Pazar, Şubat 17, 2019
Text Size

Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

ASKON Konya Şubesi Yönetim Kurulu üyelerine ''İş Hayatında İletişim, Aile İçi Huzurun Dinamikleri, İş ve Aile Ahlakı'' konularında sunum yaptık.YK Baş...

Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

  • Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

    Pazartesi, 24 Aralık 2018 14:06
  • Muhabbethane'de Gençlerle ''Huzurun Anahtarı''nı konuştuk...

    Salı, 13 Kasım 2018 08:17
  • Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

    Perşembe, 25 Ekim 2018 09:01
  • Emirgazi'de öğretmenlerimizle beraberdik...

    Pazartesi, 24 Eylül 2018 11:06
  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02


Ülkemiz zaman zaman belirsizliklerle dolu bir tünelin içerisinden geçti.geçiyor. Bulunduğu stratejik coğrafyaya borçlu olduğu bu gibi belirsizlikleri devletlerimiz, milletimiz tarih boyunca çok yaşadı. Ama hepsinden güçlü bir şekilde çıkmasını bildi.

Değişmeyen tek şey değişmektir. Bu sosyolojik kurala ülkemizde direnen kişi ve kurumlar ülkeyi bazen ciddi sıkıntılara sürüklüyor.

Bu gün Türkiye’de yaşanan olay bana göre; değişimden yana ve değişime karşı olan güçlerin çatışması. Baharın başlangıcında kış mevsiminin “ ben gitmek istemiyorum, bahar mevsiminin ise ben gelmek istiyorum “ mücadelesi  şiddetli rüzgarlar, fırtınalar, şimşekler, yıldırımlar ortaya çıkarıyor. Ama doğanın değişmez kanunu hep aynı şekilde gerçekleşiyor. Mutlaka her kıştan sonra bir bahar geliyor. Baharın gelişini en mükemmel şekliyle ifade eden gökkuşağı semamızda bize gülümseyerek değişimi müjdeliyor . İnsan, ömrünün tamamında genç olmak ,genç kalmak ister ama yaşlılığın önüne geçemiyor. Yani değişim doğanın vazgeçilmez, değişmez, değiştirilemez kanunu. Bu mevsimlerde de böyle insanda da böyle. Her şeyde ,her işte böyle.

Dünyamız ,seksenli yıllarda sonuçları daha sonraki yıllara sarkacak çok önemli olaylara sahne oldu. Komünist sistemin bir süper güçle temsili siyasal anlamda son buldu. Totaliter ve otoriter  karakterli Marksist-Leninist sistemler çöktü.Bu olay, bir sistemin tarih sahnesinden , yarışma alanından çekilmesinden daha büyük bir anaforu doğurdu.Bu kaotik ortam ,aynı zamanda yeni bir dönemin kapılarını araladı.

Yeni Dünya Düzeni olarak da adlandırılan bu süreç, değişime hazırlıklı ülkelerden çok hazırlıksız ülkeleri etkiledi. Yeni Dünya Düzeni kendi dinamiklerini ortaya çıkardı. Globalleşme ile birlikte yeni ulus-devletler tarih sahnesine çıktı. Yeni dönemin gerçekliği gibi görünen  büyük entegrasyon hamleleri,aynı zamanda farklılaşma-ayrışma talepleri ile birlikte yaşanmaya başladı. Değişim talepleri hemen her yerde kendisini dayatmaya başladı.

Avrupa’nın 2. dünya savaşının sonuçlarını çok iyi okuyarak gerçekleştirdiği değişim dikkate değer. Birbirinden milyonlarca insan öldürüp, ülkelerini yerle bir eden Avrupa’nın kadim komşu ülkeleri bu gün çok ciddi ortaklıklar oluşturarak sınırlarını kaldırdılar. Bu değişim tabi ki kolay ve hemen olmadı. Ama değişim süreklilik arz etti , değişim arzu ve iradesi hiç azalmadı.Değişim bir anda tamamen değil yavaş yavaş ,adım adım gerçekleşti.

1951 Avrupa Kömür Çelik Topluluğu

1957 Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu

1965 Avrupa Ekonomik Topluluğu

1991 Avrupa Birliği

Avrupa’da 20 den fazla farklı Ulus var. Bu gün kendini ulusal kimliğinden soyutlayarak “Ben Avrupalıyım-I m european” diyenlerin sayısı % 4. Ama Avrupalı tüm tarihi tecrübesini aktararak düzenlediği, geliştirdiği 9.000 sayfalık mevzuatla yoluna devam ediyor. En çok hassasiyet duydukları konu “the other-ötekileştirme ya da ötekileşme” tehlikesi.Neticede bir çok dünya ülkesinin içinde bulunmaya can attığı bir birlikteliği oluşturdular.

Hiç kuşkusuz Türkiye toplumu da en geniş anlamda bu değişim ve yönelimin içine ,köklü tarihinin kaçınılmaz kıldığı pek çok faktörün etkisiyle girmiş bulunuyor.İngiliz tarihçi Toynbee’nin de belirttiği gibi durdurulmuş bir medeniyet olan Osmanlı’nın yasal varisçisi Türkiye , Osmanlı’dan henüz bütünüyle tasfiye edilmediği anlaşılan tarihi hesap ve sorumluluğuyla karşı karşıya bulunuyor.Bu karşı karşıyalık olgusu , Türkiye’nin tarihi hinterlandının yanı sıra mevcut siyasi coğrafyasında da açıkça kendini gösteriyor.

İşte tarihinin bu kavşak noktasında ,Türkiye’de merkezi iktidarı elinde bulunduran ve merkezle özdeşleşmiş elitler (seçkinler) sorun üretiyor.Bir başka deyişle ,merkezci seçkinler ,çözümü mümkün kılacak katılımı engelleyerek çözümsüzlüğü dayatıyor.

Değişime karşı bir tutumu ısrarla sürdüren merkezci güçler, günümüz ihtiyaçlarına cevap veremeyen sistemi ayakta tutmaya çalışmakla gerçekte Türkiye toplumunun bunalmasına, bunalımın derinleşmesine katkıda bulunmuş oluyorlar.Türkiye’de sistemin tıkandığını ve resmi ideolojinin artık Türkiye toplumunun problemlerini aşmada bir işe yaramadığını görmezlikten gelerek , statükonun devamını zorla sağlamaya çalışıyorlar.

Demokrasinin mantığı içerisinde olaya yaklaştığımız zaman ,Türkiye’de var olduğu söylenen demokrasinin , vesayetçi devlet ideolojisine göre biçimlendirilmiş olduğunu  kim inkar edebilir ki ? Türkiye’de mevcut demokrasinin “Türkiye’ye özgü bir demokrasi “ laikliğin “Türkiye’ye özgü bir laiklik “ olduğunu zaten merkezci seçkinler de kabul etmekte hatta bu aralar sık sık itiraf etmektedirler.

Şuna hiç kuşku yok ki ; Türkiye’de merkez güçler ,demokrasiyi işlerine yaradıkları ölçüde kullanmakta ,demokrasinin toplum için ne kadar ve nereye kadar gerekli olduğuna yine kendileri karar vermektedirler.

Türk toplumu artık “kendine rağmen ve kendisine karşı bir sistem” in çözümsüzlüğünü görmüştür. Bu yüzden değişim talepleri giderek yükselmektedir.22 temmuzdaki seçimde ortaya çıkan tablo “değişim” in ne kadar arzulandığının göstergesidir.

Türkiye’nin değişim sürecine girdiğine hiç kimsenin kuşkusu kalmamıştır. Statükonun muhafazasını kendi çıkarları için gerekli gören siyasi ve ekonomik çevrelerin dışında hemen herkes değişimin gerekli olduğuna inanmaktadır.

Tarihin akışı yeniliğe ,değişime doğrudur. Tarihin akışını belki bir süre geciktirmek mümkün olabilir, ama durdurmak asla mümkün değildir. Bu , doğruluğu pek çok kere ispatlanmış sosyolojik bir olgudur.

“Eski hal muhal. Ya yeni hal, ya izmihlal “

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy