Pazartesi, Aralık 09, 2019

Text Size

Son Yazılarım

Selçukya Kültür ve Sanat Derneğinde "Kadın Cinayetleri"ni konuştuk.

 

Cemil Paslı: Aile Eğitim Seferberliği İlan Edilmeli.

Selçukya Kültür Sanat Derneği tarafından her hafta düzenlenen Selçukya Sohbetleri'nde bu hafta güncel bir konu olan "Kadın Cinayetleri" konusu işlendi.

Devamını oku...



Emine Bulut'un çocuğunun gözü önünde hunharca öldürülmesi kadın cinayetleri konusunu bir kez daha gündemin üst sırasına taşıdı.

30 yılık sivil toplum 19 yıllık sosyal hizmet tecrübem dolayısıyla aile, çocuk ve kadın konularında çok yazılar yazdım, onlarca projede bulundum.

Tabii ki biz yazmaya çizmeye, çözüm aramaya devam edeceğiz.

Ülkemizde geldiğimiz nokta itibariyle ‘”Aile Eğitim Seferberliği” ilan edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Seferberliğe tüm Kamu kurumları, Yerel Yönetimler, Sivil Toplum Kuruluşları katılmalılar.

Verem hastalığı ile savaşırken, Verem Savaş Dispanserlerinden, BCG Aşısına, her vatandaşın röntgeninin taranmasından okullar, askeri birlikler, camiler ve tüm toplantı yapılabilecek alanlarda eğitimlere kadar nasıl ciddi bir seferberlikle verem yok edildiyse;

Aynı şekilde “Aile Bütünlüğünü, Huzurunu Koruma ve Kadına, Erkeğe, Çocuğa Karşı Sevgiyi Yaygınlaştırma Seferberliği” ilan edilmeli.

Peki bu seferberliğin anahtar kelimeleri neler olmalı:
--Şiddetle mücadele için 180 derece politika değişikliği:

Kadın değil aile,

Çocuk değil aile,

Erkek değil aile,

Engelli değil aile,

Yaşlı değil aile,

Şiddet değil sevgi,

Kötülük değil iyilik,

Karanlık değil aydınlık...

--Boşanma olayı bu kadar kötü olarak değerlendirilmemeli. Aile yürümüyor ise eşler boşanmanın bir çözüm yolu olduğunu bilmeli, kabul etmeli ve diğer çözüm yolları tükendiğinde iletişi koparmadan, özellikle çocuklar varsa barış içerisinde uygulamalı.

Devamını oku...

İlk insandan bugüne dair semavi sahifeler ve diğer bilgi kaynaklarıyla oluşmuş bir tarihi birikime sahibiz.

Başlangıçtan bu güne dikkat ettiğimizde 2 uçta ki insanlardan bahsediyor tarih.

En iyiler ve en kötüler.

İnsan; meleklerden farklı olarak bir yönüyle iyiliğiyle melekleri geride bırakan eşrefi mahlukat; diğer yönüyle kötülüğüyle şeytanlara külahı ters giydiren esfeli safilinde bir varlık.

Yüce Allah’ın imtihan için hazırladığı bu film platosu olan fani dünyanın, yine Allah’ın senaryosunu yazdığı sonuçları itibariyle en önemli filimde hangi rolü oynayacağını insan seçiyor.

“Dünya yaşayışı, ancak bir oyundan, bir eğlenceden ibaret. Âhiret yurduysa çekinenlere elbette daha hayırlı. Hala mı aklınız ermeyecek?” En’am, 6/32.

Film platosunu tanımak ve senaryoyu değerlendirmek için 15 yıllık bir süre veriliyor insana.

Rolünüzü kendiniz platoya ve senaryoya bakıp seçiyorsunuz.

Ya tarihte/filmde kıyamete kadar devam edecek bir rol seçiyorsunuz.

Ya da figüran olmayı kabul ediyor, filmde kısa süre kalıp platoyu terk ediyorsunuz.

Cem Yılmaz’ın Kurtlar Vadisi dizisinde oynaması gibi!

Cem Yılmaz, “Kurtlar Vadisi dizisinde ben de oynadım, acemi olduğum için dizi çekimine girer girmez o kadar hızlı vuruldum ki, bu yüzden beni göremediniz” esprisini yaptığı gibi bir silik, kayıt dışı bir hayat.

Süre sonunda hangi rolü alacağı, hangi kostümleri giyeceği, hangi sözleri, replikleri söyleyeceğini seçiyor ve başlıyor rolünün hakkını vermeye.

Filmdeki rolü sona erdiğinde yönetmen hazırladığı ölüm sahnesiyle insanı filmin dışına çıkarıyor.

Peki tarih kimi kaydediyor?

Filmin baş rol oyuncularını tabii ki!

Baş rolde oynayanlar filmin sonuna kadar(kıyamete kadar) filmin içerisinde yer alıyorlar.

Zira başrol oyuncuları ölürse film sona erer.

Devamını oku...

“Bütün kitaplar tek bir kitabın anlaşılması için okunur, bütün sohbetler bir kitabın yaşanması için yapılır.’’

Kurtuluş olarak Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’e sıkı sıkıya sarılmamızı açıkça emretmiştir.

Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı tutunun (hayatınızı ona göre düzenleyin) ve (İslam'la çelişen davranışlarınızla gruplara ayrılarak) birbirinizden kopmayın! Allah'ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini düşünün ki, cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken o, sizin kalpleriniz arasında ülfet (yakınlık) meydana getirdi de onun nimeti sayesinde din kardeşleri oldunuz. Hem siz ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da oraya düşmekten sizi (İslam ile) O kurtardı. İşte Allah size âyetlerini böylece açıklıyor ki, doğru yola eresiniz.”  Al-i İmran, 3/103.

Kainatı yaratan  ve halife olarak insanı seçen Yüce Allah insanın dünya ahiret kurtuluş reçetesi olarak Kur’an-ı Kerim’i göndermiş ve O’nu kıyamete kadar koruyacağını ifade etmiştir.

“Bu Kur'an'ı gerçekten biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz.”  Hicr, 15/9.

Kur’an-ı Kerim’in en büyük müfessiri Allah Elçisi Hz. Muhammed’(s.a.v.)dir.

Kur’an-ı Kerim’in kıyamete kadar korunacağına dair teminat Peygamberimizin sözleri olan Hadis-i Şerif’ler hakkında verilmemiştir.

Dolayısıyla bize hadis olarak aktarılan sözlerle ilk yapacağımız iş Kur’an’a arz etmektir.

Darphane ismi ile de anılan Kufe’de sahte para basıldığı gibi hadis rivayet edildiğini gören İmam-ı Azam Ebu Hanife ‘’Kur’an’a arz’’ metodunu ortaya koymuş ve geliştirmiştir.

Bir hadis Kur’an’dan herhangi bir ayetiyle çelişmemelidir.

Arefe gününde bir gün önce camide namazdan sonra hadis okuyan bir hoca arkadaşımız, “Arefe gününü oruçla geçirenin, bu yıl ve gelecek yıl ki günahları affolunur” şeklinde hadis(!) okudu.

Bunu dinleyen cemaat için 1 nafile oruç karşılığı 2 yıllık günah işleme özgürlüğü yolu açılmış olmadı mı?

Bakın bu hadis(!) olduğu iddia edilen söz hangi ayetlerle çelişiyor.

Devamını oku...

Rabbimiz her insanı bir önce bir bilgisayar gibi dizayn etti.

Kişiye(nefse) ve onu şekillendirene/Ve nefsin vemâ sevvâhâ. Şems, 91/7.

Sonra kişinin(nefsin) tercihine bırakılmış 2 program yükledi.

Sonra da ona iyilik(takva) ve kötülük(fücur) kabiliyeti ilham edene and olsun ki/Fe-elhemehâ fucûrahâ ve takvâhâ. Şems, 91/8.

Bu tercihleri yaparken Rabbimizin tavsiyesi iyilik(takva) programının tercih edilmesi, kötülük(fücur) programının tercihi durumunda ise tövbe ile derhal temizlenip fabrika ayarlarına dönülmesi.

Muhakkak (isyan ve günah kirlerinden) temizlenen nefis kurtulmuştur/Kad efleha men zekkâhâ. Şems, 91/9.

Rabbinin ısrarlı emirlerine rağmen iyilik(takva) programını seçmeyip, kötülük(takva) programını seçen ve tövbe ile temizlenmeyen kullar ise dünya/ahiret helak olanlardan olmuşlardır.

Onu (isyan ve günahla) kötülüğe gömen ise mahvolmuştur/Ve kad ḣâbe men dessâhâ. Şems, 91/10.

Peki iyilik(takva) veya kötülük(fücur) programını nasıl tercih ediliyor?

İnsanda akıl ve melek iyilik(takva) tercihi için çabalarken, nefis ve şeytan kötülük(fücur) tercihi için gayret gösteriyor.

‘’Melekle akıl, aynı yaratılıştadır; hikmeti var da iki suret oldu.

Melek, kuş gibi kanatlı olmuş; akıl kanadı bırakmış, nura bürünmüştür.

Hülasa ikisinin de manası aynı olduğundan, ikisinin de hakikati bir olduğundan o iki güzel, birbirlerine arka olmuşlar, birbirlerine yardımcı kesilmişlerdir.

Melek de Hakk'ı bulmuştur akıl da. Her ikisi de Adem'e yardımda bulunmuş her ikisi de Adem'e secde etmiştir.

Nefisle şeytansa ezelden bir olduğundan Adem'e düşmandırlar, o an haset edip dururlar.

Adem'i bedenden ibaret gören, ondan kaçmış, ona secde etmemiştir. Fakat onu emniyete olmuş bir nur olarak gören, karşısında eğildi, secde etti.

Melekle aklın...O ikisinin gözleri, Adem'i görüp nurlandı.

Şeytanla nefsin...Bu ikisinin gözleri, Adem'i ancak toprak olarak gördü.’’

M. C. Rumi, Mesnevi, 3/3193-3199.

Bizim bütün gücümüzle akla ve meleğe tabii olmamız gerekiyor.

‘’İhtiyar, akıl ihtiyarıdır oğlum!

Saçın sakalın ağarmasıyla adam adam olmaz.

İblisten daha ihtiyar kim var?

Devamını oku...

Hz. İbrahim(a.s.), 3 dinin Peygamber olarak baş tacı ettiği dedemiz Halilullahtır.

Ecdadımız bu sebeple 3 dinin ortak mekanı Kudüs’e ‘’İbrahim Halilullah’’ yazdı.

Kulların kalbine yerleşecek ve onları mutmain bir imana kavuşturacak Tevhidi en güzel anlatan İbrahim(a.s.) kıssasıdır.

‘’İbrâhim "Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster!" deyince, Rabbi "Yoksa inanmıyor musun?" demişti. O "Hayır inanıyorum, fakat kalbim tam kanaat getirsin diye" cevabını verdi. Rabbi "Kuşlardan dört tane al, onları kendine alıştır, sonra (parçalayıp) her bir tepeye onlardan bir parça bırak, sonra onları çağır. Koşarak sana gelecekler ve şunu bil ki, Allah hep galiptir ve hikmet sahibidir" buyurdu.’’ Bakara, 2/260.

Allah’a, Ahirete ve Peygamberliğe imanın ders verildiği ayette geçen bu kıssa üzerine çok tefsirler yapıldı, yapılıyor, yapılacaktır.

Biz Hz. Mevlana’nın zikrettiğimiz ayetin tefsiri üzerinde duracağız.

Allah’a ve ahirete iman ettim diyenlerin şu asırda dikkatle okumaları gereken bir anlamı içeriyor kıssa Hz. Mevlana’nın anlatımında.

‘’Tene ait dört huy, Halil'in kuşlarına benzer.

Kaz hırstır; horoz şehvet.

Makam tavusa benzer, kuzgun dileğe.

Sen vaktin Halil'isin.

Bu yol kesen 4 kuşu öldür.

Onları kesmek cana yol açar.’’ M. C. Rumi, 5/3331, 3344.

1. Kaz: Hırs: Bugün Müslümanlar imanlarının gereği İslam cemaati, ümmet ve insanlığa yönelik umumi fayda için çalışması gerekirken KAZ GİBİ 3 günlük dünya için sürekli biriktirme derdine düşmüş durumdalar. Oysa Kur’an-ı Kerim’in her yerinde zekat, sadaka, infak emredilmektedir.

‘’(Allah yolunda) sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilendir.’’ 2/168.

2. Horoz: Şehvet: Neslin devamı için verilen şehvet duygusu şeriat kuralları çerçevesinde sarf edilmezse kişinin dünya ve ahiretini mahveder. Mevlana Mesnevi’de(5/1335-1420) insandaki şehvet duygusunu eşeğin aletine; şeriat kurallarını ise eşeğin aletine takılan kabak ile tasvir eder. Şeriat kurallarına riayet edilmediğinde şehvet duygusu tasvirde olduğu(ev sahibesinin öümü) gibi kişinin dünya ve ahiretini yok etmektedir.

Şehvet duygusunun ne denli tehlikeli olduğuna işaret olarak şeriat kuralları dışındaki ilişkiler için ‘’yapmayın’’ değil ‘’yaklaşmayın’’ emri verilmiştir.

Devamını oku...

Fetö v.b. yapıların ortaya çıkmasını sağlayan toplumsal bir zemin var.

Bu zemini tanımak için zaman tünelinde kısa bir tarihi yolculuk yapalım.

Dinin aslı ve özü olan; güzel ahlak son Peygamber Hz. Muhammed(s.a.v.) ile tamamlandı.

Din ahlaktı, samimiyetti, sosyal hayatta bize tesir eden ilkelerdi ve bunlara SALİHAT denildi.

Ahlakı, samimiyeti, dürüstlük ve çalışkanlığı hatırlatan kişisel ibadetlere HASENAT denildi.

Hasenat salihate dönüşmüyorsa hiçbir önemi yoktu. Kıldığınız namaz sizi taşkınlık ve aşırılıktan alıkoymuyorsa o namaz namaz değil eğilip kalkmaktan ibaretti. Ankebut, 29/45

Hz. Peygamber ve 4 halifesi bu anlayışı yaşadı, uyguladı devlete ve topluma hakim kıldı.

Sıffin’den sonra işler değişmeye başladı.

İslam’a sokulmuş en büyük bid’at Bizans’tan Muaviye bin Ebu Süfyan tarafından alınan saltanatın kurumsallaştırılması ve İslami gibi gösterilmesi çabasıdır.

Devlette kurumsallaştırılan saltanat ümera, ulema, asker, kısaca hayatın bütün alanlarını etkiledi. Akıl iptal edildi, eleştiri kapısı kapatıldı, koşulsuz teslimiyet için gereken tüm adımlar atıldı.

Ehli beyte yapılan zulümler de dahil tüm olumsuzluklar İslam’dan referanslarla savunulmak istendi.

Bu Hz. Peygamber ve Raşid halifelerle kurumsallaştırılmaya çalışılan hilafeti ısırıcı bir saltanata dönüştürdü. Emeviler İslam’ı kendi kavimlerine kadar daraltıp, katı ırkçılık üzerine bir siyaset izleyerek Arap olmayanlara mevali tabir ederek her açıdan 2. Sınıf vatandaş muamelesi yaptılar, Arap olmayan Müslümanlardan haraç ve cizye aldılar.

Bu ısırıcı saltanattan kaçan ehli beyt ve diğer ashap Maveraünnehir bölgelerine çekildiler.

Türk Milleti olarak biz İslam’ı ehli beytten ve bu zulümden kaçan ashaptan öğrendik.

Büyük Selçuklu Devleti ve diğer Müslüman Türk devletlerinde ortaya çıkan İslam anlayışı beylikler ve Osmanlı Devletinde de 1516-1517 yılına kadar etti.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır’dan el-Ezher’deki alimleri İstanbul’a getirip baş tacı yapması, Maveraünnehir’de oluşturulmuş kodların hızla değişmesine yol açtı.

Maturidi çizgisindeki Osmanlı, Eşarici bir çizgiye doğru hızla savruldu.

Aklın geri plana atıldığı, kaderin yanlış yorumlanmasıyla eskileri körü körüne taklidin hakim olduğu, Emevi döneminde oluşturulmuş eleştiri ve farklı fikir ve düşünceye kapalı dar ve sınırlı İslam’ı boğan kodlar Osmanlının umera, ulema ve askeri anlayışına hakim olmaya başladı.

Ufuktaki bu daralma hayatın tüm alanlarına yansıdı ve bana göre Osmanlı Devleti 1517’de duraklamaya başladı.

Osmanlı Devleti, 1571’de İnebahtı faciasını yaşadı, bir mermi, top atamadan tüm donamasını kaybetti; bu büyük bir şoktu ama maalesef uyanmaya yetmedi.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 3 - 101

3

Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Türklerin Müslüman Olmasının N...
elinize sağlık çok işime yarayacağını düşünüyorum
Ağırlığınca duracaksın bazen ...
Tebrik eder. Hayat demek hareket demektir.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun...
çocuk koruma kanunu ile ilgili bilgi araştırıyorum bende. bu sitede de bilgiler var. ilgilenen a...
GECE GEZME EHLİYETİ
Sadece şiddet olunca değil. Kadına hiç bir şey yapmasan bile sana iftira attığı takdirde uza...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün177
mod_vvisit_counterDün210
mod_vvisit_counterBu Hafta177
mod_vvisit_counterBu Ay3314
mod_vvisit_counterToplam545166