Perşembe, Aralık 03, 2020

Text Size


Dünyanın en kıymetli değeri, sizi karşılıksız seven ve size siz olmadığınızda da dua eden bir insandır yani dosttur.

Sanayileşme, kapitalizm, tüketim toplumu, pragmatizm gibi etkenler günümüzde dostluğun önemini iyice artırdı.

Zira dostluğun  yukarıda saydığımız etkenlerin kitabında maalesef yeri yok.

‘Daha çok kazan, daha çok tüket, tükettiğin kadar mutlu ol, tükettiğin kadar kendini gerçekleştir’ gibi yaratılışa, fıtrata tam zıt hatta yaratılışa savaş açan bu yaklaşımları insanoğluna mutluluk getirmiyor.

Başta eşi olmak üzere dostuyla kendini tamamlayan, dostuyla var olan insan, gönlüne gönül, sohbetine sohbet, duasına duayla karşılık veren samimi dostları kadar mutlu olabiliyor.

Hz. Muhammed-Hz. Hatice-ül Kübra, Hz.  Muhammed, Ebu Bekir(r.anhum) dostlukları en güzel misaller. İkinin ikincisi sözüyle Kur’an-ı Kerim’de rabbimiz bu dostluğu övüyor ve bize dünyada böyle dostlar edinmemizi tavsiye ediyor. Bu ifadenin de yer aldığı ayet bize bir HAYAT NİZAMI tavsiye ediyor: ‘’Eğer siz (ilayı kelimetüllah için) o (Peygamber)e yardım etmezseniz (mühim değil, Allah ona yardım edecektir). Hani vaktiyle inkarcılar onu iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir'le birlikte Mekke'den) çıkardıkları zaman, ona Allah yardım etmişti. Onlar (Sevr dağında) mağarada bulunurken, o arkadaşına: “Tasalanma, çünkü Allah bizimle beraberdir” demişti. Bunun üzerine Allah da o(na yardım etmiş ve arkadaşının kalbi)ne huzur ve güven indirmişti. Ve onu görmediğiniz ordularla desteklemişti. Böylece inkâr edenlerin sözünü (davasını) alçaltmıştı. Allah'ın sözü en yücedir. Çünkü Allah üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.’’Tevbe,9/40

Hepimize örnek olabilecek bir dostluk hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Yardımcımız Yalçın Akdoğan arasındaki dostluk bizlerin ders alması, gıpta etmesi , olumlu anlamada istifade etmesi adına güzel ibret levhaları sunuyor.

İşte bu zamanda dostluk böyle olur kabilinden örnek bir dostluk hikayesi onların ki.

Yazılarını zevkle okuduğum ve istifade ettiğim  Türkiye’nin en iyi iletişimcilerinden kabul ettiğim Nuran Yıldız Hanımefendi bakın bu dostluğu bize de ders ve ibret olsun şekliyle ne güzel kaleme almış:

‘’Kıskançlık huyum yoktur. Sevgilimi. Meslektaşlarımı. Başarılıyı. Paralıyı. Şöhretliyi. Kıskanmam. Sanırım “sahip olma”ya meylim yok.

Ama. Cumhurbaşkanı/Başbakan Erdoğan’ın, danışmanı Yalçın Akdoğan’la ilişkisini hep kıskandım.

Düşünsenize. Size ve davanıza inanmış biri var. Yanınızda hep. Kişisel arzularını/meselelerini bir kenara koymuş. Kafasını hep sizin için kuruyor.

Erdoğan’ın kara kutusu Yalçın Akdoğan gibi.

Erdoğan’ın yaşadıkları, Akdoğan’ın düşündükleridir.

Erdoğan konuşuyorsa, Akdoğan dinliyordur.

Erdoğan heyecanlanıyorsa, Akdoğan soğukkanlı bekliyordur.

Hakkında. Yukarıda yazdığım ve aşağıda yazacağım her şeyi 8 Ağustos 2014’te, Yeni Şafak’ta yazdığı cümle özetliyor:

“Erdoğan’ın halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı olması şahsen benim için önemli bir siyasi amacın gerçekleşmesini ifade ediyor.”

Erdoğan ve Akdoğan dostluğunu mihenk noktası alırsak, ilişki yoksulu oluşumuz yüzümüze vurur.

Düşünün. Yürüdüğünüz yol nereye giderse gitsin, batağa ya da zafere, yanınızda yürüyeceğinden emin olduğunuz biri.

Herkesten yedi kilitle sakladığınız düşüncelerinizi yanında yüksek sesle söyleyebileceğiniz biri.

Hani belinize ip bağlayıp uçurumdan atlasanız ipin ucunu sıkı tutacağından emin olduğunuz biri.

Olsa. Emin olun şu an olduğunuz yerden çok daha yukarıda olurdunuz.

Hayatta yaşanabilecek tek lüks, tek zenginlik bu. Ve Erdoğan’ı tüm servetinin yanında buna da sahip kılan adam.

Yalçın Akdoğan’ın okunması güç yüzünü bilir herkes. Oysa. Tavla oynarken çocuktur. Yenilmeye tahammülü yoktur. Eğer siz öndeyken tavladan kalkarsanız kara listesine yazılırsınız. Akıllı olan, tavlada yenilmeden kalkmaz. O kadar.

Konuşmaz. Daha doğrusu vekil oluncaya kadar konuşmazdı. Sonra çeki düzen verme işi üzerine kaldı.

Ketumdur. Ki çoğumuz bu sözcüğü unuttuk. Onun bildiklerinin yarısını bilen, çoktan çatlardı. “45 yaşındayım birçok insanın bulunmadığı süreçlerin içinde bulunan bir insanım” derken, demedikleri yığın olur o cümlenin arkasında.

Meydan okumayı sever. Meydan okuyucu tarzı o mu Erdoğan’dan, Erdoğan mı ondan almıştır karar veremedim.

Sabırlıdır. Üzerinde yürünecek taşları yavaş yavaş dizer.

Dostlarını satmaz, dostlarını satanlarla da aynı masaya oturmaz. Etrafında çok adam olsa da dostları bir elin parmakları kadar yoktur.

“Muhafazakâr Demokrasi”yi yazsa da radikal demokrasiye inanır.

Karşısında konuşan kişi ona yalan söyleyemez. Çünkü gözleri radyoaktif şekilde ruhunuzu okur.

İlkeleri vardır. 13 Ağustos 2014’te, Yasin Doğan adıyla yazdığı gibi yaşar: “AK Parti'nin bir kişiyi dahi dışlama, kaybetme lüksü yoktur. Bu davaya hizmet eden herkes değerlidir ve başımızın üstünde yere sahiptir.”

Ne kadar 22 Ağustos’ta, “Ne çoluk çocuğum, ne de yeni yetmeyim” cevabını verse de, yine 8 Ağustos’taki yazısında dediği gibi düşünür: “Biz de belki halâ genç sınıfında sayılabiliriz.”

Bence. Ondan korkan çoksa da, onun bir yanı çocuktur.

Köşk’te. Ya da. Kabinede. Akdoğan’ın durduğu yerde Erdoğan’ın, Erdoğan’ın durduğu yerde Akdoğan’ın gölgesi mutlaka vardır.

Çok bilmiş okura not: Bu yazı bir kişi methiyesi değildir, bir yoldaşlık methiyesidir.’’(http://www.nuranyildiz.com/aklimdan_gecen_2014_08_25.html )

Nuran Hocam eline, gönlüne sağlık.

Rabbim hepimize dünyanın en kıymetli sermayesi olan dostluklar ve dostlar nasip etsin.

Kimseyi hakiki bir dosttan mahrum etmesin.

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy