Perşembe, Temmuz 19, 2018
Text Size

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

Gökhan Kırlangıç kardeşimin hazırlayıp sunduğu Ribar Fm'de yayınlanan Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk.

Radyo Gençlikte 'Canefşan' programına konuk olduk...

Radyo Gençlikte Filiz Akman'ın hazırlayıp sunduğu 'Canefşan' programında 'Aile' yi konuştuk..

  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02
  • Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

    Perşembe, 08 Mart 2018 14:52
  • Radyo Gençlikte 'Canefşan' programına konuk olduk...

    Cuma, 02 Şubat 2018 14:02
  • Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Yüksek Lisans Öğrencileriyle Ders Yaptık...

    Çarşamba, 27 Aralık 2017 14:54
  • Meram Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Gençleriyle Tecrübelerimizi paylaştık.

    Çarşamba, 27 Aralık 2017 14:43

Son Yazılarım



Şerif Mardin’in tespitiyle bu coğrafyada en etkili faktör : Din

Dinin ağırlık ve çekim merkezi camii.

Yesrip’i Medine yapan Peygamberimizin ilk yaptığı iş Mescid.

Medeniyetin inşa edildiği Medine bir vücutsa onun kalbi mescit.

Peki ‘’Kitabın anası/Ümmü’l Kitap’’ı muhafaza edip ,’’müteşebihatı’’ güncellemeye nereden başlayacağız?

Tabii ki dinin/şehrin kalbi/merkezi mescit ve camilerden.

Biz İbrahim Günay kardeşimle uygulamalarla bezenmiş güncelleme örnekleri derledik son 2 yılda.

8 Konferans, 2 Panel, 5 farklı program ve yüzlerce etkinliğe imza attık.

Yaptıklarımızı, amaçlarımızı enformasyonun en kalıcı şekli olan kitaba döktük.

Bizim yaptıklarımız ‘’gönüllü’’ faaliyetlerdi.

İstedik ki; Tarihe bir kayıt düşelim.

Dileğimiz odur ki; Asıl işleri bu işler olanlara ilham verelim.

Arzumuz şu ki; ’’Güncelleme’’ talebini en yüksek perdeden dile getiren Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dikkatine uygulamalı, somut misaller sunalım.

Duamız budur ki; Nasrettin Hocamızın dediği gibi göle bir maya çalalım ve maya tutsun.

Bu duygu ve düşüncelerimizi kısaca ifade sadedinde kitabın girişine şu cümleleri koyduk:

Bizimkisi; mütevazı, minik adımlarla dev bir hedefe yürüme gayreti...

Tarihte oluşturduğumuz kocaman bir boşluğa büyük harflerle seslenme çabası...

Verimli topraklara saçılan tohum ve hepsinden önemlisi kavramın içini doldurma arzusu...

Devamını oku...

Küçükken evde av tüfeğini elime aldığımda büyüklerim:

--‘’Bırak onu evladım çok tehlikeli’’ dediklerinde,

--‘’Ama tüfek boş, içinde mermi yok ki! Cevabını verirdim, onlar:

--‘’Olsun şeytan doldurur’’ dediklerini hatırlıyorum.

Aslında ‘’Anadolu İrfanı’’ ile cevap veren büyüklerim çok önemli bir gerçeğe dikkat çekiyorlar ve beynime, kalbime, vicdanıma o gerçeği nakşediyorlardı.

Evet şeytanın  işinin özü  boşluk doldurmaktı.

Emaneti yüklenen ve akıl ve nefisle imtihan için dünyaya indirilen insana büluğ çağından itibaren tüm zaman ve mekanları nasıl dolduracağına dair bilgiler kitaplar elçiler ve alimler tarafından sunulmuştur.

Tırnak kesme adabından, devlet yönetimine, mikrodan makroya tüm insanın muhatap olacağı meseleler ayrıntılarıyla insanın önüne konulmuştur.

Nerede bu hazine sesini duyar gibiyim.

Yüce Yaratıcının rehberliğinde elçisi Mekke ve Medine’de kıyamete kadar tüm insanlığın saadetini temin edecek , dertlerine derman olacak ‘’kök hücreleri’’ üretmiş ve Ümranımızın kalbi Medine soğuk hava deposunda bize miras olarak bırakmıştır.

Bize düşen Ümranın kalbi Medine  ile bağlantı  kurmak ve bağlantı kurduğumuz damarların her daim açık olduğundan emin olmaktır.

Sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel v.b. meselelerimizin çözümünde kalbe ulaşıp ‘’kök hücre’’yi temin ederek olayı çözme kabiliyetine sahip olmamız gerekiyor.

(Sosyal, siyasi, hukuki, kültürel problemlerimiz için ‘kök hücre kaynağımız’ var mı?

http://www.cemilpasli.com/?option=com_content&catid=9&id=850&view=article&Itemid=1&font-size=smaller )

Kalbe ulaştığımızda elde ettiğimiz ‘’kök hücre’’ler ilaçların içerisindeki ‘’etken madde’’ gibi.

Nasıl ki ağrı kesici veya aynı hedefe yönelik ilaçların etken maddesi genel de aynı iken sunumda şekli(draje, tablet, şurup, serum, fitil, ampül v.b.) , dozu farklılık arz ediyor.

Peygamberimizin Kur’an ışığında üretip bizlere emanet ettiği ‘’kök hücre’’nin her çağa uygun sunuma kavuşturulması gerekiyor.

Onun çağımız için uygun sunum formatına kavuşturulmasına ‘’güncelleme’’ diyoruz.

Devamını oku...

Gökhan Kırlangıç kardeşimin hazırlayıp sunduğu Ribar Fm'de yayınlanan Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk.

Melamet(ملامت):Bir tasavvuf terimi; III. (IX.) yüzyılda Horasan bölgesinde ortaya çıkıp daha sonra bütün İslâm dünyasında yaygınlık kazanmış bir tasavvuf anlayışı.

Sözlükte “kınamak, kötülemek, ayıplamak” gibi anlamlara gelen melâmet kelimesinin tasavvuf literatüründe bir terim, bir makam ve bir tasavvuf anlayışının adı olarak yaygın bir kullanım alanı bulunmaktadır.

III. (IX.) yüzyılda Merv, Herat, Belh ve Nîşâbur şehirlerini içine alan Horasan’da ortaya çıkıp özellikle Nîşâbur’da yaygınlık kazanan ve etkisini günümüzde de sürdüren bu tasavvuf anlayışını benimseyenlere ehl-i melâmet, melâmî, melâmetî; bu akıma da Melâmetiyye, Melâmiyye (Melâmetîlik) denilmiştir. İlk dönem kaynaklarında dil bilgisi kurallarına aykırı olarak genellikle melâmetî ve melâmetiyye kelimelerinin kullanıldığı, Osmanlı devrinde ise Bayramiyye tarikatı mensuplarından bir gruba melâmî, tarikatlarına da Melâmiyye adı verildiği görülmektedir.

Melâmet konusu bir tasavvuf terimi ve tasavvuf akımı olarak birbiriyle bağlantılı olmakla birlikte iki ayrı düzlemde ele alınabilir. Melâmetin terim olarak kullanımı kökü olan levm kelimesinin geçtiği iki âyete (el-Mâide 5/54; el-Kıyâme 75/2) dayandırılmaktadır (aynı kökten türeyen kelimelerin yer aldığı diğer âyetler için bk. İbrâhim 14/22; el-İsrâ 17/29, 39; es-Sâffât 37/142; ez-Zâriyât 51/40; el-Kalem 68/30; el-Meâric 70/30).

Bu âyetlerin, “Ey müminler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah yakında öyle bir topluluk getirecektir ki O onları sever, onlar da O’nu severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihad ederler, kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu Allah’ın bir lutfudur, onu dilediğine verir. Allah’ın lutfu geniştir. O her şeyi en iyi bilendir” anlamına gelen ilkinde (el-Mâide 5/54) müminler arasından çıkacak bir grubun özellikleri anlatılırken kullanılan, “Onlar kınayanın kınamasından korkmazlar” ifadesi melâmet teriminin içerdiği anlamı vurguladığı şeklinde yorumlanmış, ayrıca, “Allah onları, onlar da Allah’ı severler” şeklindeki ifadeden hareketle melâmet ve muhabbet terimleri arasında ilişki kurulmuştur.

Âyette geçen cihad kelimesi, Cenâb-ı Hakk’ın kendisini kınayan nefsi yemin ederek övdüğü diğer âyetle (el-Kıyâme 75/2) birlikte düşünülüp “nefisle cihad” (mücadele) mânasında ele alındığında melâmet ve melâmetî terimlerinin kavramsal çerçevesi Allah tarafından sevilmek, Allah’ı sevmek, O’nun yolunda nefisle mücahede etmek ve bu mücahede sırasında kendisini kınayanların kınamasından korkmamak şeklinde belirlenmiş olmaktadır. Melâmet akımına dair ilk bilgileri veren Nîşâburlu iki sûfî Hargûşî (ö. 406/1015) ve Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî’den (ö. 412/1021) ilkinin yukarıdaki birinci âyete vurgu yaptığı, diğerinin ise bu âyete bir işarette bulunmadığı, sadece ilk melâmetîlerden Hamdûn el-Kassâr’dan aktardığı bir sözde “kınayanın kınamasından korkmamak” ifadesinin geçtiği görülmektedir.

Nîşâbur bölgesinden olmakla birlikte bu akımı benimsemeyen ve mensuplarına eleştiriler yönelten Hücvîrî tasavvuf yolunun önde gelenlerinden bir kısmının melâmet yolunu tuttuğunu ve bu yolda halkın kınamasına mâruz kaldığını söyler. Hz. Peygamber’i misal göstererek kendisine vahiy gelmeden önce herkesin onu örnek bir şahsiyet olarak kabul ettiğini, ancak Cenâb-ı Hak tarafından dostluk tacı giydirilince halkın ona şair, mecnun, kâhin diye dil uzatıp kınamaya başladığını belirtip, “Onlar kınayanın kınamasından korkmazlar” ifadesinin geçtiği âyete atıfta bulunur.

Devamını oku...

İnsana imtihanın gereği olarak fücur ve takva programı birlikte yüklendi.(Şems,91/8)

Verilen eğitim ve yönlendirmelere bağlı olarak takvayı tercih ve fücuru seçme konusunda eşit pozisyonda tercih tamamen kendisine bırakıldı.

Peki akıl, kalp ve vicdanla donatılarak cennetten dünyaya indirilen insanın dünya ve ahiret saadeti için cinayetten, şiddetten, istismar ve ihmalden uzak kalabilmesinin çözümü nedir?

Bu soruya tek bir cümle ile cevap vermek gerekirse;

Elest-i Bezminde tüm doğru ve güzelliklere ‘’bela=evet’’ diyen insanın anne karnından itibaren bu verilen sözlere (fıtrata/sünnetullaha/tabiat kanunlarına/ilime/bilime) uygun yetiştirilmesidir.

Bu cümleyi biraz açmak gerekir.

İnsanın yetişmesinde en önemli husus 0-3 yaş dönemindeki anne baba davranışlarıdır.

Çocukta duygusal gelişim(zeka gelişiminden önemlidir) anne ilgi alaka ve yakınlığıyla, zeka gelişimi baba ilgi, alaka ve yakınlığıyla meydana gelmektedir.

Çocuğun anne karnına düşmesinden itibaren başlayan büyüme ve gelişme sürecinde en çok sevgi ve ilgiye ihtiyaç duyar.

0-3 yaşta yeterli sevgi ve ilgiyi alamayan çocukların psikolojisinde tedavisi mümkün olmayan bir ömür birlikte yaşayacağı kalıcı hasarlar oluşur.

Biz bu hasarlara oral fiksasyon diyoruz.

Çocuğun 0-3 yaş büyüme ve gelişme döneminde oral fiksasyona maruz kalması radyasyona maruz kalmasından daha zararlı ve tehlikeldir.

Devamını oku...

Dünya hayatının değişmez yasalarını biz Müslümanlar ‘sünnetullah’ tabiriyle ifade ederken, batı alemi ‘tabiat kanunları’ sözcüklerini kullanıyor.

Kainatı geçmişte, bugün ve gelecekte de yaratan Yüce Allah bu kanunların değişmeyeceğini kesin hükümler ifade eden cümlelerle ifade ediyor.

Takva kelimesi de, Rabbimize saygı ve haşyetten ötürü kurallara uymak, sınırlara riayet etmek anlamında kullanılabilir.

Şu halde Allah’a en yakın kul, emir ve yasakları belirten kurallarına uygun bir hayat süren kul oluyor.

Rabbimizin emirlerine, çizdiği çizgilere harfiyyen uymak esastır.

Ne Emredilmiş, nasıl isteniyor, niçin talep ediliyor, nerede kabul ediliyorsa ve kimden isteniyorsa o şartlarda yerine getirmek gerekiyor.

Kısaca kullukta esas 5 N 1 K üzerine amel etmek.

Hz. Ali efendimizin de içinde olduğu bir sahabe topluluğu ibadetler konusunda (her gün oruç tutacakları, gece boyu namaz kılacakları, evlenmeyecekleri gibi) ifrata varan taleplerde bulunduklarında Peygamberimiz bu istekleri reddetmiş ve ölçüyü şu şekilde ifade etmiştir.

‘Ben Allah’a en yakınınız olduğum halde bazen oruç tutar bazen terk ederim, evlenirim, gecenin bir kısmında uyur diğer kısmında namaz kılarım. Bu din kolaylık dinidir. Kim bu dini zorlaştırmaya çalışırsa din ona galebe eder.’

Kulluğun makbul olanı 5 N 1 K üzerine bizden isteneni abartmadan, ifrat ve tefrite düşmeden sürekli yerine getirmektir.

‘İbadetin –azda olsa- devamlı olanı makbuldür’ hadis-i şerifi bu manayı işaret ediyor.

Bugün kalbinde dağ gibi iman taşıyan gençliğimizin ibadetler konusunda ‘din yorgunu’ ifadesini çağrıştıran görüntüsü bu nüansların ihmalinden ortaya çıkıyor.

Devamını oku...

Radyo Gençlikte Filiz Akman'ın hazırlayıp sunduğu 'Canefşan' programında 'Aile' yi konuştuk..

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 2 - 90

2




Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Türklerin Müslüman Olmasının N...
winknnnnnnnnnnnnnn çok güzeeeeeeeeeeeelllllllllllllllll olmuşş
Türklerin Müslüman Olmasının N...
smiley çok güzel olmuş elinize sağlık.
DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Allah razı olsun güzel bir yazı... Yusuf'umuza da Allah'tan rahmet diliyorum.
DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Çok güzel bir yazı olmuş, okurken duygulandım. Kaleminize yüreğinize sağlık...
Mutezile Fırkasının Günümüzde...
Teşekkürler hocaam

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün151
mod_vvisit_counterDün154
mod_vvisit_counterBu Hafta736
mod_vvisit_counterBu Ay3861
mod_vvisit_counterToplam371364