Çarşamba, Ocak 16, 2019
Text Size

Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

ASKON Konya Şubesi Yönetim Kurulu üyelerine ''İş Hayatında İletişim, Aile İçi Huzurun Dinamikleri, İş ve Aile Ahlakı'' konularında sunum yaptık.YK Baş...

Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

M. Hasan Sert İlkokulunda Velilerle 'İletişim' ve yardımcıları 'Sevgi ve Sabır' konusunu paylaştık...

Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

  Ereğli'de 15 Temmuz Anaokulu Salonunda Veli ve Eğitimcilere Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.    

  • Askon Konya ekibiyle başarı ve mutluluğun şifrelerini paylaştık.

    Pazartesi, 24 Aralık 2018 14:06
  • Muhabbethane'de Gençlerle ''Huzurun Anahtarı''nı konuştuk...

    Salı, 13 Kasım 2018 08:17
  • Mehmet Hasan Sert llkokulunda Velilerle 'İletişim'i paylaştık...

    Perşembe, 25 Ekim 2018 09:01
  • Emirgazi'de öğretmenlerimizle beraberdik...

    Pazartesi, 24 Eylül 2018 11:06
  • Ereğli'de Çocuk ihmal ve istismarı üzerine konuştuk.

    Salı, 03 Nisan 2018 09:02

Ahlak



Selçuk Üniversitesinde yaşanan olay,cinayet bizleri derinden üzdü.

Yakıştıramadık,bir yere koyamadık,işin içinden çıkmakta çok zorlandık.

Bu 3 kişi nasıl böyle işlerin için girmişlerdi.

Üç şey insan için çok ama çok zordur.

1.Affedebilmek

2.Sır tutmak

3.Boş (serbest) zamanı değerlendirmek.

Bugün insanlığın en büyük problemi sürekli daha rahat bir hayat arayışı peşinde koşmaktır.

Dolayısıyla hep daha rahat bir iş, daha rahat bir araba ve daha rahat bir ev, mobilya, koltuk, v.s.

Oysa insan fıtraten müteheyyiç olduğundan rahatı say(çalışma) ve cidaldedir.

Meylür-rahat, sürekli rahata meyletmek, daha rahat bir hayat peşinde koşmak Bediüzzaman Said Nursi’nin tespitiyle celladı sehhardır yani kendine bağlayan,büyüleyen cellat.

Oysa bu amaç dünyanın yaratılışına aykırıdır.

Peygamberimiz ‘Dünyayı, çöl sıcağında yolculuk yapan bir yolcunun bir ağaç gölgesinde gölgelenmesi gibi yaşayın’ tavsiyesinde bulunnuştur.

İnsanın önüne açılmış ebediyet yolunda sadece bir istasyon olan dünya hayatı ancak ağaç altında gölgelenmek kadar bir zaman değil mi dir ?

Dünya hayatını hac ya da umreye gitmiş bir Müslüman formatında yaşamak gerekiyor.

Devamını oku...

11-13 Mayıs tarihlerinde Eskişehir’de Türk Dünyası STK Lar Zirvesi yapıldı.130 yerli 70 i yurt dışından 200 katılımcı ile STK Lar konuşuldu.Ben de tebliğimin özetini okuyucularımla paylaşmak istedim.(http://www.stkzirve.com/program-TR-EN-RUS.pdf )

İyi yönetişim, toplumun kritik ihtiyaçlarının giderilmesi bakımından kamusal kaynakların ve sorunların etkin ve etkili yönetimi anlamına gelmektedir.[1]

İyi yönetişim ve etkin bir kamu sektör yönetimi sosyal değişimin ve başarılı bir ekonominin temel ayağını oluşturur. Özel sektör ve sivil toplum kuruluşları yönetişimin önemli bir yönünü oluştursa da, aslında bu kavram devletin kurumlarını ifade eder. Bu anlamda, bir ülkenin sorunlarının kapsamlı yönetimi bakımından gerekli siyasal ve yönetsel kuralları anlatır.

Uluslar arası alanda iyi yönetişimin birbirinin üzerine oturabilecek üç temel unsurunun olduğu söylenebilir. Bunlar katılım, sorumluluk ve hakkaniyet şeklinde belirtilebilir.[2]

Bu üç temel prensibin yanında bunlarla yakından ilgili olmak üzere bütün iyi yönetişim tariflerinde şeffaflık, yolsuzluklarla mücadele, demokrasi ve desantralizasyon gibi unsurlara da yer verilmektedir.[3]

"Yönetişim" tabirinin siyasal bilimlerin sınırını aşıp günlük kullanıma geçişte ara dönem yaşadığımızı ifade edebilirim. Bu  kavram;

"Yönetme" kelimesini tek taraflı olmaktan çıkartıp, yönetilenlerin de dahil olduğu karşılıklı bir etkileşime konu ediyor.

"İyi yönetişim" (good governance) tabiri, yönetilenlerin de paydaş olarak katıldığı, demokratik süreçlerin katkısıyla ortaya çıkan hızlı, ucuz, verimli ve kaliteli kamu hizmetini ifade ediyor. Yönetmek, artık modası geçmiş bir kelime. Kamu hizmeti verenler artık yönetmiyor, toplumun ihtiyaçlarına, onların önceliği ve tercihlerine göre hizmet üretiyorlar.

Günümüzde uluslar arası organizasyonlar, yaptıkları işlerde sadece üye devletlere karşı değil, sivil toplum örgütlerine, bireylere ve diğer devlet dışı aktörlere karşı da sorumluluğa davet edilmektedirler. Bu açıdan hükümet dışı organizasyonlar (NGO) çok uluslu organizasyonları sorumlulukları bakımından sürekli uyarmaktadırlar. Çok uluslu organizasyonlar onları kuran üyelerine ve devletlerine karşı sorumludurlar. Oysa NGO’lar devletlerin sadece halkın isteklerini taşıyan birer araç olduklarını ve bundan dolayı kurumların asıl sorumluluklarının halka karşı olması gerektiğini ileri sürmektedirler. Bu açıdan sorumlulukların belirlenmesinde NGO’ların etkinliğinin göz ardı edilmemesi gerekir.

Yönetişimin kamu,yerel yönetimlerde etkin bir şeklide sağlanmasında , yönetimde STK’lara imkan ve fırsat verilmesiyle mümkündür.

Devamını oku...

Dünya evinde hayat salonunda imtihan bizim için her an tazelenen ve yenilenen soru/sorunlarla devam eden canlı bir süreç.

Bu imtihanın anahtar kelimesi ‘sabır’

İnsan binlerce telin bulunduğu mükemmel bir müzik enstrümanı gibi.

Rabbimiz kainatta her şeyi altın oranla muhteşem bir düzen ve intizamla,mizanla yarattığı gibi, kainatın küçük numunesi olan insanda da aynı düzen, mizan ve intizam mevcut.

İnsandan kainatın düzenine uygun bir nağme çıkması bu telleri yerli yerinde kullanmasına bağlı.

Bir sanatçı titizliğiyle insan kendi akordunu sürekli yapmalı, yapabilmeli.

Telleri çok gevşek bırakmak ne yanlış ise ve insanı amaçtan uzaklaştırıyorsa, telleri aşırı germekte o kadar imtihan sırrına aykırı.

Hayat karşılıklı iki sahifede yazılan bir kitap gibi.

Bir tarafta dua ve tevekkül meyelanı hayra kuvvet vermek için,

Diğer tarafta istiğfar ve tövbe meyelanı şerri kesmek için.

İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadeti dareyni (iki dünya saadetini) netice verir.(B.Said Nursi)

İman, sabır, teslim, tevekkülle hayat nağmesini ortaya koyarken tellerimizi itinayla ehemmiyetle kullanalım.

Çünkü bir tel bile kopsa bazen altın oran gereği insanın tüm dengesini kaybetmesine sebep olabiliyor.

Devamını oku...

Hz. Adem’den son insana kadar geçerli olan dünya düzeninde kazanmak ve kaybetmenin kuralı, yöntemi, sistemi aynı,hiç değişmiyor.

Samimi olmak ve çalışmak. Gerisi kainatın ve dünyanın sahibinin yetkisinde.

Samimi-içten çalışmak ve tevekkül etmek yani.

Bedir savaşını kazanan 350 sahabenin ve Peygamberimizin bu samimiyet ve çabasına kıymet veren kainat sahibinin gönderdiği 3000 melekti.

Ayetiyle bunu Rabbimiz herkese açıkça deklare etti.

‘’Siz, Bedir’de o kâfirleri kendi kuvvetinizle öldürmediniz. Lâkin Allah size yardım etmekle onları öldürdü. Ey Rasûlüm, düşmanların gözlerine bir avuç toprak attığın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı; ve bunu, güzel bir ganimet ve zafer tecrübesi vermek için (yaptı) Muhakkak ki Allah, (söylenenleri) işiten, (her şeyi) bilendir.’’ Enfal,8/17

Bedir Savaşını bu samimiyetle kazanan sahabeler Uhud’ta özellikle okçular Peygamberimizce uyarıldıkları halde görev yerlerini ganimet arzusuyla terk etmeleri mağlubiyeti getirdi.

Yeni bir seçimden çıktık.Kainatın bu değişmez kuralını bir kez daha gördük.

Çalışan ve samimi olanlar kazandı.

Kainatın sahibi şifreleri doğru girene kapıları açıyor.

‘’İnsana çalıştığından başkası yoktur.’’Necm,53/39

‘’Mazeretin çoğu yalandır.’’

Seçim halkın oluşturduğu hassas bir kantardır.

Kantara çıkanlar lütfen sonuçları eğip, bükmeden iyi değerlendirsinler.

Sandık aynasına dikkatle baksınlar.

Şimdi herkesin kendi durumunu, konumunu güncelleme zamanı.

Devamını oku...

Bediüzzaman Said Nursi'ye göre müspet hareket; kişi ve kurumları bulundukları yerden bir adım dahi olsa hak ve hakikate, iyiye,güzele doğru yönlendirme hareketidir.

Bu müspet hareket etme konusunda en önemli ilke yapılan iş te samimi olmak, yaptığı hizmet karşılığında DÜNYEVİ ve UHREVİ hiçbir karşılık beklememek ve KABUL etmemektir.

2. Mektupta Üstad Hak ve Hakikat mücadelesinde bulunanların en önemli vasıflarının yaptıkları hizmete mukabil maddi-manevi ücret almamak olduğunu ifade eder. Ve vasiyetim dediği 'Konuşan Yalnız Hakikattir' risalesinde yapılan İman hizmeti karşılığında bırakın Maddi menfaati manevi ve uhrevi menfaatleri dahi talep etmekten Kader İlahi tarafından men edildiğini ve bu sebeple şefkat tokatları yediğini en mükemmel ifadelerle anlatır.

Yaşadığı 28 sene tevkif ile cezaevinde tutulmayı (uzun tutukluluk süreleri yeni değil), 20 den fazla zehirlenmeyi, memleket memleket sürgün edilmeyi Kader-i İlahi açısından bakarak Kuran Hakikatlerini manevi makamata alet etmeyi engelleme için verildiğiyle yorumlar.Ve muhatabını her daim Adil olan Kader-i İlahi olarak alır.

Kendisini 28 yıl cezaevine atan,20 den fazla zehirleyen ve sürgünlere gönderen adamlara ‘’benim muhatabım onlar değiller,benim muhatabım Rabbimin rahmeti’’ der ve haklarını onlara helal eder ve Risaleyi Nur talebelerine de aynı tavsiyeyi yapar.

Bu konuda Kur'anı-ı Kerim den ayetleri delil getirir.'Uyun o elçilere ki yaptıkları tebliğ karşılığında asla ücret istemezler ve onlar (bu sebeple) doğru yoldadırlar'' Yasin,36/20,21

Yine; De ki:“Sizden herhangi bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim ancak Allah’a aittir.O, her şeye hakkıyla şahittir Sebe,34/47

İN ECRİYE İLLÂ ALELLAH”Yunus,10/72 ayetinin ifade ettiği üzere ‘’NEŞRİ HAK İÇİN ENBİYAYA İTTIBAYA MECBUR VE MÜKELLEFİZ' demiştir.

Devamını oku...

Daha Fazla İçerik...

Sayfa 7 - 15

7