Cuma, Mart 05, 2021

Text Size

Ahlak



Dünyaya imtihan için gönderilen insanın en kıymetli sermayesi zamandır.

Zamanı daha çok bir yıllık dilimlerle ifade ederiz.

Zira yıllık alışkanlık tekrar edilir çoğu zaman.

Alışkanlıkları terk etmek ve değiştirmek çok ama çok zordur.

Bu sebeple hayatımızı olumlu alışkanlıklarla donatmak en akıllıcası.

Bu olumlu davranışların kazanılmasında da en çok ihtiyacımız çelikten bir irade.

İşte Recep-Şaban ve Ramazan ayları hayatımızı disiplinize etmek ve irade eğitimi açısından çok önemli bir destek sağlıyorlar bizlere.

O halde hayatımıza her yıl bir müfettiş edasıyla katkı yapan Recep-Şaban ve Ramazan aylarına yakından bakalım.

Alışılmasının önüne geçmek ve yılın tüm zamanlarına nüfuz etmek için her yıl 10 gün önceden gelir.Gelmeden Recep ve Şaban isminde 2 yardımcısını gönderir. Yardımcılar üstadları olan Ramazan konusunda ev sahiplerini bilgilendirir ve onun ziyaretine hazırlarlar. 

Ve muhteşem bir eda ile gelir Ramazan. Hediyelerle , müjdelerle , temizlik maddeleriyle gelir.Ruhumuzu , kalbimizi , gönlümüzü temizler.Bizi fabrika ayarlarına döndürmek için gayret eder.Bu 3 aylık manevi check-up aynı zamanda diğer 9 ayın aynı şeklide yaşanması içindir. 

Ciddi  , şefkatli , merhametli bir müfettiş gibidir Ramazan ve yardımcıları Recep ve Şaban. Bize çok şey getiriler ve bizden çok şey götürüler.Önemli olan onları önemsemek , ciddiye almak ve nasihat ve ikazları dinlemek. 

Dünyevileşmenin zirve yaptığı , madde ve bedene yatırımda korkunç bir yarışın içindeki insanoğlu için Ramazan tam bir rahmettir.Maddeten elinin eteğini oruçla çeken insan ruhunu hatırlar.Rabbinden bir parça olan ve maddenin ve bedenin inceldiği kadar kendini gösterebilen ruhun bayramıdır Ramazan.

Mevlana öyle der:Beden ve madde ağaçlarının inceldiği kadar ruhun ışıkları huzmeler halinde kendini gösterir.

Devamını oku...

haddini bilmek ile ilgili görsel sonucuİnsan Yüce Yaratıcı tarafından Halife olarak yaratıldı.

Kendisine irade ve inisiyatif kullanma yetkisi verildi ki ; bu hiçbir yaratılmışa verilmemişti.

Yaratılışta fıtratta irade ve inisiyatif kullanma yetkisi sınırsız verilen halife insana Peygamberlerle gelen kitaplar ve şeriatlar sınır çizdi.

Fıtratta sınırsız, dinler ve şeriatlarla sınırları çizilen insanın imtihanı buydu aslında.

Hakkını ve haddini bildiği oranda değerli bir kuldu.

Hakkını ve haddini bildiği kadar güçlü ve onurluydu.

Hakkını ve haddini bildiği sürece ahsen-i takvimde kainatın tepesindeydi.

Bu sebeple İslam’ın 6. Şartı ‘haddini bilmek’ dendi.

İblis Yüce Yaratıcıya açıkça ifade ettiği üzere insanı hakkı ve haddinin dışına teşvik etti hep.( (İblîs): «Beni azgınlığa itmene karşılık, and olsun ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerinde oturacağım, sonra da onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından (yaklaşıp) geleceğim ve Sen, onların çoğunu şükreder bulamayacaksın» dedi.Araf,7/16,17)

Demek ki insanın tüm gücü ve kuvveti ayaklarını sağlam basabildiği, kendisine tahsis edilmiş alanıyla sınırlı.

Bizi yoran , üzen, sabrımızı tüketen, agresif yapan, psikolojimizi bozan, cinnete getiren olaylar gerçekte bizim alanımızda olmayan bizim hakkımızı ve haddimizi bilmeden girdiğimiz alanlar.

Rabbim kendi sınırlarında kalması şartıyla insana kaldıramayacağı hiçbir yükü yüklemeyeceğini garanti ediyor.(Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden daha fazlasını yüklemez.Bakara,2/286)

Rabbim bu sınırlara dikkat etme konusunda Peygamberlerinin dahi zorlandığı misalleri bizlere vererek eğitir bizleri.

Devamını oku...

Cennetten çıkarılarak gönderildiğimiz ve cennete göre çok çok aşağılarda bir yerlerde olan yani deni(alçak,aşağı) olan dünyaya bakışımız tüm hayatımızı düzenliyor aslında.

Basitçe bir imtihan salonu olarak düzenlenmiş ve cennetten nimetlerin bir kısmının çok zayıf numune ve örnekleriyle donatılmış bir imtihan salonu dünyamız.

Vücudumuz da bu imtihan salonuna uygun bir şekilde geçici bir zaman için verilmiş ameliyat öncesi giydiğimiz elbise mahiyetinde.

Oysa her şeyiyle hay, her şeyiyle canlı olan ahret hayatı bambaşka.

Ölümün, yaşlılığın, zevalin, elemin, acının yokluğun olmadığı hep mutluluğun olduğu bir dünya ahret.

Dünyanın bin sene mesudane hayatının bir saatine karşılık gelmediği bir cennet;

Ve cennetinde bin sene mesudane hayatının bir saat Cemalullah’ını seyretmeye karşılık gelmediği bir sevgiliye kavuşmak Şeb-i Arus.

Şunu unutmayalım dostlar imtihan için dünyada verilen tüm numuneler sınırlı.

Mesela tüm hayatınız boyunca yiyeceğiniz ET , ya da TATLI miktarı belirli.

Çok yer israf ederseniz ömrünüzün ortasında bunlardan mahrum kalabilirsiniz.

Nasıl mı ? dediniz.

Doktor; ‘beyefendi GUT hastalığına yakalanmışsınız size ET yasak’ diyebilir.

Dediği anda et size haram olur.

Kanaat tükenmez hazinedir.

Coşkun akan nehirden dahi abdest alsanız israf etmeyin diyor Peygamberimiz.

Devamını oku...

Eğitim sistemi bizlere hep dış alemi öğretmeye çalıştı.

Bilimler hücreden başlayarak vücudumuz,şehrimiz,dünyamız ve evreni ayrıntısıyla bize anlattı.

Bizi biz yapan , bizi Kainatın halifesi haline getiren özel konumumuz anlatılmadı.

NLP kitapları da hep insanın dış alemle mücadelesini yüceltti.

‘Çare sizseniz çare sizsiniz’ gibi parıltılı laflarla insana hep dışarıya doğru gaz verdi.

Oysa insanı değerli kılan ruhu,kalbi ve onları sürekli gelişmeye zorlayan iç alemdeki nefsi idi.

Nefis terbiyesi kemal yolunun en önemli öğretisi dostlar.

İnsanoğlu; imtihan ve için gönderildiği dünyanın ve kendisinin hakiki mahiyetini çoğu

zaman anlayamadan kendisine ayrılan zamanı dolduruyor ve ölüyor.

Şurası çok net ki ; burası bir imtihan salonu.

Sorular ve sorulara verilmesi gereken cevaplar belli aslında.

Salon görevlileri hem soruları hem de verilmesi gereken cevapları insanlara bizzat yaşayarak,uygulayarak,en zor soruları cevaplayarak öğretiyorlar.

124 bin  peygamber, 124 milyon asfiya ve evliya bunun için yaşadılar.

3 ler , 7 ler , 40 lar bunun için.Ve kadro boşaldığında derhal dolduruluyor.

İmtihan salonu her bakımdan mükemmel,eksiksiz işliyor.

O zaman bizlere imtihana adam gibi hazırlanmak ve soruları doğru yapmak düşüyor.

Peki imtihanın en zor sorusu nedir ???

İşte onun cevabı insanın içinde çoğu zaman en son bakacağı yere saklanmış.

Devamını oku...

23 Eylül 2008 tarihiydi.

Ramazan ayının son 10 gününe girmiştik.

İddia edilen Ergenekon terör örgütüne dair bir yazı yazmıştım.

Yazının başlığı:İÇİMİZDEKİ ERGENEKONLARI TEMİZLEME ZAMANI’ idi.

Bu gün 08 Ocak 2015 Perşembe.

Yeni Türkiye’yi, 2023 ve 2053 ve 2071 hedeflerini konuşuyoruz.

O  tarihte farklı bir Ergenekon tarifi yapmıştım.

Maalesef zaman beni haklı çıkardı ve o gün en yüksek sesle Ergenekon diye feryat edenler,o gün şikayet ettikleri tüm olumsuz olayların başka bir versiyonu ile olarak karşımıza çıktılar.

O gün Kırmızı renklisini gördüğümüze Ergenekon’un bu gün yeşil renkli olanını yaşıyoruz.

Dostlar;

Müsaade ederseniz o günkü yazından kısa bir alıntıyla tespitimi sizinle paylaşayım,zamanın  tarifi ne kadar doğruladığına siz de hak vereceksiniz.

Ramazan ayının son 10 gününün verdiği manevi havanın da etkisiyle şöyle yazmıştım;

‘’ Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu günahlardan bağışlanmak olan Ramazan ayının son günlerindeyiz. Yani final oruçlarını tutuyor, sahurlara kalkıyor, hatimlerimizin son cüzlerini okuyoruz.

Peki Ramazan orucu bizde nasıl bir değişiklik yaptı. Ramazan ayına başladığımız 1 eylül tarihi ile bu gün arasında bizde ne gibi değişiklikler oldu. Başımızı iki elimizin arasına alıp bu muhasebeyi yapmanın tam zamanı dostlar.

Muhasebemizi iyi yapalım ki son düzlüğüne girdiğimiz bu rahmet ayında ,  unuttuğumuz ihmal ettiğimiz, yapmayı planlayıp ta yapmadığımız bir faaliyetimiz kalmasın.  Çünkü 2009 Ramazan ayına kavuşacağımıza dair hiç birimizin senedi yok.

Hepimizin artık öğrendiği ve dalga dalga genişleyen bir Ergenekon yapılanması var. Bu rahmet ayında  şöyle bir muhasebe yapabiliriz.

Ben bir fert olarak ne kadar bu gibi örgütlerden uzağım ya da ne kadar bu örgütlere yakınım  ???

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 9 - 19

9