Pazartesi, Aralık 09, 2019

Text Size

Son Yazılarım



Hz. İbrahim(a.s.), 3 dinin Peygamber olarak baş tacı ettiği dedemiz Halilullahtır.

Ecdadımız bu sebeple 3 dinin ortak mekanı Kudüs’e ‘’İbrahim Halilullah’’ yazdı.

Kulların kalbine yerleşecek ve onları mutmain bir imana kavuşturacak Tevhidi en güzel anlatan İbrahim(a.s.) kıssasıdır.

‘’İbrâhim "Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster!" deyince, Rabbi "Yoksa inanmıyor musun?" demişti. O "Hayır inanıyorum, fakat kalbim tam kanaat getirsin diye" cevabını verdi. Rabbi "Kuşlardan dört tane al, onları kendine alıştır, sonra (parçalayıp) her bir tepeye onlardan bir parça bırak, sonra onları çağır. Koşarak sana gelecekler ve şunu bil ki, Allah hep galiptir ve hikmet sahibidir" buyurdu.’’ Bakara, 2/260.

Allah’a, Ahirete ve Peygamberliğe imanın ders verildiği ayette geçen bu kıssa üzerine çok tefsirler yapıldı, yapılıyor, yapılacaktır.

Biz Hz. Mevlana’nın zikrettiğimiz ayetin tefsiri üzerinde duracağız.

Allah’a ve ahirete iman ettim diyenlerin şu asırda dikkatle okumaları gereken bir anlamı içeriyor kıssa Hz. Mevlana’nın anlatımında.

‘’Tene ait dört huy, Halil'in kuşlarına benzer.

Kaz hırstır; horoz şehvet.

Makam tavusa benzer, kuzgun dileğe.

Sen vaktin Halil'isin.

Bu yol kesen 4 kuşu öldür.

Onları kesmek cana yol açar.’’ M. C. Rumi, 5/3331, 3344.

1. Kaz: Hırs: Bugün Müslümanlar imanlarının gereği İslam cemaati, ümmet ve insanlığa yönelik umumi fayda için çalışması gerekirken KAZ GİBİ 3 günlük dünya için sürekli biriktirme derdine düşmüş durumdalar. Oysa Kur’an-ı Kerim’in her yerinde zekat, sadaka, infak emredilmektedir.

‘’(Allah yolunda) sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilendir.’’ 2/168.

2. Horoz: Şehvet: Neslin devamı için verilen şehvet duygusu şeriat kuralları çerçevesinde sarf edilmezse kişinin dünya ve ahiretini mahveder. Mevlana Mesnevi’de(5/1335-1420) insandaki şehvet duygusunu eşeğin aletine; şeriat kurallarını ise eşeğin aletine takılan kabak ile tasvir eder. Şeriat kurallarına riayet edilmediğinde şehvet duygusu tasvirde olduğu(ev sahibesinin öümü) gibi kişinin dünya ve ahiretini yok etmektedir.

Şehvet duygusunun ne denli tehlikeli olduğuna işaret olarak şeriat kuralları dışındaki ilişkiler için ‘’yapmayın’’ değil ‘’yaklaşmayın’’ emri verilmiştir.

Devamını oku...

Fetö v.b. yapıların ortaya çıkmasını sağlayan toplumsal bir zemin var.

Bu zemini tanımak için zaman tünelinde kısa bir tarihi yolculuk yapalım.

Dinin aslı ve özü olan; güzel ahlak son Peygamber Hz. Muhammed(s.a.v.) ile tamamlandı.

Din ahlaktı, samimiyetti, sosyal hayatta bize tesir eden ilkelerdi ve bunlara SALİHAT denildi.

Ahlakı, samimiyeti, dürüstlük ve çalışkanlığı hatırlatan kişisel ibadetlere HASENAT denildi.

Hasenat salihate dönüşmüyorsa hiçbir önemi yoktu. Kıldığınız namaz sizi taşkınlık ve aşırılıktan alıkoymuyorsa o namaz namaz değil eğilip kalkmaktan ibaretti. Ankebut, 29/45

Hz. Peygamber ve 4 halifesi bu anlayışı yaşadı, uyguladı devlete ve topluma hakim kıldı.

Sıffin’den sonra işler değişmeye başladı.

İslam’a sokulmuş en büyük bid’at Bizans’tan Muaviye bin Ebu Süfyan tarafından alınan saltanatın kurumsallaştırılması ve İslami gibi gösterilmesi çabasıdır.

Devlette kurumsallaştırılan saltanat ümera, ulema, asker, kısaca hayatın bütün alanlarını etkiledi. Akıl iptal edildi, eleştiri kapısı kapatıldı, koşulsuz teslimiyet için gereken tüm adımlar atıldı.

Ehli beyte yapılan zulümler de dahil tüm olumsuzluklar İslam’dan referanslarla savunulmak istendi.

Bu Hz. Peygamber ve Raşid halifelerle kurumsallaştırılmaya çalışılan hilafeti ısırıcı bir saltanata dönüştürdü. Emeviler İslam’ı kendi kavimlerine kadar daraltıp, katı ırkçılık üzerine bir siyaset izleyerek Arap olmayanlara mevali tabir ederek her açıdan 2. Sınıf vatandaş muamelesi yaptılar, Arap olmayan Müslümanlardan haraç ve cizye aldılar.

Bu ısırıcı saltanattan kaçan ehli beyt ve diğer ashap Maveraünnehir bölgelerine çekildiler.

Türk Milleti olarak biz İslam’ı ehli beytten ve bu zulümden kaçan ashaptan öğrendik.

Büyük Selçuklu Devleti ve diğer Müslüman Türk devletlerinde ortaya çıkan İslam anlayışı beylikler ve Osmanlı Devletinde de 1516-1517 yılına kadar etti.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır’dan el-Ezher’deki alimleri İstanbul’a getirip baş tacı yapması, Maveraünnehir’de oluşturulmuş kodların hızla değişmesine yol açtı.

Maturidi çizgisindeki Osmanlı, Eşarici bir çizgiye doğru hızla savruldu.

Aklın geri plana atıldığı, kaderin yanlış yorumlanmasıyla eskileri körü körüne taklidin hakim olduğu, Emevi döneminde oluşturulmuş eleştiri ve farklı fikir ve düşünceye kapalı dar ve sınırlı İslam’ı boğan kodlar Osmanlının umera, ulema ve askeri anlayışına hakim olmaya başladı.

Ufuktaki bu daralma hayatın tüm alanlarına yansıdı ve bana göre Osmanlı Devleti 1517’de duraklamaya başladı.

Osmanlı Devleti, 1571’de İnebahtı faciasını yaşadı, bir mermi, top atamadan tüm donamasını kaybetti; bu büyük bir şoktu ama maalesef uyanmaya yetmedi.

Devamını oku...

07.07.2007 yılında ‘’Türk Aleviliği’’ konferansı verdiğimde Konya Yazarlar Birliği ailesiyle tanışmıştım.

O tarihten sonra bu kıymetli aileden hiç ayrılmadım.

‘’Ailede Huzur için 9 S’’ i anlattım 28.10.2013’de.

Ama daha çok dinledim, öğrendim, tanıştım, kaynaştım, ufkumu açtım.

Konya Yazarlar Birliği benim ve tanıştığım, tanıştırdığım tüm dostlarımın ifadesiyle bir akademi, sürekli eğitim merkezi oldu.

25 yıldır Cumartesi günü saat 14.00 de kıymetli bir konu ve değerli bir konukla öğrencilerinin ruhunu, aklını, kalbini doyurma gayretinden hiç taviz vermedi Konya Yazarlar Birliği.

14.00 deki programdan sonra önce havuzlu, çiçekli doğal bahçesinde gerçekleşen sohbetler şimdilerde Kılıçarslan Meydanı  bitişiğindeki STK’lara ayrılmış havzadaki merkezinin harika salonunda devam ediyor.

‘’Dost dostun zehrini alır.’’

‘’Müsademe-i efkardan barika-i hakikat tevellüt eder/Fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşeği ortaya çıkar.’’

Sadece Cumartesi 14.00’de düzenlenen panel ve konferanslar değil, bazen şiir akşamları, bazen sempozyumlarla akademi özelliğini pekiştiriyor Konya Yazarlar Birliği.

Bir de eğitimin yaşamın içerisinden yürümesi gerektiğini vurgulayan ‘’Yazılacak çok şeyimiz var’’ gezilerini düzenler.

Bu geziler bazen yakın çevremize, bazen ülkemizin farklı coğrafyalarına uzanır.

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Sorusunun cevabı aslında ‘’Gezerken okuyandır.’’

Gezilen yerler 100’ün üstünde göz, 50’nin üstünde akıl ve gönülle yazıya ve söze dökülür ve akademi hem üyelerine hem de Konya’dan başlayarak ülkeye, ümmete ve insanlığa katkı yapar.

Yazarlar gezi boyunca dağarcıklarını birbirlerine açarlar ve ortaya muazzam bir yerli sofra orta çıkar.

Tam anlamıyla fikrin hakim olduğu bir yerli malı havası eser gönüllerde.

Karabük-Safranbolu-Amasra-Bartın gezisi de bu manaların coştuğu bir seyahat oldu.

Devamını oku...

Lgbt yürüyüşüne farklı tepkiler geldi.

Bu tepkiler şu soruyu akla getiriyor?

Sosyal problemler karşısında doğru yerde miyiz?

Sosyal, psikolojik, siyasi, ekonomik v.b. sorunları ele alırken 3 kademe esastır.

1. İyi ve güzel hizmetleri SÜREKLİ KILMAK için: İyileştirici-geliştirici hizmetler,

2. İyi ve güzel hizmetleri KORUMAK için: Koruyucu-önleyici hizmetler,

3. İyi ve güzel hizmetleri kaybettiğimizde GERİ DÖNMEK için: Tedavi ve rehabilite edici hizmetler.

Dikkatinizi çekmiştir.

Ortaya çıkan sonuçlara tepki göstermek bu hizmet modelleri arasında yok.

Misal: Lgbt yürüyüşü.

Siz sağlıklı birey ve huzurlu toplum için mutlu aileyi herkes için ulaşılabilir bir imkan haline getirmemişseniz bu nevi sonuçlara tepki göstermeniz problemi çözüme yardımcı olmayacağı gibi sorunu daha da derin hale getirecektir.

Bugün madde bağımlılığından, okul başarısına, Lgbt meselesinden, çocuk ve kadına şiddet olgusuna kadar sosyal problemlerimizin kökeninde aile kurumumuzun eksikliği ve yetersizliği vardır.

Sosyal problemler kökeni toplumun hücresi, temel yapı taşı, mihengi olan aile kurumuyla alakalıdır.

Devamını oku...

Seydişehir'de özel çocuklarımızın velileri ve öğretmenleriyle zamanı paylaştık.

İyi bir istihbarat teşkilatı vardı.

Mekke’den gelen tehlikeden haberdardı.

Haberlerden sonra bir rüya gördü.

Rüyasını kendisi tabir etti.

Düşüncesi savunma harbi için fiziksel özellikleri uygun olan Medine’de kalıp savunma harbiydi.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da ashabıyla istişareye oturdu.

Rüyasını, yorumunu ve Medine’de kalıp savunma harbi yapma düşüncesini ashabıyla paylaştı.

Bedir harbine katılamayan ve gençlerin teşkil ettiği çoğunluk savunma harbinden ziyade meydan harbiyle müşriklerle birebir savaşmak istediklerini kararlı ve ısrarlı bir şekilde ifade ettiler.

Allah Elçisi kendi görüşünden vazgeçti ve çoğunluğun görüşüne uydu ve harp hazırlığı emrini verdi.

Herkesten önce zırhını giydi, atını hazırladı.

Ashaptan meydan harbinde ısrarlı olanlar bu kez pişmanlıkla;

‘’Ey Allah’ın elçisi isterseniz Medine’de kalıp savuma harbi yapabiliriz’’ dediler.

‘’Bir Peygamber zırhını giydiyse çıkarmak yaraşmaz’’ sözüyle şura kararını hatırlattı.

Uhud dağı civarında Mekke’den gelen müşrik ordusu ile İslam ordusu karşılaştı.

İnsanlığın en zekisi, bir harp dâhisi olan Halid bin Velid ve seçme süvari birliğini gördü.

Devamını oku...

Buğday ile koyun, gerisi oyun.

Bu hakikat Habil Kabil’den beri böyle…

Temiz su ve sağlıklı gıda bütün zamanlarda yaşam için olmazsa olmazdır.

Askon Konya öncülüğünde düzenlenen Çatalhöyük Milli Tarım Zirvesi’ne katıldım.

Ülkem adına ümidimi artırdı bu zirve.

Zirve’de ülkemizin gıda ve tarıma dair bütün meseleleri konuşuldu ve gündem oluşturuldu.

Gen bankasından, endemik bitki zenginliğimize, hayvancılıktaki ihtiyaçlarımızdan, tohum bankasına enine boyuna çok çeşitli paylaşımları işin uzmanlarından dinledik.

Zirve  sonbaharda düzenlenecek ‘’Milli Tarım Şurası’’na davetle bitti.

Tarımda ciddi mesafeler aldığımızı memnuniyetle müşahede ettim.

Tabii ki daha almamız gereken çok mesafe var.

‘’Gayri memnunlar medeniyet kuramaz’’ der İbn Haldun.

Önce geldiğimiz mesafeye şükredeceğiz ve bu ileri adımlar için bu bize moral ve motivasyon kaynağı olacak.

Sonra emin adımlarla yolumuza devam edeceğiz.

Tespit ettiğim en acil konu buzağı ölümleri.

Bu bir zamanlar ülkenin gündemi olan bebek ölümlerini akla getirdi.

Sağlık bakanlığının yaptığı geniş çaplı çalışmalarla bebek ölümleri asgariye indirildi.

Birinci önceliğimiz buzağı ölümlerinin önlenmesi için milli bir seferberlik ilan edilmeli ve buzağı ölüm oranı hızla düşürülmeli.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 3 - 101

3

Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Türklerin Müslüman Olmasının N...
elinize sağlık çok işime yarayacağını düşünüyorum
Ağırlığınca duracaksın bazen ...
Tebrik eder. Hayat demek hareket demektir.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun...
çocuk koruma kanunu ile ilgili bilgi araştırıyorum bende. bu sitede de bilgiler var. ilgilenen a...
GECE GEZME EHLİYETİ
Sadece şiddet olunca değil. Kadına hiç bir şey yapmasan bile sana iftira attığı takdirde uza...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün178
mod_vvisit_counterDün210
mod_vvisit_counterBu Hafta178
mod_vvisit_counterBu Ay3315
mod_vvisit_counterToplam545167