Pazartesi, Aralık 18, 2017
Text Size

Konya-Derbent'teydik...

Konya-Derbent'te gençlerleydik. Derkad başkanı Hüseyin Eşgin ve İlçe Meb Müdürü Adem Yaldız'a teşekkürler...

Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

Veli Vural Beyin nazik daveti üzerine Minik Adımlar ailesiyle,diriliş nesliyle buluştuk,konferans verdik,kitap imzaladık. Yeni Türkiye Gençliği coşku...

Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

Gençler harikaydı,Başta Süleyman Türk kardeşim olmak üzere,Emeği geçen Rehber öğretmenimiz Esra Hanım veOkul müdürümüz Fehmi Adam BeyeTeşekkür ederim.

  • Konya-Derbent'teydik...

    Cuma, 30 Haziran 2017 12:11
  • Selçuk Üniversitesindeydik...

    Perşembe, 16 Mart 2017 09:07
  • Minik adımlar ailesiyle '9 S'si paylaştık...

    Çarşamba, 01 Şubat 2017 08:29
  • Kur'an Kursu Eğiticileriyle 'Ailede Huzur İçin 9 S'i konuştuk.

    Salı, 24 Ocak 2017 11:52
  • Özel Model Eğitim Kurumundaydık...

    Perşembe, 08 Aralık 2016 07:59

Son Yazılarım



Benî Kurayza Yahudilerinin Peygamber Efendimizle olan yazılı anlaşmalarına gö­re,

Hendek Muharebesi’nde düşman tarafından sarılan Medine’yi Müslü­manlarla el ele vererek müdafaa etmeleri gerekiyordu.[1]

Fakat bunu yapmadı­lar; üstelik, anlaşma hükümlerini hiçe sayarak, harbin en nâzik safhasında müşriklerle iş birliğine giriştiler;

Peygamber Efendimizin tahkik ve sulh için gönderdiği heyete hakarette bulundular ve “Re­sû­lul­lah da kim oluyormuş?

Mu­hammed’le aramızda ne ahit vardır, ne de akd!” dediler; hatta daha da ileri giderek,

Peygamber Efendimiz için küstahça ağır sözler bile sarfettiler.[2]

Bu­nunla da yetinmediler: Medine üzerine baskınlar düzenleyerek, Müslüman aile ve çocukları kılıçtan geçirme teşebbüsüne kalkıştılar.

Bu hareketleriyle, Müs­lümanları, harp endişesinden daha büyük bir telâş ve endişeye düşürdüler.

Bu, Peygamber Efendimizin kendilerine lütufkâr davranmasına karşı açık bir nan­körlük ve hıyanetti.

Hendek Muharebesi’nde on bini bulan düşman ordusu, büyük bir hezimete uğrayarak geri çekilmişti.

Harpte müş­rikler yanında yer alan Kurayzaoğulları da, hayal kırıklığı içinde, Medine’ye iki saatlik mesafede bulunan sağlam ka­lelerine çekilmişlerdi.

Giriştikleri haince hareketin farkında idiler. Bu sebeple, Resûl-i Ekrem’in her an üzerlerine yürümesinden endişe duyup korkuyorlardı!

Hz. Cebrail’in Getirdiği Emir(Olağan üstü hal= ikindi namazını Benî Kurayza yur­dunda kılsın!)

Nitekim Müslümanlar, Medine’ye henüz yeni dönmüşlerdi ki Cebrail (a.s.), Resûl-i Ekrem’e şu emri getirdi:

“Yâ Muhammed! Yüce Allah, sana, Benî Kurayza üzerine yürümeni emredi­yor!”[3]

Resûl-i Ekrem Efendimiz, silahını yeni çıkarmış, temizliğini henüz bitir­mişti. Derhal Hz. Bilâl’i çağırtarak, bütün Müslümanlara şunu nidâ etmesini em­retti:

“İşiten ve Allah’ın emrine itaat edenler, ikindi namazını Benî Kurayza yur­dunda kılsın![4]

Devamını oku...

 

Kimdir Mustafa Alper veya Mustafa Alper’ler?

Onların minneti sadece Allah’a ve millete ve millete hizmette araç olarak gördükleri devletlerinedir.

Bir çarıklı olarak çıktıkları halkın arasından devletin zirvesine yürüyecek bir donanımla yetiştirilmişlerdi. Öyle de yaptılar, yapıyorlar, yapacaklar.

Zira başarıya, bilgiye, duaya açlar.

Onları tanıyın, bulun, değerlendirin Sayın Cumhurbaşkanım.

Ben kısa özelliklerinden bahsedeyim, tarif edeyim siz gerisini tamamlar, tanır, bulursunuz.

Çaresizliğin verdiği baskıyla 14 yaşlarında eğitim için gurbete çıktılar.

Devlet parasız okullarında 17-18 yaşında memur olacak şekilde yetiştirildiler.

Aldıkları eğitimle sahip oldukları bilgilerin hepsinin 18 yaşından itibaren işlerine yarayacağını, saygınlıklarının, helal lokma yeme ve yedirmelerini sağlayacağına inandıkları için hiçbir kelimesini unutmazlar.

Minnetleri sadece ve sadece Allah’a ve milletine ve millete hizmette araç olarak gördükleri devletlerine olduğu için sadece Allah’ın adamı,milletin adamı ve devletin adamı olurlar.

‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ inancına sahiptirler.

Halkın arasına girdiklerinde hemen onlarla bütünleşirler; zira onların arasından, sıfırdan, zeminden gelmişlerdir.

Sınava girmek için 4 ders(Türkçe,Matematik,Fen Bilgisi,Sosyal Bilgiler)10 luk sistemde 8 den aşağı olmayacaktı.

Böyle şartla girilen sınavda en iyi arkadaşlarıyla yarıştıklarım için hepsi zeki ve çalışkandırlar.

Günde akşam 2 sabah 1 etüdle disiplinli çalışma ve okumaya alıştırıldılar.

Her öğrencinin en az bir spor branşı mecburiyetinden dolayı sporcudurlar.

18 yaşında liseyi bitirdiklerinde memur olmalarına rağmen hepsi üniversite okumuşlardır.

Sınıf ve koğuş arkadaşım Mustafa Alper Muğla’dan Kırklareli’ne diğer tüm arkadaşlar gibi gurbete gelmiş ve bu özel eğitimlerle yetiştirilmişti.

Çok zeki , aktif, üstün yetenekli idi. Bitmeyen bir enerjisi vardı. Her sabah soğuk suyla yaz kış duş alırdı.

28 Şubat kafası Fetöyü desteklemek ve önünü açmak  için halkın merkeze yürüdüğü bu sağlam kanal olan Devlet Parasız Meslek Liselerini İmam Hatip Liselerini vitrine koyarak ve ilk hedef alarak arkasında hepsinin yatılı kısmını kapattı.

Devamını oku...

Milletimiz sistemin rehabilitasyonu talebiyle yetkiyi 16 Nisan’da verdi.

Süre Mart 2019 da, bütünlemeye kalınırsa Kasım 2019 da doluyor.

Millet beklediğini bulamazsa başka bir tarafa döner.

Zira bu millet ‘Anadolu İrfanı’ sahibi.

Neydi Anadolu İrfanı:

‘’Ne İskender takmışım ben

Ne Şah, ne Sultan

Anadolu’yum ben

Tanıyor musun?’’(Ahmet Arif)

Peki Anadolu İrfanı tam olarak ne istiyor?

Anadolu İrfanı daha önce yaşadığı Selçukilerle gelişen, Fatih Sultan Mehmet’le zirveye ulaşan, II.Beyazıt ile kemale ulaşan, Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık, Ridaniye seferlerinden sonra özellikle Ezher alimlerini İstanbul’a getirmesiyle değişip kan kaybetmeye başlayan toplumun tümünü kucaklayan, hiç ama hiç kimseyi ‘öteki’ haline getirmeyen bir yeni yönetim sistemi istiyor.

Selçukiler ve  Osmanlılar Fatih Sultan Mehmet ve II.Beyazıt dönemine kadar toplumun tüm kesimleriyle tam bir konsensüs halinde refah toplumu oluşturmuşlardı. Mısır’ın alınmasıyla Ezher’den gelen  alimlerin kısa sürede etkisiyle Osmanlı Devleti katı bir Sünni çizgiye oturtularak, Şii ve Alevileri ‘öteki’ haline getirdi. Türkmenlerden oluşan  Şii ve Alevi topluluklar kalabalık oldukları için isimlerini zikrettik. Bunlar dışında da daha küçük topluluklar da kendilerini yavaş yavaş ‘öteki’ olarak hissetmeye başladı. Daha sonra çıkan isyanlar, ikta ve tımar sistemindeki bozulmalar ve devamı dünyanın en muhteşem devletinin yıkılmasıyla sonuçlandı.

Burada uzun uzun tarih bilgisi verecek değilim.

Şimdi format zamanı derken, öncelikle  ana bilgisayarımız olan beyinlerimizden başlayıp halka halka devlet yönetim sistemimize kadar bir format atmak zorunluluğundan bahsediyorum.

O halde formata başlayalım.

Muhammed bin Abdullah’a son Peygamberlik görevi M.610 yılında verildiğinde ve 13 yıllık zihinsel hazırlıkla oluşturduğu 1500 kişilik kadrosuyla M.622 yılında Medine’de devletini kurduğunda , dünyada 2 süper devlet ve 2 büyük din vardı.

Devamını oku...

‘Yeni Türkiye’ için acil ve öncelikli 2 konu eğitim ve kültür.

Milletlerin dünya tarihindeki gücünü ve pozisyonunu  belirleyen en önemli ölçü, kütüphanelerinde bulundurduğu kitap sayısı. Yani kültürel dinamizm hayatın bütün yanlarını harekete geçiren bir etkiye sahip.

Kültür (ekin, eski dilde hars) kavramının tanımı şu şekildedir:

‘’Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde üretilen bütün maddi ve manevi değerler ile bunları üretmede, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.’’

Sosyolojik olarak, kültür bizi saran, insanlardan öğrendiğimiz toplumsal mirastır. Kültürün oluşmasında iki süreç vardır; ilk süreçte insan pasif ve alıcı konumdadır. Belli bir coğrafi çevrede yaşıyor, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını orada gideriyordur.

Semavi dinler ve Peygamberler, doğayla kurulan bu öncül ilişki, yani ihtiyaçları doğrultusunda edindiği bilgi, dili, davranışları ve maddi üretim ve tüketim aletleri kültürün oluşmasında birinci aşama olarak karşımıza çıkar.

İkinci aşamada ise insan alıcı-tüketici konumundan çıkar ve üretmeye başlar; yani yaşadığı çevreye etkin ve aktif bir güç olarak katılır. Bu süreç ilk aletlerin yaratılmasıyla sınırlı olarak başlayıp Neolitik Çağ’la birlikte hız kazanmıştır.

Kültür; birikimle birlikte ivmesi artan bir toplumsal yapı bileşenidir. Giderek her nesil miras aldığı kültüre maddi ve manevi bir katkı yapar ve onu kendinden sonrakilere miras bırakır.

Bireyler için ise yargılama, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenme ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimine o kişinin kültürü denir. Bireyin edindiği bilgileri anlatmak için de kültür sözcüğü kullanılır.

Kültürlenme ve kültürlendirme; Maslow ihtiyaçlar piramidinin en tepesinde yer alır, yani insanın kendini gerçekleştirmesinin en etkin yolarından birisidir.

Bu anlamda İllerdeki Kamu-Yerel Yönetim ve Stk yetkilileri merkezi idareye bağlı olmaksızın içinde yaşadıkları ve çok yakından tanıdıkları bölgelerini Kültür, Sanat, İlim ve İrfanla donatmalılar.

İlmin, Bilimin ve Sanatın birlikte var olduğunda o şehir gerçekten şehir olmuştur.

Bu üçü birlikte yoksa, yaşamıyorsa, yaşatılmıyorsa o belde sadece bina ve insan yığınından ibarettir.

Bu anlamda ne birinci sıradaki vazifemiz; şehirde yaşayanların kültürün bütün unsurlarıyla aralarındaki bütün mesafelerin kaldırılarak buluşturulması konusudur.

Bende bu anlamda naçizane önerilerimi sıralamak istiyorum.

Ümran Mektebi ismini vereceğimiz geniş çerçeveli bir projeyle kültürel seferberlik ilan edilmeli. Benim önerilerim:

Devamını oku...

Şu kısacık hayat değirmeninde bize verilen süre ve imkanlar sınırlı, istek, talep ve emellerimiz sınırsızdır.

‘Şimdi’ ile yüzleşmek, kendisiyle, aynalarla barış içinde bir hayat sürmek çoğumuzun cesaret edemediği bir husustur.

‘Şimdi’ ile yüzleşemediğimizde ya geçmişe(mazi), ya da geleceğe(ati) kaçarız.

Kur’an-ı Kerim dünya ve ahrette insanın bu kaçış mazeretine dikkat çeker ve uyarır:

O gün insan:  “Kaçacak yer yok mu?” der. Kıyame, 75/10

Ve kaçış için sürekli ürettiğimiz, süpervizörlüğünü şeytan ve nefsin yaptığı mazeretler...

‘Yarın yaparım’, ‘Daha sonra’, ‘Referandumdan sonra’, ‘Seçimden sonra’, sonra, sonra, sonra...

Ve hiç beklemediğimiz bir zamanda ‘kalemleri bırak’ emri.

Ortaokulda Fen Bilgisi öğretmenimiz Faruk hoca çoktan seçmeli, doğru-yanlış ve boşluk doldurmalı 100 sorulu bir soru kağıdı hazırlamış,

her doğru cevabın 1,5 puan olduğunu ifade etmiş ve toplam 30 dakika süre sınırı belirlemişti.

Bu halde 66 doğru 100 puan almanıza yetiyordu.

Bir hafta sonra 1200 kişilik Alparslan Ortaokulu idarecileri, öğretmenleri ve öğrencileri ile beni tanımış, Faruk Hocam beni okulda meşhur etmişti.

Sebep, Faruk Hoca benden 66 doğru cevap isterken ben 30 dakikada 92 doğru cevap işaretlememdi.

İlkokulu Çeltek Köyünde okumuş 55 bin nüfuslu Zile ilçesinde 2 ortaokuldan birisinde yaşadığım bu onur beni çok etkilemişti.

Bu olayı hiç unutmadım.

İnsanlara elimden geldiğince hep beklediklerinden daha fazlasını vermeye çalıştım.

18 yaşında Sağlık Memuru olduğumda Yozgat-Çekerek-Kazankaya’da aynı anlayışla çalışmaya başladım.

Babaları kanserin son aşamasında olan evlatların hakları olmayan bir talebi dile getirdiklerini düşünerek ezile-büzüle,

‘’Cemil Bey, babamızın ağrıları sabah şiddetleniyor, sabah namazından sonra iğne yapmak için bizim eve gelebilir misin?’’ diye sormuşlardı.

‘’Elbette dedim, bizi devletimiz 7/24 esasına göre hizmet için yetiştirdi’’ diye cevap verdim.

İğne sonrası hazırlanan kahvaltıdan rahatsız olmuştum.

‘’Teyze bu kahvaltı beni rahatsız ediyor, lütfen, ben görevimi yapıyorum’’ diye rahatsızlığımı ifade ettim.

Teyze’nin cevabını da hiç unutmadım:

‘’Evladım, sağlıkçım, yiğenim benim evime sabah namazı DEVLET geliyor, bunun karşısında benim hazırladığım kahvaltının sözümü olur’’ demişti.

Teyzem beni 18 yaşında bir delikanlı değil, DEVLET olarak görüyordu.

Bu bakış açısına biz ‘Anadolu İrfanı’ diyoruz.

Rabbim yine GERÇEK İYİLİĞE kavuşmanın sevdiklerimizden harcamaktan geçtiğini hatırlatıyor bize:

Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilendir. Al-i İmran, 3/92

Bu yazıyı arkadaşım, dostum, kardeşim Yusuf ÇİĞDEM’ in vefatı yazdırdı.

Devamını oku...

Milletleri güçlü kılan üzerinde birleştikleri ve evrensel değerlerdir.

Adaletin temel alındığı, Düşünce Özgürlüğünün hakim kılındığı ve İşlerin herkesin elinin içinde olduğu bir İSTİŞARE ile çözüldüğünde milletler birbirine kurşunla tutuşturulmuş tuğlalardan meydana gelmiş bir sur duvarı gibi tek ve yekpare olurlar.

Böyle yekpare bir duvara dışarıdan hiçbir güç zarar veremez, delik açamaz.

Adaletin, Düşünce Özgürlüğünün ve İstişarenin yaşadığı ve yaşatıldığı oranda o millet ve o milletin kurduğu devlet yaşar.

Bu 3 esas birbirine bağlı güçlenir veya zayıflar.

Adaletin olmadığı yerde düşünce özgürlüğünden, düşünce özgürlüğü ve istişarenin olmadığı yerde adaletten, adalet ve istişarenin olmadığı yerde düşünce özgürlüğünden bahsedilemez.

Beşeriyet için tarihin şeref levhalarıdır; Hılfıl-Fudul/Medine Vesikası/Hudeybiye/Mekke’nin ve İstanbul’un Fethi/15 Temmuz/Yenikapı olayları.

Bu olaylar insanlık için temel parametreler içeren kilometre taşlarıdır.

Hepsinin temelinde aynı anne/babadan gelen insanoğlunun birlikte hür, özgür ve adil bir yönetim altında BARIŞ ve HUZUR içerisinde yaşama gaye ve hedefi vardır.

BARIŞ ve HUZUR için yukarıda verdiğimiz tarihi örneklerde olduğu gibi bütün imkanlar ve şartlar zorlanmalı, gerekirse Hudeybiye Barışında olduğu gibi fedakarlıktan kaçınılmamalı.

Bu konuda dinine ve tarihsel misyonuna bağlı sorumluluk ve zorunluluk ile en büyük vazife bizlere ‘Anadolu İrfanı’ na sahip milletimize düşüyor.

Dünya ve diğer milletler nerede, nasıl durursa dursun biz olaylara tepkisel, re-aksiyoner yaklaşamayız.

Bizim gibi derinliği olan, ilkeleri olan, milletlere yakışan re-aksiyoner değil, aksiyoner olmak ve sadece kendimize yakışanı yapmaktır.

‘Ne İskender takmışım,

Ne şah, ne sultan

Anadolu’yum ben,

Tanıyor musun?’

Ahmet Arif, Anadolu’nun irfan ve derinliğini bize böyle hatırlatır.

O halde önce içimizde BARIŞ ve HUZURU tesis ederek dünyaya Hılfıl-Fudul, Medine Vesikası, Hudeybiye, Mekke ve İstanbul’un Fethi, Milli Mücadele, 15 Temmuz, Yenikapı Ruhuyla edindiğimiz tecrübeyi tüm dünyaya ve dünya milletlerine ihraç etmeliyiz.

‘Dünya 5’den büyüktür.’ bu iddianın ifadesidir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 3 - 87

3




Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Allah razı olsun güzel bir yazı... Yusuf'umuza da Allah'tan rahmet diliyorum.
DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Çok güzel bir yazı olmuş, okurken duygulandım. Kaleminize yüreğinize sağlık...
Mutezile Fırkasının Günümüzde...
Teşekkürler hocaam
KIPKIRMIZI, TERTEMİZ KAN GELİNCEY...
S.A. SELAM VE MUHABBETLE. ELİNE KALEMİNE YÜREĞİNE SAĞLIK A.s. Numan bey kardeşim,teşekkür ...
Türklerin Müslüman Olmasının N...
http://twitter.com/?status=Türklerin Müslüman Olmasının Nedenleri http://www.cemilpasli.com/tur...

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün276
mod_vvisit_counterDün476
mod_vvisit_counterBu Hafta276
mod_vvisit_counterBu Ay5307
mod_vvisit_counterToplam306932