Pazartesi, Aralık 18, 2017
Text Size

Konya-Derbent'teydik...

Konya-Derbent'te gençlerleydik. Derkad başkanı Hüseyin Eşgin ve İlçe Meb Müdürü Adem Yaldız'a teşekkürler...

Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

Veli Vural Beyin nazik daveti üzerine Minik Adımlar ailesiyle,diriliş nesliyle buluştuk,konferans verdik,kitap imzaladık. Yeni Türkiye Gençliği coşku...

Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

Gençler harikaydı,Başta Süleyman Türk kardeşim olmak üzere,Emeği geçen Rehber öğretmenimiz Esra Hanım veOkul müdürümüz Fehmi Adam BeyeTeşekkür ederim.

  • Konya-Derbent'teydik...

    Cuma, 30 Haziran 2017 12:11
  • Selçuk Üniversitesindeydik...

    Perşembe, 16 Mart 2017 09:07
  • Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

    Çarşamba, 01 Şubat 2017 08:29
  • Kur'an Kursu Eğiticileriyle 'Ailede Huzur İçin 9 S'i konuştuk.

    Salı, 24 Ocak 2017 11:52
  • Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

    Perşembe, 08 Aralık 2016 07:59

Son Yazılarım



 

Son yazımızda ‘Cumhurbaşkanımız yalnız mı ?’ sorusuna cevap aramıştık.

İşin devlet kısmını ele almış, tahlil yapmış ve 2 sebeple yalnızlığına yönelik tespitlerde bulunmuştuk.

http://www.cemilpasli.com/tarih/cumhurbaskanimiz-yalniz-mi

Bu yazımızda konunun devlet tarafından değil, millet tarafından görünüşüne dair görüşlerimizi ifade etmeye gayret edeceğiz.

Devletimizin 1839 dan itibaren yönünü batıya dönmesi ve batıda hakim olan Jakoben bakış açısını benimsemesi asırlık devlet tecrübesi olmasına rağmen devlet-millet buluşması ve beraberliği konusunda zaman zaman büyük sıkıntılar yaşadığımız doğrudur.

Milletin adamları diyebileceğimiz devlet adamları bu beraberliğin oluşmasındaki engelleri ortadan kaldırmaya çalışsa da mevcut sistemin bu işi kolaylaştırmak yerine engellediğini söyleyebiliriz.

Allah’ın kainata koyduğu düzene ‘Sünnetullah’ diyoruz ve ilmin temeli olan bu düzende aynı sebepler aynı sonuçları doğuruyor, bu değişmeyen bir kanun.(Fetih,48/23)

Normal Şartlar Altında son 150 yılda yaşadıklarımıza göz atalım;

1876 (Abdulaziz’in öldürülmesi), 31 Mart(1908),1960 (Menderes’in idam edilmesi), 1971(Demirel’in indirilmesi), 1980(Siyasetin tümden tasfiyesi), 1997(Erbakan’ın indirilmesi), 2007(Erdoğan’ın indirilme teşebbüsü), 15 Temmuz 2016(İç savaş ve ülkeyi küçük kantonlara bölme girişimi)

Yukarıdaki olaylara göz attığımızda şunu net bir şekilde görürüz.

Milletin iradesine rağmen milletin adamlarına karşı operasyon yapan güçlerin ellerindeki güç ve imkanlara asla dokunulmamış, aksine  her teşebbüsten sonra millete rağmen, millete darbe yapan kişi ve kurumlar güçlenmiş ve 15 Temmuzda milletin devletini koruması için teslim ettiği uçak, tank, topu milletine çevirme ve pervasızca kullanma cesaretini göstermiştir.

Peki ne yapmak lazım ???

Devamını oku...

1683 İslam için önemli bir milattı.

610 dan beri yükselen uygarlık yıldızı durdurulmuştu.

Batılıların ‘hasta adam’ dedikleri uygarlığın adamlarının gerilemeleri 1800 li yıllardan itibaren hızlanmış, 1876 da zirvelere ulaşmıştı.

30 Kasım 1918 de dibe vurmuştu İslam Uygarlığı temsilcileri.

Bizim bıraktığımız boşluğu sömürge Robinson Cruose’nin torunları kendi adını sormadan ‘Cuma’ adını verdikleri kendi dışındaki dünyayı parselleyerek sömürmeye başlayan başta İngiliz ve diğer batılı devletler doldurmuştu.

Artık mağdur ve mazlum insanların bir hamisi de yoktu yeryüzünde.

Sadece kendilerine ‘büyük’ (Büyük Britanya) ismini yakıştıran İngilizler önce beyin-gövde beraber bu sömürü sürecinin amiral gemisi olarak hareket ederken, daha sonra daha karlı gördükleri kendileri beyin pozisyonuna geçip,  Abd’i beyne mutlak itaat eden bir vücut fonksiyonuyla kendileri yerine devreye sokmuşlardı.

Kurdukları BM, Nato, Unesco, Who, İmf, Dünya Bankası v.b. uluslararası örgütlerle sistemi sağlamlaştırmışlar, tüm olukları kendilerine bağlamışlardı.

200 yıllık saltanatları boyunca kendilerine ‘YENİLMEZ ARMADA’ diyerek tüm dünyaya KORKU salmışlardı.

Bu korkuyu salarken tarihin benzerini daha önce asla görmediği dehşetli zulümler yapmışlar, en son Japonya Hiroşima ve Nagasaki’de olduğu gibi Atom Bombası kullanmaktan dahi çekinmemişlerdi.

Kurulan zulüm ve sömürü imparatorluğunun en önemli argümanı KORKU olmuştu.

Bu korku nesilden nesile öteki dünyanın bilinç altına özel eğitimlerle,tekniklerle yerleştirilmişti.

Robinson Cruose Cuma’yı köleleştirmişti korkuyla.

Allah İblis’e bir kez daha MÜHLET vermişti.

İmtihan bunu gerektiriyordu.

Kulluğun yarısı SABIR, yarısı ŞÜKÜR dü.

Devamını oku...

‘Allah işini geliştiren,ilerleten(inovasyon yapan) iş adamını sever=İnnellahe yuhibbul muhterif’ Hz.Muhammd(s.a.v.)

Yukarıdaki Hadis-i Şerif’i KTO Karatay Üniversitesi Akademik yılı açılışında kısa bir ders veren Prof. Dr. Hamdi Döndüren hocam söyledi.

47 yıllık Müslüman,28 yıllık İlahiyatçı olarak bu sözü ilk defa duymuştum.

Uzun bacaklı İngiliz iyi çalışmış dinin bir kısmını (kişisel ibadetler) öğrenmemiz için bütün kapılar açılmış, diğer kısmı için (toplumu ilgilendiren ibadetler) çıkarılabilecek bütün engeller yerleştirilmişti.

Oysa Rabbim;‘’ (Buna rağmen) birbirinizi öldürüyor ve içinizden bazılarını yurtlarından sürüyor, onlara karşı günah ve zulüm işlemek için aranızda işbirliği yapıyorsunuz. Onları sürgüne göndermeniz yasaklandığı halde sürgüne gönderiyorsunuz. Sonra size esir olarak geldikleri takdirde fidye alış-verişi yaparak kendilerini kurtarıyorsunuz. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Oysa içinizden böyle yapanların cezası dünya hayatında perişanlıktan başka bir şey değildir. Onlar kıyamet günü de en ağır azaba çarpılacaklardır. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.’’ Bakara,2/85

‘’İnsan için ancak çalıştığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. Sonra da çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.’’Necm,53/39-41

‘’Mü'minlerden özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir değildir. Allah malları ve canları ile cihad edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah her ikisini de (davalarında samimi oldukları için) cennetle müjdelemiştir ama malları ve canları ile cihad edenleri oturanlara karşı büyük bir mükâfatla üstün tutmuştur.’’ Nisa,4/95

‘’ O halde, onlara karşı toplayabildiğiniz kadar kuvvet ve binek hayvanı (at, deve ve harp araçlarından) hazır edin ki bununla hem Allah'ın, hem sizin düşmanınız olan bu insanları, hem de sizin bilmediğiniz ama Allah'ın bildiği diğer düşmanları caydırabilesiniz. Allah yolunda her ne sarf ederseniz size bütünüyle ödenecek ve size haksızlık yapılmayacaktır.’’Enfal,8/60 buyurmuştu.

Evet kulluğumuzu yerine getirirken önceliğimiz yaratılmışlara yönelik görevlerin yerine getirilmesi olmalıydı.

Devamını oku...

Ebu Bekir Muhammed bin Abdal Malik bin Muhammed bin Tufail el Kaisi el-Endülüsi (1106-1186), Endülüslü hekim, hukukçu ve filozof. Latin dünyasında Abentofail olarak da bilinir.Tanınmış İslam filozoflarındandır.

İbn Tufeyl, 1106’da Gırnata yakınlarında Vadiü’l-Aş’ta doğdu, 1186’da Marakeş’te öldü. İşraki felsefesinin Endülüs’teki en önemli temsilcilerinden biridir. İbn-i Bacce tarafından eğitilmiştir. Uğraştığı ve önemli eserler verdiği başlıca konular tıp, felsefe ve gökbilimdi. Günümüze ulaşan ve bütün dünyada tanınmasını sağlayan eseri ise Hayy bin Yakzan ya da diğer adıyla Esrarü’l-Hikmeti’l-Meşrikiye’dir. Dünyada felsefi romanın ilk örneği ve ilk “robinsonad” olan Hayy bin Yakzan, 14. yüzyıldan başlayarak dünyanın bütün belli başlı dillerine çevrilmiş, başta Robinson Crusoe’nun yazarı Daniel Defoe olmak üzere birçok Batılı sanatçı ve düşünürü etkilemiştir.

İbn Tufeyl’in yaşadığı dönemde (12. yy) özellikle Endülüs’te pozitif bilimlerin yanında beşeri bilimler oldukça ilerlemişti. Filozofların temel kaynağı olan Kur’an’a göre Allah’ın ilk yaratığı, yaratığın tohumu olan “akl-ı evvel” veya tasavvufî ifadesiyle, "Nur-u Muhammedî"; son yaratığı ise bu tohumun sahibi olan “Hazreti İnsan”dır. Yaratığın amacı insandır ve insan da kendisinde olan nefhay-ı İlâhi, ilahi nefes, nedeniyle en şerefli mahlûktur. İnsan, vücuduyla maddi dünyaya, ruhu ile de manevi dünyaya bağlıdır. İnsan, yeryüzünde Allah’ın temsilcisidir ve yaratılmış her şey insanın kullanımına tabii kılınmıştır. Bu temsilciliğin sorumluluğu da bütün insanlığa aittir. Bütün insanlık; her insanın kendisinde mevcut potansiyele ve olanakları harekete geçirmek ve onarlı gerçekleştirmek fırsatına sahip olduğunu göstermek gibi bir kolektif sorumluluk altındadır.

İbn Tufeyl'in epistemolojisinde bilgini imkânı insan ve tabiat ilişkisinden hareketle temellendirilmiştir. Hayy bin Yakzan eserindeki Hayy tipi, esasen fizikî varlığıyla tabiatın bir parçası olmakla birlikte algılama ve bilme İmkânlarıyla tabiatı müşahede eden, tabii varlık alanındaki temel düzen ve işleyiş hakkında düşünen, akıllı bir canlı olarak yeryüzündeki mevcudiyetini anlamlandıran, gözlem alanı ötesindeki metafizik varlık fikrine varan ve nihayet manevî tecrübeler sayesinde birtakım metafizik bilgilere ulaşan ideal özneyi temsil eder. Tabii varlık alanı ise kendisine şuurlu bir bilme etkinliğiyle yönelebilen bu özneye, dayandığı düzen ve sürdürdüğü işleyişin fizik ve metafizik yasaları hakkında bilgi sağlayan ontolojik imkândır. İnsanın bilgi imkânı ve yeteneklerine gelince ondaki idrakin ilkesi nefistir. İbn Tufeyl'in nefis ve onun bilgi yeteneklerine dair fikirleri İbn Sînâ'nın görüşleriyle büyük bir benzerlik taşımaktadır. Filozofun eserindeki kahraman daima kendi varlığı ile tabii çevresi hakkında sorular soran, araştırmacı ruha sahip bir tiptir. Hay, tabiatla münasebetinden dolayı ortaya çıkan teorik ve pratik her problemi tamamen şuurlu bir etkinlikle çözmeye çalışırken gelişme psikolojisi çer­çevesinde açıklanabilecek aşamalar kay­deder. Duyular, gözlem ve deneyle akıl, Hayy'in teorik gelişiminde vazgeçilmez rolleri olan bilgi vasıtalarıdır. Duyularla algılanan varlık ve olguların süreklilik arz eden özellikleri gözlem ve deney yoluyla adım adım keşfedilir. Bu arada pratik aklın icapları olan teknik bilgiye ve hatta Hayy'de utanma duygusunun gelişmesi olgusunda olduğu gibi ahlâkî bilince ulaşılır. Tabiatın bağrında hayatını devam ettirebilmek için çeşitli aletler yapma çabasının yanında varlığı anlamlandırma gayreti içine giren Hayy mantıkî çıkarım yoluyla tabiattaki işleyiş, bütünlük, düzen ve gayenin akl edilir ve soyut gerçekliğine, bütün bu kozmolojik delillerle de yaratıcı İlah fikrine ulaşacaktır.

Devamını oku...

1 Ekimde başlayacak olan Camiiler haftasının bu yıl ki teması ‘Camii ve Kitap’.

Kitap teoriyi anlatır, Camii teorinin pratiğe aktarıldığı en önemli, en merkezi mekandır.

İlahiyatçı kimliğimle camii konusunda çok yazılar yazdım.

15 Temmuzdan sonra ‘Bıraktığı boşlukla 15 Temmuzun en önemli muhataplarından birisi DİB Teşkilatımızdır’ dedim. DİB İnsanımızın fıtri olan inanma ihtiyacını karşılayabilirse insanlar başka yerlere müracaat etmezler.

Ama 15 Temmuz sürecini incelediğimizde gördük ki bu yapı etkili bir şekilde DİB içerisinde de yer almış, vaiz olan büyük imamlar, darbe sorumlusu İlahiyatçı akademisyenler çıktı.

Bu gün yazıyı uzatmadan tekrara düşmeden konunun önemine dair daha önce yazdıklarımı Camiide hizmetin devamlılığı için yeni çözüm önerilerimi hatırlatıp tarihe, 240 Şehidimize , 3000 e yakın Gazimize karşı Mahkeme-i Kübra’da savunma olabilecek bir metinle karşınızdayım.

Camiiler bizim hayatımızın merkezindeler, olmak zorundalar.

Camiilerin aktif olduğu kadar bir aktifiz,

Camiiler bizi kardeş kıldığı kadar kardeşiz,

Camiiler muhabbet ürettiği kadar toplumda muhabbet var.

Camiiler konusunda kendimin de çözüm konusunda elimi taşın altına koymaktan çekinmediğim/çekinmeyeceğim önerilerimi aşağıda ilgilenen dostların dikkatine sunuyorum.

İLK EMİR , KİTAP , CAMİİ VE BELEDİYELERİMİZ(Salı, 16 Haziran 2009)

Dinimizin ilk emri “oku”. O halde kitaba ulaşma ve okumayı özendirmek için mekanlar oluşturmak hepimizin vazifesi.

Köylüm , arkadaşım Doç. Dr. Kadir Özköse Aydınlar Ocağında “Afrika’da ki sufi akımları” anlattı. Senusilikte vazifeleri anlatırken su kuyusu kazmaktan, yılda en az 10 ağaç  dikmekten, kitap okumaktan ve kitapları “istinsah” tan bahsetti. Yani alimlerin yazdıkları kitapları el emeği ile çoğaltmaktan. Bu şekilde 1860 lı yıllarda Afrika’da  Cağbub'da ki merkez zaviyede 8 bin yazma kitaptan oluşan bir kütüphane oluşturulduğunu anlattı.

Dostlar, dünya tarihine baktığımızda şu gerçeği açıkça görürüz: Dünyaya yön veren, ışık saçan medeniyetler , her zaman en fazla kitap sayısına sahip kütüphaneleri kuran ve okuyan milletlerin sahip oldukları medeniyetler olmuştur.

Selçuklu Belediyesine ait bir  kütüphaneyi gezdim.3 bin kitap vardı. İnternet bağlı bilgisayarlardan öğrenciler ve vatandaşlar faydalanabiliyorlar, günlük gazeteler okunabiliyordu. Karatay Belediyesinin de böyle bir kütüphane açtığını basından okudum.

Büyükşehir Belediyesi önderliğinde ilçe belediyeleri, Müftülükler  ve ilgili STK’ nın katılımıyla her mahalleye bir kütüphane ve internet salonu açılabilir. Böylece gençlerimiz olumsuz internet cafe ortamlarından bu nezih kültür mekanlarına kazandırılarak büyük bir hayra kapı açılır.

Devamını oku...

#KonyaGençMemursen ve Genç Ufuklar Derneğinin birlikte düzenlediği Teşkilat Eğitim Kampında 'Gençlik ve Aile' konusunu anlattık.

Hz. Osman'ın isyancılarca şehit edilmesi üzerine Hz. Ali halife seçilmişti.

Halife Hz. Ali, Hz. Osman'ın katilleri tam olarak netleşmediğinden,(isyancılar birlik halinde olayı yaptıklarını ifade ederek olayı saklıyorlardı) "Hiçbir günahkar başkasının günahını üstlenemez."(Fatır,35/18,Necm,53/38,Zümer,39/7) ayetine dayanarak kısas için beklenmesi ,araştırma, soruşturma ve incelemeye devam edilmesi gerektiğini düşünüyordu.

Bu yaklaşım içtihadi olarak Adalet-i Mahza’nın yerine getirilmesi görüşüydü.

Fakat Hz. Aişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyir, Hz. Ali'nin bu konuda yanlış bir tutum sergilediğini, isyancıların blok halinde Hz. Osman’ın katlini kendi yaptıklarını ifade ederek katil ya da katilleri saklıyorlar, kısasın gerçekleşmesine izin vermek istemiyorlardı.

Bu durumda Adalet-i Mahza , yani sadece katleden veya katledenlerin bulunup cezalandırılması imkansız, o halde Adalet-i izafiye, yani cinayeti ben işledim diyen tüm isyancıların katlini talep ediyorlar ve kısasın fitne büyümeden hemen gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Bu yüzden katillerin dönüş güzergahı olan Basra'ya gittiler. İstedikleri savaş çıkarmak değil, hakkı uygulayıp katilleri kısasen öldürmekti.

Bu durum Hz. Ali'ye "Basralılar sana karşı Aişe'nin yanına toplanmışlar." diye iletildi. Abdullah İbn-i Ziyad anlatıyor: "Hz. Talha, Zübeyir ve Hz. Aişe (r.anhüm) Basra'ya yürüyünce, Hz. Ali, Ammar İbn-i Yasir ve Hasan'ı (r.a.) gönderdi. Bu ikisi Küfe'ye yanımıza geldiler ve minbere çıktılar. Hz. Hasan (r.a.) minberin yukarısında idi. Ammar (r.a.)'da ondan daha aşağıda idi. Biz onların etrafında toplandık. Ammar'ın şöyle dediğini işittim:

"Aişe annemiz, Basra'ya yürümüş. Muhakkak ki o, dünyada da ahirette de Peygamber (aleyhisselam)'ın zevcesidir. Ancak Allah sizi (bu olayda) imtihan ediyor: Kendisine mi itaat edeceksiniz yoksa ona (Hz. Aişe) mı?"

Böylece Hz. Ali de Küfe'den bir cemaat topladı.

Daha sonra Hz. Talha ve Hz. Zübeyir ile görüştüler. Görüşmede davalarının bir olduğu ortaya çıkınca anlaşmış bir şekilde ayrıldılar. Ne var ki, Hz. Osman'ın kuşatmasında bulunan fitneci ve onu öldüren münafıklar Hz. Ali ile Hz. Aişe'nin anlaşması halinde kendilerinin infazından korkup büyük bir fitne hazırladılar. İki tarafa da kuşatma düzenleyip bunu diğer tarafın düzenlediğini söylemişler büyük bir provokasyonu ustalıkla yürürlülüğe koymuşlardı.

Böylece iki farklı içtihad için toplanmış olan iki grup arasında savaş başlatılmıştır.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 6 - 87

6




Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Allah razı olsun güzel bir yazı... Yusuf'umuza da Allah'tan rahmet diliyorum.
DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Çok güzel bir yazı olmuş, okurken duygulandım. Kaleminize yüreğinize sağlık...
Mutezile Fırkasının Günümüzde...
Teşekkürler hocaam
KIPKIRMIZI, TERTEMİZ KAN GELİNCEY...
S.A. SELAM VE MUHABBETLE. ELİNE KALEMİNE YÜREĞİNE SAĞLIK A.s. Numan bey kardeşim,teşekkür ...
Türklerin Müslüman Olmasının N...
http://twitter.com/?status=Türklerin Müslüman Olmasının Nedenleri http://www.cemilpasli.com/tur...

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün263
mod_vvisit_counterDün476
mod_vvisit_counterBu Hafta263
mod_vvisit_counterBu Ay5294
mod_vvisit_counterToplam306919