Perşembe, Temmuz 19, 2018
Text Size

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

Gökhan Kırlangıç kardeşimin hazırlayıp sunduğu Ribar Fm'de yayınlanan Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk.

Radyo Gençlikte 'Canefşan' programına konuk olduk...

Radyo Gençlikte Filiz Akman'ın hazırlayıp sunduğu 'Canefşan' programında 'Aile' yi konuştuk..

  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02
  • Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

    Perşembe, 08 Mart 2018 14:52
  • Radyo Gençlikte 'Canefşan' programına konuk olduk...

    Cuma, 02 Şubat 2018 14:02
  • Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Yüksek Lisans Öğrencileriyle Ders Yaptık...

    Çarşamba, 27 Aralık 2017 14:54
  • Meram Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Gençleriyle Tecrübelerimizi paylaştık.

    Çarşamba, 27 Aralık 2017 14:43

Son Yazılarım



Rabbim Adem babamız ve Havva annemizi cennette, ona layık, oraya uygun yaratıktan sonra hikmete binaen imtihan için kısa süreliğine cennetten daha aşağı(deni) olan dünyaya indirdi.

İmtihanı kurallara uygun bir şekilde tamamlayanlar ebediyen vatanı aslileri olan cennete dönecekler.

Aksi herkesin malumu.

Rabbim bize merhamet ve rahmetinin gereği olarak cennet yolunun taşları olan iyilikler için bir minik cennet numunesi, cehennem yolunun taşları için de bir cehennem numunesi tattırıyor.

Kur’an-ı Kerim’de 158 defa zikredilen Hz. Musa ve İsrailoğulları kıssası bizler için çok önemli dersler içeriyor.

İsrailoğulları üzerinden Rabbimizin bizi uyardığı en önemli husus dünya ahiret dengesi konusudur.

Baki olan ahiret hayatının(baki elmas), fani olan dünya hayatına(kesin kırılacak parlatılmış cam parçalarını) tercih edilmesinin dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayacağı anlatılır.

Yahudileri anlatan ayetlerden birinde Rabbim bize şöyle ders verir:

Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler. (Başkalarını) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isterler. İşte onlar derin bir sapıklık içindedirler. İbrahim, 14/3

Demek ki neymiş ilk bozulma ve sapma dünyanın ahrete tercihi ile başlıyor.

Ve bozulan tercihleri dünya olan insanlar sadece kendi yanlış tercihleriyle kalmıyorlar; ‘başkalarını da kendilerine dönüştürmek için Allah yolundan alıkoyup, onları eğri ve çelişkili yollara yönlendirmeye başlıyorlar’ ve zamanla tam bir İblis askeri haline geliyorlar.

Her günah kalpte bir nokta halinde giriyor, tövbe istiğfar ile temizlemediği zaman kısa sürede kalbi simsiyah yapıp nuru imanı tamamen çıkarıyor.

Devamında  iman dilin ezbere tekrar ettiği kuru ,boş, anlamsız bir söz, ibadet bedenin otomatik yaptığı şuursuz beden eksersizi, umre/hacc turistik seyahat haline geliyor.

Bireylerin bulundukları bu durum onların bir araya geldikleri Vakıf ve dernekleri de dönüştürdü.

Bu gün insanları ahiret hayatlarına hizmet için kurulan zühd, takva,dünya menfaatlerinden arınmanın merkezi olması gereken dernek,vakıf gibi STK’ların dahi mal, makam, ihale gibi dünyevi menfaatler için aracılık yapan kurumlar haline gelmesi dünyevileşmenin geldiği noktayı gösteriyor.

Devamını oku...

Ramazan Bayramı dolayısıyla mesaj yayımlayan Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon (BYEGM) Afyonkarahisar İl Müdürü Cemil Paslı, bayramların sosyal hayatın en temel ilkesi olan iletişim ayarlarının gözden formatlandığı, sevgi ve gönül birliğinin zirveye çıktığı özel günler olduğunu söyledi.

Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon (BYEGM) Afyonkarahisar İl Müdürü Cemil Paslı, Ramazan Bayramı dolayısıyla mesaj yayımladı. Paslı mesajında, Yılda iki kez idrak ettiğimiz bayramların sosyal hayatın en temel esası olan iletişim ayarlarının formatlandığı, sevgi ve gönül birliğinin zirveye çıktığı özel günler olduğunu söyledi.

İLETİŞİMİN ZİRVE ZAMANLARI BAYRAMLARDIR

Peygamber Efendimizin “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” hadisi şerifini de hatırlatan Paslı, Peygamber Efendimizin “Aranızda selamı yayınız” sözüyle de iletişimin temeli olarak “Selam”ı belirlediğini ve çevremizde selam vermediğimiz kişiler varsa bayramda mutlaka ilk selam vererek iletişime geçmemizin önemine dikkat çekti.

Dini inancımıza göre iki Müslüman’ın 72 saatten fazla birbiriyle küs durmasının haram olduğunun altını çizen Paslı, “İdrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramını vesile kılarak, özellikle küs olduğumuz kardeşlerimizle barışmayı, sıla-i rahimde bulunmayı, sadece zenginlerle değil, garip-gureba ve fakir-fukarayla, komşularımızla bayramlaşmamız gerekir” dedi.

ZOR GÜNLERİN SON GÜNLERİ OLSUN

Milli birlik ve kardeşliğimizi hedef alan terör olaylarına da değinen Paslı, “Terör belasının, Türkiye’nin uluslararası alandaki itibar ve güvenini sarsmanın yanı sıra, 1000 yıldır birlikte yaşatılan Türk-Kürt kardeşliğini hedef aldığı bilinciyle bu mübarek günleri değerlendirerek kardeşliğimizi yeniden pekiştirmeli ve ülkemizin yaşadığı zor günlerin son günleri olması için dua edelim” dedi.

Devamını oku...

Rabbim insanın yaratılış hikayesini bizlere şöyle anlatır:

Sizi tek bir nefisten (Âdem'den) yaratan, (sevgiyle) kadına meyletsin diye ona kendi özünden/cinsinden eş var edip çıkaran O'dur. Öyle ki, o eşini kucaklayınca, eşi (ilkin) hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve bir müddet onu taşır. Sonra (kadının) gebeliği ağırlaşınca, her ikisi birden Rableri Allah'a: “Bize gerçekten kusursuz bir (çocuk) bahşedersen, muhakkak ki sana şükreden kimselerden olacağız!” diye dua ederler.  Araf,7/189 (Cemal Külünkoğlu Meali)

Yani önce bir tek nefis yaratıldı, sonra ikiye bölündü ve paylaştırıldı, erkek ve kadın oldu.

Bazı özellikler kadına(anneye), bazıları erkeğe(babaya) verildi, ta ki aile olsunlar ve birbirlerinin eksikliklerini tamamlasınlar.

Kadın daha duygusal ve esnek özelliklerle bezendi, çocuklarını ve eşini şefkatle , merhametle kucaklasın diye. Zira rahim ismiyle şekliyle ona ikram edildi.

Erkek daha sert,  fiziken daha güçlü kılındı;

Ailede ‘kavvam’lık görevini yerine getirsin, ailede kadın ve çocukların yerine getiremediği tüm boşlukları doldursun,

bütün kademelere girsin diye.

Dün babalar gününde bir kez daha babalar gündemdi.

Yaratılış imtihanının en zor kısmı kendilerine verildiği, herkesin bir şekilde kendini kurtarsa da her halükarda imtihanla, acıyla, çileyle karşılaşmak zorunda kalan babalar.

Geminin kaptanı onlar ve gemideki bütün vazifeleri bilmek ve o vazifeler ihmal edildiğinde boşluğu doldurmak zorundalar ve gemi mutlaka batacaksa gemiyi en son terk etmek zorunda olan faniler.

Tabii ki bu vaziyet onları daha fazla yoruyor, hırpalıyor, yıpratıyor.

Bu sebeple dünyanın her tarafında kadınlar erkeklerden ortalama 5 yıl daha fazla yaşıyor.

Devamını oku...

Benî Kurayza Yahudilerinin Peygamber Efendimizle olan yazılı anlaşmalarına gö­re,

Hendek Muharebesi’nde düşman tarafından sarılan Medine’yi Müslü­manlarla el ele vererek müdafaa etmeleri gerekiyordu.[1]

Fakat bunu yapmadı­lar; üstelik, anlaşma hükümlerini hiçe sayarak, harbin en nâzik safhasında müşriklerle iş birliğine giriştiler;

Peygamber Efendimizin tahkik ve sulh için gönderdiği heyete hakarette bulundular ve “Re­sû­lul­lah da kim oluyormuş?

Mu­hammed’le aramızda ne ahit vardır, ne de akd!” dediler; hatta daha da ileri giderek,

Peygamber Efendimiz için küstahça ağır sözler bile sarfettiler.[2]

Bu­nunla da yetinmediler: Medine üzerine baskınlar düzenleyerek, Müslüman aile ve çocukları kılıçtan geçirme teşebbüsüne kalkıştılar.

Bu hareketleriyle, Müs­lümanları, harp endişesinden daha büyük bir telâş ve endişeye düşürdüler.

Bu, Peygamber Efendimizin kendilerine lütufkâr davranmasına karşı açık bir nan­körlük ve hıyanetti.

Hendek Muharebesi’nde on bini bulan düşman ordusu, büyük bir hezimete uğrayarak geri çekilmişti.

Harpte müş­rikler yanında yer alan Kurayzaoğulları da, hayal kırıklığı içinde, Medine’ye iki saatlik mesafede bulunan sağlam ka­lelerine çekilmişlerdi.

Giriştikleri haince hareketin farkında idiler. Bu sebeple, Resûl-i Ekrem’in her an üzerlerine yürümesinden endişe duyup korkuyorlardı!

Hz. Cebrail’in Getirdiği Emir(Olağan üstü hal= ikindi namazını Benî Kurayza yur­dunda kılsın!)

Nitekim Müslümanlar, Medine’ye henüz yeni dönmüşlerdi ki Cebrail (a.s.), Resûl-i Ekrem’e şu emri getirdi:

“Yâ Muhammed! Yüce Allah, sana, Benî Kurayza üzerine yürümeni emredi­yor!”[3]

Resûl-i Ekrem Efendimiz, silahını yeni çıkarmış, temizliğini henüz bitir­mişti. Derhal Hz. Bilâl’i çağırtarak, bütün Müslümanlara şunu nidâ etmesini em­retti:

“İşiten ve Allah’ın emrine itaat edenler, ikindi namazını Benî Kurayza yur­dunda kılsın![4]

Devamını oku...

 

Kimdir Mustafa Alper veya Mustafa Alper’ler?

Onların minneti sadece Allah’a ve millete ve millete hizmette araç olarak gördükleri devletlerinedir.

Bir çarıklı olarak çıktıkları halkın arasından devletin zirvesine yürüyecek bir donanımla yetiştirilmişlerdi. Öyle de yaptılar, yapıyorlar, yapacaklar.

Zira başarıya, bilgiye, duaya açlar.

Onları tanıyın, bulun, değerlendirin Sayın Cumhurbaşkanım.

Ben kısa özelliklerinden bahsedeyim, tarif edeyim siz gerisini tamamlar, tanır, bulursunuz.

Çaresizliğin verdiği baskıyla 14 yaşlarında eğitim için gurbete çıktılar.

Devlet parasız okullarında 17-18 yaşında memur olacak şekilde yetiştirildiler.

Aldıkları eğitimle sahip oldukları bilgilerin hepsinin 18 yaşından itibaren işlerine yarayacağını, saygınlıklarının, helal lokma yeme ve yedirmelerini sağlayacağına inandıkları için hiçbir kelimesini unutmazlar.

Minnetleri sadece ve sadece Allah’a ve milletine ve millete hizmette araç olarak gördükleri devletlerine olduğu için sadece Allah’ın adamı,milletin adamı ve devletin adamı olurlar.

‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ inancına sahiptirler.

Halkın arasına girdiklerinde hemen onlarla bütünleşirler; zira onların arasından, sıfırdan, zeminden gelmişlerdir.

Sınava girmek için 4 ders(Türkçe,Matematik,Fen Bilgisi,Sosyal Bilgiler)10 luk sistemde 8 den aşağı olmayacaktı.

Böyle şartla girilen sınavda en iyi arkadaşlarıyla yarıştıklarım için hepsi zeki ve çalışkandırlar.

Günde akşam 2 sabah 1 etüdle disiplinli çalışma ve okumaya alıştırıldılar.

Her öğrencinin en az bir spor branşı mecburiyetinden dolayı sporcudurlar.

18 yaşında liseyi bitirdiklerinde memur olmalarına rağmen hepsi üniversite okumuşlardır.

Sınıf ve koğuş arkadaşım Mustafa Alper Muğla’dan Kırklareli’ne diğer tüm arkadaşlar gibi gurbete gelmiş ve bu özel eğitimlerle yetiştirilmişti.

Çok zeki , aktif, üstün yetenekli idi. Bitmeyen bir enerjisi vardı. Her sabah soğuk suyla yaz kış duş alırdı.

28 Şubat kafası Fetöyü desteklemek ve önünü açmak  için halkın merkeze yürüdüğü bu sağlam kanal olan Devlet Parasız Meslek Liselerini İmam Hatip Liselerini vitrine koyarak ve ilk hedef alarak arkasında hepsinin yatılı kısmını kapattı.

Devamını oku...

Milletimiz sistemin rehabilitasyonu talebiyle yetkiyi 16 Nisan’da verdi.

Süre Mart 2019 da, bütünlemeye kalınırsa Kasım 2019 da doluyor.

Millet beklediğini bulamazsa başka bir tarafa döner.

Zira bu millet ‘Anadolu İrfanı’ sahibi.

Neydi Anadolu İrfanı:

‘’Ne İskender takmışım ben

Ne Şah, ne Sultan

Anadolu’yum ben

Tanıyor musun?’’(Ahmet Arif)

Peki Anadolu İrfanı tam olarak ne istiyor?

Anadolu İrfanı daha önce yaşadığı Selçukilerle gelişen, Fatih Sultan Mehmet’le zirveye ulaşan, II.Beyazıt ile kemale ulaşan, Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık, Ridaniye seferlerinden sonra özellikle Ezher alimlerini İstanbul’a getirmesiyle değişip kan kaybetmeye başlayan toplumun tümünü kucaklayan, hiç ama hiç kimseyi ‘öteki’ haline getirmeyen bir yeni yönetim sistemi istiyor.

Selçukiler ve  Osmanlılar Fatih Sultan Mehmet ve II.Beyazıt dönemine kadar toplumun tüm kesimleriyle tam bir konsensüs halinde refah toplumu oluşturmuşlardı. Mısır’ın alınmasıyla Ezher’den gelen  alimlerin kısa sürede etkisiyle Osmanlı Devleti katı bir Sünni çizgiye oturtularak, Şii ve Alevileri ‘öteki’ haline getirdi. Türkmenlerden oluşan  Şii ve Alevi topluluklar kalabalık oldukları için isimlerini zikrettik. Bunlar dışında da daha küçük topluluklar da kendilerini yavaş yavaş ‘öteki’ olarak hissetmeye başladı. Daha sonra çıkan isyanlar, ikta ve tımar sistemindeki bozulmalar ve devamı dünyanın en muhteşem devletinin yıkılmasıyla sonuçlandı.

Burada uzun uzun tarih bilgisi verecek değilim.

Şimdi format zamanı derken, öncelikle  ana bilgisayarımız olan beyinlerimizden başlayıp halka halka devlet yönetim sistemimize kadar bir format atmak zorunluluğundan bahsediyorum.

O halde formata başlayalım.

Muhammed bin Abdullah’a son Peygamberlik görevi M.610 yılında verildiğinde ve 13 yıllık zihinsel hazırlıkla oluşturduğu 1500 kişilik kadrosuyla M.622 yılında Medine’de devletini kurduğunda , dünyada 2 süper devlet ve 2 büyük din vardı.

Devamını oku...

‘Yeni Türkiye’ için acil ve öncelikli 2 konu eğitim ve kültür.

Milletlerin dünya tarihindeki gücünü ve pozisyonunu  belirleyen en önemli ölçü, kütüphanelerinde bulundurduğu kitap sayısı. Yani kültürel dinamizm hayatın bütün yanlarını harekete geçiren bir etkiye sahip.

Kültür (ekin, eski dilde hars) kavramının tanımı şu şekildedir:

‘’Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde üretilen bütün maddi ve manevi değerler ile bunları üretmede, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.’’

Sosyolojik olarak, kültür bizi saran, insanlardan öğrendiğimiz toplumsal mirastır. Kültürün oluşmasında iki süreç vardır; ilk süreçte insan pasif ve alıcı konumdadır. Belli bir coğrafi çevrede yaşıyor, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını orada gideriyordur.

Semavi dinler ve Peygamberler, doğayla kurulan bu öncül ilişki, yani ihtiyaçları doğrultusunda edindiği bilgi, dili, davranışları ve maddi üretim ve tüketim aletleri kültürün oluşmasında birinci aşama olarak karşımıza çıkar.

İkinci aşamada ise insan alıcı-tüketici konumundan çıkar ve üretmeye başlar; yani yaşadığı çevreye etkin ve aktif bir güç olarak katılır. Bu süreç ilk aletlerin yaratılmasıyla sınırlı olarak başlayıp Neolitik Çağ’la birlikte hız kazanmıştır.

Kültür; birikimle birlikte ivmesi artan bir toplumsal yapı bileşenidir. Giderek her nesil miras aldığı kültüre maddi ve manevi bir katkı yapar ve onu kendinden sonrakilere miras bırakır.

Bireyler için ise yargılama, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenme ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimine o kişinin kültürü denir. Bireyin edindiği bilgileri anlatmak için de kültür sözcüğü kullanılır.

Kültürlenme ve kültürlendirme; Maslow ihtiyaçlar piramidinin en tepesinde yer alır, yani insanın kendini gerçekleştirmesinin en etkin yolarından birisidir.

Bu anlamda İllerdeki Kamu-Yerel Yönetim ve Stk yetkilileri merkezi idareye bağlı olmaksızın içinde yaşadıkları ve çok yakından tanıdıkları bölgelerini Kültür, Sanat, İlim ve İrfanla donatmalılar.

İlmin, Bilimin ve Sanatın birlikte var olduğunda o şehir gerçekten şehir olmuştur.

Bu üçü birlikte yoksa, yaşamıyorsa, yaşatılmıyorsa o belde sadece bina ve insan yığınından ibarettir.

Bu anlamda ne birinci sıradaki vazifemiz; şehirde yaşayanların kültürün bütün unsurlarıyla aralarındaki bütün mesafelerin kaldırılarak buluşturulması konusudur.

Bende bu anlamda naçizane önerilerimi sıralamak istiyorum.

Ümran Mektebi ismini vereceğimiz geniş çerçeveli bir projeyle kültürel seferberlik ilan edilmeli. Benim önerilerim:

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 6 - 90

6




Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Türklerin Müslüman Olmasının N...
winknnnnnnnnnnnnnn çok güzeeeeeeeeeeeelllllllllllllllll olmuşş
Türklerin Müslüman Olmasının N...
smiley çok güzel olmuş elinize sağlık.
DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Allah razı olsun güzel bir yazı... Yusuf'umuza da Allah'tan rahmet diliyorum.
DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Çok güzel bir yazı olmuş, okurken duygulandım. Kaleminize yüreğinize sağlık...
Mutezile Fırkasının Günümüzde...
Teşekkürler hocaam

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün147
mod_vvisit_counterDün154
mod_vvisit_counterBu Hafta732
mod_vvisit_counterBu Ay3857
mod_vvisit_counterToplam371360