyor, yıpratıyor, bitiriyor.

Kendine ait olmayan kelimeleri mana ile dolduramayan zihinler , kelimeleri süslemeye mecbur kalıyor.

Lafız manaya hizmet etmesi gereken bir zarf iken mazruf yani mana olmadığı ya da çok zayıf kaldığı için ön plana çıkıyor.

Bence bu gün siyasette, sanatta, edebiyatta v.b. alanlarda en büyük ihtiyacımız; Kendi özgün emeğimizin ürünü olan mananın mütevazı bir lafızla/zarfla sunulduğu iletişim biçimi.

Bunun yolu ise hakikatleri önce kendimiz yaşamamız, dışarıdan halimizi aktarmamızı isteyenlere mütevazı ve kısık sesle aktarmak.

Yoksa cılız manayı süslemek için lafza ağırlık vermek insanları zamanla lafızperest yapıyor.

Bir örnek vermek isterim.

Devamını oku...

‘Yeni Türkiye’ için acil ve öncelikli 2 konu eğitim ve kültür.

Milletlerin dünya tarihindeki gücünü ve pozisyonunu  belirleyen en önemli ölçü, kütüphanelerinde bulundurduğu kitap sayısı. Yani kültürel dinamizm hayatın bütün yanlarını harekete geçiren bir etkiye sahip.

Kültür (ekin, eski dilde hars) kavramının tanımı şu şekildedir:

‘’Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde üretilen bütün maddi ve manevi değerler ile bunları üretmede, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.’’

Sosyolojik olarak, kültür bizi saran, insanlardan öğrendiğimiz toplumsal mirastır. Kültürün oluşmasında iki süreç vardır; ilk süreçte insan pasif ve alıcı konumdadır. Belli bir coğrafi çevrede yaşıyor, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını orada gideriyordur.

Semavi dinler ve Peygamberler, doğayla kurulan bu öncül ilişki, yani ihtiyaçları doğrultusunda edindiği bilgi, dili, davranışları ve maddi üretim ve tüketim aletleri kültürün oluşmasında birinci aşama olarak karşımıza çıkar.

İkinci aşamada ise insan alıcı-tüketici konumundan çıkar ve üretmeye başlar; yani yaşadığı çevreye etkin ve aktif bir güç olarak katılır. Bu süreç ilk aletlerin yaratılmasıyla sınırlı olarak başlayıp Neolitik Çağ’la birlikte hız kazanmıştır.

Kültür; birikimle birlikte ivmesi artan bir toplumsal yapı bileşenidir. Giderek her nesil miras aldığı kültüre maddi ve manevi bir katkı yapar ve onu kendinden sonrakilere miras bırakır.

Bireyler için ise yargılama, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenme ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimine o kişinin kültürü denir. Bireyin edindiği bilgileri anlatmak için de kültür sözcüğü kullanılır.

Kültürlenme ve kültürlendirme; Maslow ihtiyaçlar piramidinin en tepesinde yer alır, yani insanın kendini gerçekleştirmesinin en etkin yolarından birisidir.

Bu anlamda İllerdeki Kamu-Yerel Yönetim ve Stk yetkilileri merkezi idareye bağlı olmaksızın içinde yaşadıkları ve çok yakından tanıdıkları bölgelerini Kültür, Sanat, İlim ve İrfanla donatmalılar.

İlmin, Bilimin ve Sanatın birlikte var olduğunda o şehir gerçekten şehir olmuştur.

Bu üçü birlikte yoksa, yaşamıyorsa, yaşatılmıyorsa o belde sadece bina ve insan yığınından ibarettir.

Bu anlamda ne birinci sıradaki vazifemiz; şehirde yaşayanların kültürün bütün unsurlarıyla aralarındaki bütün mesafelerin kaldırılarak buluşturulması konusudur.

Bende bu anlamda naçizane önerilerimi sıralamak istiyorum.

Ümran Mektebi ismini vereceğimiz geniş çerçeveli bir projeyle kültürel seferberlik ilan edilmeli. Benim önerilerim:

Devamını oku...

Seyahati çok severim.

Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye gezmeye gelen bir arkadaşımın , Arabistan’da ki arkadaşlarına Türkiye’yi anlatırken kullandığı ifadesiyle ,ülkemiz “ tam anlamıyla bir yeryüzü cenneti’’

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı tartışmasında benim kanaatim %50 ,%50 şeklindedir.

Yani gezmek en az okumak kadar önemli.

Gezmek, insanı gerçek bilgiye “hakkalyakin” bilgisine ulaştırarak  “atomu dahi parçalamaktan zor “ olan önyargılarından kurtarır.

Gezmenin insan üzerindeki etkisi bilgisayara “format “ atmak kadar  önemlidir. Çalışırken ağırlaşan yoğunlaşan insan bedeni ve zihnine format atmak gereklidir. Aksi takdirde sık sık arıza verebilir.

Çok gezen mi bilir ?

Çok okuyan mı bilir ?

Sorularının cevabı netleşti.

Demek ki ne imiş

‘’Gezerken okuyan, ya da okurken gezen’’

Ve okumak sadece kitapla ilgili bir husus değil;

İnsanı okumak, tabiatı okumak, kainatı okumak…

Kısaca Rabbinin adıyla, onun yarattığı her şeyi okumak.

Her yaratılanı ve her kitabı bir çiçek gibi görmek, onların nektarını bir bal arısı olarak almaktır okumak.

Ve yazmak…

Bal arısı olarak aldığın nektarları kendi kovanına çekilip kendi balını yapmak.

Ve yazmak yaptığın balını Rabbinin ve yaratılmışların beğenisine sunmak.

Hafta sonunu küçük oğlum Ömer Furkan’la Tyb Konya Şubesi’ nin düzenlediği Muğla, Bodrum, Köyceğiz gezisiyle değerlendirdik.

Devamını oku...

Söz, iletişim temeli,

Söz, enformasyonun esası,

Söz, Peygamberimizin ifadesiyle sihir,

Söz, algının, algı olgunun, olgu davranışın sebebi,

Söz, Adem’e öğretilen ve onu yaratılmışların zirvesine taşıyan esmanın dile getiriliş biçimi,

Söz; insanın kendini Yaratıcısına ve yaratılmışlara hitaben ifade ediş biçiminin adı,

Söz, bizi birbimizle bağlayan kopmaz bir ip,

Söz, kılıçtan keskin ,ışıktan hızlı ,

Söz, konuşanın ‘öz’ ü,

Söz,tohumdur,

Söz, insan kişiliğinin en güzel libasıdır,

Dolayısıyla söz demek konuşan insan demek.

İnsan ne konuştuysa o dur. Ne eksik ne fazla.

Bu nedenle dinimizin temel referansları Kuran ve Sünnette söz üzerinde ehemmiyetle durulmuştur.

Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir:

Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler.

Kötü (murdar) söz ise, kötü bir ağaç gibidir. Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır. Allah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini yapar. (İbrahim Suresi, 24-27)

“Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara:

“Öf” bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.’’ (İsra Suresi, 23)

“İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor.” “Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar.” (Taha Suresi, 43-44)

“Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.’’ (İsra Suresi, 53)

İnsan; eti yenilmez, derisi giyilmez tatlı dilden başka nesi var. (Atasözü)

İnsanın Cemâli Sözünün Güzelliğidir. (Hacı Bektaş Veli)

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 3

Başlangıç
Önceki
1