Son Yazılarım - Uzman Cemil Paslı Kişisel Sitesi
Perşembe, Ağustos 16, 2018
Text Size

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

Gökhan Kırlangıç kardeşimin hazırlayıp sunduğu Ribar Fm'de yayınlanan Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk.

Radyo Gençlikte 'Canefşan' programına konuk olduk...

Radyo Gençlikte Filiz Akman'ın hazırlayıp sunduğu 'Canefşan' programında 'Aile' yi konuştuk..

  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02
  • Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

    Perşembe, 08 Mart 2018 14:52
  • Radyo Gençlikte 'Canefşan' programına konuk olduk...

    Cuma, 02 Şubat 2018 14:02
  • Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Yüksek Lisans Öğrencileriyle Ders Yaptık...

    Çarşamba, 27 Aralık 2017 14:54
  • Meram Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Gençleriyle Tecrübelerimizi paylaştık.

    Çarşamba, 27 Aralık 2017 14:43

Son Yazılarım

Necip Fazık Kısakürek’in gençliğe hitabındaki aynı manadır yazımın başlığında ki ‘’kim var?’’

'Kim var? ' diye seslenilince,

sağına ve soluna bakmadan

fert fert 'ben varım! ' cevabını verici,

her ferdi 'benim olmadığım yerde kimse yoktur! '

fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik...

Hz. Adem’den  Hz. Muhammed’(s.a.v.)e güzel ahlakı insanda tesis etmek için gönderilen dinin adı İslam’dır.

İslam; gelen mesaja kayıtsız şartsız teslim olmanın adıdır.

Bu teslimiyet tam anlamıyla sağına ve soluna bakmadan sadece Allah’a iman edip,

sadece onun rızasını kazanmak için, sadece ona kulluk etmek demekti.

Bu anlamda en büyük cihad, en büyük mücadele (cihad-ı ekber) insanın kendi nefsini Ahsen-i takvimde tutma , esfel-i safilinden koruma çabasıdır.

İblis bu gerçeği bildiği için NEFİSLE KOALİSYON YAPARAK insanı hep sağına soluna bakmaya teşvik eder.

Zira sağına soluna bakınca nefis kendini unutturur.

Böylece kendini gizleyen nefis içeriden insanın Ahsen-i takvim makamını sabırla,yavaş yavaş çürütür ve tam kıvamına getirdiğinde en büyük darbeyi vurarak onu esfel-i safiline yuvarlar.

Kural budur,değişmez: En büyük düşman en son bakacağın yere gizlenmiştir.

Müslümanlar artık İslam’ı diğeri üzerinden özellikle erkekler KADINLAR üzerinden okumayı, anlamayı bıraksınlar.

Yeter artık!

Herkes kendi işine, kendi takvasına, kendi gözüne, kendi vicdanına, kendi imanına, kendi ibadetine, kendi eline, kendi cebine, kendi cüzdanına, kısaca kendi nefsine baksın.

‘’Ehlimizi koruyoruz’’  yorumu için Kur’an-ı Kerim’e baksın ve iyi anlasın.

Ehli korumak kendi nefsinde İslam’ı en güzel şekilde yaşamak ve en yakınından itibaren anlatmak, örnek olmakla olur, fazlası değil.

Hidayet, kulun cüz-i ihtiyarını sarf ettikten sonra Allah’ın kulunun kalbine indirdiği bir nur.

Kul istemiyorsa zorlama, dikte etme, baskı yapma, kraldan fazla kralcı olma.

Ey Peygamber! Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi (iyi niyet ve gayretine göre) doğru yola eriştirir. O, doğru yola erişecek olanları daha iyi bilir.

Kasas,28/56

Devamını oku...

İlk insan ve Peygamber Adem babamızla başlayan güzel ahlakı inşa etme vazifesi Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.) ile tamamlandı:

Ve şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerindesin.(Kalem, 68/4)

Şüphesiz ki Allah’a, ahiret gününe iman edenlerle Allah’ı çok anan kimseler için Allah’ın elçisinde güzel bir örnek vardır. (Ahzâb, 33/21)

Bugün dininizi olgunlaştırdım ve size olan nimetimi tamamladım. (Mâide, 5/3)

Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.(Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381)

Bir adam: “Ey müminlerin annesi! Bize Allah’ın Resulünün ahlakından bahseder misin?” dedi.  O da: “Sen hiç Kur’an okumuyor musun?” diye sordu.  Adam: “Tabi ki okuyorum.” diye cevap verince Hz. Aişe de:  “Onun ahlakı, Kur’an (ahlakı) idi.” dedi. (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 139 (746)

Mekke dönemiyle temeli atılan ve su basmanı seviyesine çıkarılan İslam Ümranı’nın binası Medine’de tamamlandı.

Beşerin en akıllısı en temiz ve sahih bilgiyle(vahiy)kıyamete kadar  insanlığın ihtiyaçlarına cevap verecek ‘’kök hücreleri’’ miras olarak bıraktı. (Bkz: Sosyal, siyasi, hukuki, kültürel problemlerimiz için ‘kök hücre kaynağımız’ var mı? http://www.cemilpasli.com/egitim/sosyal-siyasi-hukuki-kulturel-problemlerimiz-icin-kok-hucre-kaynagimiz-var-mi )

İslam Ümranı’nı bir vücuda benzetirsek kalp Medine’de atıyor ve tüm dünyanın akıl sahiplerine vahyi(Kur’an/Sahih Sünnet) pompalıyor.

Bugün üzerinde acil ve hassasiyetle üzerinde durmamız gereken konu kalp ile akıl sahipleri arasında vahyi taşıyan damarlardaki daralma hatta tıkanma konusudur.

Kalpte yer alan ‘’kök hücre’’ hükmündeki vahiy(Kur’an/Sahih Sünnet) muhataplarına bu tıkanan veya daralan damarlar yüzünden hiç ulaşamıyor veya eksik ulaşıyor.

Müslümanlarda kolaycılığa kaçarak ve tembellik yaparak doğrudan Kur’an ve Sahih Sünnet’e ulaşıp dinlerini öğrenme yerine suyunun suyu hükmündeki aracılara müracaat ediyorlar.

Kendileri vahye ulaşmaktan aciz aracılar kendi anlayışlarına göre bir din anlayışı oluşturduğundan bu gün istediğimiz ve her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz birlik ve beraberliğimizi gerçekleştiremiyoruz.

‘’Kur’an’ın hakimiyet-i mutlakası ‘’ başlıklı risalesinde Said Nursi birlik ve beraberliğimizin önündeki en büyük engeli doğrudan Kur’an ve Sahih Sünneti göstermesi, anlatması, götürmesi gereken İslam adına yazılan kitapların, Kur’an ve Sünnet yerine geçerek gölge etmesi olarak anlatır. Çözümü de şeffaf bir şekilde Kur’an’ı gösteren kitaplara müracaat edilmesini tavsiye eder.

Kur’an’ı mana adına az okuyan insanımız özellikle birçoğu sahih olmayan hadisler üzerinden anlatılan bir din algısı içerisinde İslam’ı yaşamaya çalışıyor.

Aslına, orjinaline göre oldukça ilaveler yapılmış  obez din algısı ile karşı karşıyayız.Bu obez din algısı insanlarda günümüzde tartışılan ‘din yorgunu’ insanların sayısını her geçen gün artırıyor.

Kalpten yeterince kan alamayan organlar fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getiremez. Hatta damarlardaki bu daralma ve tıkanma organlarda kangrene kadar gider.

Din’in(Kur’an/Sahih Sünnet) anlaşılması konusunda İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin(ö.150/767) yaklaşımı şöyleydi:

Devamını oku...

90 lı yılların başlarıydı.

Gündüzleri üniversite okurken, geceleri sağlık memuru olarak adli tabiplikte nöbet tutuyordum.

Fakülteden çıkıp Dağlık Karabağ’da Azeri kardeşlerimize Ermenilerin yaptığı zulüm ve işkencenin fotoğraflarının bulunduğu sergiyi gezdim.

Duygulanmıştım, hüzünlü bir ruh haliyle nöbetime başladım.

İlk gelen adli vak’a pedofili bir sapığın küçük yaştaki çocuğa cinsel istismarı idi.

Zaten sergiden dolayı hüzünle dolu dünyam tamamen allak bullak olmuştu.

İyice bunalan ruhuma bir pencere açmak için okuduğum kitabın boş sayfalarına yazmaya başladım.

Yazının özeti şuydu:

Kilometrelerce ötede Müslüman kardeşlerimiz için endişelenip, hüzünlenip duaya, maddi-manevi çabaya kalkışırken hemen dibimizdeki bize daha yakın olan Müslüman kardeşlerimizin sıkıntılarını ihmal mi ediyorduk?

Kıyas yaptım. Azeri kardeşimiz düşman silahıyla şehit olurken, burada vatanımda 4 yaşındaki çocuk bir ömür utançla taşıyacağı bir suçun muhatabı olmuştu.

Gece uzundu ve derinlemesine tefekkür, teemmül, tezekkür, taakkuldan sonra anladım ki şeytan en büyük numarasını işletiyor mümin kalpler üzerinde.

İmtihan için gönderildiğimiz dünyada Rabbimiz bize şeytanın apaçık bir düşman olduğunu bildirir: ‘’Şeytana itaat etmeyin, o size açık bir düşmandır diye size öğüt vermedim mi? Ey Adem oğulları!...’’ Yasin,36/60

Kur’an-ı Kerim'de Yüce Allah baştan sona şeytan ve hileleri konusunda bizleri ikaz eder.

Şeytanın en büyük numarası ise bana göre, zaman olarak ‘AN’ı, mekan olarak bulunduğunuz ‘KONUM’u ıskalamanızı sağlamaktır.

Bu anlamda şeytan çok gayretlidir ve nefis şeytanın bu konuda her daim içeriden destekçisidir.

Devamını oku...

İnsanın ezelden ebede yolculuğunda en çok dikkat etmesi gereken yol arkadaşlarıdır.

Dar dairede eşimiz ve çocuklarımızla başlayan ve durgun bir suya atılan taşın oluşturduğu halkalar misali genişleyen arkadaşlar.

‘’Evvel-refik bağdet-tarik=Önce yol arkadaşı, sonra yol’’ sözü bu gerçeği ne güzel anlatır.

Neden yol arkadaşı bu kadar önemlidir?

Çünkü onlar bize her daim ayna tutan, gerçekle beraber yürümemizi sağlayan yardımcılarımızdır.

Abd’de de başlayan ve dünyaya iletişim imkanlarının gelişmesiyle hızla yayılan pragmatizm arkadaşlık anlayışımızı etkiledi.

Pragmatizm: Felsefede; uygulayıcılık, uygulamacılık, fiîliyye, faydacılık, yararcılık gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünme temelleri üzerine kurulmuş olan felsefi akım.    insanların "iyilik, hakikat, doğruluk" gibi kavramları bir kenara bırakıp herhangi bir şeyi değerlendirmede "kişisel faydayı" esas alan düşünce sistemidir.

Oysa Yüce Allah insanı meleklerden farklı olarak hata yapan bir varlık olarak yaratmış ve hatasını fark edip tövbe etmesini övmüştür.

İblis ile Hz. Adem arasındaki fark da budur. İkisi de hata yapmış, hataları Allah tarafından kendilerine bildirilmiş, neticede birisi hatasında ısrar etmiş, diğeri hatasını itiraf edip tövbe etmiştir.

İşte arkadaşlarımız bize ayna olmalı sadece ve sadece göstermelidir.

Pragmatizm arkadaşlık ilişkilerinde maalesef ‘’faydacı’’ yaklaşımı ön plana çıkardı.

Arkadaş arkadaşa gerçekleri söylemek yerine onun hoşuna gidecek ‘’beyaz’’ yalanları tercih eder oldu.

Yaklaşım çok cazibeli,çok çekiciydi.

Zira direk insanın en zayıf noktasına, en kuvvetli zaafına egosuna hizmet ediyordu.

Sürekli kendisinin kusursuz olduğunu söyleyen arkadaşlar , beyaz ve pembe yalanlar insanı adeta uyuşturucu etkisiyle hayal dünyasında uçuruyordu.

Oysa uçmak kolay ama inmek zordu.

Devamını oku...

Tarihin omuzlarımıza yüklediği yük her geçen gün ağırlaşıyor.

Kalıp cümlemiz aslında bu günlerde tam anlamını buluyor.

Birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz bir dönemi yaşıyoruz.

Mazi-Hal-Müstakbelde bizi birleştirecek ortak paydalarımız/asgari müştereklerimiz yerine bizi ayrıştıracak

azami farklılıklar üzerinde durduğumuz takdirde birlik ve beraberliğimiz zarar görüyor.

Binlerce ortak noktamız yerine onlarca farklı tarafımız ayın güneşi kapatması gibi bizi karanlıkta bırakıyor.

10 Kasım klasiği gibi yine tartışmalar.

Herkes her konuda diğeri gibi düşünmek  zorunda değil elbette.

Ama herkes diğerinin düşüncesine saygı duymak zorunda.

Her zaman yazıyorum:

Bir amelin , Salih amel olması için en az 3 şartı birlikte taşıması gerekiyor.

Ben bu şartlara Salih amelin saç ayağı diyorum.

Bunlar:

1.Adalet

2.Düşünce özgürlüğü

3.İstişare

Bu 3 nden biri eksik olduğunda Salih amel gerçekleşmez.

Zira yapılan işin adil olması için herkesin düşünce özgürlüğüne sahip bir biçimde istişare ile fikrini ifade etmesi gerekir.

Veya istişarenin hakkıyla yapılması için insanların adil olması ve düşüncelerini açık yüreklilikle ortaya koyabilmesi şarttır.

Başka bir açıdan da adil insanlar bir araya gelip istişare yapamadığı sürece düşünce özgürlüğü gerçekleşemez.

Mazi-Hal ve İstikbalimize dair tüm kişi ve konuları bu ölçüyle değerlendirmek zorundayız.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 3 - 90

3




Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Türklerin Müslüman Olmasının N...
winknnnnnnnnnnnnnn çok güzeeeeeeeeeeeelllllllllllllllll olmuşş
Türklerin Müslüman Olmasının N...
smiley çok güzel olmuş elinize sağlık.
DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Allah razı olsun güzel bir yazı... Yusuf'umuza da Allah'tan rahmet diliyorum.
DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Çok güzel bir yazı olmuş, okurken duygulandım. Kaleminize yüreğinize sağlık...
Mutezile Fırkasının Günümüzde...
Teşekkürler hocaam

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün74
mod_vvisit_counterDün603
mod_vvisit_counterBu Hafta1079
mod_vvisit_counterBu Ay4436
mod_vvisit_counterToplam379385