Cuma, Eylül 21, 2018
Text Size

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

Gökhan Kırlangıç kardeşimin hazırlayıp sunduğu Ribar Fm'de yayınlanan Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk.

Radyo Gençlikte 'Canefşan' programına konuk olduk...

Radyo Gençlikte Filiz Akman'ın hazırlayıp sunduğu 'Canefşan' programında 'Aile' yi konuştuk..

  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02
  • Akademik Bakış'ta ''Kök Hücre Üretim Merkezi Aile''yi konuştuk..

    Perşembe, 08 Mart 2018 14:52
  • Radyo Gençlikte 'Canefşan' programına konuk olduk...

    Cuma, 02 Şubat 2018 14:02
  • Manevi Danışmanlık ve Rehberlik Yüksek Lisans Öğrencileriyle Ders Yaptık...

    Çarşamba, 27 Aralık 2017 14:54
  • Meram Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Gençleriyle Tecrübelerimizi paylaştık.

    Çarşamba, 27 Aralık 2017 14:43

Son Yazılarım



09 Temmuzda milletin seçtiği ilk Başkan yemin ederek görevine başladı. Akşamda bir başkan yardımcısı ve 16 bakandan oluşan kabinesini açıkladı.

2100 yılı aşan devlet tecrübemiz açısından tarihten bugünümüze baktığımızda şunu net görürüz: 1299'da kurulan Osmanlı Devleti için 29 Mayıs 1453 ne anlama geliyorsa, Türkiye Cumhuriyeti için 09 Temmuz 2018 aynı manadadır. Gelişim ve alt yapısını tamamlayan devletimiz  vites yükseltmiştir.

29 Mayıs 1453’de İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet, kendisinden önceki bütün devlet tecrübelerini kendisinde toplayan Bizans Devleti’nin birikimi ile İslam ve Türk Devlet tecrübesini birleştirerek eski çağı kapatıp dünyayı yeni bir çağla tanıştırmıştır.

1683’den itibaren defalarca ‘’bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin’’ tabirine muvafık bir biçimde var olma mücadelesi veren Osmanlı Devleti’nin tamamen yanmasıyla, 23 Nisan 1920’de küllerinden doğan genç Cumhuriyet gelişim ve alt yapısını tamamlamış ve 09 Temmuz 2018’de vites yükselterek dünyanın dikkatine en yeni, en taze, en güzel yönetim sistemini sunmuştur.

Yeni sistemde herekse düşen görev işe yaradığı alanı doğru belirleyip daha çok çalışmak ve daha fazla üretmektir.

‘’Dünya 5’den büyüktür’’ cümlesinde ifadesini bulan dünyayı yeni bir çağa taşıma eylemi 09 Temmuz’da Beştepe’de yapılan törenle tamamlanmış ve dünya bu mesajı iliklerine kadar hissetmiştir.

Devamını oku...

Tarihi Allah yazar.

Yazdığı senaryo için o anda uygun oyuncu kişi ve milletlere rollerini talepleri üzerine verir.

Bir millet gelir Hak ve Adaletle yeryüzünde Allah’ın kullarına hizmet eder, kendisi de değer kazanır.

Hak’tan ve Adaletten ayrıldıklarında ise Rabbim onları başka bir milletle değiştirir.

‘’Ey inananlar ! Sizden kim dininden dönerse, Allah (onların yerine) kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı sert ve onurlu bir toplum getirir ki onlar, Allah yolunda gayret gösterirler, (bu uğurda) hiç kimsenin yermesinden ve kınamasından çekinmezler. Bu Allah'ın bağışıdır, onu dilediğine (dileyene) verir. Allah lütfu geniş olandır, O (her şeyi) hakkıyla bilendir.’’ Maide,5/54.

Bir işin İslam’a uygun olması için 3 temel esası barındırması gerekir;

1.Adalet

2.Düşünce Özgürlüğü

3.İstişare

24 Haziran seçimini değerlendirdiğimizde bu aziz milletin şu mesajı verdiği açıktır.

Mesaj kısaca şudur: ‘’7 Haziranda verdiğim kısa mesafeli ev ödevlerini yaptın ve 1 Kasım’da tekrar görev verdim. 16 Nisanda ülkenin ihtiyacı olan sistem değişikliğine yeşil ışık yaktım. Evet ben seninle bu tarihi yürüyüşe devam edeceğim. Şimdi ise uzun mesafeli 2023, 2053, 2071 hedeflerine yürümek için senden daha ciddi bir Öz eleştiri, silkinme, arınma, yenilenme, uzlaşma bekliyorum.’’

Büyük yolculuklar için yola çıkacağınız ekibin her açıdan zenginliğe, enerjiye, motivasyona, inanca ve kondisyona sahip olması gerekiyor.

Ben bu yapılacak YENİLENME işini kartalın DEĞİŞİMİNE benzetiyorum, şöyle ki:

‘'Kartallar, kuş türleri içinde en uzun yaşayan türlerin başında gelir. Ortalama 70 - 100 yıl yaşayabilirler.

Ancak çoğunluğunun vahşi yaşam mücadelesi ortalama 40-50 yıl sürer.

Peki, bu neden böyledir?

Bu sorunun cevabı, kartalın yeniden doğuşu yaşadığı çile döneminde saklıdır.

Devamını oku...

Hz. Adem (a.s.) ile başlayan ve Hz. Muhammed (s.a.v.) ile tamamlanan Peygamberlik mesleğinin en önemli özelliği yapılan hizmet karşılığında bir ücret alınmamasıdır.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah defalarca bu KESİN ve ÖNEMLİ kuralı hatırlatır.

‘’İşte, o peygamberler, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: "Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur'an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır." En'âm, 6/90

‘’Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah'a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi." Yûnus,10/72

"Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a âittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum." Hûd, 11/29

"Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?" Hûd, 11/51.

‘’Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.’’ Yûsuf, 12/104

‘’Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.’’ Mü'minûn, 23/72

‘’De ki: "Ben buna karşılık sizden dileyen kimsenin, Rabbine giden yolu tutmasından başka herhangi bir ücret istemiyorum." Furkân, 25/57

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." Şuarâ, 26/109, 127, 145, 164, 180,

‘’Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! (Vazifelerine karşılık) sizden hiçbir ücret istemeyen(bu) kimselere uyun! Onlar doğru yoldadır.” Yasin, 36/20-21

“(Ey Muhammed!) De ki: "Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim." Sâd, 38/86

Devamını oku...

Allah Teala tarafından kainattta her şey bir mizan, ölçü ve denge üzerine yaratılmıştır. ‘’ Çünkü indirdiği vahiy ile hakikati ortaya koyan ve (böylece insana, doğru ile eğriyi tartacağı) bir terazi veren O'dur.  Senin bütün bildiğin ise, Son Saat'in yakın olduğudur.’’  Şura, 42/17

İmtihana muhatap olan İnsanlar ve cinler dışındaki varlıkların mizan ve ölçüleri fabrika ayarlarında sabitlenmiş, insanlar ve cinlerin ki kendi akıl, kalp, vicdan ve iradelerine bırakılmıştır.

İnsanların ve cinlerin önüne alayı illiyin bakımından  en büyük meleği geride bırakacak, esfel-i  safilin tarafından ise şeytanı geçecek bir yol açılmıştır.

Onlara takva ve fücur programları yüklenmiş ve seçim kendilerine bırakılmıştır.

Dünya imtihanında insanların ve cinlerin görevi yaratıldıkları fabrika ayarları üzerinde ‘’temiz’’ kalmaya çalışmaktır.

Şeytan ve nefsin hücumuyla fabrika ayarları bazen bozulabilir. Dua ve tevekkül ile iyiyliğe koşarak, hata yapıp günah işlediğimizde ise, tevbe ve istiğfar ile derhal kalibrasyonu yapıp ayarlara hızla dönülmezse, kalbin paslanmasına, vicdanın kokuşmasına, aklın muhakemeyi kaybetmesiyle sonuçlanabilir.

İşte yılda bir fabrika ayarlarının gözden geçirilmesi için Ramazan orucu biz Müslümanlara farz kılınmış, İslam’ın en önemli beş esasından birisi kabul edilmiştir.

Alışılmasının önüne geçmek ve yılın tüm zaman ve mevsimlere nüfuz etmek için her yıl daha önceki yıla göre 10 gün önceden gelir. Kendisinden önce Recep ve Şaban isminde 2 yardımcısını gönderir. Yardımcılar üstatları olan Ramazanın istedikleri konusunda ev sahiplerini bilgilendirir ve onun ziyaretine hazırlarlar.

Ve muhteşem bir eda ile gelir Ramazan.  Hediyelerle, müjdelerle, temizlik maddeleriyle gelir. Ruhumuzu, kalbimizi, gönlümüzü temizler. Bizi fabrika ayarlarına döndürmek için gayret eder. Bu 3 aylık manevi check-up aynı zamanda diğer 9 ayın aynı şeklide bu ayar, bu şuur ve temizlikte yaşanması içindir.

Ciddi , şefkatli , merhametli bir müfettiş gibidir Ramazan ve yardımcıları Recep ve Şaban.  Bize çok şey getiriler ve bizden çok şey götürüler. Önemli olan onları önemsemek ,  ciddiye almak ve nasihat ve ikazları dinlemek.

Dünyevileşmenin zirve yaptığı , ruh yerine madde ve bedene yatırımda korkunç bir yarışın içindeki insanoğlu için Ramazan tam bir rahmettir. Maddeten elinin eteğini oruçla çeken insan ruhunu hatırlar. Rabbinden bir parça olan ve maddenin ve bedenin inceldiği kadar kendini gösterebilen ruhun bayramıdır Ramazan.

Devamını oku...

Milletimiz Ramazan ayının güzellikleriyle seçim atmosferini birlikte yaşıyor. Siyaset, halkımızın kahir ekseriyetinin yakından ilgilendiği konulardan.

Seçim sürecinin kısa olması ve böyle mübarek günlerle çakışması bizi bazı konularda daha dikkatli olmaya sevk ediyor.

Bir kısım alışkanlıklarını oruçla –Allah Rızası için- terk etmek zorunda olan kardeşlerimiz haliyle daha asabi ve gergin olabiliyor. Bu anlamda konuşma münakaşaya dönüşmeye başladığında bizlere ‘‘ben oruçluyum’’ ifadesiyle çekilmemiz tavsiye edilmiş Allah’ın elçisi tarafından.

Zaten Ramazan ve dışındaki zamanlarda da ‘’Münakaşadan -haklı olsa bile- vazgeçmedikçe kişinin imanı tamam olmaz’’ tavsiyesi var Peygamberimizin.

Bu seçimde aynı tabandan ayrılan birkaç partinin müntesiplerinin birbirlerine gerçek hayatta ve sosyal medyada kullandıkları dil kardeşlik ve dostluğumuza zarar veriyor.

Tabii ki herkes kendi fikrini savunacak ama fikirlerimizi savunurken iletişim yöntemimizde lütfen şu 7  ilkeye dikkat edelim.

1.İman etmedikçe cennete gidemezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz ameli söyleyeyim mi. Aranızda selamı yayınız.En çok muhalif dost ve kardeşlerinize selam verin siyasi fikirlerinizi onlara anlatın.

O halde:‘’Keller yağırlar birbirini ağırlar’’ formatından çıkın.

2.İsra suresi 36. Ayette Rabbimiz: ‘’Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan (o peşine düştüğün şeyden) sorumludur’’ buyurur.

O halde: Doğruluğundan emin olmadığınız, elinizde kesin bilgi ve belge olmayan hiçbir konuyu konuşmayın/yazmayın/dinlemeyin/aktarmayın".

3.Hucurat suresi 6. Ayette Rabbimiz:‘ ’Ey inananlar! Size yoldan sapmış birisi, bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın! Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz’’ buyurur.

O halde: Haber kaynağına dikkat edin, kaynağı sağlam olmayan haberlere itimat etmeyin, inanmayın.

4.Maide suresi 8. Ayette Rabbimiz: ‘’Ey inananlar! Allah için adaleti (hakkı) ayakta tutun ve adaletle şahitlik eden kimseler olun! Sakın herhangi bir gruba karşı duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin! Adil olunuz! Allah'a karşı sorumluluk bilinci duymaya en yakın olan davranış budur. Allah'a karşı gelmekten sakının! Hiç kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır’’ buyurur’’

O halde: Karşınızdaki en önemli hasmınız da olsa adaletten, düşünce özgürlüğünden vazgeçmeyin.

Devamını oku...

SETÖ;(Suikastçi  Terör Örgütü)Mithat Paşa ve Hüseyin Avni Paşa nihai bir netice elde etmek için padişahın tahttan indirilmesi gerektiği fikrindeydiler. Bunun için  29 Mayıs 1876 günü Mithat Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Harbiye Mektebi Nazırı Süleyman Paşa, Şurayı Devlet Reisi Redif Paşa yeni şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendiden padişahın tahttan indirilmesi için hal fetvası aldılar. Her şey hazırdı. Bir gün sonra Harbiye Mektebi Kumandanı Süleyman Paşa iki tabur askerle Dolmabahçe Sarayı'nı bastı ve Sultan Abdülaziz’i tahttan indirdi. Sultan Abdülaziz’in hal gerekçesi olarak da ‘muhtelüs şuur’ olması gösterildi. Sultan Abdülaziz tahttan indirildikten sonra haremi ile birlikte Topkapı Sarayına nakledildi. Topkapı Sarayına nakledilen Sultan Abdülaziz bir gün sonra kardeşinin oğlu Şehzade Murad’ın cülusunu tebrik edecek ve kendisine ikamet için başka bir yer tayin edilmesini isteyecekti. Bunun ardından Sultan Abdülaziz’e kendi yaptırdığı Feriye Sarayı uygun görüldü. 4 gün sonra haremi ile birlikte buraya yerleşen Sultan Abdülaziz 5 Haziran günü odasında bilekleri kesilmiş bir vaziyette bulundu.

Su-i kastci çetenin arkasında İngilizler vardı ama bizden görünen ‘onların çocukları’ yapmıştı.

HETÖ:(Hareket Ordusu Terör Örgütü) 31 Mart Vak’ası diye tarihe geçen bu olay, 14 Nisan 1909 tarihine rastlamaktadır. Tarihçiler bu olayın, kendi zulümlerini örtmek isteyen Ittihadçıların, II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesini temin etmek için, İngiliz Gizli Servisi’nin yardımı ile ve İngilizlerin aleti olarak tertipledikleri bir hadise olduğunda ittifak etmişlerdir. Ancak suç, samimi Müslümanlara yıkılsın diye, bir kısım dini sloganlar kullanılmış ve “şeri’at elden gidiyor” diye dine ve dindarlara hücum planları hazırlanmıştır. İttihadçılar, kendilerinin tertipledikleri bu olayı, dindarları mürteciler diye suçlayarak dindara yıkmışlar ve maalesef kendileri gibi düşünen tarihçileri de kullanarak, bu olayı en büyük irtica olayı diye takdim etmişlerdir. ‘Dinde hassas muhakeme-i akliyede zayıf’ Derviş Vahdeti gibi bir kısım Müslümanlar da provokasyona zemin hazırlamışlardır. Selanik’ten Hareket Ordusu adını verdikleri kuvvetleri, Padişah’ı kurtarmak gibi yalancı bir sloganla İstanbul’a sevk etmeye başladılar. Askerlerin çoğu, yağmacı ve Müslüman katili olan Makedonyalılardı. Tam bir çapulcu ordusuydu. Olayın vahametini anlayan İstanbul’daki generaller ve özellikle I. Ordu Komutanı Nazım Paşa, Sultan Abdülhamit’e müdahale etmeleri gerektiğini anlattılarsa da, Müslümanı Müslümana kırdırmayacağını söyleyen Padişah, onlara gerekli talimatı vermedi. I. Ordu Kumandanı Nazım Paşa’ya, Hareket Ordusu’na silah çekmemeleri için yemin bile ettirdi. 25 Nisan’da Hareket Ordusu, Yunan ordusu gibi davrandı ve Yıldız Sarayı’nı yağmaladı. Kütüphane dışında Padişah’ın altın arabasını bile parçalayıp götürdüler. Daha sonra da 27 Nisan 1909’da Meclis-i Umumi’yi toplayarak Abdülhamit’i hal’ kararını silah zoruyla çıkardılar. En önemli ithamları, 31 Mart Vakasını tertip etmekle suçlamak idi. Hâlbuki bu tamamen yalandı. I. Orduya talimat vermemekte direnen Padişah, Müslümanı Müslümana kırdırmakla itham ediliyordu. 31 Mart Olayı, Ittihadçıların tertipledikleri bir fitneydi; ancak muhalifleri olan Kâmil Paşazâde Said Paşa, İsmail Kemal Bey, muhalif gazetecilerden Mizancı Murad ve Volkan Gazetesi baş yazarı Derviş Vahdeti gibi bazı safdiller de durumdan pasta çıkarmak uğruna ateşe körükle gittiler ve fitne ateşini söndürmek yerine daha da alevlendirdiler. Neticede düşmanlar kâr etti; devlet, millet ve din zarar etti. Çünkü kurulan Divan-i Harbi-i Örfî Derviş Vahdeti başta olmak üzere çok masumları idam sehpalarında sallandırdı. Din düşmanı kesimlerin eline de tam bir irtica sermayesi verilmiş oldu. Bediüzzaman gibi allâmeler bile, 31 Mart Olayı ile yargılandılar; ama beraat ettiler.

31 Mart’ı gerçekleştiren Hareket Ordusunun arkasında İngilizler vardı ama bizden görünen ‘onların çocukları’ yapmıştı.

BETÖ(Baskıncı Terör Örgütü) 23 Ocak 1913 günü Bulgarlar, Edirne ve Çatalca önlerindeyken, Kurmay Albay Enver Bey (Paşa) sabıkalılardan müteşekkil 20-50 kişilik bir çete ile Babıali’yi bastı.

Devamını oku...

Hz. Adem’le başlayan ve Hz. Muhammed(s.a.v) ile tamamlanan İslam dininin temel hedefi Allah’ın varlığı ve birliğini tesis, yani Tevhid ilkesini dünyaya hakim kılmaktır.

Allah’ın varlığı ve birliği önündeki en büyük engel daima kafirlerden çok müşrikler olmuştur.

Müşrik, Allah’ın varlığı ve birliğini inkar etmemekle beraber O’na ortak koşan kimsedir.

Mekke müşrikleri İslam kendileri tebliğ edilmeden öncede Allah’ biliyorlardı, Resulü evlatları kadar iyi tanıyorlardı.

Aynı zamanda Kabe’ye yerleştirdikleri 360 civarında putlara, 360 putu temsilen de 4 büyük puta (Hübel, Uzza, Lat, Menat) tapmaya devam ediyorlardı. Bu putları Allah’a yaklaştıran aracılar olarak kabul ediyorlardı.

Peygamberimiz İslam’a davete başlamadan önce Arap toplumunda paganizm  yaygınlaşmış, puta tapınma o kadar yaygın hale gelmiş, o kadar ucuzlamıştı ki, müşrikler helvadan putlar yapıyorlar, acıkınca yiyebiliyorlardı.

Hz. Peygamber(s.a.v.) 23 yıllık sürede en çok puta tapan müşriklerle mücadele etti.

Ve fetihlerle vefat etmeden Arap Yarımadasını büyük/küçük tüm putlardan temizlemişti.

Peki Hz. Peygamber vefat ettiğinde durum neydi?

Vefat ettiğinde Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’in yaklaşımında ortaya çıkan fark önemli bir anlayış farklılığına işaret ediyordu.

Bu anlayış ve yaklaşım farklılığı ise üzerinde hassasiyetle durulmayı hak ediyor.

Bu iki farklı yaklaşım, sosyolojik ve psikolojik tahlillerle desteklenerek bugüne dair işaretler veriyor.

Peygamberimizin vefat haberini alan Hz. Ömer ; ‘’ "Resûlullah ölmemiştir ve sağdır. Ona sadece Hz. Musa'ya ârız olan saika gibi bir saika arız olmuştur. Kim Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim" sözleriyle tepki vermişti.

Hz. Ebu Bekir ise;  "Kim ki Muhammed'e (a.  s.m.) tapıyorsa, bilsin ki, Muhammed (a.s.m.) ölmüştür. Kim ki Allah'a ibadet ve kulluk ediyorsa bilsin ki, Allah Hayy'dır, ölümsüzdür."

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 1 - 91

Başlangıç
Önceki
1




Anket

Sizce toplumun en önemli problemi nedir?

Son Yorumlar

Türklerin Müslüman Olmasının N...
winknnnnnnnnnnnnnn çok güzeeeeeeeeeeeelllllllllllllllll olmuşş
Türklerin Müslüman Olmasının N...
smiley çok güzel olmuş elinize sağlık.
DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Allah razı olsun güzel bir yazı... Yusuf'umuza da Allah'tan rahmet diliyorum.
DAHA SONRA... (Yusuf ÇİĞDEM ’i...
Çok güzel bir yazı olmuş, okurken duygulandım. Kaleminize yüreğinize sağlık...
Mutezile Fırkasının Günümüzde...
Teşekkürler hocaam

Ziyaretçi İstatistikleri

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün244
mod_vvisit_counterDün393
mod_vvisit_counterBu Hafta1435
mod_vvisit_counterBu Ay6888
mod_vvisit_counterToplam390405