Çarşamba, Ocak 27, 2021

Text Size

Son Yazılarım



Modernizm bütün zamanların en iyisi olma iddiasıyla kendini bütün kutsalları içinde kapsayacak şekilde dizayn ettiği 3 ayak üzerine inşa etti.

“Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” ilkelerini esas almış ve 3 kutsal kule ile bu hedefe ulaşacağını planlamıştı.

  1. Bağımsız, seküler/laik herkesi kucaklayan bir kurum olarak, devlet
  2. Bağımsız, herkesi kucaklayan bir finans kurumu, banka
  3. Bağımsız, özgür bir bireyin yetişmesi için eşit ve özgür kadın.

Özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin tesisi için devlet, banka ve kadının kutsallaştırılması insanlık tarihinin geçmişte yaşadığı acı tecrübelerin tekrarlanmaması adına iyi niyetle yapılmıştı.

Devlet toplumun en zayıf ve fakirini en güçlü ve zengini gibi eşit bir yurttaşı gibi görecek, muamele edecek ve koruyup kollayacaktı.

Kadın bir erkeğin sahip olduğu bütün haklardan eşit oranda faydalanacak ve asla ikinci sınıf insan muamelesine tabi tutulmayacak, şiddet, taciz, tecavüzlere karşı diğer kutsal devlet koruyup kollayacaktı.

Bankalar bütün vatandaşlar için ekonomik imkânlar oluşturacak ve herkes insanca bir yaşama için gerekli finans temin edilecekti.

150 yılı aşan tecrübe 3 kutsal kulenin çöküşünü netice verdi.

Devlet, fakir-fukarayı koruyamadığı gibi zenginler ve güçlülerin elinde bir tam bir zulüm makinesine dönüştü.

Kadın, ailenin temeli ve direği olarak oradan uzaklaştırılmakla hem aile kurumu hem kadının bizzat kendisi, en çok çocuklar, erkek kısaca herkes zarar gördü. Toplumun tüm kesimleri (kadın, erkek, engelli, çocuk, yaşlı) kurumlardan(kreş, sığınma evi, huzurevi, sevgi/çocuk evleri, engelli bakım merkezi v.b.)  hizmet alarak kadın ve aileden oluşan boşluğu doldurmaya çalıştılar ama başaramadılar, daha önemlisi mutsuzluk katsayısı giderek arttı, artıyor.

Bankalar, zengini daha çok zengin, fakiri daha fakir yapan bir finans sistemi üzerine evrildiler. Tam bir ekonomik terör makinesine dönüştüler.

Devamını oku...

Asıl adı Lütfullah olup Molla (Sarı, Deli, Maktul) Lutfi diye tanınmıştır.

1446’da Tokat’ta doğdu. İlköğrenimini zamanın âlimlerinden olan babası Kutbüddin Hasan’dan aldı. Sonra İstanbul’a giderek Sinan Paşa’dan mantık, felsefe, kelâm ve onun yönlendirmesiyle Ali Kuşçu’dan matematik okudu. Fâtih Sultan Mehmed tarafından saray kütüphanesine hâfız-ı kütüb olarak tayin edildi. Böylece buradaki nâdir eserleri inceleme imkânı elde edip birçok ilim dalında görüş bildirecek bir düzeye ulaştı. Bu sırada padişahla da -şakalaşacak kadar- yakın dostluk kurdu.

Ancak bu dostluk uzun sürmedi; vakıf kitaplarına hıyanet suçlamasıyla önce kütüphaneden uzaklaştırılıp müderris yapıldı, ardından ta‘zîr cezasına çarptırılarak hapse konuldu. Daha sonra görevine iade edildi ve Sinan Paşa’nın padişahla arasının açılıp Seferihisar’a sürülmesi sırasında onunla beraber gitti.(1476). Beş yıl sonra Fâtih’in ölümünün ardından yine Sinan Paşa ile birlikte İstanbul’a döndü ve II. Bayezid tarafından Bursa Yıldırım Bayezid (veya Sultan Murad) Medresesi müderrisliğine tayin edildi. Arkasından sırasıyla Filibe’de Şehâbeddin Paşa, Edirne’de Dârülhadis, İstanbul’da Semâniye, Bursa’da Murâdiye ve muhtemelen tekrar İstanbul’da Semâniye medreselerinde müderrislik yaptı.

Molla Lutfi zındıklık ve ilhâd suçlamasıyla yargılandıktan sonra idam cezasına çarptırıldı ve 25 Rebîülâhir 900 (23 Ocak 1495) tarihinde cezası Atmeydanı’nda boynu vurulmak suretiyle infaz edilerek naaşı Eyüp’te Defterdar Mahmud Çelebi Mescidi yakınına gömüldü. Onun idamı geniş yankı uyandıran tarihî bir hadise teşkil etmiştir. Taşköprizâde’nin “eşi bulunmaz, üstün kişiliğe sahip rakipsiz bir âlim” dediği (eş-Şeḳāʾiḳ, s. 280) Molla Lutfi’nin idamının açıklanan sebebi her ne kadar zındıklık ise de bu hükmün gerçek sebebinin hemen bütün kaynaklar tarafından hasımlarının kıskançlık ve düşmanlığına bağlandığı görülmektedir.

Devamını oku...

Konya (ÇODEM) Çocuk Destek Merkezi'nde "Engelli Farkındalığı" Semineri verdik...

İnsanı insan yapan diğerinin acısına, sevincine iştirak edebilmesidir.

Acı duyuyorsan canlısın, başkasının acısını hissediyorsan insansın.

İnsan olmak ve insan kalmak büyük bir çaba ve emek istiyor.

Bu çaba ve emekten “dağların, semavatın ve koca dünyanın kaçındığını, sadece insanın bu zor işi kabullendiğini bizzat Rabbimiz söylüyor:

“Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi.” Ahzap, 33/72.

Zor olduğu kadar kıymetli, insanı eşref-i mahlûkat makamına yükselten bu yol sarp yokuştan ibaret…

“Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir?

O tutsak bir boynu çözmek (köle azat etmek/insanları özgürlüğüne kavuşturmak)tır.

Yahut açlık gününde yakın olan bir yetimi veya hiçbir şeyi olmayan bir yoksulu doyurmaktır.

Sonra, inanıp birbirlerine sabır ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır.” Beled, 90/12-17.

Toplumda “engellilik” konusunda en önemli konu “farkındalık” oluşturmaktır.

İnsanı diğer varlıklardan en mühim farkın engel kabul etmeyen bir ruha sahip olarak yaratılması ile birlikte kendisine en çok engel koyabilen özellikleri birlikte yaşamasıdır.

Fiziki dünyalarında hiçbir karşılığı olmadığı halde psikolojik rahatsızlıklar ve insan üzerindeki etkileri bunun en açık örneğidir.

Devamını oku...

İnsan diğer canlılardan farklı olarak temsil kabiliyeti ile donatılmıştır.

Yaptıkları ve yapmadıkları, tavrı, duruşu, edası kısaca her eylemine kıymet biçilmiştir.

Bu hikmete işaret babında Rabbimiz şöyle buyurdu:

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor?” Kıyame, 75/36.

Belki kısa bir hayatta yaptığı eylemler ve niyetleriyle kıyamete kadar lehine veya aleyhine bir yol açıyor.

Kendisinden istenen şeytan ve nefsin hücumlarına karşı koyup yaratıldığı fıtrat üzere temiz kalabilmeye gayret etmek, ayağı kayar da kirlenirse de hemen tövbe istiğfara sığınmalı.

Bir tarafı dua ve tevekkülle iyilikler biriktirirken, diğer tarafı tövbe istiğfarla kötülüklere karşı koymalıdır.

“Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez” ifadesinde olduğu gibi insan bu dünyada yaşıyor, süresini dolduruyor, ama asla ölmüyor.

Devamını oku...

Her şey “ben sizin rabbiniz değil miyim?” sorusuna;

“Bela: Evet sen bizim rabbimizsin” sözüyle başladı. (A’raf, 7/172)

Din bir sözle başladı.

Peki, neydi söz.

Söz ağızdan çıktığında bütün kâinata yayılan ve uyduğun kadar,

Değer gördüğün,

İtibar bulduğun,

Saygınlık kazandığın,

Müslümanlığını gösterdiğin,

Mümin kaldığın,

Habil’e kardeş,

Emin Hz. Muhammed(s.a.v.)’e ümmet,

Sıddık Ebubekir(r.a.)’a arkadaş olduğun,

Kısaca; uyduğun kadar insan olduğun bir temel ölçüdür söz.

Ağzından çıkan söze uymadığında ise;

İblise oyuncak,

Kabile kardeş,

Karun’a arkadaş,

Ebu Cehile yoldaş,

Kısaca; uymadığın kadar alçaltıcı bir belirleyicidir söz.

Sıddık: Allah’ı verdiği sözü hakkıyla yerine getiren demektir.

Sıddıklık makamı şehitlik makamından üstündür.

Devamını oku...

“Namazları ve (özellikle) orta (sabah) namazını (üstlerine düşerek, titizlik göstererek) koruyun (hayatınızı bu namaza göre planlayın) ve Allah'a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun (içten saygınlık ve bağlılıkla Allah’a kulluk edin).” Bakara, 2/238.

Kur'ân'da Hz. Muhammed (sav)'in ümmetini övme bağlamında kullanılan aynı kökten gelen vasat (en hayırlı) ümmet(Bakara, 2/143) ifadesine bakılarak Salât-ı Vustâ için de "en hayırlı

namaz" tanımlaması yapılabilir.

Hz. Ali ve İbn Abbas olmak üzere bir grup sahabe ve tabiîne göre orta namaz sabah namazıdır. (Muvatta', 350, I, 139; Beyhâkî, Sünen, 2168, I, 675; Râzî, Mefatihu’l-Ğayb, VI, 159).

İslam’da “ölüm” her şeyin başlangıcı olması itibariyle hayatın merkezine konulmuştur.

Dünyadaki imtihan serüvenimizi anlatan ayette Rabbimiz ölümü hayatın önüne koyarak zikrederek önemine dikkat çekmiştir:

“O, amel bakımından hanginizin (İslam’a uygun davranış, ahlâk ve anlayışta) daha iyi (daha güzel ve verimli) olacağını denemek (ve hak ettiği karşılığı vermek) için ölümü ve hayatı yarattı. O, Üstün ve Güçlü olandır, çok Bağışlayandır.” Mülk, 67/2.

İnsan da anne karnında ölür, dünyaya doğar, dünya da ölür kabir kapısından geçer ve ebedi hayata yine ölüm vasıtasıyla ulaşır.

“Ölümü merkeze alma” İslam Ümran’ının kuşattığı bütün anlara sirayet etmiştir.

Mesela; kabirler caminin bahçelerine yapılır, ölümü haykıran kabir taşları günde 5 vakit dirilere hayat versin düşüncesi ile…

Günler güneşin ölümü(batışı) ile başlar İslam’ın yorumunda.

Perşembe günü akşam vakti güneşin batımıyla biter ve Cuma günü başlar.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 112

Başlangıç
Önceki
1

Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Yelkenleriniz sabit mi?/Are your sa...
Abi yazılarınızı takip ediyorum. Allah razı olsun. İstifade ediyorum İnşallah.
Türklerin Müslüman Olmasının N...
elinize sağlık çok işime yarayacağını düşünüyorum
Ağırlığınca duracaksın bazen ...
Tebrik eder. Hayat demek hareket demektir.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun...
çocuk koruma kanunu ile ilgili bilgi araştırıyorum bende. bu sitede de bilgiler var. ilgilenen a...
GECE GEZME EHLİYETİ
Sadece şiddet olunca değil. Kadına hiç bir şey yapmasan bile sana iftira attığı takdirde uza...

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün139
mod_vvisit_counterDün162
mod_vvisit_counterBu Hafta499
mod_vvisit_counterBu Ay5591
mod_vvisit_counterToplam676674