Cumartesi, Ocak 25, 2020

Text Size

Son Yazılarım



1000 Yıllık Türk-İslam tarihinde ibret almak için üzerinde durulması gereken en önemli dönem 1538-1571 tarihleri arasındaki 33 yıllık dönemdir.

1538’de Preveze’de evire çevire Batı donanmasını yendik.

1571’de aynı Batı’nın donanması bizim donanmamızı İnebahtı’da tamamen yakarak yok etti.

Ve Batı Vatikan’da 449 yıldır bu zaferi bayram tadında kutluyor.

Vatikan’ın her tarafını İnebahtı’yı anlatan resimler süslüyor.

33 yılda ne oldu da ezici bir şekilde üstün olduğumuz Batı’ya karşı kaybettik.

Bu 33 yılı çözmeden bugünü de anlayamaz ve yorumlayamayız.

İki önemli tarihin merkezinde de Akdeniz var.

Akdeniz dünyanın akciğeri; İstanbul ise dünyanın kalbidir.

Akdeniz/akciğer güvende olmadan kalp sağlıklı çalışmaz.

Bu tespitten sonra “1538’den 1571’e 33 yılda ne oldu?” nun analizine geçelim.

Devamını oku...

Dünyanın kilit taşı adalettir.

Adaletin iki ayağı vardır: Düşünce özgürlüğü ve istişare.

Herkesin serbestçe fikirlerini ifade edemediği ve işlerin ehil insanlarla istişare edilmediği toplumlarda adaleti asla tesis edemezsiniz.

Bir ülkenin, milletin, toplumun gelişmesinde en temel ihtiyacımız muhalif ve farklı fikirlerin rahatlıkla ifade edilebilme ortamının tesisidir.

Hz. Peygamber(s.a.v.) sahabelerini bu konuda teşvik etmiş ve itiraz edebilme imkanını ve cesaretini sonuna kadar tanımıştır.

Sahabeler kendi fikir ve düşüncelerine uygun bulmadıkları konularda önce vahiy olup olmadığını sormuşlar sonra itiraz cümleleri kurmuşlardır.

4 Halife döneminde de bu fikir ve düşünce özgürlüğü devam etmiştir. Hz. Ömer(r.a.) gibi kişilik olarak celalli bir devlet başkanına toplum içinde bir kadın itiraz etmiş ve Hz. Ömer(r.a.) kadını dikkatle sonuna kadar dinlemiş ve “kadın isabet etti, Ömer hata etti” demiş ve hanımefendiyi takdir etmiştir.

Hz. Adem’le başlayan, 123.999 peygamberle bir kıvama getirilmiş ve Hz. Peygamber(s.a.v.) ile tamamlanan İslam’a sokulan en büyük bid’at olan saltanat, adaletin iki ayağı düşünce özgürlüğü ve istişareyi kaldırmış ve sonuçta adalet değil zulüm üretmiştir.

İslam’ı anlamaya ve yaşamaya çalışan her insanın H.z. Peygamber ve 4 halife ve hz. Hasan(r.a.) ile tamamlanan 30 yıl ile sonrasında başlayan Emevilerin oluşturduğu “ısırıcı saltanat” dönemini ayırmalıdır.

Habil’le başlayan hilafet ile Kabil’le başlayan saltanat hep mücadele halinde olmuşlardır.

124.000 Peygamber hilafet sancağını taşırken, Kabil ve torunları saltanat sancağını omuzladılar.

30 yıllık hilafet döneminden sonra Bizans’tan kopyaladıkları saltanatı kurumsallaştıran Emeviler hayatın bütün alanlarında İslam’ın fıtrata uygun, adil sistemine zarar vermişlerdir.

İslam’a aykırı kurdukları bu sistem özellikle engellemeye çalışan ehli beyte, genelde ise Müslümanlara yönelik büyük zulümlere imza attıktan sonra 89 yıl gibi devletler için çok kısa kabul edilen bir sürede yıkılmışlardır.

Peki biz Emevilerin Kabil’in mirası saltanat üzerinden İslam toplumuna soktukları virüsleri ne kadar temizleyebildik?

Bu gün İslam aleminin en acil ve zaruri işi budur.

Devamını oku...

Dünyaya imtihan için gönderdiği kulları için kuralları teferruatıyla açıklayarak ve değişmeyeceğini ifade ederek Yüce Allah engin rahmet ve merhametini göstermiştir.

Hakim-i Rahim gerek Kur’an-ı Kerim (Hicr,15/9), gerekse Kitab-ı Kebir-i Kainat’ta/Fıtrat/Sünnetullah (Fetih,48/23; Fatır, 35/43) asla değişiklik olmayacağı taahhüdünde bulunmuştur.

Kuralların en önemlisi ise; imtihan için verilen sermayeyi en iyi şekilde tanımak ve en etkili biçimde kullanabilmektir.

Sermayenin en kıymetlisi sabır nimetidir.

“Allah çok kimyalar yaratmıştır. Ama sabırdan daha hayırlısını yaratmamıştır' sözüyle sabrın önemine dikkat çeker” der Mevlana Celalettin Rumi.

Ruhta engel, ruhta hastalık, ruhta acizlik, ruhta sınırlılık yoktur.

Ruh beden dahil bütün arızi-dış etkenlerden özgürdür.

Ruhun en büyük ihtiyacı; önce kendini, sonra Rabbini bilip potansiyelini keşfedip sabırla kendini gerçekleştirip asli vatanı ebedi cenneti hak etmesidir.

Bu anlamda insan herkesin kendine özel sorularla imtihan olunur, ama genel çerçeve ve imtihana takınılacak tavır bellidir.

“Andolsun ki, sizi korku ve açlıkla, mallardan, canlardan ve (alın teri) ürünlerinden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!” Bakara, 2/155.

İmtihanımızı en çok zorlaştıran husus ise yaşadığımız “an” için verilen sermayenin geçmişin gamlarına ve geleceğin endişelerine sarf edilip “an”ı zayıf bırakmaktır.

Hakim olan Allah Kainatta sıfır israf ilkesiyle yarattığı için bütün nimetlerini anlık, taze ve o zamana mahsus vermektedir.

“An”ın nimetini, enerjisini dün ve yarına harcayan insan kendisini çaresiz hissedebilmektedir.

Oysa Cenab-ı Hak ümitsizliğin boynunu vurmuş, o kapıyı imanı olan herkes için ezelden ebede kapatmıştır.

Devamını oku...

Bir ömür boyu bir mekandan diğerine intikal etmek yaratılışımızın gereği, fıtrat yani.

Peki bu seyahatlerimizde ideal intikal vasıta ve yöntemlerimiz ne olmalı?

Birinci sırada gelen en ideal intikal metodumuz: YÜRÜMEK

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz; 4 farklı surede (En’am, 6/11, Neml, 27/69, Ankebut, 29/20, Rum, 30/42) “Yeryüzünde yürümemizi” emreder. Farklı hikmetleri olsa da ilk akla gelen ulaşım konusunda en ideal ilk tercih olan yürümeye dikkat çekilmektedir.

Uzman olarak hayat boyu hareket için ideal aktivite olarak 2Y:Yürüme ve Yüzmeyi tavsiye ederiz.

İkinci sırada BİSİKLET(velesbit) gelmektedir. Bisiklette aslında yürümenin modernize ve modifiye edilmiş şeklidir.

Üçüncü sıraya TOPLU ULAŞIM gelir. Daha az araç ve maliyetle daha çok insanın taşındığı ve insanların özel araçla ulaşıma göre daha az strese maruz kaldıkları ve daha az yoruldukları ulaşım tarzı toplu ulaşım.

Dördüncü sıra en az tercih edilmesi gereken ÖZEL ARAÇLA ulaşıma gelmektedir.

Yerel yönetimler yakın mesafeler için yürüme ve bisiklet, uzak mesafeler için toplu ulaşımın tercihi konusunda SEFERBERLİK ilan etmelidir.

Bu SEFERBERLİKte işin eğitim ve motivasyon kısmında özendirici ve teşvik edici çalışmalara yer vermeliler.

Özellikle tramvay ve metro tercihi konusunda ciddi motivasyon ve özendirici çalışmalar yapılmalı.

Köşemden acizane ideal olan 3 ulaşım tercihi konusunda yapılabilecek çalışmaları sıraladım.

İlgili arkadaşlarımızın dikkate alıp gereğini yapmaları ümidiyle sıralıyorum.

  1. Yürüme için kaldırımlar ve yürüme yolları, bisiklet için bisiklet yolları konusunda özel çalışmalar bekliyoruz. Kaldırımların esnaf ve araçlar tarafından kapatılmaması, bisiklet yollarına araç parkının engellenmesi ve bisiklet yolunun mesafe olarak artırılması.

    Devamını oku...

Kur’an-ı Kerim kainat(afak) ve içimizden(enfüs) gelen ayetleri manaya döken modemimizdir.

Kur’an-ı Kerim devrede olmadan bu iki alemden gelen şifreler tam anlamıyla asla çözülemez.

Kur’an-ı Kerim okunurken asıl maksat Kur’an-ı Kerim’in kendisi değil, kainat ve içimizden doğup gelen ilhamlardır, şifrelerdir.

Kısaca; Kur’an-ı Kerim iç ve dış alemi anlama kılavuzumuzdur.

Dolayısıyla Kur’an- Kerim bütünüyle hafızamızda bütün manalarıyla hazır ve nazır olmalıdır.

Eksik dosya ile Windows işletim sisteminin çalışmadığı gibi, modemimiz olan Kur’an-ı Kerim 114 suresi 6236 ayetiyle bütünlüklü bir bakış açısı olmadan faydalı olmaz.

Buna Rabbimiz; “Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davranan birinin dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsvâ olmaktır; kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah sizin yapmakta olduğunuzdan habersiz değildir.”(Bakara, 2/85, 86) ikazıyla dikkatimizi çekmektedir.

Bu usule dair açıklamamızdan sonra yazımızın başlığında ifade ettiğimiz konuya geçelim.

Hz. Süleyman (a.s.) hem peygamber hem de bilge kraldı.

Dünyanın belki de gelmiş geçmiş en güçlü hükümdarıydı, zira Allah’ın lütfuyla rüzgara hükmü geçiyor, kuşların dilini biliyor, küçük büyük mahlukat emrine amade idi.

Kur’an-ı Kerim’de anlatılan kudretli hükümdar Hz. Süleyman (a.s.) ile hüdhüd kuşu arasındaki diyalog bize çok kıymetli dersler vermektedir.

Diyaloğu aktaralım ve çıkaracağımız derslere bakalım.

“Süleyman, ordusunun kuşlardan oluşan birliğini denetlerken dedi ki: “Hüdhüd'ü niçin göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı?

Devamını oku...

Aile kurumu, İslam dininin sahih kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Sünnette ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Ve bu konuda en temel referans noktamız da Kur’an-ı Kerim’dir. Öyle ki Hz Aişe (r.anha) validemiz, Efendimizin (asm) ahlâkını soranlara; “Siz Kur’ân’ı okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kur’ân’dı.” diye tarif etmiştir.[1]

Yüce Allah bebeğin doğumundan itibaren insanın yetişmesini temel alan ayetler göndermiştir. Tam 3 ayetle bebeğin anne tarafından en az 24 ay emzirilmesini emretmiştir.[2] Zira bebeğini emzirmekle sadece dünyanın en değerli gıdası olan anne sütünü değil, aynı zamanda bebeğinin ömür boyu etkileyecek olan şefkati, merhameti, muhabbeti ve özgüveni verir. Bu nimetten mahrum kalan bebeklerde “oral fiksasyon” gelişir. Bu sendrom bütün olumsuzlukların kaynağı kabul edilmektedir.[3]

Bu konunun önemini bilen beşeriyet tecrübesi son 150 yıla kadar bebeklerin mutlaka bir aile içerisinde büyütülmesini önemsemiştir. Peygamberimizde önce dedesi Abdulmuttalip, O’nun vefatı üzerine de amcası Ebu Talip’in yanında bugünkü anlamda “koruyucu aile” formatında büyüttü. Kendisi de Zeyd bin Harise, Ali bin Ebu Talip ve Enes bin Malik’in koruyucu ailesi oldu. Ashab-ı Suffe’yi ilk sosyal hizmet kurumu olarak sayabiliriz. Orada dezavantajlı gruplara yönelik tüm hizmetler yerine getiriliyordu. Allah Resulü ashabı-ı suffeye o kadar önem veriyordu ki, onların ihtiyaçları kızı Hz. Fatıma(r.anha)’nın ihtiyaçlarından önde geliyordu.[4]

Tarih boyu tarihte etkili olan kişilerin iyi bir aile içerisinde yetiştiklerini görürüz. Sağlıklı birey için ve huzurlu toplum için mutlu bir aile gerekliliktir. O halde iyi bir gençlik için en önemli önceliğimiz iyi bir aile kurumudur.

Aileyi bir bina gibi düşünürsek, 12 şiddetinde sosyal problemlere dayanacak bir aile yapısının teorik alt yapısını ortaya koyduk. Ailede huzur çin temelde ana taşıyıcı kolonlar olarak 3 ilke ve 6’da yardımcı kolon olarak 6 ilke belirledik. Sohbet(iletişim) birliği, sevgi birliği ve sabır birliği ana esasları teşkil ederken, sofra birliği, seccade birliği, seyahat birliği, sayfa birliği, samimiyet birliği ve sistem birliği yardımcı kolonları oluşturur.[5]

Zira aile birlikteliğin en zirvede olduğu kurumdur. Genç bir ömür boyu ihtiyaç duyacağı  bütün erdemleri aile birlikteliği sayesinde öğrenir. Aynı çatı altında ama odalarında yalnız insanlar aile değildir. Biz bu anlamda 9 S’e “birlik” ifadesini ekleme zarureti duyduk.

İslam teoriyle pratiğin birlikte yaşanması hatta ahlakın teessüs ederek bir Müslümanın hasenat dediğimiz kişisel ibadetlerini toplum hayatında yansıması olan salihatla taçlandırmalı ve bütün bu davranışları onda bir İslam ahlakı haline gelmelidir. Bu sürecin en önemli kısmı aile kurumu içerisinde gelişmektedir.

Hasenatın, salihatle birlikte yaşanıp ahlaka dönüşeceği en uygun şartlar önce aile içerisinde; daha sonra ise geniş aile tabir edebileceğimiz gönüllü teşekküller kurup cemaatle hareket etmekle mümkündür.

Amelin salih olması için temel olarak 3 şartın birlikte bulunması zarureti vardır: Adalet[6], düşünce özgürlüğü[7] ve şuradır.[8] İslam cemaat dini olup Müslümanların bütün işleri işleri için gönüllü teşekküller kurmak zorundadır.

Devamını oku...

İlk insan ve peygamber Hz. Adem'in iki oğluydu Habil ve Kabil.

Yüce Allah onlardan kurban istedi.

Habil hal ehliydi, içi dışı birdi, sakin, samimi idi. İçindeki güzelliği hareketleriyle dışına yansıttı ve sunabileceği en güzel kurbanı, en güzel şekilde sundu ve kurbanı kabul edildi.

Kabil kal ehliydi, içinde olmayanı konuşur, ağzı iyi laf yapardı ve caf caflı laflarla önce kendini kandırdı, sonra da Yüce Allah’ı kandıracağını düşünerek malın kalitesizini kurban olarak sundu.

Zira O’na göre Allah’ın kurbana ihtiyacı yoktu ve malın en iyisini sunmaya gerek yoktu. Böylece içindeki muzır düşünceleri laflarıyla süslemeye çalışan Kabil’in kurbanı kabul edilmedi.

Reddedilmesi üzerine özeleştiri yapıp hatasından dönmek yerine hatayı başka yerde aradı, öfkelendi, iblis gibi kendine göre mantıkla savunma yoluna gitti ve ebedi helakete uğradı.

İblis yaptığı hataya kıyamete kadar ortak bulmak üzere Rabbinden izin istemiş ve bu talebi kabul edilmişti.

Zira insanın imtihan alanı buydu. İblisin ordusuna ilk katılan kal ehli Kabil’di.

Allah Teala Yüce kitabında en beğenmediği, en çok kınadığı, en çirkin gördüğü kulları olarak iç-dışı farklı, yapmadığı şeyi konuşan, veya konuştuğu şeyi yapmayanlar olarak ifade etti.

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” Saf, 61/2,3.

İçimizde olanı bize şah damarımızdan daha yakın olan rabbimiz bildiği halde O’nu bir tarafa bırakıp insanlara farklı konuşmak ne kadar çirkin bir davranış değil mi?

Bizim için aslolan insanların rızası mı, Allah’ın rızası mı?

Dua ederken Allah’a mı dua ediyoruz, insanlara mı?

İnsanlar sözlerinin etkili olmasını istiyorlarsa düdüklü tencere gibi önce iç dünyalarında pişirmeliler sonra dudaklarından dökülmeli kelimeler…

Sözün tesirinde de en önemli ilke ağızdan çıkan sözle söyleyen kişinin davranışlarının tam bir uyum içinde olmasıdır.

Kelam-ı beliğ; etkili söz:

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 103

Başlangıç
Önceki
1

Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Türklerin Müslüman Olmasının N...
elinize sağlık çok işime yarayacağını düşünüyorum
Ağırlığınca duracaksın bazen ...
Tebrik eder. Hayat demek hareket demektir.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun...
çocuk koruma kanunu ile ilgili bilgi araştırıyorum bende. bu sitede de bilgiler var. ilgilenen a...
GECE GEZME EHLİYETİ
Sadece şiddet olunca değil. Kadına hiç bir şey yapmasan bile sana iftira attığı takdirde uza...
GECE GEZME EHLİYETİ
Hiç bir kültür ve dinde olamayacak bir uygulama #aile dibine konulan dinamittir #6284yasa delilsi...

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün287
mod_vvisit_counterDün403
mod_vvisit_counterBu Hafta2342
mod_vvisit_counterBu Ay9875
mod_vvisit_counterToplam563397