Pazar, Ağustos 18, 2019
Text Size

Seydişehir'de özel insanlarla birlikteydik...

Seydişehir'de özel çocuklarımızın velileri ve öğretmenleriyle zamanı paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar Erh...

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık. Bize bu imkanı sağlayan Ahmet Baydar ve Erhan Dargeçit beylere teşekk...

  • Seydişehir'de özel insanlarla birlikteydik...

    Cuma, 05 Temmuz 2019 12:00
  • ''Yorulmaz Bilginler'' kreşimiz velilerine ''Ailede Sosyal medya ve iletişim'' konulu konferans verdik.

    Cuma, 10 Mayıs 2019 08:21
  • 5. Akşehir Kitap Fuarına katıldık...

    Pazartesi, 06 Mayıs 2019 12:04
  • İdeal Yurtlarında bu kez ülkemizde misafirimiz olan beyefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Salı, 30 Nisan 2019 08:51
  • İdeal Yurtlarında hanımefendilerle ''Mevlana ve İletişim'' konusunu paylaştık.

    Çarşamba, 24 Nisan 2019 10:16

Din

Hz. İbrahim(a.s.), 3 dinin Peygamber olarak baş tacı ettiği dedemiz Halilullahtır.

Ecdadımız bu sebeple 3 dinin ortak mekanı Kudüs’e ‘’İbrahim Halilullah’’ yazdı.

Kulların kalbine yerleşecek ve onları mutmain bir imana kavuşturacak Tevhidi en güzel anlatan İbrahim(a.s.) kıssasıdır.

‘’İbrâhim "Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster!" deyince, Rabbi "Yoksa inanmıyor musun?" demişti. O "Hayır inanıyorum, fakat kalbim tam kanaat getirsin diye" cevabını verdi. Rabbi "Kuşlardan dört tane al, onları kendine alıştır, sonra (parçalayıp) her bir tepeye onlardan bir parça bırak, sonra onları çağır. Koşarak sana gelecekler ve şunu bil ki, Allah hep galiptir ve hikmet sahibidir" buyurdu.’’ Bakara, 2/260.

Allah’a, Ahirete ve Peygamberliğe imanın ders verildiği ayette geçen bu kıssa üzerine çok tefsirler yapıldı, yapılıyor, yapılacaktır.

Biz Hz. Mevlana’nın zikrettiğimiz ayetin tefsiri üzerinde duracağız.

Allah’a ve ahirete iman ettim diyenlerin şu asırda dikkatle okumaları gereken bir anlamı içeriyor kıssa Hz. Mevlana’nın anlatımında.

‘’Tene ait dört huy, Halil'in kuşlarına benzer.

Kaz hırstır; horoz şehvet.

Makam tavusa benzer, kuzgun dileğe.

Sen vaktin Halil'isin.

Bu yol kesen 4 kuşu öldür.

Onları kesmek cana yol açar.’’ M. C. Rumi, 5/3331, 3344.

1. Kaz: Hırs: Bugün Müslümanlar imanlarının gereği İslam cemaati, ümmet ve insanlığa yönelik umumi fayda için çalışması gerekirken KAZ GİBİ 3 günlük dünya için sürekli biriktirme derdine düşmüş durumdalar. Oysa Kur’an-ı Kerim’in her yerinde zekat, sadaka, infak emredilmektedir.

‘’(Allah yolunda) sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilendir.’’ 2/168.

2. Horoz: Şehvet: Neslin devamı için verilen şehvet duygusu şeriat kuralları çerçevesinde sarf edilmezse kişinin dünya ve ahiretini mahveder. Mevlana Mesnevi’de(5/1335-1420) insandaki şehvet duygusunu eşeğin aletine; şeriat kurallarını ise eşeğin aletine takılan kabak ile tasvir eder. Şeriat kurallarına riayet edilmediğinde şehvet duygusu tasvirde olduğu(ev sahibesinin öümü) gibi kişinin dünya ve ahiretini yok etmektedir.

Şehvet duygusunun ne denli tehlikeli olduğuna işaret olarak şeriat kuralları dışındaki ilişkiler için ‘’yapmayın’’ değil ‘’yaklaşmayın’’ emri verilmiştir.

Devamını oku...

İnsan temiz bir fıtratla doğar.

Ve kulluğun en birinci şartı bu temizliği iyilikler ve ibadetlerle devam ettirmektir.

Günahlarla kirlendiğinde ise derhal tövbe ve istiğfarla temizlenmektir.

Dünyadaki bu imtihan yolculuğumuz son nefese kadar devam eder.

Dünya imtihanında insanların ve cinlerin görevi yaratıldıkları fabrika ayarları üzerinde ‘’temiz’’ kalmaya çalışmaktır.

İmtihana muhatap olan İnsanlar ve cinler dışındaki varlıkların mizan ve ölçüleri fabrika ayarlarında sabitlenmiş, insanlar ve cinlerin ki kendi akıl, kalp, vicdan ve iradelerine bırakılmıştır.

İnsanların ve cinlerin önüne alayı illiyin bakımından  en büyük meleği geride bırakacak, esfel-i  safilin tarafından ise şeytanı geçecek bir yol açılmıştır.

Onlara takva ve fücur programları yüklenmiş ve seçim kendilerine bırakılmıştır.

Şeytan ve nefsin hücumuyla fabrika ayarları bazen bozulabilir.

Devamını oku...

İlk emir oku.

‘’Oku’’ emrinin Kur’an’ı Kerim’de bulunduğu Alak suresi:

Alak suresi; Mushaftaki sıralamada doksan altıncı, iniş sırasına göre birinci sûredir. Kalem sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Baştan beş âyeti Hz. Peygamber’e gelen ilk vahiy olduğundan ilk inen sûre kabul edilir. Geri kalan on dört âyetinin ise sonraları Ebû Cehil hakkında indiği rivayet edilmiştir. Bazı Kur’an tarihçileri ilk inen sûrenin Müddessir, bazıları da Fâtiha olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Buhârî ve Müslim’de Hz. Âişe’ye isnad edilen rivayete göre Hz. Peygamber, içinde yalnız kalmayı âdet edindiği Hira mağarasında iken Ramazan ayının 27. gecesi (Pazar-Pazartesi) tan yerinin ağarmaya başlamasından az önce ufukta nurdan bir şekil görmüş; o zamana kadar hiç karşılaşmadığı bu nuranî varlığın (Cebrâil) kendisine seslendiğini duymuştur. Hz. Peygamber olayı şöyle anlatır: “Melek bana okumamı emretti. Kendisine okuma bilmediğimi söyledim. Beni kollarının arasına alıp kuvvetle sıktı; sonra ‘oku!’ dedi. Ben yine, ‘Okuma bilmem’ dedim. Beni tekrar kollarının arasına aldı, kuvvetle sıktı ve ‘oku!’ diye tekrar etti. Ben yine ‘Okuma bilmem’ dedim. Üçüncü defa kollarının arasına alıp daha kuvvetlice sıktıktan sonra bıraktı ve şöyle dedi: ‘Yaratan rabbinin adıyla oku; O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle (yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediklerini öğretmiştir.” (bk. Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 3; Müslim, “Îmân”)

Sûrede okumanın önemi vurgulanmakta, insanın neden yaratıldığına dikkat çekilmekte, kendini kendine yeterli görüp nankörlük eden insanın taşkınlığı ve bunun acı sonuçları anlatılmaktadır.

İkinci emir yaz.

‘’Yaz’’ emrinin Kur’an-ı Kerim’de yer aldığı sure Kalem suresi:

Devamını oku...

İnsan Yüce Allah tarafından kainatın içerisinden süzülerek seçilmiş ve ‘’halife’’ makamına çıkma kabiliyeti kendisine lütfedilmiştir.

Allah Teala insanı yaratırken meleklerine karşı ‘’halife’’ sıfatını zikrederek insanla övünmüştür.

İnsan, takva programı üzerinden gittiğinde kainatın zirvesinde eşref-i mahlukat ve ahsen-i takvim gibi en yüce makamlara ulaşır.

Takva programı yerine fücur programını tercih ederse de esfel-i safilin yani aşağıların en aşağısı çukuruna yuvarlanır.

Yüce Allah’ın ilmin nihayetsizliğinin bir neticesi olan kader bizi zorlayan bir etkiye sahip değildir.

Kur’an-ı Kerim’de insanın bütün hikayesi yüzlerce yerde açıkça anlatılır.

Bu imtihan tasvirlerinden en açık olanlardan birisi Şems suresidir.

Kainatın yaratılışın başlangıcından halife insanın yaratılış ve dünyaya gönderiliş hikmetine kadar bütün konular Şems suresinde vardır.

Açık bir zihin, dikkatli bir göz insana, kadere, dünya ve ahirete dair bütün sorularını Şems suresinde bulabilir.

Haydi başlayalım.

Devamını oku...

İnsan, dünyaya imtihan için gönderildiği için bütün cihazatı imtihanı destekleyecek tarzda yaratılmıştır.

İnsanın Kainat’ın halifesi mertebesine çıkaran sınırsız bir akıl kabiliyeti verilirken aklı destekleyen vahiy ve duyularda Yüce Allah tarafından sınır konulmuştur.

Mesela; İnsan belirli ses desibelin altını ve üzerini duyamaz. İnsan kulağı 20-20.000 Hz arasındaki sesleri duyar. Bu sınırın altındaki seslere infrasonik, üstündeki seslere de ultrasonik sesler denir. İnsanın duyamaması o seslerin olmadığı anlamına gelmez. Arz ve Semavatın Allah’ı tesbih ettiği Kur’an-ı Kerim’de defalarca tekrar etmesine rağmen insan kulağı o tesbihleri duyamaz. Göz de öyledir. Mikro ve makro anlamda gözün görebileceği alan sınırlandırılmıştır.

Aklı besleyen duyularda bu sınırlandırmalar konulduğu gibi, aklın diğer kaynağı vahiyde de ‘’gayb alemi’’ sözüyle ifade edilen sınırlandırmalar imtihanın gereği konulmuştur. Yani kitapları serbest bırakarak yapılacak imtihan, imtihan olarak Yüce Allah tarafından kabul edilmemiştir.

Peki imtihan salonumuz Kainat, bizi imtihan eden Allah’ın zatının içinde mi dışında mı?

Yukarıda verdiğimiz bilgiler çerçevesinde akıl bu soruya açık cevap verecek kabiliyette iken, aklı besleyen vahiy ve duyuların sınırlı olması bu sorunun tam cevabı için ‘’yevmetüblesserair=bütün gizliliklerin açıklanacağı gün’’ü beklememiz gerektiği açıktır.

Soruya cevabı bugünkü sınırlarımızla anlamak için güneş misalini kullanabiliriz. Güneş bizleri ısısı, ışığı, vitaminleri ve renkleri ile çepeçevre kuşatmış ve göz bebeğimiz kadar bize yakındır. Biz ise yaratılışımız, duyularımız, konumumuz itibariyle güneşe milyonlarca kilometre uzağız. Güneşin bize nispeti düşünüldüğünde biz güneşin her açıdan tam bir kuşatıcılığı içerisindeyiz.

Kainat Allah’ın zatının tam bir kuşatıcılığı içerisindedir. ‘’Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin (iç benliğinin) ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.’’ Kaf, 50/16 ayeti Yüce Allah’ın Kainatı ve insanı çepeçevre kuşattığını ve zerreden seyyareye kadar nüfuz ettiğini ifade ediyor.

Aklını kullanan her insan Allah’ın bu kuşatıcılığını açıkça görür ve iman eder. Bu sebeple İmam Maturidi ve birçok kelam alimi Allah Peygamber göndermese dahi kişinin Allah’ı akılla bulmak zorunda olduğu kanaatini ifade etmişlerdir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 13

Başlangıç
Önceki
1