Pazar, Haziran 16, 2019
Text Size

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar Erh...

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bize bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar ve Erhan Dargeçit beylere teşekk...

Zehra Okullarındaydık..

Zehra Okullarında Eğitimcilerle birlikteydik...

  • ''Yorulmaz Bilginler'' kreşimiz velilerine ''Ailede Sosyal medya ve iletişim'' konulu konferans verdik.

    Cuma, 10 Mayıs 2019 08:21
  • 5. Akşehir Kitap Fuarına katıldık...

    Pazartesi, 06 Mayıs 2019 12:04
  • İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 30 Nisan 2019 08:51
  • İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Çarşamba, 24 Nisan 2019 10:16
  • Zehra Okullarındaydık..

    Pazartesi, 22 Nisan 2019 12:06

Din



Kesin doğru, vahiyle teyid edilmiş bilgi;

Sadece Peygamberlerin sözleri ve onlarla gönderilmiş, tahrif edilmemiş, bozulmamış kutsal metinlerde olan bilgilerdir.

124 bin Peygamber zincirinin son halkası Hz.Muhammed(s.a.v.) Kıyamete kadar bizlere yetecek doğru bilgileri veya doğru bilgiye ulaşmamızın usullerini uygulamalı olarak anlatmış ve Rabbimizce korumalı (Hicr, 15/9) Kur’an-ı Kerim ile sabitlemiştir.

Bu anlamda kıyamete kadar insanlığın karşılaşacağı siyasi, kültürel, ekonomik, sosyal sorunların çözümüne dair kök hücreler Kur’an Kerim ve Sahih Sünnet’te vardır.

‘’Size şunlar haram kılındı: Kendiliğinden ölen hayvan (leş), kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen hayvan, bir de henüz canı üzerinde iken yetişip kesemediğiniz boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından (boynuzlanma ile) öldürülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanmış hayvanlar; ancak yetişip kestiğiniz hayvan müstesna. Bir de dikili taşlar üzerinde (cahiliyet devrinde taşlara hürmeten) kesilenler, fal okları ile kısmet aramanız. İşte bunları yapmak (doğru) yoldan çıkıştır. Artık bugün inkârcılar dininizi söndürmekten ümitlerini kestiler. Öyleyse onlardan korkmayın, bana karşı gelmekten sakının. İşte bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm'ı beğendim/seçtim. Kim günaha meyletmeksizin açlıktan bunalıp çaresiz kalırsa, haram olan etlerden yiyebilir. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’’         Maide, 5/3

Maide 3. Ayetle İnsanlığın dünya/ahiret mutluluk rehberi İslam’a son şekli verilmiş, ölçü net bir şekilde vaaz edilmiştir.

İnsanın değeri samimi çabasıyla eşit görülmüş sık sık acziyeti hatırlatılmış sınırlarını bilmesi konusunda sık sık uyarılmıştır.

‘’(Bedir'de) onları siz (kendi gücünüzle) öldürmediniz, fakat onları (Hakka direndikleri için) Allah öldürdü. (Ey Resulüm! Avucundaki kumu) attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı(rıp onları yenilgiye uğrattı). Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak için yapmıştır. Muhakkak ki Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir. Enfal, 8/17

Aslında ‘’takva’’ kelimesinin en güzel anlamı Yüce Yaratıcımızın bize çizmiş olduğu sınırlara riayet etmek demek.

Takva/ittika: Rabbimizin koyduğu sınırları korumak demek.

Takvanın korkmak şeklinde tercümesi Kur’an-ı Kerim’in ruhuna tamamen zıttır.

Zira Rabbimiz onlarca yerde;

Devamını oku...

İblisin en büyük oyunlarından birisi mümini ağacın içerisinde yoğunlaştırıp ormanı görmesini engellemek, ya da sürekli ormana dikkate vererek ağacın ihmal etmesini sağlamaktır.

Rabbim bu konuda biz kullarını şöyle uyarır: ‘’(Buna rağmen) birbirinizi öldürüyor ve içinizden bazılarını yurtlarından sürüyor, onlara karşı günah ve zulüm işlemek için aranızda işbirliği yapıyorsunuz. Onları sürgüne göndermeniz yasaklandığı halde sürgüne gönderiyorsunuz. Sonra size esir olarak geldikleri takdirde fidye alış-verişi yaparak kendilerini kurtarıyorsunuz. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Oysa içinizden böyle yapanların cezası dünya hayatında perişanlıktan başka bir şey değildir. Onlar kıyamet günü de en ağır azaba çarpılacaklardır. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.’’ Bakara,2/85

Yine Fethi Yeken Türkçeye ‘Çalışmanın Elifbası’ veya ‘Çalışmanın ABC’si’ şeklinde tercüme edilen kitabında ; ‘’İslam’ ın birkaç hükmünü ele alıp, vitrine koyan, sloganlaştıran, bayraklaştıran hareketler çok hızla yayılır, ilerler. Ama asla maksada vasıl olamazlar. İslam’ı bütün ilkeleriyle ele alan yaşayan ve yaşatan hareketler yavaş ilerlerler ama kesinlikle maksada vasıl olurlar’’ der.

Dinimizde bir amelin Salih amel olması 3 şarta bağlıdır:

1.Düşünce özgürlüğü

2.Adalet

3.İstişare

Bunlar birbirini gerektiren, birbirini kuvvetlendiren, birbirine destek veren, biri diğeri olmadan olmayan 3 temel zaruri gerekliliktir.

Bu gün tüm İslam dünyasının üzerinde hassasiyetle durması gereken 3 temel mesele bunlardır.

Müslüman re-aksiyoner değil, aksiyonerdir.

Devamını oku...

Hayatımız imtihanımız.

Yollar, inişli, çıkışlı.

Alışmak yok.

Kanıksamak yok.

Otomatiğe bağlayıp, yaslanıp gevşemek yok.

İniş, çıkış, viraj, tümsek.

Abdullah b. Ömer,

“Nebî (asm) ile askerleri tepelere çıktıklarında Allahü ekber derler, düzlüklere indiklerinde de sübhânellah diye tesbih ederlerdi.” (Ebû Dâvûd, Cihâd 72) demiştir.

Ne kadar muhteşem bir uygulama.

Nebi’nin bu uygulamasının sosyal hayatımıza bakan yüzlerce hikmeti var.

İmtihan yeri olan bu dünyada hepimizin hayatında var iniş, çıkış.

Yükselirken, zenginlerken, akademik kariyer basamaklarını çıkarken, makam ve mevkilere kavuşurken, mal ve evlat sahibi olurken ; kısaca yeryüzünde insanın gururunu okşayan ne kadar yükseklik vasıtası varsa onlara sahip olunca sünneti seniyye gereği tekbir getireceksin.

Yani bu dünya imkanlarına sahip olduğunda nefsine bir gurur ve kibir gelmemesi için ;

“Allah en büyük” diyeceksin.

”Allah her şeyden daha büyük”.

Çünkü nefs ve şeytan koalisyonu insanı birkaç dünya nimetine , özellikle arka arkaya sahip olunca “küçük dağları ben yarattım” havasına sürükleyebiliyor.

Bu gün toplumda örneklerini görüyoruz.

Daha dün beraber olduğumuz insanlar dünyanın kısacık makam, mevki ,şan, şöhret ,para,araba v.b. süslerine sahip olduklarında değişiyorlar.

Uçuyorlar.

Oysa uçmak kolay ,inmek zordur.

Halbuki dünyada bize verilen her imkan bir deneme aracıdır.

Bir test vasıtasıdır.

Devamını oku...

1 Ekimde başlayacak olan Camiiler haftasının bu yıl ki teması ‘Camii ve Kitap’.

Kitap teoriyi anlatır, Camii teorinin pratiğe aktarıldığı en önemli, en merkezi mekandır.

İlahiyatçı kimliğimle camii konusunda çok yazılar yazdım.

15 Temmuzdan sonra ‘Bıraktığı boşlukla 15 Temmuzun en önemli muhataplarından birisi DİB Teşkilatımızdır’ dedim. DİB İnsanımızın fıtri olan inanma ihtiyacını karşılayabilirse insanlar başka yerlere müracaat etmezler.

Ama 15 Temmuz sürecini incelediğimizde gördük ki bu yapı etkili bir şekilde DİB içerisinde de yer almış, vaiz olan büyük imamlar, darbe sorumlusu İlahiyatçı akademisyenler çıktı.

Bu gün yazıyı uzatmadan tekrara düşmeden konunun önemine dair daha önce yazdıklarımı Camiide hizmetin devamlılığı için yeni çözüm önerilerimi hatırlatıp tarihe, 240 Şehidimize , 3000 e yakın Gazimize karşı Mahkeme-i Kübra’da savunma olabilecek bir metinle karşınızdayım.

Camiiler bizim hayatımızın merkezindeler, olmak zorundalar.

Camiilerin aktif olduğu kadar bir aktifiz,

Camiiler bizi kardeş kıldığı kadar kardeşiz,

Camiiler muhabbet ürettiği kadar toplumda muhabbet var.

Camiiler konusunda kendimin de çözüm konusunda elimi taşın altına koymaktan çekinmediğim/çekinmeyeceğim önerilerimi aşağıda ilgilenen dostların dikkatine sunuyorum.

İLK EMİR , KİTAP , CAMİİ VE BELEDİYELERİMİZ(Salı, 16 Haziran 2009)

Dinimizin ilk emri “oku”. O halde kitaba ulaşma ve okumayı özendirmek için mekanlar oluşturmak hepimizin vazifesi.

Köylüm , arkadaşım Doç. Dr. Kadir Özköse Aydınlar Ocağında “Afrika’da ki sufi akımları” anlattı. Senusilikte vazifeleri anlatırken su kuyusu kazmaktan, yılda en az 10 ağaç  dikmekten, kitap okumaktan ve kitapları “istinsah” tan bahsetti. Yani alimlerin yazdıkları kitapları el emeği ile çoğaltmaktan. Bu şekilde 1860 lı yıllarda Afrika’da  Cağbub'da ki merkez zaviyede 8 bin yazma kitaptan oluşan bir kütüphane oluşturulduğunu anlattı.

Dostlar, dünya tarihine baktığımızda şu gerçeği açıkça görürüz: Dünyaya yön veren, ışık saçan medeniyetler , her zaman en fazla kitap sayısına sahip kütüphaneleri kuran ve okuyan milletlerin sahip oldukları medeniyetler olmuştur.

Selçuklu Belediyesine ait bir  kütüphaneyi gezdim.3 bin kitap vardı. İnternet bağlı bilgisayarlardan öğrenciler ve vatandaşlar faydalanabiliyorlar, günlük gazeteler okunabiliyordu. Karatay Belediyesinin de böyle bir kütüphane açtığını basından okudum.

Büyükşehir Belediyesi önderliğinde ilçe belediyeleri, Müftülükler  ve ilgili STK’ nın katılımıyla her mahalleye bir kütüphane ve internet salonu açılabilir. Böylece gençlerimiz olumsuz internet cafe ortamlarından bu nezih kültür mekanlarına kazandırılarak büyük bir hayra kapı açılır.

Devamını oku...

Allah kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istedi.

Ve bu  görev için halife sıfatıyla insanı yarattı.

İnsan tüm yaratılmışların üzerinde onların bir temsilcisi olarak çok geniş bir kabiliyetle, üstün yeteneklerle donatıldı.

Kainatta bulunan tüm varlıkların özellikleri insanda bütünleştirildi Yaratıcı tarafından.

Her insan tamamen özgün diğerinden farklı bir ayine olarak yaratıldı.

Taklit israftı ve Allah kainatta israfa asla müsaade etmedi.

Mükemmel bir ayine olacak misyon verildi insana , Rabbini yansıtsın için.

Bu mükemmel ayine Yaratıcısına aracısız bağlandığı kadar değerliydi.

Yaratıcısına direk muhatap olduğu kadar misyonunu ifa edebiliyordu.

Bir günçiçeği gibi güneşine ulaştığı kadar varlığına kavuşuyordu.

Özgünlüğünü kaybedip başkası olduğu anda aslında yok oluyor kendisindeki görevi taklit ettiği diğer insan üzerinde imha ediyordu.

Kısacası, Yaratıcıyı bir güneş gibi tasvir edersek güneşle direk muhatap olduğu anda var oluyor, yaratılış hikmetini yerine getiriyor, güneşle arasına birini aldığı anda aldığının uydusu oluyor, kendisi yok oluyordu.

Güneşe muhatap olanlar görünüyor, var oluyor , gölgedekiler kayboluyor , yok oluyordu.

Bu gün insanlara baktığımızda bunu net görürüz.

İki çeşit insan vardır.

1.Asıllar:Yaratıcıya direk muhatap olan, ‘’iyyakenegbudu ve iyyakenestain=Yalnız sana İBADET eder,yalnız senden YARDIM dileriz’’ diyenler.

2.Gölgeler:Hayatını başkasının gölgesinde, onun izin ve iradesinde sürdürenler.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 3 - 13

3