Salı, Ocak 22, 2019
Text Size

Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

ASKON Konya Şubesi Yönetim Kurulu üyelerine ''İş Hayatında İletişim, Aile İçi Huzurun Dinamikleri, İş ve Aile Ahlakı'' konularında sunum yaptık.YK Baş...

Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

  • Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

    Pazartesi, 24 Aralık 2018 14:06
  • Muhabbethane'de Gençlerle ''Huzurun Anahtarı''nı konuştuk...

    Salı, 13 Kasım 2018 08:17
  • Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

    Perşembe, 25 Ekim 2018 09:01
  • Emirgazi'de öğretmenlerimizle beraberdik...

    Pazartesi, 24 Eylül 2018 11:06
  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02

Din



İnsan, dünyaya imtihan için gönderildiği için bütün cihazatı imtihanı destekleyecek tarzda yaratılmıştır.

İnsanın Kainat’ın halifesi mertebesine çıkaran sınırsız bir akıl kabiliyeti verilirken aklı destekleyen vahiy ve duyularda Yüce Allah tarafından sınır konulmuştur.

Mesela; İnsan belirli ses desibelin altını ve üzerini duyamaz. İnsan kulağı 20-20.000 Hz arasındaki sesleri duyar. Bu sınırın altındaki seslere infrasonik, üstündeki seslere de ultrasonik sesler denir. İnsanın duyamaması o seslerin olmadığı anlamına gelmez. Arz ve Semavatın Allah’ı tesbih ettiği Kur’an-ı Kerim’de defalarca tekrar etmesine rağmen insan kulağı o tesbihleri duyamaz. Göz de öyledir. Mikro ve makro anlamda gözün görebileceği alan sınırlandırılmıştır.

Aklı besleyen duyularda bu sınırlandırmalar konulduğu gibi, aklın diğer kaynağı vahiyde de ‘’gayb alemi’’ sözüyle ifade edilen sınırlandırmalar imtihanın gereği konulmuştur. Yani kitapları serbest bırakarak yapılacak imtihan, imtihan olarak Yüce Allah tarafından kabul edilmemiştir.

Peki imtihan salonumuz Kainat, bizi imtihan eden Allah’ın zatının içinde mi dışında mı?

Yukarıda verdiğimiz bilgiler çerçevesinde akıl bu soruya açık cevap verecek kabiliyette iken, aklı besleyen vahiy ve duyuların sınırlı olması bu sorunun tam cevabı için ‘’yevmetüblesserair=bütün gizliliklerin açıklanacağı gün’’ü beklememiz gerektiği açıktır.

Soruya cevabı bugünkü sınırlarımızla anlamak için güneş misalini kullanabiliriz. Güneş bizleri ısısı, ışığı, vitaminleri ve renkleri ile çepeçevre kuşatmış ve göz bebeğimiz kadar bize yakındır. Biz ise yaratılışımız, duyularımız, konumumuz itibariyle güneşe milyonlarca kilometre uzağız. Güneşin bize nispeti düşünüldüğünde biz güneşin her açıdan tam bir kuşatıcılığı içerisindeyiz.

Kainat Allah’ın zatının tam bir kuşatıcılığı içerisindedir. ‘’Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin (iç benliğinin) ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.’’ Kaf, 50/16 ayeti Yüce Allah’ın Kainatı ve insanı çepeçevre kuşattığını ve zerreden seyyareye kadar nüfuz ettiğini ifade ediyor.

Aklını kullanan her insan Allah’ın bu kuşatıcılığını açıkça görür ve iman eder. Bu sebeple İmam Maturidi ve birçok kelam alimi Allah Peygamber göndermese dahi kişinin Allah’ı akılla bulmak zorunda olduğu kanaatini ifade etmişlerdir.

Devamını oku...

Bağdat’tan halifenin emri ile fetvâ için bir elçi Semerkand’a İmam Mâturîdî için geldi.

Sordu, araştırdı, İmamın bağında olduğunu öğrendi.

Tarifler üzerine bağına gitti.

Bağında eski bir elbise içinde çalışan İmam Mâtürîdî’ye sordu:

-Mevlânâ (Efendimiz) nerede?

-Mevlâmız Allah’tır

-Hâce (Hoca Efendi) nerede?

-Hâce (Efendi) Mustafa (a.s)’dır

-Ebû Mansûr nerede?

-Bu yaşlı fakirdir.[1]

Bu diyalog bize İslam adına konuşan herkesin meşruiyetini Allah veya Resulüne dayandırmasının zaruretini ortaya koyuyor.

İslam adına konuşan kurduğu cümleye Kur’an ve Sahih sünnetten delil getirmiyorsa, o cümle sadece kendi nefisinin üfürmesidir. Doğru da olabilir ama meşruiyeti yoktur.[2]

İmam Maturidi Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet’le bize emanet edilen ‘’kök hücre’’ hükmündeki bilgilerin yardımıyla aklı etkin kullanarak hakikati bulmamız gerektiğini ifade etmiştir.

Aklın terk edilmesini insana güzel gösteren şey, mutlaka şeytandan gelen bir vesvesedir (hâtır). İnsan bundan etkilenirse, aklın ürününü (semeretü’l-akl) asla devşiremez ve aslında nihaî arzusuna ulaşmasına vesile olacak ilâhî emaneti kullanmaktan da korkar.[3]

Gayret ve duamızla kalbimize gelen havâtır(bilgi) 4 kısımdır:

Devamını oku...

İnsanı meleklerden ayıran ve halifelik makamına çıkaran bir ‘nefse’ sahip olup imtihana tabi tutulmasıdır.

Peki nefis tam olarak nedir?

İnsanda nefsin yaratılış hikayesi Rabbimiz tarafından şöyle anlatılır:

‘’Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene, sonra da ona iyilik(takva) ve kötülük(fücur) kabiliyeti ilham edene and olsun ki, muhakkak (isyan ve günah(fücur) kirlerinden) temizlenen nefis kurtulmuştur. Onu (isyan ve günahla(fücur)) kötülüğe gömen ise mahvolmuştur.’’ Şems, 91/7-10

O halde Rabbinin yarattığı temizlikle O’na dönmek isteyen her kula düşen görev; Nefsini tövbe istiğfar ile fücurdan uzak tutup, dua ve tevekkülle kazandığı takva suyuyla yıkayıp beslemektir. Fücuru bulaştırarak nefsini kirlettiğinde ise derhal tövbe ve istiğfarla temizlemektir.

İslam’da ibadetlerle yerine getirdiğimiz semboller kişinin hayat yolculuğundaki trafik işaretleri gibidir. Abdestin, namazın, orucun, haccın ve diğer tüm sembollerle ifa ettiğimiz ibadetlerin yolumuza ışık tutan bir yönü vardır. Bu sembollerdeki hikmet ve manalar yazmakla bitmez.

Allah rızası için ifa ettiğimiz kurban ibadetinde yerine getirdiğimiz sembollerde sonsuz/sınırsız anlamlar taşır gönül dünyamıza.

İnsandaki kan dökme, öldürme programının en masum şekli olan kurban ifa edilirken insan nefsinin fücur tarafını kurban etmesi manası hissettirilir.

Nefsi bir tarla gibi düşünün. Zararlı otlardan temizleyin ki faydalı bitkiler yeşersin ve gelişsin.

Devamını oku...

Allah Teala tarafından kainattta her şey bir mizan, ölçü ve denge üzerine yaratılmıştır. ‘’ Çünkü indirdiği vahiy ile hakikati ortaya koyan ve (böylece insana, doğru ile eğriyi tartacağı) bir terazi veren O'dur.  Senin bütün bildiğin ise, Son Saat'in yakın olduğudur.’’  Şura, 42/17

İmtihana muhatap olan İnsanlar ve cinler dışındaki varlıkların mizan ve ölçüleri fabrika ayarlarında sabitlenmiş, insanlar ve cinlerin ki kendi akıl, kalp, vicdan ve iradelerine bırakılmıştır.

İnsanların ve cinlerin önüne alayı illiyin bakımından  en büyük meleği geride bırakacak, esfel-i  safilin tarafından ise şeytanı geçecek bir yol açılmıştır.

Onlara takva ve fücur programları yüklenmiş ve seçim kendilerine bırakılmıştır.

Dünya imtihanında insanların ve cinlerin görevi yaratıldıkları fabrika ayarları üzerinde ‘’temiz’’ kalmaya çalışmaktır.

Şeytan ve nefsin hücumuyla fabrika ayarları bazen bozulabilir. Dua ve tevekkül ile iyiyliğe koşarak, hata yapıp günah işlediğimizde ise, tevbe ve istiğfar ile derhal kalibrasyonu yapıp ayarlara hızla dönülmezse, kalbin paslanmasına, vicdanın kokuşmasına, aklın muhakemeyi kaybetmesiyle sonuçlanabilir.

İşte yılda bir fabrika ayarlarının gözden geçirilmesi için Ramazan orucu biz Müslümanlara farz kılınmış, İslam’ın en önemli beş esasından birisi kabul edilmiştir.

Alışılmasının önüne geçmek ve yılın tüm zaman ve mevsimlere nüfuz etmek için her yıl daha önceki yıla göre 10 gün önceden gelir. Kendisinden önce Recep ve Şaban isminde 2 yardımcısını gönderir. Yardımcılar üstatları olan Ramazanın istedikleri konusunda ev sahiplerini bilgilendirir ve onun ziyaretine hazırlarlar.

Ve muhteşem bir eda ile gelir Ramazan.  Hediyelerle, müjdelerle, temizlik maddeleriyle gelir. Ruhumuzu, kalbimizi, gönlümüzü temizler. Bizi fabrika ayarlarına döndürmek için gayret eder. Bu 3 aylık manevi check-up aynı zamanda diğer 9 ayın aynı şeklide bu ayar, bu şuur ve temizlikte yaşanması içindir.

Ciddi , şefkatli , merhametli bir müfettiş gibidir Ramazan ve yardımcıları Recep ve Şaban.  Bize çok şey getiriler ve bizden çok şey götürüler. Önemli olan onları önemsemek ,  ciddiye almak ve nasihat ve ikazları dinlemek.

Dünyevileşmenin zirve yaptığı , ruh yerine madde ve bedene yatırımda korkunç bir yarışın içindeki insanoğlu için Ramazan tam bir rahmettir. Maddeten elinin eteğini oruçla çeken insan ruhunu hatırlar. Rabbinden bir parça olan ve maddenin ve bedenin inceldiği kadar kendini gösterebilen ruhun bayramıdır Ramazan.

Devamını oku...

Arap diliyle tesis edilen İslam’a dair hakikatler diğer dillere tercüme edilirken zaman ve zeminin de etkisiyle gerçek anlamından koparılabiliyor.

Bugün her şeyi sorgulayan genç beyinlere ikna edici cevaplar verilememesinin altında; Orijinal metinlere bakılıp günümüze yorumlanması gereken hakikatlerin çok önceden yapılmış tercüme ve yorumların kullanılması yoluyla cevaplanması hatası  yatmaktadır.

‘’Darebe ‘’ kelimesinin tercümesinde müfessirlerin yaptığı hata bunun en önemli örneklerindendir. Yaşayan Kur’an olan Hz. Muhammed(s.a.v.)’in hayatının hiçbir döneminde şiddet yokken ve şiddete asla onay vermemişken ‘’darebe’’ kelimesinin ‘’dövün’’ şeklinde tercüme edilmesi ve hadislerde de aynı mana verilmesi İslam’a zarar veren uygulamalara kaynaklık etmiştir.

Bu yanlış tercüme Ailede dayak, Camide dayak, Kur’an Kursunda dayak, Okulda dayak, Sanayide dayak, Asker(Peygamber) Ocağında dayak, Kreşte dayak v.b. hayatın tüm alanlarında dayak uygulamasını meşrulaştırmıştır.

Modernizmin baskısıyla bunalan ve çıkış yolu arayan taklitçiler hatalarını itiraf edip düzeltmek yerine ‘’(hafifçe) dövün’’ şeklinde bir acubeye de  imza atmışlardır.

Hızla uyanıp, tevbe ve istiğfarla hata itiraf edilmezse bu ‘’darebe’’ meselesi daha çokkk can yakacak bilesiniz.

Bknz: ŞU ‘DAREBE’ MESELESİ ÇOK CANIMIZI YAKTI , HALA DA YAKIYOR… http://www.cemilpasli.com/ahlak/su-darebe-meselesi-cok-canimizi-yakti-hala-da-yakiyor

‘’Darebe’’ kelimesinden daha önemlisi ‘’takva’’ kelimesinin tercümesinde yapılan büyük hatadır.

“Korunmak, itina göstermek, kurallara sıkı sıkı bağlanmak, sığınmak, sakınmak, çekinmek” gibi mânalara gelen takva, dinî metinlerde şöyle ele alınıyor: Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınmak, Allah’tan sakınmak, azaba götürecek eylemlerden uzak durmak, nefsi günahtan muhafaza etmek, Allah’ın korumasına girmek, dinin bütün emir ve yasaklarını titizlikle uygulamak, Hz. Peygamber’e tam mânası ile bağlanmak.

Hz. Peygamber takva bağlamında şu öğüdü veriyor: Takva sahibi bir kimse Allah’ın emir ve yasaklarına uymanın yanında, haram ve helâl olduğu şüpheli şeylerden de sakınmalıdır.

Kesin hüküm şudur: İslâm nazarında en üstün kişi en fazla takva sahibi olandır. ‘’

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 13

Başlangıç
Önceki
1